25 Ağustos 2023 Cuma

Bugün Cuma

                      Bu hafta bizim için oldukça heyecanlı, stresli, mutlu, hayal kırıklığı duygu karmaşasını yaşadığımız hatta bu durumun sürdüğü bir zaman oldu. Zaten bu yazdan hiç bir şey anlamadık, hiç tatil,seyahat, gezi planları yapamadığımız bir dönem oldu. İlk önce benim emekli olma maceram, sonra olamamam, eşimin mecburi emekli edilişi, benim dilekçemi geri çekmem ve tüm psikolojimin alt üst oluşu..

Allah sağlık versin tabi ki bunlar gelip geçici şeyler. Şu zaman diliminde çok sıkışık ve bunalmış hissediyorum kendimi. Ama sabır diyorum, hiç bir şey aynı çizgi de ilerlemiyor hayatta inişler çıkışlar çok. Yavaş yavaş düzene girecektir her şey.

Şu sıralar duygularımızın tavan yaptığı diğer olay üniversite sonuçları. Kızım geçen seneden sonra tekrar sınava girip  kendi rekorunu kırmıştı. Biz de aldığı puana göre tercihler yaptık istekleri doğrultusunda. İzmir, Ankara, Sakarya, Eskişehir ve hiçte istemediğim İstanbul. Vee çıkan tercih İstanbul! Ne diyeyim kader ağlarını örüyor herhalde. Gerçi İstanbul'da tek üniversite yazmıştık Türk Alman Üniversitesi (devlet üniversitesi bu arada özel sanılmasın) işte o da tuttu. Bu üniversiteyi aslında çok da istedik imkanları doğrultusunda, dil öğretimi,iş imkanları vb.. İşte hayallerimiz gerçek oldu, umarım dili almanca olmadığı halde kolayca okur. Bizi üzen nokta okulun Beykoz'da olması -ki bu en güzel tarafı İstanbul'un keşmekeşinden uzak. Ama okulun kız yurdunun çok kısıtlı olması. Etrafta fazla yurt olanağının olmaması. Daha ilk yıldan tanımadığı insanlarla eve çıkmasını da istemiyoruz. Okul yurduna başvuracağız ama çıkmazsa her şey daha da zorlaşacak..

Bakalım haftaya başvurular olup sonuçlar açıklanacak galiba ama bunları hep düşünme yoğun strese soktu bizi. Eşimle gece uyanıp saatlerce yatakta dönüp duruyoruz. Büyük ihtimalle çocuğu öğrenci olan herkesin yaşadığı şeyler bunlar.


                          Dün eşimle biraz hava alalım diye sabah 9 da bisiklete binip sahil boyunca gittik. Sabah erken olunca masalar boştu, hava mis gibi, poyraz sert esiyordu ama bu bile öyle iyi geldi ki bize. Öğlene doğru iyice bunaltan havaların tadı sadece sabah erken saatlerde ya da akşam ezanından sonra çıkıyor.


                          Sonrasında kasabamızın halk plajına gelerek bir ağaç gölgesi bulup oturduk. Sabahtan hazırladığım peynir,zeytin, domates, salatalık vb ve termos çayımızla kahvaltımızı yaptık. Denize girenler dalgalara rağmen vardı, çoluk çocuk onları izlemek eğlenceliydi.




                     24 Ağustos eşimin doğum günü. Hatta bu ayda eşimin babasının da doğum günü oluyordu. Geçen yaz hep beraber kutlamışız ama şimdi ne kayınvalidem var ne dedemiz. Bu ay daha bir burukluk var. Eşimin doğum gününü de bağda yakın arkadaşlarımızı çağırarak kutladık. 





Okuduğum kitaplar gerçekten güzeldi. Hatta Annelerin Kutsal Pazarı kitabının filmi de varmış. Onu da seyretmek istiyorum.  




Annemler de kahvaltı günlerimiz ara ara devam ediyor. Denize karşı bir evde oturunca keyfimiz katmerli oluyor çok şükür. Keşke şöyle evim olsa böyle olsa diye hayallere kapılıp kendimi boş yere olumsuzlamayı çıkardım hayattan. Çünkü Allah en güzellerinden bir çoğunu verdi bana ve aileme, daha ne isteyeyim.
Youtube kanalıma şöyle basit yapılan bir pizza yapılışı koydum, belki hafta sonu yaparsınız.Şimdiden herkese güzel haftasonu dilerim!





18 Ağustos 2023 Cuma

Ağustos Cuması

                            Temmuz bitti gitti, yaz tüm sıcaklığıyla devam ediyor, günler gelip geçiyor. Bu yaz da bitti diyeceğimiz günler yakındır. Sıcaktan hiç bir şey yapmadığım zamandayım; az bir okuma, daha çok ev de boş boş oturuş. Film de seyredemiyorum şu sıralar, devamlı youTube. Ne güzel bir şey şu platform. İnsanlar da ne cevherler var, ne kadar güzel videolar çekiyor. Tv neredeyse hiç seyretmiyorum. Dışarı çıkıp bir yerlere gitmeyi de bıraktım sadece dün arkadaşıma gittim kahvaltı sonrası. 

Orhan Veli'ye kulak verdik;

"Duyduğum yoktu ne vakittir
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk."

                             Geçen hafta kızımın çok ısrarlarına dayanamayarak herşey dahil otel tatili yaptık. Böyle tatil yapmayalı çok uzun zaman olmuştu, artık  çok kalabalık tatil beldeleri hiç cazip gelmiyor, gezmeyi seven ben ev kuşu olmuş durumdaydım. Bu tembelliği kırmanın yolu da bir yerlere gitmekti. Ama gidilen yer en yoğun dönemde olunca amacına ulaşmadı. Bir an önce eve dönmeye can attım.


                   Otelimiz fazla kalabalık, curcunalı değildi çok şükür. İzmir Çeşme de Pırıl Otelde kaldık. Orta karar bir otel, denize uzak ama termal otel. Eşimin ağrıları için termal havuzu, kızım için büyük bir havuzu ve benim içnde güzel, korunaklı denizi vardı. Aile de herkes kafasına göre takıldı ki, bu da tatilin en güzel tarafıydı.


                          Otel deniz kıyısında değildi ama özel plajı vardı. Çeşme'nin deli rüzgarlarının etkilemediği korunaklı koyunda işte bu merdivenlerinden inince ki ilk şezlong benim oldu dört gün boyunca. Nedense plaja fazla insan da gelmiyordu. Bangır bangır müzikte yok, sabah kahvaltıdan sonra gidip havlumu attığım gibi şezlonga denize cup !


                     Sonrasında deniz sesi eşliğinde kitapokuma, biraz uyku, yeniden deniz, yemeiçme.. Bunlar çok güzeldi tabi ki, tatilin en güzel taraflarından biri belki de bu tür miskinlik. Akşamları Çeşme sahiline indik, Alaçatı'ya gittik ama bunlar çok eziyetti. Çünkü çok kalabalık her yer. Ve şöyle bir şey gözlemledim Çeşme de yıllar sonra, yerli turist çok az. Bu sene o kadar gurbetçi turist vardı ki inanamadım. Hepsi de nedense almanca ve fransızca konuşuyorlar kendi aralarında ya da çocuklarıyla. 



                                Tatil bitip eve dönünce koşa koşa bağ evimize gittik çok özlemiştik çünkü. Bir hafta da gidilmeyince ekilen bitkiler çöldekilere dönmüş. Bahçede bir köşeye taşlardan bir sedir yaptırmıştım, artık üzerine minderlerimizi koyup keyif yapabiliyoruz. Orada kitap okumayı çok seviyorum çünkü başımı kitaptan kaldırınca devasa bir meşe ağacını görüyorum.




Bahçemizde ki ilk mahsullerimiz. İlkbahara doğru evde ki patatesler filizlenince toprağa ekmiştim, onları topladık bu hafta. Annem küçük bir japongülü fidesi vermişti, ekmiştik, o da tutmuş hatta çiçek açmış. Nasıl güzel bir şey emek verdiğin şeylerin karşılığını almak..


Buraya yazmadığım zaman boyunca çok kitap okudum, neler okudum foto çekmemişim ama en son okuduğum Direniş. Çok beğendiğim bir kitaptı. 




Bazı geceler çok güzel geçti...




"Sabah olsaydı, kıyıda oturup çay içseydim, yosun kokusu içinde, yapayalnız."
Nar Kitabı - Faruk Duman

Dün sabah canım Sonat'a gitmek üzere yola çıktım, sıcak demedim sahilden yürüdüm, ne de iyi yapmışım. Saat 11 gibi yola çıktığımda sahilde fazla insan yoktu. Ağaç gölgesinde ki amcalar tek başına banklarda oturuyorlardı. Onların tek tek oturuşları, yalnızlıkları hep dokunur bana. Her gördüğüme selam veririm. Çok ilginç ben günaydın amca dediğimde karşılığında sadece ''günaydın'' diyen çok az oluyor. Hepsi uzun uzun cevap verdi yine bana. Hele bir teyze '' günaydın güzel kızım, günün güzel geçsin! selam verenlerin çok olsun, Allah her dileğini gerçekleştirsin '' diye uzun uzun dua bile etti. Dinimizde selam sadakadır, bunun anlamını daha iyi anladım. Öyle güzel bir şey ki hele böyle konuşmaya hasret insanları farketmek...


Bu sabah cuma pazarımıza gittik eşimle. Ee eşim artık emekli biliyorsunuz. Karıkoca tin tin her yere gideriz artık. Allahım inanamıyorum bunca yıl çalış çalış, iş güç, yollarda geçen zaman, para kazanma derdi, çocuk büyütme telaşı falan ve bir anda bitişte bulduk kendimizi. Hep derler ya nasıl geçti bunca yıl, bir şey anlamadım diye ne kadar doğru. 
Pazar sonrası anneme gidip kahvaltı yaptık hep beraber. Allahıma bin şükürler olsun, mutluluğun en güzeli bu; ailenle sağlıkla beraber olmak. Annemlerde hep tatlı vardır. Bugünde kemalpaşa tatlısı yapmış, bir de üzerine kaymak!
Şekersiz, karbonhidratsız yaşayamazlar :)
Bu hafta da böyle işte. 
Bir de şurada güzel bir yazım  var. Hadi buyrun!



21 Temmuz 2023 Cuma

Temmuz Cuması

                            Vivre Sa Vie filmini seyrettiniz mi?  Hayatını Yaşamak adıyla Jean Luc Godard filmini bu hafta izlemeye başladığımda Montaigne sözüyle açıldığını gördüm. Şöyle yazıyordu;

''Her şeyini de başkalarıyla paylaşsan da özünü hep kendine sakla..''

Filmi izlemeye başladım, fransız filmlerinin kendine has bir tadı var. Fazla sorgulamadan tadını çıkarmalısın, hele siyah beyaz olanları seyrettiğim de zamanın Fransa'sında yaşıyorum, o güzel sokaklarında geziyorum sanki. Şimdi ki gibi turist kalabalığı yok, daha özenli herkes, daha zarafet var, daha çok estetik var. Neyse filmin ilerleyen dakikalarında Nana şöyle bir ders veriyor bize;

''Bence yaptığımız her şey bizim sorumluluğumuzda, özgürüz.
  Elimi kaldırıyorum, “ben sorumluyum”, başımı çeviriyorum “ben sorumluyum”, üzgünüm “ben sorumluyum”, sigara içiyorum“ ben sorumluyum”, gözlerimi kapatıyorum “ben sorumluyum”.
Bazen sorumluluğumu unutsam da, hayat bu.. Ve dediğim gibi ondan kaçış yok. Yine de her şeye rağmen yaşamak güzel. Sadece hayatın tadını çıkarmaya çalışmalısın. Sonunda her şey olacağına varıyor.”

             Bu kadar bilgece konuşmasına bakmayın yirmili yaşların başında henüz. Kısa zamanda para kazanmak için yanlış bir yola giriyor ve su testisi su yolunda kırılıyor. Sorumluluk üzerine yaptığı konuşmayı duyunca düşünmeden edemedim. Her seçimimizden sorumluyuz, şartlara 

ve zamana endeksli sonuçlarını yaşasak da her seçim bize bir bedel ödetiyor. Bu bizim yolumuz, bizim hayatımız oluyor. Son bir hafta içinde hayatımda oluşan gelişmeler ve yaptığım seçimler sırasında bu konuşma durumuma tam oturdu. İçinde bulunduğum durum beni oldukça gerdi şu sıralar. Çünkü emeklilik gibi bir karar alıp hayatıma artık buna göre bir yol çizmeye başlamıştım. Artısı eksisini aylarca kafamda tartmış ve buna ''karar'' vermiştim yani emekli olmaya. Ön dilekçelerimi verip temmuzu bekliyordum. Ama geçen hafta eşimi mecburi emekli edip işten çıkarmaya karar verdiklerini öğrenince durumumuzu yeniden gözden geçirdik. Yıllarını ülkemizin sayılı ailelerinden birinin sahip olduğu köklü fabrikadan isteği olmadan emekli edilmesi ayrı bir yazı konusu. 
Yani diyeceğim o ki hayat her an herşeyi önüne getirebiliyor ve seni hep seçmek zorunda bırakıyor. Ben de yeniden çalışmaya karar verdim. Çünkü bir çocuğumuz var üniversite de okuyacak. Önümüzü göremediğimiz böyle bir zamanda emekli olup küçük bir meblağ ile çocuk okutamazdık.
                        Filmde dediği gibi ' sonunda her şey olacağına varıyor'. Başlarda çok moralim bozuldu, ani gelişen bu durumun etkisinden kurtulamadım ama sonra çok da uzun vadeli düşünmemeye çalıştım.
         Kendimi sakinleştirme çalışmalarımın başında kitap okumak gelir. Dag Soltag'ın yeni kitabını Sonat verince çok sevinmiştim. Onu bitirdim hemen. Ama diğer kitapları kadar etkileyici gelmedi.



                          Kitap ve dergi okumalarım yoğun. Çünkü evde çok zaman geçiriyorum. Havalar öyle sıcak ki gündüz hiç dışarı çıkılacak gibi değil. Kışın soğuğu, yazın sıcağı her mevsim evlere kapanıyoruz. Gerçi evde vakit geçirmeyi çok severim, balkonum ömre bedeldir. Neredeyse küçük bir oda kadar olan balkonum çevresi iki çam ağacıyla çevrili de olunca minik bir ormanda oturuyorum hissediyorum kendimi.



                       Haftasonu bağ evimize gidip birkaç sebze ektik. Devamlı orada kalamıyoruz şu an. İki ev arasında gidip gelmek çok zor oluyor, birinden birini seçip devamlı oturmak gerekir. İki evim de çok güzel, bu seçimi nasıl yapacağım bilmiyorum. Ama artık minimal yaşama geçmeye kararlıyım, hazırlıklarımız devam ediyor. Kısmetse kışa doğru taşınırız diyorum.
                    Bahçe de bir kaç saat bel yaptım valla akşama ben de bel kalmadı. Neyse ki yardım eden bir amca var, o gelip çok güzel yaptı bahçeyi. Bahçeme ilk kez bir misafir geldi..



Hafta içi bir gün de arkadaşlarımdan birinde kahvaltı yaptık. 


                     Bol bol okuma yaptığım gibi neredeyse her gün bir belgesel seyrediyorum. İlki yazar Judy Blume hayat hikayesiydi. Bu yazarı hiç duymamıştım, şu an 87 yaşında. Hayatını öyle tatlı anlatıyor ki. Seyretmenizi tavsiye ederim. İlgimi çeken şu şey oldu ki tüm kadınların aslında evrensel derdi bu. İlk eşi yazmasına karışmamış ama yazmaya başladığında ''evi döndür, çocukları yetiştir, yemeği çamaşırı aksatma da ne yazarsan yaz '' demiş. Hatta kocası arkadaşlarına 'böylesi daha iyi başka kadınlar arab, mücevher ister, hiç değilse Judy kalem kağıt istiyor'' diyormuş. 
Kadınların işleri çok zor çok!



                    Diğer 87 yaşında ve çok enerjik bir kadın da Rita Morena. Yaşam öyküsünü ağzından dinliyoruz belgesel boyunca. Çok zorlu geçen bir çocukluğu, gençliğinde ve yetişkinliğinde de devam ediyor. Dans etmeyi çok seviyor, hayat dolu ve çok çalışkan. Ne yazık ki o da ünlü olana kadar kötü deneyimlerden geçiyor. 





               Bir başka çilekeş kadın Anna Nicole. Gençlik yıllarımda onunla ilgili haberleri hatırlıyorum. 24 yaşında sarışın , seks bombası bir kadın 90 yaşında bir adamla evleniyordu. Herkes servet avcısı olduğunu söylüyordu. Belgesel boyunca aslında insanın nerden nereye geldiğini, seçimlerin hayatına nasıl yol verdiğini görüyorsunuz. Sonuç çok çok üzücü. 
Take care of Maya hele nasıl ilginç bir olaya parmak basıyor. Bunda da çok üzüldüm, çok ağladım.
Otobiyografik belgeselleri çok seviyorum, çok öğretici, bakış açınızı zenginleştirici bir yanı var. Tüm seyrettiklerimi tavsiye ederim.


                 Yaz boyunca yürüyüş yapamamıştım, aslında çook severim ama nedense bir türlü sabahları kalkamadım. Yaşadıklarımın ağırlığıyla üzerimde bir ağırlık oluştu, bir türlü üzerimden atamıyorum ama her şey gibi bununda geçici olduğuna inanıyorum. Kendimi çok zorlamak istemiyorum. Bana iyi geleceğini bildiğim şeyleri içimden gelmediği halde yapmak istemedim. Geçen gün artık yürümek isteyip sabah çıktım yola. Ortancaları, gülleri, denizi görmek çok iyi geldi. 



                          83 yaşında ki halam yalnız yaşıyor, aynı mahallede oturuyoruz. Sık sık onu ziyaret ederim. Geçen gün ona kahvaltıya gittim, beraber sabah çayında sohbet ettik. Çiçeklerine baktım, sütçüsü gelince sütü kaynatıp yoğurt yaptık, yemekleri çok güzel olur, farklı yemek tarifleri aldım. 


Vee cuma geldi! 
Bugün erkenden kalkarak pazara gittim. Pazarda babamla karşılaştım ellerinde torbalar, o daha da erken kalkıp pazarını tamamlamış eve dönüyordu. O zaman çayı koy, kahvaltıya geleceğim dedim. Neredeyse bir saat yeni yeni açılan tezgahlar arasında dolaşıp pazarımı tamamladım. Ama fırlamış fiyatlardan bahsetmek istemiyorum, ayarlarımız gerçekten bozulmuş durumda. Devamlı çiçek aldığım çiçekçiye demetler ne kadar diye sordum, 50 tl dedi. En son aldığımda 20 tl idi. Ne kadar uzun oldu demek almayalı. Canlı bir ağaç ya da fide almak daha mantıklı geldi. Oradan köylü pazarına gidince bu gül demetini gördüm ve 15 tl olduğunu duyunca hemen aldım.
Tabi ki çiçek annemin!
Üniversite sınav sonuçları açıklandı dün. Çok büyük mutluluk yaşadık çünkü kızım geçen sene mezuna kalmış, bu sene tekrar sınava girmişti. Hatta böyle yaptı diye dershaneye göndermeyeceğimi, çok istiyorsa oturup çalışmasını, yapacaklarım benim buraya kadar deyip kararını kendisinin vermesi gerektiğini söyleyip resti çekmiştim. Kendi başına çalıştı tüm yıl gerçekten. Geçen seneki puanın çok üzerine çıkmış bu sene. Öyle mutlu olduk ki anlatamam. Şimdi tercih aşaması. Bu bile çok zor bir evre. Bakalım yolumuz neye evrilecek..
Cuma günü tüm çocuklarımız, gençlerimiz ve onlarla canla başla uğraşan ebevenler için dua etmek isterim. Allah hep yardımcımız olsun.
Mutlu ve huzurlu haftasonlarımız olsun arkadaşlar!

















13 Temmuz 2023 Perşembe

Yaşlılık Yalnızlığı

                        Fournier kitaplarını uzun zamandır etrafta görüyor, her okuyandan övgüler aldıkça merakım artıyordu. Kütüphanelerde aradım ilk olarak ama yoktu. Kitapsever  arkadaşlara -ki onlarda bir elin parmağını geçmez- soruyordum ama ne okuyan vardı ne elinde olan. Tek bir arkadaşın bir gün paylaşımında görünce hemen istedim. Daha o vermeden başka bir arkadaşın evine gittiğimde kitaplığına bakarken ince bir Fournier kitabı gördüm. Tek Yalnız Ben Değilim..

Bir günde okuyup bitirdim kitabı ki zaten sayfalarda çok boşluk vardı. Neden sevildiğini anladım, Karl Ove gibi içten yazıyor, esprili bir dili de var. Yaşlılık gibi insanların bir çoğunun eninde sonunda Allah ömür verirse içine gireceği ama hiç düşünmediği alanı yazmış, acı gerçekleri yüzümüze vurmuş. 

Yaşlı olmasam da şimdilik, çevremde, filmlerde gördüğüm o sert hayat dönemi beni rahatsız eder, o insanlara karşı büyük bir merhametle dolar, hatta kendimi suçlu hissederim. Hayatımda ki yaşlılara karşı hep bir vefa duygum vardır, devamlı ziyaret eder, edemesem telefonla arayıp sorar, ilgilenirim. Fournier kitabında yaşadığı yalnızlığı yazarken herkesin bunu tadacağını söyler. Geçen gün bir radyo programında Avrupa'nın en yaşlı ülkelerinin İtalya, Yunanistan ve Polonya olduğunu söylüyordu. İnsanlar ailelerinden kopuk, hayat arkadaşlarını kaybetmiş dört duvar içinde tek başlarına yaşıyor bu ülkelerde. Pandemi de hatırlayınız Avrupa'nın yaşlılara tutumunu. Fransa da bazı belediyeler yaşlılarla ilgilenme birimleri açmış. Fournier buraya kayıt olduğunu, belediyeden gönüllü bir kızın her hafta kendisini ziyaret ettiğini, sohbet edip bazen de bir yerlere gittiğini yazıyor.


Eşini 10 yıl önce kaybetmiş Fournier isyan ediyor kitabında yalnızlıktan;
“Yalnız olmaktan bıktım artık, bıktım her geçen gün daha yalnız, daha yaşlı, daha çirkin olmaktan. Bunların başıma geleceğini bilseydim yaşlanmazdım.” diyor.
Hani derler ya seçilmiş yalnızlık güzeldir, kabul ettiğin için olmasını istediğin için varlığı acıtmaz çünkü sıkılırsan hemencecik çıkarsın içinden. Fournier'in bahsettiği yalnızlık başka bir şeydir. Çoluk çocuğun olsa da uzaktır artık onlar, yıllarını geçirdiğin eşin yoktur artık ve yerinde kocaman boşluk vardır. O boşluk hiç bir zaman dolmaz, içinde yuvarlanır gidersin..














7 Temmuz 2023 Cuma

Temmuz Cuması

                     Temmuz geldi, yaz sıcaklarının ortasına düştük bir anda. Evden çıkmak istemiyorum ama işler her gün birikmiş şekilde önüme dikiliyor. Allah azaltmasın gerçi, iş güç olmadan bomboş geçen günler olacağına böyle olsun razıyım tabi ki. Ne garip varlıklarız değil mi; kış olur yazın hayalini kurarız , yaz gelir off biraz havalar serinlese şu güz gelse de rahatlasak deriz. Yazın şöyle şöyle yapacağım derim ama şu sıcaktan kolumu kıpırdatamam genelde. Bu yaz tatile de gitmek gelmiyor içimden. Hem artık emekliyim ya, aman aceleye ne gerek var tüm mevsimler, günler benim diye bir rahatladım, bir telaşsızım arkadaşlar sormayın. Özgürlüğe yavaş yavaş alışacağım tabi ki, çünkü otuz yıl süren çalışma çarkının içinden yeni çıktım. Hızla dönen kocaman bir tekerleğin içindeydim de bir anda dışarı atıldım gibi geliyor. Yani hala dışarı da dönüyorum :)

                Bugün cuma. Hadi tersinden başlayayım haftayı anlatmaya. Sabah saat 8'de kalkıp giyinip pazar arabamı alıp yola çıktım. Bizim buranın pazarı ya bugün, çok sıcak olmadan hatta insanlar akın akın gelmeden gitmek en güzeli. Yine de yoğun bir nem ve sıcak vardı. Yeni yeni açılan tezgahlara baka baka gezdim, erik, sarı kiraz, şeftali, çilek aldım. Çok severim meyveyi. Taze fasulye, yeşil biber ve dolmalık biber aldım. Marul, maydanoz, dereotu almadan olmaz. Bir de bağ evine dikmek için bir saksı lavanta aldım.


Malzemeleri eve götürüp kızımı da uyandırıp bir sokak öte de oturan annemlere kahvaltıya gittik. Ah anacığım biz geleceğiz diye sabah sabah boşnak böreği yapmış, kahvaltılıkları hazırlamış, çayı demlemiş bizi bekliyor. Allah başımızdan eksik etmesin, güç kuvvet versin. Namazda anne ve babalarımız için dua  ederiz. Bunu çok kıymetli bulurum. Çünkü namaz olmasa kim günün beş vakti kaç kez bunu söyler ya da aklından geçirir. Rabbena Firli duasıdır bu ve şöyle deriz;
Ey bizim Rabb'imiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün müminleri hesap gününde bağışla.
Ey Rabb'im merhamet edenlerin merhamet edicisi, bize rahmetinle muamele eyle.



Bütün kız evlatlar benim gibi mi bilmem. Ne zaman gitsem annemlere, yarım saat oturmadan sonra evi süpürmeye silmeye başlarım. Onlar yorulmasın rahat etsin diye annemi biraz daha işini hafifletmek için yaparım. Artık emekli oldum şu viledayla daha çok beraber olacağız sanırım :) 
Diyeceksiniz ki bir temizlikçi gelsin arada ama babam huysuzluk yapıyor bu konu da. Kimseyi istemiyor. İnsanlar yaşlandıkça tuhaflaşıyor ve söz geçiremiyor, bizim ki de böyle :)
Annemin salonda çiçekleri meşhurdur; orkidesi çok güzel açmış ben de bugün çektim bu fotoğrafı.


Dün yani perşembe akşam üzeri atladık bisikletlerimize yan kasabaya gittik. Deniz kenarında kahve, çay, gazoz eşliğinde güneşi batırdık. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ettik burada. Ne zamandır arkadaşlarımla bir araya gelmemiştik, öyle iyi geldi ki bu buluşma anlatamam. Bizim buranın günbatımı da meşhurdur yazları. 



Oraya gittiğimiz yürüyüş ve bisiklet yolu da çok güzeldir. Artık ağaçlar da baya bir büyüdü hem gölge oluyor hem sanki bir ormanın içindesiniz gibi his yaratıyor. Bir de yan tarafta akıp giden trafik gürültüsü olmasa...


Canım arkadaşım Sonat'a gidip bir kahve içtiğim günü de buraya eklemek isterim. Okumak için harika kitaplar da verdi bana, elimde ki bitsin hemen başlayacağım. Acaba bloguna yazmaya başladı mı diye bakıyorum bir umut, ama hala yok. Neyse beklemedeyim..


Bu hafta okuduğum iki kitap ...
Ayrıca Fatma Barbarosoğlu'nun şu  yazısını okudum. Sosyolog olarak da yazar olarak da yazılarını çok beğeniyorum. Bu yazısında bu ülkenin bitmeyen derdini ele almış, dizilerle bile insanların algılarıyla nasıl oynanıyor önümüze sermiş. Çok rahatsız olduğum bir konu..


Bağ evimizde küçük bir alana kaktüs köşesi yapmıştım. Günler geçtikçe büyümeye başladılar, çok mutluyum. Geçen hafta sıcakların artmasıyla bahçe de yılan gördüm. Öyle korktum ki anlatamam. Yılanlı videomu da şuraya koyuyorum, hadi bakalım buyrun :)




























30 Haziran 2023 Cuma

Bayram Cuması

                  Okulları kapattık, son öğrencilerimi uğurladım, ev işlerimizi kolayladık, kızım üniversite sınavını da atlattı ve huzura erdik çok şükür. Günler işler güçlerle geçerken blogları okuyamadım ne zamandır. Biraz biraz başladım, internette bir şeyleri okumak istediğimde bilgisayarımı açıyorum. Şu telefonunda konuşmak ve mesaj yazmak dışında bir şey yapamayanlardan biriyim. Yapamayan demeyelim aslında, sevmediğimden hiç uğraşmıyorum bile. İnstagramı bile devamlı kullansam da akşamdan akşama bir saat. O da sinirimi bozmaya başladı aslında, çünkü eskisi gibi keyifli değil. Takip ettiklerimi göremiyorum, parayı bastırıp kendini öne çıkaranları, reklamları önümüze sürüyorlar. Görmek istemediğim bir çok şeyi dayatıyor. Bakın bu tür şeylere kafayı takarım, özgürlüğüme müdahale olarak görür, ruhlarımızı, zevklerimizi ele geçirmeye çalışanların elinde oyuncak olduğumuzu düşünürüm ve bu beni rahatsız eder. Ama seçtiğim hesapların fotoğraflarını görmeyi seviyorum. 

Okumaya devam ediyorum tabi ki. Artık havalar düzeldiği için bisikletime binip beş km ötede ki kütüphaneye gidip kitap alma seremonisi yapıyorum. Bayram öncesi iki tane Sadık Yalsızuçanlar kitabı aldım. İlk önce birini okudum. Çok okumak istediğim bir yazar vardı, Jean Louise Fournier. Kütüphanelerde bulamıyordum, çok kitap okuyan arkadaşım da yok, onlarda bulayım. Ama bir arkadaşım Dersim'de ki hayatlarına ara verip bizim kasabaya dönmüşlerdi. Onlara gittiğimde kitaplığında bir Fourrnier kitabı buldum alıp hemen okudum. 



Başka bir arkadaşımdan Semih Kaplanoğlu'nun söyleşi kitabı Yusuf'un Rüyası'nı alıp okudum. Okurken bir çok not aldım kendime çünkü bilmediğim yönetmenleri haber veriyordu Kaplanoğlu. Bir zamanlar seyrettiğim Yumurta, Süt ve Bal filmlerini anlattıkları ışığında tekrar seyrettim ve çok sevdim. O da benim gibi Tarkovski'nin Ayna'sını çok seviyor. Tekrar Tarkovski filmlerini seyretme isteği oluştu ama not aldığım ve seyretmediğim bir çok film var. Semih Kaplanoğlu Fransız yönetmen Maurice Pialat hakkında yazınca filmlerini seyretmeye başladım. 

            Bahsettiğim diğer  arkadaşım bir tane kısa film yaptı, izlemenizi isterim. Kendi çabalarıyla bir şeyler yapan insanları çok seviyorum. Böyle insanlarla yolum kesişince de kendimi çok şanslı hissediyorum. Arkadaşımın filmi burada ...


Çok değerli biri de, yine blog dünyasından yollarımızın kesişmesiyle tanıştığım Sonat. Bir zamanlar blog yazardı o ama bırakmış 3-4 senedir yazmıyor. Onu ikna etmeye çalışacağım yazmasını çok isterdim. Severek okuduğum bloglar o kadar az ki, onlar da bırakır gider diye ödüm kopuyor. 
Sonat ile buluşup hasret giderdik, bana çok kıymetli kitaplar getirmiş.


             Evimin bahçesi uğraşması çok,  keyfi çok ama yoğunluktan bunu fazla yaşayamadım bir yer. Bisikletimi alıp yola sadece bir kez çıkabildim ama günler, mevsimler Allah sağlık verdiği sürece bana ait artık! Hayal etmesi bile güzel, istediğin saatte istediğin günde istediğin yerlere gidebilmek. 




Kütüphaneden hem kitap almak hem de kahvaltımı caminin yanında ki büyük çınar ağaçlarının altında yapmak üzere saat 9 gibi yola çıktım. Peynir,zeytin, domates ve salatalık birer kaba kondu, simit alındı, bisiklete atlayıp keyifli bir sürüşle bu çay bahçesine gidildi. Hemen tüm çarşıyı görebileceğim bir masaya oturdum. İnsanlar yeni yeni uyanmış fırına ekmek almaya geliyorlardı. Geldiğim yer zaten bir avuç yer, köy denecek gibi ama bizim buralar yol üstü olduğundan gelen giden çok var. Yine de sabah sakinliğinin yaşandığı ender yerlerden biri. 
Çayımı yudumlayarak o huzurun tadını çıkardım. Bazı keyifler tek başına çok daha kıymetli..


                                          Bağ evimize gidip bahçeyi temizlemeye çalıştık, bir adamla anlaştık ama geleceğım diyerek üst üste gelmedi. Gelmediği gün işleri ben yapayım dedim elim su topladı hatta sonuçta ortada yapılmış bir şey de gözükmediğinden moralim çok bozuldu. Sinirden oturdum ağladım. Bir taraftan Allaha dua ediyorum bu kadar bunalan kuluna yardım et diye. Gerçekten içten edilen dualar kabul oluyor, o gün bir adam daha bulduk ve anlaştık. 



Sonra ki üç gün gelip tüm işlerimiz öyle güzel yaptı ki anlatamam. Videosunu çekeceğim ilerleyen günlerde. Moralim yerine gelince mutfağa giriyorum, bunu yeni farkettim. Babamın istediği kurabiyeleri tepsi tepsi yaptım, herkes mutlu oldu :)
Bu hafta Kurban Bayramını kutladık hatta devam ediyor. İlk gün annemlerde sabah kahvaltısında bir araya geldik. Arife gününden itibaren anneciğim sardığı sarmaların, tatlıların fotoğraflarını atmaya başladı grubumuza. Allah uzun ömürler versin, enerjisini, neşesini kimse de görmedim ben bu dünya da. Onca şey yapar akşamına da bel ağrısından yatar da bir kez bize sızlanmaz. Kahvaltının olmazsa olmazı bir de simit dolmasıdır ki size bunu daha sonra anlatırım. 
Tabi ki bayram tatlımız biz boşnakların Hurmanisa tatlısıdır. 
Annemin Hurmanisası sülale de çok meşhurdur..



                   Uzun süren masa sohbetinden sonra günün ilk kahvesi içilir. Öğleden sonra da artık azalmış aile büyüklerimizin ziyaretine gideriz. İlk olarak babamın ablası 83 yaşında ki halama gittik. Oradan annemin ablası yani teyzeme gittik. Ama geçen sene ölen küçük teyzem ve ondan da küçük teyzemleri hatırladığımızda kalbimiz öyle sıkışıyor, neşemiz bir anda öyle bir kesiliyor ki bunu kaybı olan herkes bilir. Hep buruk, bir yanımız eksik yaşıyoruz artık. Ananem, babanem, dedelerim şimdi nerede?  Daha geçen bayram beraber olduğumuz, neşeli bir sofranın etrafında oturduğumuz kayınvalidem ve kayınpederim nerede?
Düşünmemeye çalışarak üstesinden geliyorum...


Bayram gecesi kuzen çocukları yani bizim kızlarımız bir araya gelerek sabahladılar. Çocuklar böyle zamanlar da birbiriyle vakit geçirsin, akrabalık bağları kopmasın istiyorum. Teyzemin kızının evinde sabaha kadar oturup eğlenmişler. Sabahta kahvaltı hazırlamış gençler, bana fotosunu gönderdiler. Nasıl mutlu oluyorum onlar böyle bir araya geldikçe. Kendi çocukluğumu hatırlıyorum belki de, kızımın hafızasında da anılar biriksin istiyorum...
Bizden bu kadar.. 
Bugün biz kuzenler sahilde kahvaltı yapmak üzere sözleştik.. Birazdan gideceğim. 
Herkese, tüm blog arkadaşlarıma hayırlı bayramlar hayırlı cumalar dilerim!














Cuma Hoşgeldin!

                    Bugün 14 Eylül pazartesi. Bloguma bir çırpıda yazmam, ara ara yazar cuma günü de yayınlarım. Bu sabah saat 10 gibi uyan...