hobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2017 Pazar

Taşlar, Boyamalar

                             Şu taşların her türünü o kadar çok seviyorum ki. Güzel ve düz olanları ayırıp üzerine mandala yapıyorum ya da renkli boyuyorum bilen bilir. Yaz gelsin şunu şunu yapacağım diye hayaller kurdum tüm kış. Nedense kurulan hayallerin üçte birini gerçekleştirdim. Baya bir taş birikmişti, yazın bahçe de boyarım dememe rağmen bir türlü başlayamamıştım. Neyse ki şu son iki hafta da iyi iş çıkardım. Hem su kabaklarını hem de taşları boyadık kızlarla.
                           Küçükken Pelin'e yaptırabiliyordum birşeyleri. Şimdi zorla oluyor herşey. Arkadaşı geliyor ve odasına kapanıp tüm gün tablete bakıyorlar. Hareket etsinler diye şuraya buraya gönderiyorum ama onu da oflayarak söylene söylene yapıyorlar. Geçen gün hadi bakalım kapatıyorsunuz ellerinizdekini bahçeye çıkıyoruz boyama yapıyoruz dediğimde de çok söylendiler. Neyse ki işe başlayınca hoşlarına gitti boyama.Bahçenin çeşitli köşelerine koyduk taşlarımızı sonra. Ben bayılıyorum her köşede ıvır zıvır taşların olmasına. Boyanmamış olanlar bile öyle güzeller ki.


                      Görüntünün olası içeriği: açık hava

                      Görüntünün olası içeriği: bitki


                      Otomatik alternatif metin yok.

                      Görüntünün olası içeriği: ayakkabılar ve bitki


                            Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, bitki, açık hava ve doğa

                                Görüntünün olası içeriği: bitki, ayakkabılar, açık hava ve doğa


                                Görüntünün olası içeriği: bitki, açık hava ve doğa


                                Görüntünün olası içeriği: bitki ve açık hava

9 Nisan 2017 Pazar

Pazar İkindisi Rehaveti

                     Kış sonu pazar günlerine denk gelen karanlık günlerde evde oturup avarelik yapmakta ayrı güzel. Nisan ayı bu, bazen yazı anımsatan sıcak günler olacak bazen de aman kış mı döndü dedirtecek. Bu pazar havamız kapalı, bulutlu , serin. Kahvaltılar ne güzel olur böyle pazarlarda.  Geçen okuduğum Kokular kitabında    Philippe Claudel  bisikletle fırına gidip ekmeği karnına bastırarak eve dönüşünü ne güzel anlatır:
"Mutluluk içinde sütlü kahve, tereyağı ve çilek reçeline doğru pedal basıyorum; sanki giysilerimin içine bir parça güneş sokuşturmuşum, nefis bir yanma hissi."        Uzun bir kahvaltı sonrası elime çayı alarak köşeme oturdum. Okuldan eve gelince hafta içi işim gücüm genelde yediden sonra biter. Kahvemi alıp en sevdiğim kanapeme otururum.. Burası kocamandır çünkü , ördüğüm battaniyeler üzerimdedir hep. Karşımda balkon manzarası, neredeyse asırlık çam ağacım karşıdaki tüm binalardan bizi korur. Çevrede yüzlerce apartman yokmuş gibi gelir bu ağaç sayesinde. Ya da ben bir ormanda yaşadığımı hayal ederim çam ağacım sayesinde. Koltuğumun üzerinde severek aldığım ya da hediye edilmiş tablolar, bir zamanlar siyah beyaz çekip karanlık oda da bastığım fotoğraflar asılıdır. Öyle çok severim ki onları.



                     Aslında bir pazar günü uzun uzun yazıp sadece fotolara bakılıp geçilen bir post yazmak istemem. Geçen aylarda Yekta Kopan bu konu da ne güzel yazmıştı.
'' "Hız" çağımızın en hastalıklı fetişlerinden. Hızlı olmalıyız. Kimsenin bir şeylere uzun konsantre olacak hali yok. Hemen anlatmalıyız. Eğlenceli olmalıyız. İşte bütün bu düşünceler, bilgi aydınlanması yaşamamış toplumlarda daha da patetik bir sonuç ortaya çıkarıyor. Hız değil bilgi. Tekrar ediyorum. Hız değil bil'' 
Bloglara bakarken bile hıza yeniliyoruz , hep bir koşturmamız var. Hızlı hızlı resimlere bakıyoruz, yazılar üstünkörü okunuyor. Belki bu yüzden blogların papucu dama atıldı ve instagram, vlog, snapchat revaçta. Günlük istatistiklerim bile benim için birşey ifade etmiyor. Günde 550  kere tıklansa ne olur sanki. Asıl sonuna kadar kim okuyor ki? Bu bile önemli değil artık benim için. Daha çok şurada kaç kişiyiz birbirimizi okuyan, aynı keyfi duyan, acaba bugün kim ne yazmış diye merakla bloglara giren? Blog ve instagram saatlerim var benim. En keyif aldığım, dinlendiğim. Hızlı hızlı tüketmiyorum kendimce bunları. Elimde telefon her  saat başında ne olmuş bitmiş diye bakmam. Bu yüzden telefonumda internet yok. Akşam üzeri bir kahve eşliğinde okuyorum blog yazılarını, instagrama bakıyorum .


                       Nerden nerelere geldim. Pazar günümü anlatırken..Bugün sabahtan tahinli kurabiye yaptım. Şimdi de mis gibi bol sütlü kahvem, kurabiyeler, elimde tablet ve bloglar. Tahinli kurabiyeye bayılıyorum. Kışın çok yaptığım birşeydir. Sırf tereyağ ile değil de yarı yarıya ölçü sıvı yağda koyup yapınca daha bir güzel oluyor, Bilginize..



                      Koskoca pazar biter mi ,  ara ara kütüphaneden aldığım kitaplarımı okudum. Bu hafta aldıklarım işte bunlar.  Samiha Ayverdi ve Mustafa Kutlu kitapları okumak her zaman huzur vermiştir. Mustafa Kutlu'nun yeni bir kitabı çıkmış dün gördüm. Çok merak etmeme rağmen almadım. Mayısta ki kitap fuarını bekliyorum.


                    Bütün kış işlediğim sehpa örtüm bitti ve yerini aldı. Kanaviçe yapmak çok zevkli ama bir o kadar da zormuş . Bitince yaşanan sevinç en güzeli.
Bir pazar daha bitmek üzere. Hava biraz sakinleşti aslında bugün çıksamaydık deniz kenarına diye düşünmeden edemiyorum. Neyse yeni bir haftaya başlamanın enerjisini toplayalım biraz daha...












25 Haziran 2016 Cumartesi

Mandala Huzurdur

                  Tüm sene boyunca irili ufaklı taşlara mandala çizdim. Çok becerikli olduğumdan değil tabi ki, çizimin verdiği huzurun tadına vardığım için. Budizmde kozmosu temsil eden şekillere "mandala" deniliyormuş. Genellikle daire şeklinde olan bu geometrik şekillerden meditasyon sırasında faydalanabiliyor ve farklı alanlara uygulayarak tablo, yatak örtüsü, duvar örtüsü, masa örtüsü gibi dekoratif amaçlarla da kullanabiliyor. 
Mandala Sanskritçe kökenli bir sözcük. Manda (enerji, öz) ve la(kap) anlamını taşıyan kelimelerin birleşimden doğuyormuş. Mandala için, ‘enerjiyi tutan kap’ diyebiliriz.
                     Mandala, tüm dünyada binlerce muhtemelen on binlerce yıldır kişisel büyüme, kendini ifade etme ve ruhani dönüşüm amacıyla kullanılmış. Mandala’nın kanıtları mağara resimlerinde bulunurken şamanlar tarafından düzenli olarak kullanıldığı ve Mandala’yı dünyanın veya evrenin bir modeli olarak gören eski Asya uygarlıkları tarafından daha sonraları geliştirildiği bilinmekte.
                    Benim taşlara çizdiğim mandalaları instagram sayfamda ara ara yayınlıyorum. Mandala çizenleri de takipten çok hoşlanıyorum. Güzel taşlar bulmak bizim buralarda çok zor. Gittiğim sahil kenarlarından topluyorum devamlı.  Çeşitli renk ve  şekillerde çizimler yaptım bu taşlara.





              Mandalaya   Osmanlı Dönemi’nde de rastlanmış, Osmanlı sultanları ayet, hadis ve sembollerle süslü her biri 3-4 yılda dokunan tılsımlı gömlekler giymişler. Bunların üstüne daire içinde kare, yıldız ve bir takım geometrik şekiller işlenmiş. Bazı işlemeler “Kadem-i Saadet”, “Süleyman Mührü” ”Zülfikar”, “Lale” gibi anlamlı motiflerle daire içine alınarak yapılmış. Bu gömlekleri Osmanlı padişahları savaşta galip gelmek, nazardan korunmak ve şifa bulmak için giymişler.
                              İnstagramda mandala çizimlerine bakarken Zeze'nin yaptıklarına rastladım. Taşlara değil de ağaç dilimlerine çiziyor. Onun işi daha zor. Taş gibi pürüzsüz değil yüzey çünkü. Ama yaptıkları harika. Kendime hemen sipariş verdim. Bir de arka taraflarında güzel yazılar, küçük şiirler ekliyor Zeze. Mandala öyle bir bağımlılık ki her türlüsü size zevk veriyor. En basitinden bir kağıda yaparak başlamanızı tavsiye ederim. Bir daha kurtulamayacaksınız ondan..








                     

22 Nisan 2016 Cuma

Cuma Şükür Günü

                    Güzel bloglarımızdan  Çileksuyu  her cuma Fankufriday diye yazılar yazıyor. Ben de bayılıyorum bu yazılara. Benzer şekilde bugün ben de kendi haftamı değerlendirmek ve bir şükür yazısı yazmak istedim. Biliyorsunuz dinimizde cuma günlerinin özel bir yeri vardır. Bugün tüm haftaya dair şükürlerimi sunmak isterim Allah'a. Buna cuma şükrü  demek isterim . Tek bir güne ya da zamana sığdırmak istemem şükrümü ama bir yerden başlamak gerek.
                     Geçen hafta beklediğim sağlık sonuçlarım vardı. İyi neticeler aldığım için binlerce şükürler olsun , en başta bunu yazmak isterim. Sonrasında ailem, annem -babam, kardeşim, yakınlarım hep yanımda ve sağlıklı oldukları için şükürler olsun.


Büyük keyifle yaptığım taş boyamalarına,


Dostlarla masmavi denize bakarak içtiğimiz kahveye,


Upuzun sahil şeridi olan kasabamızda kalabalıktan uzak, huzurlu yollarında bisiklet sürdüğümüz için,


Huzurlu ve sanat dolu bir sınıfım olduğu için,


Birlikte olmaktan mutluluk duyduğum insanlarla soframızı paylaştığımız için, 



Böylesine güzel bir yerde işim olduğu için, doya doya yeşilin içinde gezdiğim için,


Bahçemde açan ilk güle,


Okuyabildiğim, kokusunu ve rengini gördüğüm için bu güzelliklerin,




İlk açan morsalkımlar, kiraz ağacım , çiçeklerim ve en önemlisi şehrin göbeğinde böyle muhteşem bahçeli bir evim olduğu için çok çok şükürler olsun.






















27 Mart 2016 Pazar

Örgü Battaniye Mutluluğu

                          Sabahattin Ali  o muhteşem kitabı İçimizde ki Şeytan'da  şöyle sorar 37. sayfasında :
'' Bir insanı kendisi kadar, kendi düşünceleri, dertleri, korkuları ve noksanları kadar ne meşgul edebilir?”   Ne anlamlı bir sorudur bu. Başkalarının derdine, eksiklerine , olmuş bitmişine odaklanmayan insanın tek bir derdi vardır aslında ; kendisi.  Belki de ben böyle olduğumdan yakın geldi bu cümle. İçimde ki yargılama, eleştirme , inceleme mekanizması öylesine şahsıma dönük ki bu iyi mi kötü mü karar  veremiyorum. 
Etrafıma baktığımda herkes başkalarının ne olduğundan  şikayetçi. Eskiden böyle olsa da artık düşüncelerim bu şekilde değil. Birbirini anlayamama, kazık atma, insan ilişkilerinde beklenmedik durumlarla karşılaşma durumlarına artık şaşırmıyorum. Herkesten herşeyi bekleyebilirim . 
                           Beni uğraştıran ve yoran kendimim aslında. İçimde ki ses herşeyi didikliyor. Varolmaya , yaşama, ölüme, çabalar , işler güçler ve sonuçta ele geçen hiçlik duygusuna dair. Belki bu yüzden bu yönümü doyuracak filmler izliyorum , kitaplar okuyorum. Öte yandan hayatı olduğunca keyifli yaşamak istiyorum. Yaşamda ki keyfin de ayrıntılarda saklı olduğuna inanıyorum. Bu ayrıntılar aslında gözümüzün önünde kocaman duran ama koşturmacadan göremediklerimiz. Carl Sagan'ın '' soluk mavi bir nokta '' dediği dünyada biz neyiz ki? Biraz buna odaklanınca ne kadar basit geliyor insanların hevesleri, oyunları.. Sonra da  bu düzende yabancılaşıyorsunuz.
                      Aklıma Marcel Proust geldi. Yağmurlu  ve sıkıcı bir Paris günün de eve gelen ve çayın yanında yediği çörekle içine bir mutluluk yayılan yazar. Proust bu mutluluğun peşine düşmüş ve çocukluğunda haftasonlarında teyzesinin çiftliğine gittiğinde yediği çörekleri o mutlu günleri çağrıştırdığını keşfetmiş. Geçmiş Zaman Peşinde adlı eserin temelini bu duygular oluşturmuş. Böyle olmuyor mu zaten bir tat, koku bizleri alıp derin hazlara götürüyor nedense.  

                        

                   Kapalı ve durgun bir pazar gününü mutlu kılma çabalarım beni çocukluluğuma götürdü yine. Kardeşimle evde ki oyunlarımız , annemin bize hazırladığı pastalar, bebeğim, hayal dünyam.. Annemle uzun uzun ördüğümüz örtümüz bugünün en güzel yanı. Beraber  yatağa örtüp karşısında  durup baktık eserimize . İçimden ''işte önemli olan bu, annem yanımda ve sağlıklı. Bir gün belki bu günümü anımsayacağım ve bu anın mutluluğunu özleyeceğim. Şimdi keyfini çıkaralım bu anın'' diyerek anneme sarıldım. Giderken de bu sefer kendi  yaptığım kurabiyelerden vererek babamı benim için öpmesini istedim.
                       O dakika günümü güzelleştiren, anlam katan  ve beni strese sokmayan insanlarla mutluyum. İlişkilerde ki karmaşıklığa kafa yormayı soluk mavi nokta bilincine ulaştığımda bırakmıştım zaten. Mecburen yanında az konuştuğum, bir an önce bitsin bu eziyet dediğim insanlarda az değil ama genelde durumumdan memnunum. Asıl olan kendi duygularım,  saadetim...

















7 Şubat 2016 Pazar

Bir Tatil Daha Biterken..

                     Geldik bir tatilin daha sonuna. Sömestr tatili koskoca  15 gün geldi ve geçti. Yarın işbaşı yapılacak, yaz tatili hayali kuracağım şimdiden. Planlar yapacağım, gün sayacağım. Bu yazının  bir pazar yazısı kıvamında keyifle okunan bir post olmasını istiyorum. Bu yüzden tatilim nasıl  geçti, neler yaptım anlatacağım . Haydi alın elinize çayları , kahveleri :)
                   Tatil başlar başlamaz daha önce aldığımız biletlerle İspanya Bilbao'ya  gittik. 8 günlük koca bir tatil yaptık. Yakında fotoğrafları düzenleyeyim, yazılarını yazayım paylaşacağım zaten ayrıntılı olarak. Sonrasında eve dönüş, bavulların boşaltılması, çamaşırların yıkanması, biz yokken 9 dereceye inen evi ısıtma çalışmaları falan zaten 2-3 gün böyle geçti. Sonrasında  kuzenlerle görüştük, hava giderken bıraktığımız gibi değildi. Ilık  ve güzel  bir hava vardı. Kendimizi özlediğimiz sahile bıraktık, martılara ekmek attık, deniz kenarında kahve içtik.



                Evde  de  zaman geçirmeyi özlemişiz. Kızımla yalnız kalınca  bir şeyler yapalım diyorum ama zamanımızın en büyük sorunu çocukların internet bağımlılığı. Bir de  hiç birşeye ilgi   duymayan bir çocuğunuz varsa  ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Eline tableti verip oh sesi çıkmasında tüm gün kafamı dinleyeyim modunda hiç olamadım. Hatta ona yeni birşeyler bulup yönlendirmeye çalışırken duyarsızlılığına karşı çok üzülüyorum. Bir şeyi daha yeni anladım bir çok şey gibi bu da insanın içinden gelecek.
Onun için bulduğum uğraşlardan biri de şu boyamalar. Gerçi hiç ilgisini çekmez , bir tarafa atar sanıyordum ama ilgiyle boyamaya başladı. Bu da çok hoşuma gitti. Ben de bir taraftan keçe dikip örgü örüyorum. Basitçe motiflerden yapmaya çalışıyorum. Bakalım ne zaman bitecek?  Birleşipte bir battaniye olana kadar çok zaman geçecek bence..


              Evde yapılacak en güzel uğraşlardan biri de kurabiye yapmak. Biz de kirpi kurabiye denemesi yaptık. Gerçekten çok güzel oldu. Kirpi de oldu sanki :)



Tatildeyken başladığım ve bu haftasonu bitirdiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Tunga Ozan'ın yazdığı Dünya Değişmeden. Baştan sona merakla okudum. Çünkü bir gezginin kitabı. Gittiği gördüğü yerler, farklı insanlar, farklı coğrafyalar..Evdeyken sizi kıpır kıpır eden ben de çıkmalıyım yollara, daha çok gezmeliyim görmeliyim dedirten bir kitap.



                    Bugün pazar   ve  yağmurlu bir gün. Böyle bir günde yapılacak en güzel şey bir film seyretmek. Biz ne seyretsek derken  bu belgeseli buldum geçenlerde. Onu seyredeceğiz az sonra. Dün gece  biraz seyrettim. Üç dağcının Meru dağına tırmanmalarına şahit oluyorsunuz. Bunun  nasıl olduğunu aklım almıyor. Bu kadar dik bir dağa , -20 derecede tırmanmak, dikey bir şekilde dağa asılmış bir vaziyette uyumak ve bunu başarmak.. Bu insanlar insanüstü. Ağzım bir karış açık, hayranlıkla seyrettim. İşin ilginç tarafı aralarında bir türkün olması. Renan Öztürk. Hemen instagramda da buldum, harika fotoğrafları var. Gezmekten, adrenalinden, dağlardan, tepelerden hoşlananlara..

                                        




             

10 Ocak 2016 Pazar

Örgü Ören Kadınlar


Geçenlerde  çok  güzel fotoğraflara rastladım.  Hemen  paylaşmak istiyorum.  Keşke  daha çok  fotoğraf bulsaydım. Ama çok güzeller.  Örgü  ören  ünlüler. Ben de  bu yıl örgü işine başladım ya çok hoşuma gitti. İşte bulabildiklerim :)


Audrey Hepburn


rita hardwort


Katherine Hepburn


                                           

                                                                    Russel Crowne


                                            

                                                  Uma Thurman



11 Aralık 2013 Çarşamba

Yeni Yıl Süsleri

                         Bugün bizim  evden  yeni yıl  manzaralarını  paylaşacağım.  Evde  hazırlanan yeni  yıl köşesi,  yeni yıl süsleri, çam  ağacımız...Yeni  yıla doğru  bloglarda  bulunan  görsellere  bakmaktan mutlu  oluyorum. Ben de  bu  yüzden  küçük  mutluluklara katkım olsun istedim.  İşte  bizim evden  görüntüler...










Bu   arada  artık  ben de    Pelinpembesi  olarak  instagramdayım.  Beklerim :)






27 Mayıs 2013 Pazartesi

Yine Boyadım!

                      Geçen sene  bahçe  için  taşlar  boyamıştık.  Bu sene de  boyamalarıma  okulda  devam ettim.  Çocuklarla  beraber renk  renk taşlar  boyadık. Onlar da  bundan  oldukça hoşlandılar.  Boyadıkları  taşları  evlerine  götürdüler.  Ben de  evim de  balkonuma  koydum  hemen..




Bahçem de  de  geçen seneden duranlar  var.  Akrilik  boya ile  boyayıp  vernikledim.  Böylece  
üzerine yağmur da  yağsa  birşey  olmadı.  Aklıma  sandalye  alıp  boyamak  da  geldi.  Bunun için bir  tabure
aldım.  Tabureye  baykuş  çizip  boyadım. Üzerine  bir de  vernik  yapınca  bence  güzel  oldu.



Özellikle   kızım  bayıldı.  Balkonumuzda  yok yok... Bununla   daha bir  renklendi :)


28 Nisan 2013 Pazar

Balkon Sefası

Nihayet  balkon  sezonunu açtım.  Tüm  dostlara  duyrulur !
Balkonda  bulunan  koltuklarım silindi, temizlendi,  minderler  ve  yastıklar  yıkandı.  Çiçeklerin  toprakları  ve  saksıları  değiştirildi,  ee  artık  herşey  hazır.  Geceleri  serin  oluyor  hala,  oturamıyoruz ama  gündüzleri  oturabiliyoruz.  Balkonuma  ıvır zıvır  ,  boncuklu ,  kabuklu  şeyler de asmayı,  köşelere  ,  duvarlara  koymayı  seviyorum.  Yavaş  yavaş  onları da  asmaya  başladım.




                    Baykuş  ailem  de  bizimle  balkona  çıktı.  Tüm  nesnerimle,  yastıklarımla,  seramiklerimle
olmayı çok  seviyorum.  Boş  balkonları  sevmiyorum.  Hele  ana  balkonlara  gereksiz  eşyalarla
doldurmak  öyle saçma geliyor ki..  




                                  Artık  mayıs  ayındayız.. Yaz  iyice  yaklaştı.  Neredeyse  altı ay  benim  sürekli
zaman  geçirdiğim  yer  işte  burası.  Dediğim  gibi,  tüm  arkadaş, akrabalarıma  duyrulur,
balkon  sefası  başladı,  beklerim :))

18 Nisan 2013 Perşembe

Çerçeve Süsledim !

       
                 Kızımın  odasının  duvarında  fotoğraflar  asılıdır.  Bildiğiniz  beyaz  çerçevelilerden.  Böyle de
güzellerdi  ama  değiştirmek  istedim. Ne zamandır  aklımda olan bir fikir  vardı. Danteller, boncuklar  alarak
işe  başladım.




Dantelleri  sıra  sıra  yapıştırdım. Üzerlerine  sıra  sıra  dizilmiş  boncukları da
yapıştırdım. Önemli olan  tasarlamak.  Sonra yapıştırmak çok  kolay. Bir  kutumun  üzerinde  çiçekler  vardı. 
Onları da  yerinden sökerek çerçeve  monte ettim.





İşte  sonuç  böyle.  Darısı  diğer  çerçevelere ..

18 Mart 2013 Pazartesi

Kumaştan Kalpler


Ne zamandır çeşitli  bloglarda  görüp  beğendiğim kumaş  ya da  keçeden  kalpler vardı.  Ben de  yapabilir miyim  derken  renk renk kalpler  hazırlanmıştı bile.  Kumaş seçiminden  sonra  kalpler 
dikildi,  içlerine pamuk  doldurup  aralarına da  boncuklar koyup
ipe  dizdim ..




Yaptığım  kalplerin  bazılarını  kızımın  odasına  bazılarını  kütüphaneme  astım
bile..  Kitaplığıma  zaten  ne  bulursam  asıyordum ,  bu  sefer  bir çoğunu   kaldırıp sadece  
kırmızı  kalplerimi  koydum.  




Kızımın  odasına yaptığım kalpler  pembe  tonlarında.  Odasını  bu sıralar  düzenleme içindeyiz. Duvar kağıdı 
kaplatıp  tüllerini  değiştiriyorum. Ama  her kız gibi  pembe  sevdiği için  ana renk  pembe.




                                Şimdilik  kalpler   burada.  Ayrıca  çerçeve  çevresinde.  Odanın  düzenlemesi bitince  tam yerini  bulacağım..









24 Temmuz 2012 Salı

TAŞ BOYAMA


İrili  ufaklı  taşları  toplayıp  boyamak  en sevdiğim  iştir..Tatilden  dönerken   bir  çanta  taş  vardı  yanımda..
İnternetten de  aldığım  fikirlerle   büyük  taşları  boyadım. 






                           Boyadığım  taşları  vernikledim.  Onları   bahçemin  çeşitli   yerlerine   koyuyorum.  Özellikle   çiçeklerin  arasında  o  kadar  şirin  duruyorlar ki...







Bu  arada     çiçeklerim de   coşmuş  durumda...Sıcakta  olsa   yazı  seviyorum :)





 


Topladığım  taşlar  bir  yığın  olarak  duruyor..Onlarıda  boyamak  için  sabırsızlanıyorum ama  daha  bir  başlangıç  yapamadım..





Yakında  boyadığım  diğer  taşlarla  buluşmak  üzere  ...


Ekim Cuması

                                  Ekim ayını neredeyse bitiriyoruz. Ekim ayının 15'i gibi eve döndük ve geldiğimizden beri temizlik, çam...