Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2024 Pazartesi

Almanya ; FREİBURG

                         Şimdi Almanya'da onca şehir varken bu Freiburg'da neyin nesi demeyin. Nürnberg'e bilet alınca geri dönüş biletini de uyguna Basel'den bulunca buraya ne yakın diye araştırdık. Daha önce Münih, Frankfurt, Füssen, Masal Yolunda bir kaç şehir falan gezmiştik. Basel'e yakın Freiburg şehri Kara Ormanların merkezi olarak görülüyordu. Çok da şehir gezmek istemediğimden dağlar, ormanlar, trenler temalı gezi yapalım dedik.

Nürnberg'ten iki aktarmalı trenle neredeyse 4 saatlik bir yolcuukla Freiburg'a geldik. Ama şunu söylemeliyim ki ulaşım Almanya'da da çok pahalı. Özellikle son dakikaya bırakılmış tren biletleri borsa gibi saat başı değişim gösteriyor. Otobüs fiyatları daha da pahalı. 

Tren yolculuğu her daim zevkli. Bilmediğin bir ülkede etrafa merakla bakmak nasıl keyifli. O 4 saat ne ara geçti anlamadık. Freiburg merkez istasyonundan inip çok uzak olmayan hostelimize doğru elimizde bavullarla o sıcakta yürüdük. Bu sırada büyük bir parktan geçiş yaptık. Parkta çok sayıda Afrikalı gençler vardı, malum Almanyada serbest bırakılan esrardan dolayı her yer bunun kokusuyla doluydu. Çekinerek yürüdük çünkü hiç tekin gelmedi buralar bize. Köşede polis bazı insanları durdurmuş bir şeyler yapıyordu. O sırada bir çığlık koptu, insanlar birini kovalamaya başladı. Aman Allahım nereye düştük böyle diyerek hostele ulaştık. 

Freiburg aslında üniversite şehri. Her milletten öğrenciler her yerde. Çok kalabalık ve kaos gibiydi. Özellikle şehre ayak bastığımız ilk saatlerde böyle bir olay yaşamış olmamız nereye düştük biz dedirtti. Ama bence artık Almanya'da çok karışmış, her milletten insanlar var. Büyük ihtimalle büyük şehirler böyle.


                      Freiburg'ta 5 gece kaldık. Bir tam günü bu şehri gezmeye ayırdık. Diğer günler Kara Ormanlara gittik, çok yürüdük, çok yorulduk, şehrin aksine buralarda çok mutlu olduk. Freiburg'tan sonra o rotalarımızı da anlatacağım ama bu yazımı bu şehre ayırdım. Her şehirde olduğu gibi buranın da bir Altstadtı var.  Bizim hostelden yürüyerek 1 km gibi. Biraz ilerleyince Münsterplatz katedral meydanı var. Zaten her sokak neredeyse bu meydana çıkıyor.



          

            Şehrin simgesi 130 yılda tamamlanan katedraliymiş. Ama ilginç şekilde bir çok kilise ve katedral kapalıydı her gün. Şehrin simgelerinden biri de Martin's Tor. 13. yüzyılda yapılan şehrin giriş kapılarından biri. Ama şimdi içine McDonalds oturmuş :)




                         

                                 Tarihi şehir merkezinde gezmek keyifli tabi ki. 

                              Ara sokaklar, taş kaldırımlar ve yine detaylar...




Bu şehre de aile ayak izimizi bıraktık :)







                               Bunca gezmenin en güzel saatleri..
Bu bölgeye özgü Schwarzwalder Kirchtarte yemeden olmazdı tabi ki. Bize de gelen bir tat Kara orman pastası. Bol kremalı ve vişneli. Pasta yemeyi çok sevdiğimden yaz, sıcak demeden her gün pasta yemişimdir :)  Yazın Alman içeceği Hugo, mürver içeceği öneriliyor ama biz denemedik.



                          Sokaklarda ufak su kanalları var ve bunlara Bachle deniyormuş. Şehre çok güzel bir şey katmış bu kanallar. İçinden tertemiz su akıyor ve genelde çocuklar gemilerini yüzdürüyorlar. Bu kanallar çok eski Niye yapılmış videomda anlatıyorum, seyredince öğrenirsiniz :)

                          Keyifli lokantaları, kafeleri, alanlarıyla şehrin bu kısmı gerçekten güzel. Bir de kalesi var ki orası da kocaman botanik bahçesiyle tam bir gün gezmelik dolaşmalık.


Gez dolaş pasta kahve yap!
Benim gezi mantığım bu arkadaşlar :)
Burada geçirdiğimiz günlerle ilgili düzenlediğim video da burada, buyrun;





16 Ağustos 2024 Cuma

Ağustos Cuması

                            Cuma yazılarıma yavaş yavaş dönmeliyim. En azından haftada bir yazmaya beni zorluyor. Yoksa bu hızda yaşamak insanın elinde bir şey bırakmıyor. Günlerin arka arkaya geçmesi artık öyle bir hıza ulaştı ki. Bir bakmışın elde bir şey yok. Bu hem cuma yazım olur hem de anlatmadığım Almanya gezisinden notlar olur. Gerçi Gürcistan seyahatinde de eksikler kaldı, onu da yazmalıyım. 

                          Almanya'dan pazartesi gelince hemen anneme gidip hasret giderdik bizimkilerle. Biz geleceğiz diye kahvaltı masasını donatmış, çaylar demlenmiş. Bol bol ne yaptık ne ettik anlattık durduk.


                                    Onların denize nazır balkonunda yaz kahvaltısı meşhurdur. Öğlenden itibaren bu balkon aşırı güneş alır ama sabahları denizden gelen o tatlı esintiyle muhteşemdir. Çayın tadı memlekette de bir başka canım!



                 Özlenilen pazara da ertesi gün gidildi. Asıl büyük pazarımız bugün aslında ama seyahatten gelince evde hiç bir şey olmuyor malum. En son gün Basel'deydik. Orada ki fiyatlardan sonra canım Türkiyemizin fiyatları nasıl ucuz geldi anlatamam :) 
Hem bol meyve sebze zamanı. Yaz renkleri harika!
Perşembeden itibaren de bağ evimizde kalmaya başladık annemle. Kızım gelmek istemiyordu, eşim de onu yalnız bırakmıyordu. Ben de zaten onlardan uzak biraz kafamı dinlemek istedim açıkcası. Annemde babamla hep dipdibe. Kadını gezmeye de götürmez. Anne hadi sen de gel dedim, topladık küçük bavulu yukarı bağa çıktık.
İki gündür kafamızı öyle dinliyoruz ki anlatamam. Gerçi ilk günden beni telefonla aramaya başladı kızım. Ertesi gün kapıya babam geldi, anneme bu gece geliyorsun değil mi diye soruyor:)
Ama kararlıyız, insandan, haberlerden, tv, internet vbç uzak kalabildiğimiz kadar kalacağız. Bugün cuma pazarı var diye şehre indim. İkindi gibi gideceğim tekrar. Bu sırada hemen bir post yayınlayayım dedim.


Bunu da bu sabah çektim. Bizim mahallede oradan oraya uçan çöpleri topluyorum. Artık görmezden gelemiyorum, üzerine basıp geçemiyorum, biliyorum benim toplamamla bu çöp olyı da çözülmez ama en azından bir gören olur bir şeyler ifade eder belki diye düşünüyorum. Tam çöpleri atarken bir adam bir ağaçta asılı (ekmekleri çöpe atmayıp etrafa asan tipler var ya günah olmasın diye) orada ki asılı torbayı indirdi. Artık o mu asmıştı, olanı mı indirdi beni görüp bilmiyorum. Sonra da bana '' ne duyarsız insanar var değil mi, her yerde çöp var '' dedi. 

Böyle işte. Seyahat sonrası bol çamaşır yıkamalı, ev temizlemeli günler geçti. Şimdi bağdayız. 
Nürnberg'te kaldığımız bir günü yakınlarında bulunan Bamberg'e gittik. Biraz da orayı anlatayım.

Regnitz nehri kenarında Almanya Romantik Yolu üzerinde ki kasabalardan biri Bamberg. 


Nürnberg'ten yarım  saatlik tren yolculuğuyla gittik. Hemen kalabalığı izleyerek nehir kenarına kadar geldik. Çok turistlik bir şehir olduğundan oldukça kalabalık. Nehir boyunca Venedik sandalları insanları gezdiriyor. Köprüler üzerinden bunları izlemek bile çok güzel. Küçük Venedik burada da varmış:)


Turist olmak güzel şey! Ağzın açık kafan tutulurcasına yukarılara bakıp aylak aylak gezmeyi, alamayacağın objelere içini çeke çeke bakmayı, yorulunca oturup keyif yapmayı, eğer yazsa mutlaka dondurma yemeyi çok seviyorum .


                     Bir de benim bir koleksiyonum var, nereye gidersem o dilde Küçük Prens alıyorum. Onca Almanya'ya gitmiştik ama almamışım. Uygun bir yerlerde bulmayı istiyordum. İşte Bamberg'te 3 euroya buldum aman ne sevindim bu kadar ucuza bulmayı beklemiyordum. 

Şu meşhur yerde benim de fotom var artık :)




                        Öyle güzel evler, sokaklar var ki. Düzeni, yeşili, özeni seven benim gibi insanlar işte bu yüzden buralara kadar geliyor. En azından belli bir süre mutlu olalım :)
Almanya'da Bamberg kişi başı 300 litrelik bira içimi ile en önde ki şehirmiş dediler. Bu da neredeyse günde 1 litre gibi oluyor,  biz günde bu kadar su içemezken nasıl oluyor diye hayretler içinde kalıyorum.



                               Şehir ikinci dünya savaşında en az hasar alan şehirmiş. Tarihi dokuyla, evlerde ki ayrıntılarıyla, sokaklarda ki düzeniyle çok bakımlı bir şehir.



                     Kalesi de hemen çıkılacak yükseklikte, insanı yormayan bayırda. Katedrali, müzesi, bahçesiyle şehir manzarasını ayaklarınıza sunan konumda. Sadece bu kadar değil tabi ki. Gezdiğimiz gün video da çektim ama daha düzenleyemedim. En yakın zaman da yüklerim buraya. 
                                                Hayırlı cumalar herkese!






13 Ağustos 2024 Salı

Almanya'dan Döndük; Nürnberg

                       Yine bir seyahatin sonunda hem mutlu hem hüzünlü, baya bir yorulmuş halde evimize döndük. Seyahatlerin en güzel taraflarından biri de eve dönüş galiba. Rutinlerini bile özlüyorsun. Tertemiz çarşafların, yumuşacık yastığın, terlikle gezdiğin temiz evin, taze fasulye yemeğin, meyvelerin, sabah kahvaltıların, kitap dolu sehpan...Daha bir dolu şey..

Ama seyahat olmasa katlanılır mı bunca olumsuzluklar, ülke ve dünya mecburiyetleri, çalışma hayatı..Kış ortalarında kızımda alman okulunu kazanmış olmasından gelen bir heyecanla uygun uçak bileti bulmuştuk Almanya'ya. Hesaplarımıza göre Pelin bir yıl boyunca bu dili öğrenecek, oraya gittiğimizde de bizi gezdirecek, dolaştıracak. Bizim kimseyle muhatap etmeyecekti. Haziran sonunda almancanın son kuruna kadar da geldi çok şükür. Sadece bir sınavı kaldı, eylülde onu da verirse kendi bölümüne başlayacak kısmet olursa. Ama bunlar bizim beklentilerimizdi, Almanya'da geçirdiğimiz 12 gün boyunca bir cümle almanca konuşmadı inattan. Bizde büyük hüsrana uğradık, bir daha senle bir yere gitmeyeceğiz diye tartıştık durduk. Yok arkadaş 20 yaşına gelse de insanın inadı değişmiyormuş. 

Gezmek güzel şey yine de. Aile içi kavgalar olsa da :) Küçükken ayrı bir dert bu çocuklar, büyüyünce başka..Valla büyüsünde bir nefes alalım diye boşuna beklemeyin.

Neyse ucuz bilet bulduğumuz için Nürnberg'e gittik yoksa başka bir nedeni yok. Millet genelde yeni yıl zamanı gidiyor, dolu tezgahlar, pazarlar açılıyor biliyorsunuz. Biz bu şehirde 4 gece kaldık. İnsanlar gelip bir günde de geziyor ama bizim için çok yorucu oluyor artık oradan oraya koşturmak..


            Nürnberg konaklama için merkeze yakın Astoria Apart seçtik. Bir çok otele göre fiyatı uygundu. Temiz, her detay düşünülmüş bir apartman dairesi. Mutfağı da olması güzeldi, en azından bir çok öğünü daha hesaplı yapıyorsunuz. Zaten yanımda peynir, zeytin, çay götürmüştüm. Aynı evimizde ki gibi kahvaltımızı yaptık her gün. Böyle apartların iyi tarafı istediğiniz saatte kahvaltınızı yapmanız oluyor. Yoksa otellerde yok saat sabah 10'a kadar kahvaltıya koştur falan insanı geriyor.


Sabahları en büyük zevkimde markete ekmek almaya gitmek oluyordu. Almanya'nın da harika hamur işleri var. Onarı alıp eve geliyor, çayı demleyip kahvaltıyı hazırlıyordum.İnanın bu işlere hiç üşenmem, zevkle yaparım.
Sonra da şehri gezmeye çıkıyorduk. Fazla koşturmadan, bir yerleri arayıp durmadan, artık karşımıza ne çıkarsa deyip her gün neredeyse 25 bin adım atmış oluyorduk.

                     Şehre tarihi surlardan girerek Old Town'a ulaşıyorsunuz. Eski şehir Pegnitz nehrinin kenarını çevrelemiş. Bu şehir aslında 2. Dünya savaşında neredeyse tamamen yıkılmış. Hatta Hitler'in en sevdiği şehir deniyor. Nazi mitingleri şehrin meydanlarında yapılmış. Sonrasında Nazi liderlerinin yargılandığı şehir burası. Hatta filmi de var biliyorsunuz.

          Şehir onca yıkılmışlığına rağmen çok iyi toparlanmış. Tarihi mekanlar çok güzeldi. 


                        İlginç çeşmelerden biri bu mesela. 1984 yılında Beyaz Kule’nin olduğu meydana yerleştirilen “Evlilik Heykeli”  Avrupa’nın en büyük figürlü çeşmesi olarak kabul ediliyormuş. Heykel aşık olmanın ilk aşamalarından ölüme kadar altı sahnede evlilik hayatının iniş ve çıkışlarını gösteriyor. Hans Sachs’ın eşi için yazdığı “Acı-Tatlı Evli Hayat” şiiri Evlilik Çeşmesine ilham olmuş ve çeşmenin dışında yatan kalp üzerine yazılmış.



                 Dürer Evi, Rathaus, Oyuncak müzesi, Fembo House, Handwerkerhof,  Kuntsburker gibi bir çok tarihi mekanı var. 
Saatlerce yürüyüş sırasında neye rastlarsak uzun uzun inceledik. Tarihin en güzel örmekleri bu şehirdeydi.


En güzel zamanlar tabi ki yorgunluk kahvesinin içildiği saatler..


Açık hava pazarları gezmek için çok güzeldi..
          Daha bir çok fotoğraf var şehre ait. Bir de video çektik orada olduğumuz günlere ait. Seyredip abone de olalım arkadaşlar :)












24 Ekim 2015 Cumartesi

Heidelberg Gezisi

                         Neckar Nehri etrafına kurulmuş, yeşillikler içindeki bu kasabayı merak edişim Enis Batur'un  kitabında okuyuşumla başlamıştır. Heidelberg sokaklarında  yürüyen Enis Batur'u satırlar boyunca hayal etmişimdir. Ve şimdi biz buradayız diye geçirmiştim Heidelberg Neckar nehri boyunca yürürken..
            Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinin kuzeyinde, tarih ve doğanın iç içe olduğu bir yer olan Heidelberg, Almanya’nın en sevilen ve en çok ziyaretçi çeken şehirlerinden birisi. Biz Frankfurt'tan trenle geldik buraya. Tüm gün gezdik dolaştık.  Adına “Ich hab’ mein Herz in Heidelberg verloren/Kalbim Heidelberg’de kaldı” diye bir şarkı bile yazılmış olan şehir, savaşlardan zarar görmemeyi başarmış nadir Avrupa şehirlerinden bir tanesi. 
Heidelberg, aynı zamanda bir üniversite şehri. 1386 yılında kurulmuş olan Almanya’nın en eski üniversitesi olan Heidelberg Üniversitesi tıp ve eczacılık açısından Avrupa’nın en önemli üniversitelerin biri. Goethe, Georg Willhelm Friedrich Hegel, Robert Bunsen, Max Weber veya Karl Jaspers gibi büyük isimleri kendisine çekmiş şehirde, bugün 30 binin üzerinde üniversite öğrencisi bulunuyor.

                          

               Şehrin kalbinin attığı en meşhur caddesi olan  Hauptstrasse, Neckar Nehri ile görkemli kalesi arasında kalıyor. 1,5 km’lik bir uzunluğuyla, Avrupa’nın sadece yayalar için ayrılmış olan en uzun caddesi unvanına sahip. 

                       

                 Ortasında bir Herkül heykeli ve çeşme, bulunan Marktplatz Meydanı çevresinde çok sayıda hediyelik eşya satan dükkanlar ve açık havada masaları bulunan kafe ve restoranlar yer alıyor. 1700’lü yıllarda şehri savunan halkın kahramanlığını simgeleyen anıtın orijinali Kurpfälzisches Müzesi’nde bulunuyor.
Heidelberg, Neckar Nehri tarafından ikiye ayrılmış. Üzerinde bulunan 200 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindeki Eski Köprü ise burada bulunan ahşap köprünün yerine, yine bu bölgeden çıkan kumtaşı ile 1788’de yapılmış. Şehrin Kalesiyle beraber simgesi olan köprü, II.Dünya Savaşı’nda Alman askerlerince diğer tüm köprüler gibi yıktırılmış. Savaş sonrası halkın topladıkları parayla yaptırılıp 1947’de yeniden açılmış.

                       

                     Heidelberg Kalesi, bir kartpostal görünümü veriyor. 13. yüzyıldan kalma kırmızı taştan yapılmış kalenin bazı yerleri yıkılmış olsa da görkemli ve görmeye değer bir yapı. Heidelberg Sarayı olarak da adlandırılan kale, 1398-1410 yıllarında, Prens Elector Ruprecht III hanedanlığın ilk rezidansı olarak da kullanılmış. 1764 yılında yıldırım çarpması sonucu zarar gören kalenin taşları bir dönem yöre halkı tarafından ev yapımında da kullanılmışsa da, daha sonradan kale korumaya alınmış.

                         

                       Girişinde bir saat kulesi bulunan kalede, çeşitli sergilerin düzenlendiği Alman Eczane Müzesi yanı sıra, 1751 yılından kalma, 185 bin 500 litrelik dünyanın en büyük ahşap fıçısı da bulunuyor. Sonradan kaleye eklenen Kral Meydan’ı yaz aylarında yapılan Heidelberg Kalesi festivaline ev sahipliği yaptığı gibi, tiyatro, müzikal, opera ve klasik müzik konserleri için kullanılıyor.

                              

             Hareketli meydanları, Heidelberg Kalesi, Karl-Theodor Köprüsü, Neckar Nehri, renkli gece hayatı, Hauptstrasse gibi nefis sokaklarıyla küçük, ama rengârenk bir şehir Heidelberg, 19. Yüzyılda, “A Tramp Abroad” adlı kitabını yazarken burada kalan Mark Twain’in de övgülerini aldığını hatırlatalım.










20 Ekim 2015 Salı

Almanya'da MASAL YOLU

                             Gecikmiş  bir  gezi  yazısı  daha.  Bayram  tatilinde  Almanya'da  bulunan  masal yolunun  bir kısmını gördük. Masal yolunda  bulunan  kasabalara gitmek için  Frankfurt'u  merkez seçtik. Zaman  çok az  olduğundan  her kasabayı  gezemedik ama çok güzel yerler  gördük yine. Frankfurt'u son gün  gezdik, burayı da  başka  bir  yazı da  anlatacağım.

             Grimm Kardeşler’in yarattıkları Pamuk Prenses ile 7 Cüceler, Sinderella, Hansel ve Gratel gibi masal kahramanları doğalı 200 yıl oldu. Yıldönümü Frankfurt’tan Bremen’e masal şehirlerinde çocuklu ailelere yönelik özel etkinliklerle kutlanıyor. 

              Grimm Kardeşler çevrelerinde dinledikleri öyküleri düşgüçlerini kullanarak zenginleştirmiş, Avrupa masal geleneğinde yeni bir çağ açmıştı. Yarattıkları kahramanlar farklı sosyal sınıfların, ulusların ortak değerleri oldu. Kuşaktan kuşağa aktarıldı. İki kardeş, “Grimm’lerin Peri Masalları” kitabının ilk bölümünü 200 yıl önce aralık ayında yayımlamıştı. İlk kitabı diğerleri izledi, toplam 210 masal yaratıldı.
              İlk  gün  Frankfurt'a oldukça  yakın  olan Hanau  kasabasına  gittik. Bunun  için treni  kullandık  ama  Almanya'da tren fiyatları oldukça yüksek. 

                                    

          HANAU
 Masal Yolu, kuzeyden güneye, Bremen’den Frankfurt’a uzanıyor. Karayoluyla yaklaşık 600 kilometre. Jacob ile Wilhelm Grimm’in doğduğu Hanau turun ilk durağı. Frankfurt’a yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki kasaba iki evladını ana meydanındaki dev heykelle ölümsüzleştirmiş. Ayrıca kasabanın müzesinde Grimm’lerin yaşamöyküleri anlatılıyor.  


           40 kilometre kuzeydeki Steinau, tarihi ahşap evleri, çiçekle süslenmiş pencereleriyle tablo gibi bir kent. Müzesinde iki kardeşin genç yaşlarda geldikleri kentteki öyküleri, Alman masal geleneği içindeki yerleri anlatılıyor. 

                                        

           UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ormanlardan geçerek kuzeye devam ettiğinizde, 100 kilometre ileride meşhur kaplıca kenti Bad Wildungen’e varacaksınız. Kentin yanı başındaki tepenin üstünde Pamuk Prenses’in Evi yer alıyor. Bu güzel ev temizliğiyle dikkat çeken Bergfreitheit köyünde. Yedi Cüceler ve yataklarının bulunduğu bir odadan giriliyor yapıya. Cücelerin şapkaları yataklarına sıralanmış. Üst katta genç yaşta ölen güzel Margaretha’nın öyküsü anlatılıyor. Masala esin veren Margaretha van Waldeck, küçük yaşta üvey annesi tarafından evden uzaklaştırılmış. 1554’te 21 yaşında, zehirlenerek öldürülmüş...

                          

              Kentin yakınında 450 yıllık bir bakır madeni var. Zamanında buraya vergisiz kazanç ve özgürlük vaadiyle ülkenin dört bir yanından pek çok Alman gelmiş. Kuyu kazmanın, ağaç kesmenin serbest olduğu ormanlarda zor koşullarda çalışıp para biriktirmişler. Yedi Cüceler efsanesi de kısa boylu madencilerden kaynaklanmış. Sadece kısa boylu, kıvırcık saçlı, iri pazulu olanlar Pamuk Prenses Şatosu’nda iş bulabilmiş. 

           MARBURG
                       Lahn Nehri kıyısındaki Marburg ise masalların şehri. Sadece savaştan kurtulan ortaçağ yapılarıyla değil, sokaklarında karşınıza çıkan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kurbağa Prenses gibi masal kahramanlarıyla da. Grimm Kardeşler’in pek çok ünlü masalını yazdığı şehir “Alman Masal Yolu”nun önemli duraklarından.

                         


           KASSEL
            Kassel kenti Bad Wildundegen’den 35 kilometre uzaklıkta. İki kardeş hayatlarının önemli bölümünü burada geçirmiş. İsimlerini taşıyan müzede masalların ilk baskıları, elyazısı notları, düzeltileri sergileniyor. Bu vesikalar çocuklardan çok araştırmacıların dikkatini çekiyor. 
Rapunzel masalı, kulesiyle dikkat çeken Trendelburg otelinde yaşatılıyor. Bir kuleden yaklaşık 10 metre uzunluğunda sarışın saç sarkıyor bahçeye. Sevgililerin tırmanması için. 700 yıllık tarihinde bir kez bile işgal edilmemiş bu şato. Şövalye zırhıyla süslü odaları, burçlu kuleleri, ortaçağ ekipmanlarıyla gerçek bir masal şatosu burası. Eğer talep gelirse misafirleri ortaçağ zırhlı bir rehber karşılıyor. Konaklama boyunca yardımcı oluyor.
Perili şatoyu andıran otel bölge halkı için en popüler düğün mekânı. Sadece Almanlar değil, Rusya’dan hatta Moğolistan’dan çiftler geliyor evlenmek için.

                           

             Bir başka masal şatosu, Uyuyan Güzel Dornröschen’in mekânı Sababurg da evlenmek isteyen çiftlerin gözdesi. Burgu şeklinde yükselen dış merdivenle efsaneyi bütünleyen balayı odasına ulaşılıyor. Otelin işletmecisi Günther Koseck’in söylediğine bakılırsa ailesi 1957’de yapıyı devraldığında şato yıkıntı halindeymiş. Bugün Uyuyan Güzel Dornröschen rolünde güzel bir genç kız geziyor otelin bahçesinde. Konuklarına bitki çayı ve gül şeklinde leziz bir pasta ikram ediyor.

                            


           Masal Yolu uzun bir yol. Biz 4 gün  boyunca kısa  bir  bölümünü gezdik. Yazdıklarımın çoğunu internetten kopyaladım . uzun zaman olunca birçok bilgiyi unutmuşum. Bir daha ki yazım Almanya'da harika bir kasabadan..













TATİL CUMASI

Vee  bitti 💥💥 Bir dönem daha kapandı hayatımızda. Çerkezköy -Çatalca hattında neredeyse bir yıl süren gurbet hayatımız bugün karneleri dağ...