Portekiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Portekiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2012 Salı

Pessoa ve Lizbon

                      Portekiz anılarım bitti  sandınız   değil mi:))   Sona  sakladığım  bir  kaç fotoğraf  var.  Lizbona  gidip  gezdiğimiz yerler,  gördüklerimiz,  yediğimiz - içtiğimiz..   7   tepe üzerine kurulu Lizbon; nostaljik tramvayı, eski kentteki binaları, denizi, insanları hatta 1755'te   yaşanan büyük depremiyle İstanbul'un ruh ikizi   sayıyorlar...

                      Lizbon ya da Portekizcedeki adıyla Lisboa için turistler 'Beyaz kent' tanımını kullanıyor. Gerçekten de eski kent Alfama'nın kıvrılarak yukarıya doğru uzanan daracık sokaklarını tırmanıp, tepeden kente ve limana baktığınız zaman sadece beyaz bir kent ve kırmızı damları görüyorsunuz. Oysa sokaklarda dolaşmaya başladığınızda beyazlık kayboluyor. Lizbon, tarihi binalarını, dokusunu korumayı başarmış kentlerden.
                     
                     Lizbon Tejo Irmağı kenarında kurulu bir kent. Üstelik bir dizi fay kırığının üzerinde bulunuyor. 1755 yılındaki korkunç depremde tsunami meydana gelmiş ve 60 bin kişi hayatını kaybetmiş. Deprem uzmanları bugün, bu depremin büyüklüğünün 8.5-9 şiddetinde olduğunu tahmin ediyor. Bu korkunç depremde, bir tek bugün eski kent olarak bilinen Alfama'ya bir şey olmamış. Alfama'ya 28 no'lu tramvayla çıkmak mümkün..
 













                          Lizbon'da dikkatinizi çekecek bir diğer yapıda upuzun 25 Nisan Köprüsü. Eski adıyla Salazar Köprüsü... İki dünya savaşı arasında 200 bin mültecinin yerleştiği kentte, 1966'da büyük ölçüde ABD yardımıyla yapılmış. Köprünün ayaklarının hemen yakınındaki bölge de yine özellikle gece hayatıyla ünlü...

                          En güzel caddesi Rua Agusta.. Aralarında pek çok ünlü markanın da bulunduğu dükkanlar, cafeler, hediyelik eşya veya el sanatları satılan tezgahlar.. Kısacası burası kentin en turistik ve eğlenceli caddesi.. Burada görmeniz gerekenbir başka şey de Eiffel'in mimarı tarafından yapılan Santa Justa asansörü. Asansör sayesinde diğer tepelik bölgeye, Bairro Alto'ya geçiş yapılabiliyor. Buraya tramvayla da gidebiliyorsunuz. Aslına bakarsanız şehrin gece hayatının kalbi burada atıyor. Fado mekanları, restoranlar ne ararsanız var.












                                     Portekiz'e gidip de deniz mahsülü yemeden gelme diyenlerin öğüdünü tuttum. Lizbon'da özellikle sardalye ızgara meşhur. Ancak Atlas Okyanusu'nun kıyısındaki bu kentte elbette okyanus balıklarını bulmak mümkün. Portekizce ve Fransızca dışında bir dil konuşamayan restoran sahipleriyle, el-kol ve tarzanca olarak gayet iyi anlaşabilirsiniz. Vitrinden beğeneceğiniz bir balığı size güzel bir şekilde servis ediyorlar. Servisin öncesinde ekmek ve krem peynir geliyor... Balığın yanında gelen sarımsak ve zeytinyağı soslu, bol tuzlu kızarmış patatesin tadına ise doyamayacaksınız. Üstelik fiyatlar gayet makul. Zaten Portekiz, Avrupa'da bir Türk'ün seyahat edip, gönlünce gezerek alışveriş edeceği ve bütün bunları oldukça ucuza çıkaracağı nadir memleketlerden. 




   

                               Bu  ne  balığıdır  bilmiyorum ama  ızgarada  pişerken  süper  kokuyordu. Önümüze   gelince  büyük  iştahla  yiyelim dedik.  Bıçağı  batırmamızla  olanlar  oldu.  İçi  hiç  temizlenmemişti  ve  tamamiyle  kanlıydı.  Yeniden  temizletip  ızgara yaptırdık.  Ama gördüğünüz   bu  tabak  7 euro..








Lizbonda  yapılacak şeyler  tüyosu  veriyorum şimdi  :
Bairo Alto Bölgesi’nde sıklıkla yazarların, sanatçıların gittiği, art nouveau Chiado’s Cafe Brasileira’da akşamüzeri bir şeyler içebilir; Graça isimli restoranda muhteşem şehir manzarasını izleyerek harika deniz ürünleri yiyebilir (Rua Damasceno Monterio, 9B), fado dinlemeye 1947′den beri hizmet veren Casa de Fados‘a gidip Lenita Gentil’in sesiyle büyülenebilirsin. Michelin yıldızlı restoran Eleven ve şehrin en popüler gece kulübü Lux’ü de listene almalısınız





"insan sıkılırsa
aynı yerde yaşamaktan
ben neden hep aynı
derinin altında

sıkılmadan yaşayayım?" 

  
diye  soran Pessoa sırada... 13 Haziran 1888 ile 30 Kasım 1935 arasına sıkışan çok renkli, çok “kişilikli” ve çok şiirli bir yaşamın baş kahramanı... Alvaro de Campos’un, Alberto Caeiro’nun, Ricardo Reis’in “babası” Lizbon’lu modernist..Huzursuzluğun  Kitabı'nı  bilmeyen  yoktur  ...
1988 yılında Lizbon’da doğan Pessoa ilk şiirini yedi yaşında iken annesi için yazmış.


                                                                     “sevgili anneme,
                                                                       buradayım
                                                                       doğduğum topraklarda
                                                                      ne kadar sevsem de onu

                                                                      ondan daha çok seviyorum seni.”


Beş yaşında babasını kaybettikten sonra annesi yeni bir evlilik yaparak bir Portekiz konsolosu ile evlenir ve çift çocuklarıyla birlikte Güney Afrika’ya, Durban!a taşınırlar. Orada İngilizce eğitim gören Pessoa 1905 te Portekiz’e geri döner. Üniversiteye kaydolur ama bir süre sonra üniversite eğitiminden vazgeçer. Akraba yanlarında, kiralık evlerde tercümeler yaparak zar zor hayatını kazanır. Eleştiriler yazar. Gazete çıkarır ama başarılı olamaz. 1912 de şiir yazmaya başlar.





Yurt  dışına  gidip  kocasına  forma  dışında  birşeyler  alan  bir  benim  galiba  :)  
Pessoa  resimliydi  dayanamadım aldım.  Yanındaki   defter de   benim. Artık  gezi  günlüğüm olacak ama daha  başlayamadım...





                                                        
.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Obidos; Portekiz'den cennet köşe

                                            Görmemişin biri  yurt  dışına çıkmış,  bin tane post  yazar olmuş:))    Ama  ne  yapayım,  gördüklerimi  paylaşmayı  seviyorum..Portekiz  gezimizde  Obidos  adında  çok şirin bir yere gittik.  Bizim Alaçatı  gibi  evler ,  sokaklar,  şarap  tadım  dükkanları  vardı. 






Obidos   Kalesi..







Her  tarafta  kuklalar  var. Banklarda  bile  oturan  bebekler  var ve sapasağlam  duruyor.







Vitrinler  işte  böyle  sevimli...











Aynı Alaçatı  değil mi?  Ama  burada  turist olmasına rağmen  akın akın insanlar  yok  sokaklarda. Belki  daha  büyük  bir yer olduğundan...










Arkadaşlar   çukulata  kaplarında  şarap  tadıyor:)











Dükkanın  birinde   seramiklerini   boyayan  bayan...






Sonrada  OBİDOS Lagünü....











Çok  çok  güzeldi,  manzaraya  bakan  bir  kafede  espresso   içtik,  fiyatlar  çok  uygun.  1  euro...




Mouth of the Obidos Lagoon, Portugal



Bu  sahilde  deliler  gibi  koştuk, ıslandık.  Dalga  çok  fazla  ama  deniz  sıcak.  Atlas  Okyanusuna da   girdim ya :))










2 Haziran 2012 Cumartesi

Portekiz'de bir Okul

                                 Portekiz'e  okulumuzun comenius projesi  nedeniyle  gittik.  8  ülke  birleşerek  okulöncesi eğitiminde seçilen bir konu üzerine proje  yapıyoruz.  Konumuz   ''kuklalar  yeşil  görevde'' ... Oldukça  eğlenceli, eğitici,  bir  o kadarda  yorucu..Her  ülkeye  belirli  tarihlerde gidiliyor,  o  okulun  özellikleri  inceleniyor,  sunumlar  yapılıyor,  karşılıklı hediyeler  veriliyor, insanlar kaynaşıyor.
                               Portekizdeki  okul İnfancoop  adında  bir  çeşit ilköğretim okuluydu.  Okulda olduğumuz sürece teneffüs  zili duymadık.  Koridor ve  bahçede bağrışan  çocuklar görmedik.  Sınıflar  en fazla  20  öğrenciden  oluşuyor.  Bu arada belirteyim bu okul devlet okulu.






Okuldaki  ilk  günümüz  ve  bizi  karşılamaları...





Burası  2. sınıf  .. Kırmızılı  bayan  öğretmenleri. Sınıflarda  bol  görsel var. Her  sınıf   kendi  bahçesine  açılıyor.








Burası  anasınıflardan biri.  Öğretmenler   çocuklara  bir  gösteri hazırlamış...,






Yine  anasınıfından  bir  bölüm.  Çocuklar  oyun  kurmuşlar. Topuklu ayakkabıya  dikkat :))







Bir  bölüm  çocuk  masa oyuncaklarıyla  oynuyor.






Sınıfta   drama  yapan çocuklar...



Okulun  girişi...






Yemekhane...





Okulun  Türkiye'ye  verdikleri  hediye...








Okulun   parkı.  Kendi  800  öğrencilik  okulumda  parkın  olmaması  yüzünden  durmadan  parkları çektim.  Bu  okuldaki   parklardan  sadece  biri.  







Yine   anasınıfından  bir köşe..







Kapanışı   2  yaş  grubuyla  yapayım.  Öğretmenleri   sınıfa  gidip  oturmalarını  söylemiş.  Elele   gelip sessizce  oturup   beklediler.  Biz  bunu  6  yaşta   da  başaramıyoruz :(








30 Mayıs 2012 Çarşamba

PORTEKİZ

İşte  döndüm ! 
Tüm korkularıma rağmen  bu  yolculukta dört  kez  uçağa  bindik.  Herkes  korkumu aştığımı söylüyor ama  korkum tüm  yolculuk  boyunca devam ediyor.  Yere inince  tüm korkum  geçmiş oluyor. Aman  buna da  razıyım :)
Portekize  Münih  aktarmalı  gittik.   Uçuş  süresi  toplam  5 -  6  saat... Okulun  Comenius  projesi  nedeniyle  oradaydık.  Bizimle  birlikte  8  ülkeyiz. Lizbon'a  yakın  Caldas Da Rainha   diye  bir  yerdi  ..Caldas da Rainha belediyesi, Portekiz'in Centro bölgesine bağlı Oeste altbölgesinin belediyelerinden biriymiş.   Lizbon'a olan uzaklığı 80 km. kadar.   İsminin anlamı "Kraliçe'nin Kaplıcaları" anlamına gelmektedir. Şehirde Kraliçeyi temsil eden bir de heykel mevcut.

Burada  çok  güzel  bir  otelde  kaldık.  İlgilenenler  için  link..












Ertesi  gün   okula   gittik.  Sakin,   az çocuklu  ve  az  gürültülü   bir  okuldu.  Okulun  dört yanı  park  ve  bahçelerle  çevrilmişti...
















Anasınıfında  ....



 

Daha  sonra  bizi  şehirde  gezdirdiler..






Jaso  Malhoa  Müzesinde   gezdik. 


painting by Jose Malhoa



Ressamın   Kraliçe  Leonor  tablosunu  gördük...









 




D. Carlos  parkında  gezdik..




Parkın  yakınında   bir çok  hastanın  tedavi  olduğu  ,  sularıyla   ünlü   termal  otel- kaplıcayı  gezdik. Buradaki  su  çok  ilginçti,  suyun  içine  sanki  kireç  karıştırmışlar  gibi  bir  renkteydi.  Kokuda  çok  kötüydü,  girenler  koşarak  çıktı.  Bu  kokuda  nasıl  tedavi  oluyorlar anlamadım..







Şehir  oldukça  büyük.  Pahalı  bir yerde   değil.  Yiyecek  ve  giyim  oldukça   makul  fiyatlarda.  Burası   kaplıcalarıyla  olduğu  kadar   seramikleriyle  de  ünlü  bir  yermiş.  Bunu  duyunca  nasıl  sevindim  bilemezsiniz.  Kendimi  cennette  buldum bir an.  Seramik  müzesi  vardı.  Burada  saatlerimiz geçti. Eee  birşeyler  almadan olmaz tabi ki:))
                                






  









Bu kadar değil tabi ki.     Devamı yakında:))
                                                                                 


  





Ekim Cuması

                                  Ekim ayını neredeyse bitiriyoruz. Ekim ayının 15'i gibi eve döndük ve geldiğimizden beri temizlik, çam...