pelin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pelin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2021 Pazartesi

Ergenlik ve Okuma Üzerine

                     Geçen günlerde VNF  güzel bir tespitte bulundu kızım hakkında 
           ''Pelin'in hâlleri bir çeşit insanlık kaderi. Ne kadar marifetli ve istekli olursak olalım mum dibine ışık vermiyor.'' diye yorum yapmıştı. Bu bir gerçek. Tanıdığım bir çok ebeveynin özene bezene yetiştirmeye çalıştığı çocuklarda bir şeyler hep geri tepiyor. Bu gerçek bizim evde de oluştu. Özellikle kitap okuma mevzusunu ele alalım. Kitap okuma alışkanlığının  ilk önce aile de başladığını, özellikle okuyan anne-babayı gören çocuklarda bunun pekişeceğini savunuruz biz eğitmenler. Tüm toplantılarımızda bunu ailelere söyleriz . Gel gör ki bizim aile de bu oluşmadı bir türlü. Pelin ilkokul ve ortaokuldayken isteyerek değil de benim zorumla kitap okudu her gün. Kendi isteğine bıraktığımda günlerce eline almıyordu bu yüzden bu konu da taviz vermiyordum.
                      Sonra lise yılları başladı. Yavaş yavaş kafa tutan ergemlik yıllarıyla kitaptan kopuş başladı ve son iki yıldır bir tane bile kitap okumadı. Bu durum üzüldüğüm bir çok şeyden bir tanesiydi. Yine de temelde bir şeyleri kazandırdığımı, yıllar süren sabır sonucu bunun meyvelerini alacağıma inandırıyorum kendimi. 
Bir de şöyle dedi Vnf;
                     '' Kızınızın öğretmeni ya da sık gittiği kafenin garsonu olmak, ona söylemek istediklerinizi kendi sözümmüş gibi söylemek isterdim.''
                        Bu tespitte oldukça yerinde. Çünkü ebeveynini umursamayan bazen düşman belleyen gençleri etkileyenlerin başında arkadaşlarının yanında sevdikleri öğretmenleri ya da her hangi biri de olabiliyor. Ve onların bir sözü kanun haline geliyor nedense. Çoğu zaman sevdiği öğretmenleriyle işbirliği yaparım bende. Ama biri çıktı şu günlerde karşımıza ki kitap okumayan kızım tekrar okumaya başladı.
                       Arkadaşıyla beraber 2. el kitap almaya gittiklerinde dükkan sahibi onlara Hayvan Mezarlığı'nı önermiş. Kitaplar hakkında konuşmuşlar ve sonra da kitabı satmış. Büyük hevesle satınaldığı ve aslında kütüphanemde olan kitapla gelip o gün bugündür okumaya başladı. Sonrasında bu kitapları satın almış ve kitaplığına koymuş..



                       Gözlerim yaşardı tabi ki. Okumayı sürekli hale getiren okul rehberlik öğretmenini de anmadan geçmeyeyim. Hemen dükkana gidip sahibiyle de tanıştım ama bunlardan Pelin'in tabi ki haberi yok. Yalnız adam hep ütopik kitapları önermiş :)
Otomatik Portakal, Cesur Yeni Dünya, Fahrenhiet 451, 1984... 
                   Dükkan sahibi de aslında bir yazar. Bir kaç tane kitap yazmış ve şu sıralar bazı fuarlarda kitaplarını imzalıyor. 
                     Gençlere ne zaman ne şekilde dokunabileceğimiz belli olmuyor. Çocuklara da öyle. İnsanların bu şekilde birbiriyle ilişkisini çok önemsiyorum. Küçük bir sohbet yıllardır süren üzüntümü geçirdi!






6 Ağustos 2021 Cuma

Merhaba Cuma!

                       İnsanın sağlıkla, huzurla, umutla merhaba demesi ne güzel bir şey ! Yaşadığımız bu kötü günlerin biteceğine dair umudumu koruyarak, sağlıklı bir şekilde hayata devam ettiğimin bilincinde ve tatilin sıcaklara rağmen keyfinde bugün merhaba demek istedim. Bir taraftan da aşırı üzgünüm  tüm dünyayı felaket  haberleri sardı. Son bir haftadır cehennem günleri yaşıyoruz. Elimden gelen sadece her zaman yapmaya çalıştığım  çevreci hayat şekli. Umarım bu felaket dolu günleri atlatırız.

                      Uzun zamandır yazamadım, nedenini anlatacağım. Beni soran , merak eden , mesaj yazan ( hahhaa 1 kişi o da kendini biliyor :) çok teşekkür ederim.  Uzun zamandır yazamadım çünkü bayram öncesinde karavanla yola çıkıp gezdik dolaştık.

                    Bu sene bize yakın bir yere gidelim , kendimizi yollarda yormayalım dedik ve İzmir Karaburun'a yola çıktık. Aman nerde yorulmamak mümkün mü? Kocaelinden Karaburun'a tam 8 saatte gittik. Karavanla ücretli otobanı kullanamıyoruz çünkü normal taşıtların neredeyse 3 katı fiyat ödüyorsunuz uzunluktan dolayı. Zaten karavan çektiğiniz için hızda yapamıyorsunuz; yavaş yavaş  giderek öğle saatlerinde Karaburun'a ulaştık. Daha aşağılarda ki yerleri de biz seçmedik çünkü nedense bu sene karavancılara hiç bir yerde göz açtırmıyorlar. İyi ki de buraya gelmişiz.  Çok güzel bir tatil geçirdik.


                       Karaburun merkez sahil kesiminde değil. Hükümet binası, pazar yeri, emniyet gibi birimler yukarı kısımda bulunuyor. Bir iki kilometre aşağıda denize nazır yer iskele diye geçiyor. Burada pansiyonlar, oteller, restoranlar var ama çok kalabalık değil neyse ki.  İskele camisinin yan tarafında bir boşluk var biz de ilk başta buraya park ettik karavanımızı.


İlk gittiğimiz gün Çarşamba günüydü ve Karaburun'un pazarı vardı.   Hem iç taraflarını gezerek alışverişimizi bu pazardan yaptık ama orada bile pazar oldukça pahalıydı. Fazla çeşitte yoktu, küçük bir pazardı. 


                       Bir gece merkezde kalarak  o gün keşfettiğimiz yürüme mesafesi olan İncirlikoya karavanımızı getirdik ve sonra ki 2 hafta boyunca hep burada kaldık. Karavanla insanlar koy koy geziyor ama bizde artık yaştan mıdır ya da tembellikten midir bilmiyorum böyle güzel yer  bulunca başka bir tarafa gitmeden tüm tatili burada geçirdik. Bizim olay yazlıkçı karavana döndü ama biz halimizden memnunuz.


                             İncirli koy böyle bir yer. Belediyenin çok güzel bir işletmesi var. Duş, şezlong, wc, yeme içme ne isterseniz temiz temiz var. Gençler çalışıyor. Denizi o rüzgarlı ve çok dalgalı zamanlarda bile koy olduğundan çok sakin ve tertemizdi.


                          Şezlong kiralamak istemeseniz de plaj tarafına şemsiyenizi açıp günü geçirebiliyorsunuz. Ben de sabah kahvemi burada ki söğüt ağaçlarının altında içiyordum. Kitabımı okuyup insanları seyrediyordum. Sonra sıcak mı bastı, cup denize !


                              Günlük rutinimiz şöyleydi. Bizimkiler uyuyor olsa da ben en geç saat 8 gibi kalkıp uzun deniz kenarında sabah yürüyüşümü yapıyor , denize giriyor ve karavan önü kahvaltımı hazırlıyordum. Geç kahvaltımızı tepeden deniz manzaramıza karşı plaja gelen insanların telaşını seyrederek yapıyorduk uzun uzun. 
Ne yazık ki her gelen etrafa çöpünü atıyor. Gözlemlediğim kadarıyla eli yüzü düzgün, bu yapmaz dediğin adam bile mutlaka elindekini yere atıyor. Gençlerden tutun yaşlısına kadar. Her sabah benim etrafı temizleme rutinimde oluştu böylece. Yok arkadaş bizden bir şey olmaz milletçe. Hiç umudum yok artık.


                                   Sonrasında dinlenerek ya da denize girerek günü geçiriyorduk. Karavanımız tüm gün güneşte olmasına rağmen izolasyonu gerçekten iyi bence. Hiç bunalmadan içinde de oturabildik o öğle sıcaklarında. Öğleden sonra rutinimiz foroğrafta da görüldüğü gibi midye, patates. Karaburun'un midyesi meşhurmuş. Temiz deniz midyesi de bulunca hiç fırsatı kaçırmadık .


                 İlk günden itibaren etrafta bulunan komşularda yakından bizimle ilgilendiler. Bir ihtiyacınız olursa diye başlayan sohbetler diğer günler artarak devam etti. Bahçelerinde yetiştirdikleri sebzelerden getirdiler hatta kurban bayramında kavurma pişirip getirdiler.


                                Tatil boyunca iki güzel kitap okudum. İlki Miras. Oldukça güzel bir kitap . Konusu zaten çok hassas ve bunu yaşayanın ağzından aile içinde ki ilişkilerin , ana babalık kavramlarının sorgulanması, kardeşlerin bile aynı ailede olmasına rağmen geliştirdikleri farklı karakter özellikleri sizi öyle çok düşündürüyor ki. Kitap bittiğinde göğsüme oturmuş olan koca bir kayayla bir kaç gün daha yaşadım.


                                Diğer kitap Dominik asıllı Amerikan yazar  Junot Diaz'dan Boğul. Yazar ilk kitabıyla 2008 yılında Pulitzer ödülü kazanmış. Bu kitabında da Amerika rüyası yaşayan, sefil hayatlarında bir şeylere tutunmaya çalışan, sömürülmüş bir çok insanın hikayesi var. Okurken dünyanın uzak bir bölgesinde tanıdık acınası yaşamlara bakıyorsunuz ve kalbiniz tekrardan sızlıyor.


Karaburun'da geçirdiğimiz harika 15 gün sonrasında eve geldiğimizde kızımın 17. yaşını kutladık arkadaşları ve ailemizle. Genç kız olduğundan beri yalnızca arkadaşlaryla kutluyordu. Bu sene arkadaşlarını organize ederek bizim bahçe de bir arada olduk. Hasta olan dedemizde iyileştiğinden onu da bahçeye getirerek kutlamayı beraber yaptık ve çok güzel oldu. İki dedemiz, anane, babane, hala, yenge ve arkadaşlarıyla tatil sonrasında  güzel bir buluşma yaşadık böylece.



Çok çok şükrediyorum bu günleri gördük. Neredeyse Pelin 6 yaşından beri bu bloga yazıyorum, Pelin ellerinizde büyüdü diyebilirim. Bu sene 12. sınıf oldu ve bu pazartesi okula başladı. Allah güzel günler gösterir umarım ve en çok istediğim iyi insanlarla ömür boyu karşılaşması.
Eve gelince Karaburun videosu da hazırladım..Seyretmek isteyenler buyrun :)






19 Nisan 2021 Pazartesi

venedik

                       Artık korku, aksiyon ve komedi filmleri seyredemiyorum.  Bir dönem korku filmlerine sarmıştım; gece gündüz seyreder  bunlar mı insanı kokutacak derdim. Neredeyse türünün tüm örneklerini seyretmişimdir. Keza komedi filmleri de öyle. İnsan gençken her şeye gülüyor zaten. Son on yılda az da olsa komedi de nedense hiç gülemiyorum. Hele küfür, argonun artık hayatımızın içine işlemiş haline zaten  canım çok sıkılıyorken böyle filmlere tahammülüm hiç yok. Cinsel göndermelere de  gülemiyorum  bir çokları gibi. Aksiyon filmler de ki gürültü, koşturmaca o kadar çok ruhumu sıkıyor ki anlatamam. Yani artık sinemanın bir çok türüne mesafeliyim.

                     Geçen gün seyrettiğim yarı belgesel yarı drama filmde baba, yönetmen kızına neden kurgu filmler çekmediğini soruyor sonra da bunun daha çok para getirdiğini söylüyordu. Yönetmen kız ;

                    ''Gerçek hayat çoğu zaman  uydurma şeylerden çok daha ilginç.'' deyince artık yaşanmış olayları seyretmekten daha çok hoşlanır olduğumu anladım.

                   Buna benzer nedenlerden belgesellere, biyografilere yöneldim bir kaç yıldır. Seyrettiğim Dick Johnson'un Ölümü ve sonrasında The Father sarsıcı ve kaçınılmaz sona ait. Üst üste yaşlılık, baba konularıyla ilgili filmler kendi ebeveynlerime olan düşkünlüğümü arttırıyor. Onların yaşlı insan olma yoluna doğru girdiklerini görünce merhamet, acıma, üzüntü ile dolup taşıyorum. 

                     Babam 1945 doğumlu. Genç kızken özellikle lise yıllarında beni sıkma, bir çok şeye izin vermeme, istediğim lisede okutmama nedenlerinden dolayı nefret ediyordum. Hatta onun verdiği kalın iki ece ajandasına yazdığım günlükte neredeyse her sayfa da seni sevmiyorum baba, seni hiç bir zaman affetmeyeceğim yazmışımdır. Şimdi gülerek bakıyorum o günlere tabi ki. Çünkü babama çok benzediğimden - hem huy hem de fiziki - aynı davranışları kızıma şimdi ben yapıyorum, onun gibi öfke içindeyim. 


                     1971 yılında babam Yalova'da açılan Aksa fabrikasına ilk girenlerden. Meslek lisesi mezunu olunca o zamanın mühendisi ayarında. Zaten yaşadığımız kasaba küçük. Onun gibi gençler hep karizmatik. Küçük bir yerdeyiz dememişler,  güzel şekilde yaşamışlar. Babam bildim bileli giyime kuşama önem verirdi. Pahalı giysiler, parfümler en sevdiği şeylerdi. Öyle çok parası da yoktu ama bu engel olmadı hiç. 
Fabrika onun gibi 3-4 kişiyi eğitime İtalya'ya göndermiş o yıl. O sırada annemle nişanlıymış. Venedik'te 2 ay kalmışlar.


                       İyi ki bu fotoğrafları çekmişler. Küçükken de uzun uzun bakar, İtalya hakkında sorular sorardım. Babam tabi kasabadan çıkıp başka bir dünyaya geçiş yapmanın etkisiyle artisliği o yıllarda da sürüyordu. Bize spagettinin nasıl çatal kaşıkla yendiğini gösterir, oradan aldığı mokapotta kahvesini demler, italyanca 0na kadar saymayı öğretirdi. Seyahat etmeyi hiç bir zaman sevmeyen babam turistlik bakış açısıyla hiç anlatmazdı Venedik'i. Yalnızca yaşam tüyolarını verirdi.


                                 Fotoğraflarda ki takım elbisesinin içine giydiği boğazlı kazaklar o zamanlar modaymış. Gerçekten de çok kaliteliydi bunlar, bir kaç rengi vardı bizde. Öyle ki üniversiteye geldiğimde ben giyiyordum onları. Ah keşke saklasaydım şu kazaklardan birini.
Venedik'te bir kaç ay kalıp küçük kasabasına dönen o dönemin gencini düşünün. 
Yıllar sonra ailece Venedik'e gidince 40 yıl önce San Marco meydanında fotoğraf çektiren babamı düşünmüştüm. Gençliğin tek yönlü bakış açısıyla, acımasızca onu yıllarca nasıl eleştirmiştim.
Dünya hızlı dönüyor, roller bir anda değişip sana gerçeği gösteriyor işte. Sonra babalarına günah çıkaran çocuklar kalıyor ortada.



24 Şubat 2020 Pazartesi

Lenin Kütüphanesi

               Büyük şehirlerin büyük kütüphanelerini çok severim. İçini gezmek, bu şehir de olsam hep gelirdim diye hayal kurmak, az da olsa havasını solumak çok iyi gelir. Ankara'da okurken -biraz da öğrenciler arasında moda mekandı galiba bizim zamanımızda- Milli Kütüphaneye gider ders çalışırdık. Mekanın tarihi ya da yapısı etkilemezdi tabi o yaşlarda ama o bile iyi gelirdi bize. Sonra Sinop'un Durağan ilçesine ilk tayinim çıkınca ve büyük bir şehirden küçük bir kasabaya gidince oluşan yalnızlığımı ilçenin kütüphanesine giderek dindirmek istemiştim. Gidince de çok şaşırmıştım, böylesine içe kapanık ilçede güzelce bir kütüphane vardı üstelik başında da okulundan mezun olmuş bir kız duruyordu. Onun katkılarıyla zengin bir kütüphaneydi.


Sonra ki yıllar Sinop merkeze geçmiştim ve tabi ki ilk işim kütüphanesiyle tanışmaktı. Gidince çok etkilendim çünkü harika bir tarihi binadaydı. Kocaman pencereleri denize bakıyordu.
Kütüphane sevdam sonra ki yıllar yaşadığım her yerde devam etti böylece.


                             Moskova'da gittiğimiz Lenin Kütüphanesinden bahsetmek istiyorum şimdi de. Eski adıyla Vladimir İlyiç Lenin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Kütüphanesi, bugünkü adıyla da Rusya Devlet Kütüphanesi dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri olarak kabul ediliyor.


Rusya Devlet Kütüphanesi, Rus Çarı 1. Nikolay'ın 1828'de verdiği talimat ile St. Petersburg'da müze olarak kurulmuş. Bu müze 1845'te İmparatorluk Halk Kütüphanesi bünyesine geçtikten  sonra Moskova'ya taşınmış.


367 farklı dildeki eserlerin sadece 3 milyonu değerli yayınları içeriyor. Kütüphanede 100’den fazla nadir eser ve dünyada eşi bulunmayan 30 kitap bulunuyor. İnsanlar çeşitli sebeplerden bu tarihi binaya gelmişlerdi o günde de. Benim gibi bir iki turist etrafta gezip fotoğraf çekiyordu. Öyle özendim ki oradakilere. Belki de şehirde yaşamayı istediğim ender zamanlardan biridir bu saatler.


Kütüphanede ki insan manzaraları. 


Kitap okumayı sevmeyen kızımın bile ilgisini çekti ama niye burayı geziyoruz diye söylenmenin etkisi yüzüne yansımış :)
Ülkemizde de artık çok nitelikli kütüphaneler açıldı, kıymetini bilelim derim.

















28 Aralık 2016 Çarşamba

Geçen Bir Yılın Ardından

                                    Yeni bir yıl geldi çattı bile. Yaş ilerleyince hüzün her geçen yıl ağırlaşıyor, anılar biriktikçe baskı yapıyor insana hele bir de kaybedilenler varsa kocaman delikler açılıyor insanın ruhunda. Her yeni yıl üzeri, her aralık ayında ki süsler püsler, pırıltılar , ışıltılar beni mutlu ediyor aslında.Bu tür kandırmacalar iyi ki var yoksa nasıl katlanır insan hayatın gri ve gerçek yüzüne. Aslında  hüzünlendiğim anlar çoğunlukta.. Geçmişe dair bilançoya bakarım tabi ki. Bu sene önemli hastalık, kayıp yaşamadım şükürler olsun ki.Doktor kapısını bu yılda çok aşındırdım ama olsun önemli sorunlar olmadığı sürece ne mutlu bize.  İçinde bulunduğumuz ortamı düşünmek istemiyorum. Kurduğum dünya da acıdan uzak yaşamaya çalışsam da olmuyor ama çoğunluk kendimi soyutlamaya çalışıyorum. Bir kızım var ve geleceğini düşündükçe daha da batıyorum dibe. Uzun vadeli düşünmemeye çalışıyorum.
                                  Neyse ,  şöyle geçmişe bakalım bir.  Geçen ocak ve şubat ayı benim için tatil demekti. Okulların 1. yarıyılının bitmesiyle daha önce oldukça uygun fiyata aldığımız Bilbao uçuşuyla başlayan gezimiz harika geçmişti. Beklediğimden de güzel yerler görmüştük. Farklı tatlarla tanışmıştık. Şu seyahatlar olmasa ne olurdu  psikolojim bilmiyorum..

                              

                                 Dönüşte okullar açılmış, kar kış burada da devam etmişti. Soğuk günlerde kendime harika bir uğraş bulmuş ve battaniye örmüştüm. Şimdiye kadar ilgimi çekmeyen örgü ile terapiye giriyorsam yaşlılık sınırına gelmişim demektir. Herşeyin bir zamanı var demek ki..


                                Görüntünün olası içeriği: iç mekan

                             Bu arada  gezilerimize yurt içi devam etmişiz. Gitmediğimiz bir yer olsun deyip haftasonu da olsa 10 saat gidip Kastamonu  gezisi yapmıştık. İyi ki de yapmışız, çok güzel bir seyahat olmuştu.Arkadaşlarla bu şehirde iki gün gezdik dolaştık. Kalesine çıkıp şehre baktık, geçmişe yaslanmış camilerini ziyaret ettik, el sanatları çarşısından hatıralar aldık, yöresel tatlara baktık.

                                        Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü ve açık hava

                           Nisan ayının gelmesiyle bahçem canlanmaya başlamış bunu görünce bir post yazmışım, fotoğraflarını çekmişim. Daha sonra ki güzel günlerde dostlarla, akrabalarla uzun uzun oturduğumuz günlerimizin olduğu bahçemi hep sevmişimdir. Çünkü artık bahçeli evlerin kalmadığı, yüksek katlı apartmanların yapıldığı sokağımızda direnen bir kaç aileden biriyiz. Daha fazla bahçe de oturmak isterdim, iş hayatı olmasa bahçe işlerini kendim yapmak isterdim ama zaman her zaman ki gibi  hızlı geçti. Bahar , yaz , sonbahar derken işte yeni bir yılın arefesindeyiz.


                              

                     Mayıs gelince durmamışız yine kaçamak bir tatil daha yapmışız. Fethiye de cennet bir köşe de cennet bir otelde kalmışız. Çok iyi dinlendiğim üç gün olmuştu , buraya bayılmıştık. 10 saat otobüs yolculuğu yapmıştık, az kalmıştık ama buna değmişti.

                             

                     Mayıs, haziran derken temmuz gelmiş benim için tatil başlamıştı. Yine harika planlarımız vardı, biletlerimizi önceden almıştık, şükürler olsun ki bunları iptal edecek bir durumla karşılaşmamıştık. Uzun uçuşlar yapamadığım için yine Avrupa da bir yerlere gittik. Ama hiç bıkmam herhalde, Avrupa şehirleri birbirine benzese de hep gitmek ,gezmek , kafa dinlemek istiyorum. Avrupa şehirleri düzenli, kurallara uyanlar, güzel evler bahçeler, parklar tam bana göre. Hele köylerine bayılıyorum. Şehirlerde güzel kafelerde oturmak, müzeleri ,kaleleri gezmek, gece de bir konsere gitmek tam benlik. Hiç bıkmayacağım galiba bunlardan.  Geçen temmuz da da uzun süren İsviçre gezisi yapmıştık. Hele Alpler beni öyle mutlu etti ki. Heidinin evini bile bulduk İsviçre de.

                          

                  İsviçre seyahatinden sonra eve dönmüş,  yazı evimiz de dinlenerek geçirmiştik. Bol kitap okudum yine. Film, tv seyredemedim nedense. Devamlı balkonda oturdum. Arkadaşlarla küçük bir Karadeniz gezisi yapalım dedik, organize olup yerlerimizi ayarlayıp 3 gece Sinop'ta  3 gece İnebolu'da kaldık. Harika ve farklı bir yaz tatili oldu bizim için . İki kız arkadaşım , ben ve Pelin ile olaysız sorunsuz bir tatilimizdi bu. İnsan kendine uygun kişileri bulunca gayet iyi bir tatil gerçekleştiriyor. Birbirimize uymayan noktalarda empati ve özveri devreye giriyorsa her sorun atlatılıyor. Ortada özellikle kapris yoksa herşey çözülüyor bence. Çünkü artık çok genç değiliz ve herşeyi sorun yapabilecek durumdayız aslında. Tahammüllerimiz gençlikte olduğu gibi ucu açık değil. Ama bir yerlerde uzlaşma yolunu bulduk hep. Bu grubumla her zaman her yere gidebilirim.

                                      Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, açık hava ve doğa



                                     Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, gökyüzü ve açık hava


                                   Görüntünün olası içeriği: ev, gökyüzü, ağaç ve açık hava
                               

                      Temmuz da ülkemizde gerçekleşen darbe girişimlerinin şokunu atlatıp yine aylar önceden ayarladığımız İtalya seyahatini ailece gerçekleştirdik. Tam on gün Floransa, Bologna, Roma, Pisa, Gaeta gezdiğimiz yerlerdi. Yine  müthiş bir gezi oldu, ailemle yaptığımız her seyahat çok güzel oluyor. Pelin de bizim tempomuza ayak uyduran bir çocuk oldu. Babasıyla didişmelerini duymazdan geldim hep. Bol yürüyüş, bol pizza ve dondurmalı günleri hiç unutamayacağım. Floransa da  kalırken depreme de yakalandık. Gece olan depremi bir ben duydum. Ertesi gün Roma'ya gittik. Oradayken tv den öğrendik depremi. O gün panik yaşadım, nasıl kalacağım ben otelde falan dedim, ama herkes işine bakıyordu. Roma da  da çok hissedilmesine rağmen kimse dert etmiyordu bunu.                      


                              Ağustos bitip eylülde okullar açılmış ama Kurban bayramı da bu döneme denk gelmişti. Bunu da fırsat  bilip Antalya da deniz tatili yapalım dedik. Tekrar bol dinlenmeli ve deniz dolu tatil yaptık. Dönüşte artık okullar açılmış , kızımın okulunda darbe nedeniyle kapatılan okullardan olduğunu öğrenmiştik. Bu oldukça canımızı sıktı. Çünkü kızım artık 7. sınıfta ve şimdiye kadar çok memnun olduğumuz okulumuz bir anda yokolmuştu. Parasını aylar önceden ödemiştik. Ne yapacağımızı şaşırdık. Olan özel okullar bile dolmuştu. Ve ilçemizde bulunan bir devlet okulunda 7.sınıfa başladı. Alışma dönemi falan derken  şimdi 1. dönem bile bitiyor işte. Pelin hayatından memnun, daha farklı şartlara daha fazla özgürlüğe kavuştu , bundan da çok memnun.

                                       Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, okyanus, ağaç, bulut, açık hava ve doğa

                            Ekim oldukça keyifli geçti. Hava genelde güneşli olduğundan hep deniz kenarındaki kafelerde, piknik masalarında oturduk. Güzel havanın, mis gibi deniz kokusunun keyfini çıkardık eşle dostla.

                                         Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, okyanus, açık hava ve su

                                  Aralık  ayı bu yıl kışı erken getirdi bize. Bir anda soğuyan hava ile ilk kar köyümüze düştü. Her taraf bembeyaz oldu, bir kaç gün bu süprizi yaşadık. Yılın son günlerindeyiz ve hava buz gibi ama güneşli. Arkadaşlarla yeni yıl yemeği yiyeceğiz perşembe gecesi. Bu yıl iyisiyle kötüsüyle böyle geçti . Blog hayatımda da 7. yılıma gireceğim , gerçekten de zaman nasıl da geçmiş gitmiş. İyi ki blog yazmışım, neler gelmiş geçmiş neler. Bir tür hayat dökümü bu benim için.
                                Yeni yıldan huzur bekliyorum ben de , tabi ki de en önemli olan sağlık, barış, güzel ve hakettiğimiz bir yaşam. Daha ne olsun ki sonra yavaş yavaş gerçekleşir herşey. Herkese mutlu yıllar !


                                         Görüntünün olası içeriği: kar, gökyüzü, bulut, ağaç, açık hava ve doğa

                             2017



31 Temmuz 2013 Çarşamba

Kızım 10 Yaşında

                                     29  temmuz onun doğumgünü..İnanamıyorum , kızım 10 yaşında..Doğum, uykusuz geceler, nedensiz ağlamalar, emekleme, yürüme, anaokulu derken şimdi de bir bakıyorum 10 yaş olmuş  bile. Nasıl , ne  zaman büyüyecek  derken zaman nasıl da geçiyor.
Bu  doğum gününde daha bir istekliydi. Günler önceden  anne pasta yapalım demeye başladı. Biz de kendi  pastamızı  yaptık.




                  Hazır  pasta  tabanları  sayesinde  kelebek  doğum günü  pastamız kısa bir  sürede  hazırdı.  Pasta yapımında en yakın arkadaşlarından biri de yanımızdaydı. Kızlar güle oynaya  pasta yaptılar. Bahçeye çıkıp  masayı  bile  onlar  düzenlediler.  Bana  fazla  bir iş  düşmedi.  Kızınızın  büyümüş olmasının  avantajları bu  olsa  gerek :)



                       

                            Ve  küçük  kızlar partisi  başladı!  Ben  biraz servise  yardım ettikten  sonra  yukarıya çıktım. Kızlar büyük  bir  şamata halinde yediler içtiler. Bahçede oynadılar. Bir  ara  küçük bir kavga koptu. Çığlık çığlığa ordan oraya koşturdular  ama 20  dakika  sonra  eski hallerine döndüler.  Aralarına  mahallede ki  erkek  arkadaşlarını da istemediler.  Onlarla parti çok kötü oluyormuş!
                          Allah  herkesin çocuğuna böyle  mutlu ve sağlıklı  günler  göstersin diliyorum..

3 Kasım 2012 Cumartesi

Çocuklarla Cadılar Günü

                           Cadılar  Bayramı  biz de   olmasa da  eğlencesi  yüzünden bir şeyler  yapayım  dedim.  Kızımın  arkadaşlarını  eve toplayıp  biraz  eğlendik.  Ama  artık  ben de  inanıyorum,  ben  deliyim :)
Neden  derseniz,   hafta içi zaten  20   çocukla  canım çıkıyor.  Sen  hafta  sonu gelmiş,  sakin ve  huzurlu  otursana .  Ne işin  var , avaz avaz bağıran  kız  topluluğu  ile aynı evde. Ben de  bilmiyorum  nedenini,  bu  tür  görsellere  bakınca  ben de  yapmalıyım  diyorum.  Belki de  nedeni  bu.  Viyana  gezi  anılarıma  biraz  ara  vererek  ,  neler  yaptık  bir  bakalım...



 
 
İlk  olarak  kurabiyelerimizi  yaptık..
 

 
Kızlar  özenle  hazırlanıp  gelmişlerdi  :)
 
 
 
Kurabiye  ve  pasta  yapıldıktan  sonra  kagıt  işlere   sıra  gelmişti..
 

 
 
Böyle  sakin  durduklarına  bakmayın.  Arada  bağrış çağrışlar,  kavgalar da  oldu...
 
 
 
 
İşte   kurabiyelerimiz...
 
 
 
 
Cadı  parmaklarımız.. Tırnaklar  bademden  yapıldı..
 
 
 
 
Bu  da  kanlar  içindeki   pasta  tasarımımız...
 

 
 
Kağıt  işlerinden   yaptıklarımızı   oda  içi  süslemede   kullandık..
 
 
 
 
 
 
 
Ve  işte  partimiz  başladı !!!
 
 
 
 



 

26 Mayıs 2011 Perşembe

PELİNİN YIL SONU ETKİNLİĞİNDE ...

Yıl sonu  gelince  sınıfların arka  arkaya  gösterileri,  etkinlikleri  oluyor..
Kızımın  sınıf  etkinliği  görüntüleri aşağıda..
Pelini  cicili bicili  görüpte  yanılmayın, huysuzlukları  meşhurdur.
Ama  çok  güzel  bir sunum yaptılar.
Sonunda  ağlayanlar da oldu..
Neyse  şimdi  de  görüntüler...






























TATİL CUMASI

Vee  bitti 💥💥 Bir dönem daha kapandı hayatımızda. Çerkezköy -Çatalca hattında neredeyse bir yıl süren gurbet hayatımız bugün karneleri dağ...