İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2016 Perşembe

İspanya Bask Bölgesinde Yemek


                    İspanya yemekleri meşhurdur. Gittiğimiz yer Bask Bölgesinde ki Bilbao şehri. Burada birbirinden güzel  tapas-pintxos barlar gördük. Ara sokaklarda eşsiz lezzetlerle karşılaştık. Ünlü restoranlar yine bu şehirdeydi. 
Güne otelimizin restoranında ki kahvaltıyla başlayarak yola çıkıyorduk.


Ünlü restoranlardan bahsetmişken Antonio Banderas, Denis Hopper, Frank Gehry ve Jeremy Iron gibi ünlülerin favori restoranı El Perro Chico’da  anmak lazım. Burada Bask mutfağının en leziz örneklerini tadabilirsiniz. 
Şık, 19. yüzyıl dekoruyla Zortziko Gourmet, Bilbao’nun en iyi restoranlarından biri. Şef Daniel Garcia’nın yaratıcılığını sergilediği Zortziko’da tuzlanmış morina balıklı ve trüf mantarlı risotto’yu mutlaka denemelisiniz.


Pintxo aslında Bask kökenli bir kelime. Türediği esas fiil ‘pinchar’ ise delmek, tutturmak manasından geliyor. Yani kürdana ya da ekmeğin üzerine tutturulan lezzetler manasında. Ancak Bask mutfağı geliştikce sınırları ekmek ve kürdanı aşmış durumda. 
Şehrin içinde birçokta tapas bar var.
Casco Viejo’da Rio-Oja, Bar Gure Toki, Cafe-Bar Bilbao ve Berton Sasibil ile, El Ensanche’deki El Globo ve Los Candiles mutlaka ziyaret etmeniz gereken pintxos barları. 


 İspanya'da her bölgede bulunan "Arroz con Leche" bir çeşit sütlaç, "Tarte de queso" İspanyol usulü cheesecake,  "Catalan crema" karamelli puding (krem karemel'e yakın) ve dondurmalar...Bu fotoğrafta gördüğünüz tatlı da oldukça büyük ve çikolatalı bir çeşitti. İki kişi zor bitirdik.



Akşamları yol üstü kafelerde dinlenme molası veriyorduk. Kahve eşliğinde gelen geçene bakma molası :)


Günde kaç pintxos bara giriyorduk hatırlamıyorum..



"Churros" meşhur İspanyol hamur tatlısı . Bizim  tulumbaya benziyor ama ağdasız. Ben çok beğendim, üzerine pudra şekeri de serpiyorlar. İsteyene yanında çikolata sosta veriyorlar. Sokaklarda bile külah külah satıyorlar.









Bask sosyal hayatında önemli bir yer tutan pintxo’ları San Sebastian’ın eski şehir bölgesindeki tüm barlarda tadabilirsiniz. "Parte Vieja" yani eski şehirde bulunan  ançuezin her çeşidini bulabileceğiniz Bar Txepetxa da pintxolara doyamadık.


Bilbao da bulunan  Sorginzulo ayak üstü insanların birşeyler yiyip içtikleri, oldukça hareketli, enerjisi yüksek bir bardı. Kalamarlar  oldukça lezzetliydi.





San Sebastian'da  verebileceğim diğer lezzet adresleri :
Bar Nestor :  Öğle 12 ya da akşamüstü 18 gibi gidip tortilla yemek için isminizi listeye yazdırın. Harika tortilla yapıyorlar. 
Gandarias:  Yine eski şehirde  kilisenin  bulunan  jambonları ile ünlü bar. İstediğiniz kadar kestirip servis alabilirsiniz.
Paco Bueno: Kızarmış kalamar ve karidesleri ile ünlü. Bizim olduğumuz dönem hep kapalıydı.
Bordo Berri : Muhteşem ahtapotları için gidilir.


Bunca gezme sonrası kahve keyfi :)















21 Şubat 2016 Pazar

SAN SEBASTİAN GEZİSİ

                            Bilbao'dan otobüse binerek 1,5  saatte deniz kenarında harika bir şehir olan San Sebastian'a  gittik. Otelimiz oldukça güzel ve otobüs terminaline çok yakın olan  Hotel Astoria 7  .  Konumu, lobisi, kafesiyle çok rahat ettiğimiz bir otel oldu. Sinema temalı otelde her oda bir sanatçıya adanmıştı ve bizim şansımıza Mel Gibson çıktı.



Tüm gün boyunca kilometrelerce  yürüdükten sonra hemen otelin kafesine geliyorduk. 




Eşsiz sahilleri, zenginliği, meşhur film festivali, muhteşem mutfağı, pahalı turistik zevkleri ile dördü Fransa üçü İspanya topraklarındaki 7 eyaletten oluşan Bask bölgesinin kültür başkenti San Sebastian'a hayran kaldık. Otelden ana cadde de dümdüz sahile doğru yürüyünce en önemli yerlerini de görmüş oluyorsunuz. Biz 20  dakikalık bir yürüyüşle o muhteşem Atlantik okyanusa ulaştık. Gördüğümüz manzara muhteşemdi. Yazın burası oldukça kalabalıkmış, denize girenler, güneşlenenler, sörf yapanlar..
Kışın boş olsada  farklı bir büyüsü vardı. Boydan boya kumsal, köpeği ile gezenler, hatta denize girenler..



Evet  gözlerimize inanamadık , biz kalın giysiler ile gezerken bazı insanlar denize giriyorlardı. Girenlerin  çoğu da yaşlılardı. Dalgalar oldukça korkunç görünmesine karşın millet denize giriyordu. İşte  Ünlü 1350 metre uzunluğundaki Bask kıyısının en ünlü plajı Playa de la Concha'nın kenarındaki Paseo de la Concha kordunu.

                                        

                    Sahilin bir yanında insanların oturduğu , güneşlendiği köprü ayrı bir güzel. Burada  La Concha Koyu’nun soluk kesen manzarasını seyrediyorsunuz. Yazın Motoras de la Isla’nın düzenlediği kısa motor turlarına katılabiliyorsunuz, koyun yanı sıra içindeki Santa Clara Adası’nı da yakından görüyorsunuz..


"Parte Vieja" yani eski şehir sokaklarında birbirinden lezzetli pinchos denemeleri için uzun saatler geçirdik. 19. yüzyıldan kalma Art Nouveau binaların ve küçük dükkanların olduğu, yayalaştırılmış kısmı Centro Romantico.



                          San Sebastian yakın çevresinde Michelin yıldızlı meşhur restoranlar da bulunuyor, Arzak, Akalare, Martin Berasategui...  Bu gurme mabetlerine aylar öncesinden rezervasyon yapılıyor ve fiyatlar cep yakan cinsten. Set menüler ve degustasyon menüsü de var ama adam başı 150 Euro civarı. Hiçbirine uğramasam da çok sorun değil çünkü eski şehir içinde çok sayıda pintxos bar ve kaliteli restoran geç saatlere kadar makul fiyatlarla harika lezzetler sunuyorlar. 



Urgull Tepesi’ndeki kiliseyi, dev İsa heykelini  görmek için eski şehirden geçerek tepeyi tırmandık.  





Koyun batı ucundaki fünikülere binip  Igueldo Tepesi’ne çıkıyorsunuz. . Biz gittiğimizde füniküler çalışmıyordu. Döne döne kıvrılan araba yolunu kullandık bizde.  Merdivenlerden tırmanırken, kentin geçmişiyle ilgili fotoğraflar, objeler göreceksiniz. En tepede ise sizi yeryüzünün en etkileyici manzaralarından biri bekliyor. Kulenin dibindeki lunapark çocuklu ziyaretçiler için yapılmış. Kulenin önündeki restoranın geniş terasında oturup bir kahve için ve bu güzelliğin tadını çıkarın.



Zurriola sahilinde, Gros semtindeki bar Ondarra günbatımında masalarını kaldırıma çıkarıyor. Eşsiz manzara karşısında büyülendiğiniz noktalardan biri.





Uzun yürüyüşlerden , yorucu geçen günlerin gecelerinde dinlendiğimiz  , harika kahvelerini içtiğimiz yer yine otelimizin lobisi oluyordu. Sinema kitap ve dergilerin resimlerine bakarak kahvenizi yudumlamak gibisi yok..Ah ah çok özledim ben bugünleri..

14 Şubat 2016 Pazar

İspanya'nın Harika Şehri ; BİLBAO

                           Genelde İspanya'nın güney kısımları bilinir ve gezilir. Biz de THY kampanyalarına denk gelerek oldukça uygun fiyata Bilbao aldığımızda buradan fazla bir beklentimiz yoktu. Gidelim bakalım nasıl diyerek fazla bir heyecanımız olmadan çıktık yola. Bilbao uçuşu neredeyse 4 saat. Giderken korkum yüzünden bu dört saat geçmek bilmedi. Sabah saat 8.30 da İstanbul'dan yola çıktığımızda hava sıcaklığı tam 0 dereceydi. Öğle saatlerinde Bilbao'ya indiğimizde hava sıcaklığı 21 derece olduğunu gördük. Bilbao havaalanına inerken görüntümüz şöyle..


                             Havaalanı dağların ardından deniz kenarında ilginç bir konuma sahip. Fazla büyük ve kalabalık değil. Bavulları alır almaz çıktığınızda otobüs durağı var ve 20 dakika da 1,5 euro ile şehir merkezine geliyorsunuz. Bizim seçtiğimiz otel Hotel Miro  ..Uygun fiyatlı olsun diye arkadan seçmiştik ama gidince gördük  ki  yeri çok kötü. Camı açınca karşı tarafta koca bir baca vardı. Hemen odamızı değiştirdik. Yeni odamızın manzarası şehrin simgesi haline gelmiş  Guggenheim Müzesi..



                            Mimar Frank Gehry tarafında 1997 inşa edilmiş. Dünyanın başka yerlerinde de bulunan Guggenheim müzeleri içinde binasıyla en meşhuru. Bu sürreal yapının sadece çevresini gezerken bile başınız dönebilir.  Çiçeklerden oluşan meşhur “Puppy” de şehrin önemli simgelerinden biri haline gelmiştir. Koskocaman çiçeklerden oluşmuş bir köpek..





                            Müzenin iç mimarisi de dışı kadar ilginç. Müzenin lokantası Michelin yıldızlı. Müzenin önünde Mama  adlı  dev bir örümcek varmış ve anneliği temsil ediyormuş. Bir araya gelmiş 73 çelik küre de ilginç bir görünüme sahip. Dünyanın faniliğini, gelip geçen zamanı simgeliyormuş. Aynı zamanda yedi renkli lale de ayrı bir güzellik  vermiş müzeye..



Şehrin ortasından geçen Nervion Nehri ayrı bir güzellik  katmış şehre. Tüm nehir boyunca koşan, yürüyen insanlar çoğunlukta. UNESCO  Dünya miras listesinde bulunan  Zubizuri  Köprüsü görülmeye değer. 
 Bu rotada karşılaşacağınız sanatçılar ve eserleri ise sırası ile şunlar : Vincente Larrea / Dodecathlos, Salvador Dalí /Muse of the Dance, Jose Zugasti / Drifting, Angel Garraza / Sites & Places, Ulrich Rückriem/ İsimsiz, William Tucker/ Maia, Markus Lüpertz/ Judith, Eduardo Chillida/ Meeting Place IV, Jedd Novatt/ Chaos, Anish Kapoor / Tall Tree & The Eye, Yves Klein / Fire Fountain,  Fujiko Nakaya / Fog Sculpture, Louise Bourgeois / Maman, Daniel Buren / Red Arc, Enrique Barrós/ Muse, Joaquín Lucarini / Reading. Geri dönerken çağdaş mimarinin en güzel örneklerinden birisi olan Cesar Pelli imzalı gökdelen Torre İberdrola’yı incelemeyi unutmayın. 



Casco Viejo  Bilbao'nun en eski bölgelerinden. 1400 lerde yapılan  Las Siete  Calles adı verilen yedi caddesi var.  Biz ocak ayında gitmemize rağmen bahar tadında bir hava vardı. Ağaçlarda 
çiçekler açmaya başlamıştı.Buradan Arenal Caddesi boyunca kıyıya paralel yürüyüp, Viskaya Köprüsü’nden geçerek keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz.




İspanyollar dinlenmeyi çok seviyor. Siesta saatlerinde (14:00-17:00)  ve Pazar günleri çoğu dükkanın kapalı olacağını, sokaklarda turistlerden başka kimseyi bulamayacağınızı unutmayın. 



Avrupa’nın en büyük kapalı yemek pazarlarından birisi olan Mercado de La Ribera’yı ziyaret edebilirsiniz. 1930’da inşaa edilmiş Pazar yeri, yeni bir renovasyon geçirerek, renkli cam ve fayansları neoklasik detayları ile güzel bir mekan. 



Casco Viejo'da Bilbao’nun en eski binası olan ve İspanya’nın en önemli mimari eserleri arasında yer alan Santiago Katedrali’ni ziyaret edebilirsiniz. Diğer kiliseleri de gezmek istediğimiz de devamlı kapalı olduklarını  gördük nedense.


Bilbao da üç gün geçirdik. Sonrasında San Sebastian'a geçtik. Bir daha ki post burası.





21 Ağustos 2014 Perşembe

Valldemossa

                             Chopin  sevgilisi George Sand'ın isteği üzerine 1838 kışını geçirmek üzere İspanya'nın Mayorka Adası'na gitmiş.  Paris'teki dostuna yazdığı mektupta   "Palmiye, sedir, zeytin, portakal, limon, narlar arasındayım. Seralarda görebildiğimiz ağaçlar çevremde. Deniz lacivert, dağlar zümrüt yeşili, hava cennetteki gibi ılık. Asmalı balkonlarda, Araplardan kalma kalede geceleri gitar sesleri, şarkılar yankılanıyor. Harika bir yaşam, çiçek açıyor gibiyim" demiş . Beş ay kaldığı  ölümsüz eserlerinden Prelüdler'i bestelediği adada  kaldığı  yer Valdemossa ..
Biz de Chopin'in Palma'dan ayrıldıktan sonra yerleştiği Valldemossa köyüne gittik. Köy denizden yaklaşık üç, Palma'dan 17 kilometre uzaklıkta ve yüksek dağların eteklerinde. Adada ki  son  günümüzde  denize  gitmeyip bu  tarihi  köyü  dolaşmaya karar  verdik. 




Her yer  taş evlerle dolu. Farklı  bir  zamana  ait  gibi  duran  köyde  taş  sokaklarda  dolaşıyorsunuz.  Buraya  gitmek için  yine  terminalden  Valldemossa  otobüslerini  kullandık.  Her  saat  yok. Biz  sabah  saat  9.30  dakine  bindik. Dönüş  saatimiz de  13.oo..


                 Bestecinin 2.5 ay kaldığı Chartreuse Manastırı'nı gezdik. George Sand'ın çocuklarıyla kaldığı, Chopin'in çalıştığı odalar o günkü şekliyle korunmuş  odaları  gezmek  8 euro.   Chopin'in adaya binbir zorlukla getirttiği  piyonası da  buradaydı.  Burada yazdığı bazı eserlerin elyazmaları, 1800'lerden kalma, içinde ilaçlar bulunan bir kavanoz odada sergileniyordu. 



                               Valldemossa  Chopin turizminin de etkisiyle küçük bir kasabaya dönüşmüş. Çok zengin Avrupalılar, yerel mimariye uygun evler yaptırmış, güzel pansiyonlar, kafeler açılmış. Her  yaz  Chopin  müzik  festivali  düzenleniyormuş.  1930  yılından  beri  her  ağustos ayında bu  festival oluyormuş.  Kasabanın  her  evi  çiçeklerle  bezenmiş. Tertemiz sokaklarda  , saksı  saksı  çiçekler  arasında  dolaşmak  çok  güzeldi. 



Her  evin  kapısında  böyle dini  resimler  asılı. Bu  köyün azizesi  Santa Catalina Thomas ile   igili  çeşit  çeşit  resimler.  Belki  evleri  koruduğuna  inanılıyordur. 


Etrafı   çiçekler  sunulmuş  azize..Mallorca da bu yalnızca bir  köy. Ve bizim  sınırlı bir zamanda gezebildiğimiz. Daha bir çok  güzel beldesi var.




















.




14 Ağustos 2014 Perşembe

Mallorca Plajları

                     
               Öyle  güzel ve  temiz  koylarda  yüzdük ki  acaba burada ne  kadarını  aktarabilirim  diye düşünüyorum. Mallorca  adası  gerçekten büyük   bir  ada. Birçok  koyu,  plajı,  köyleri  var. Biz  sayılı  günlerimizde  ancak birkaçına  gidebildik. Tercihlerimiz  gürültü, kalabalıktan  uzak ,  bakir  yerlerdi.  Artık  yaşlanıyormuyuz  nedir ,  bas  bas  müzik olan  yerler  bize  göre  değil :)   Bu  yüzden  şehir  merkezine  yakın  yerleri  tercih etmedik. 


                     mayorka_ispanya_pelinpembesi2


                               mayorka_ispanya_pelinpembesi3

                    İlk  gün  EsTrenc  kasabasına  gittik. Biz  ulaşımda  otobüsleri  tercih ettik.  Oldukça  rahat  ve  kolay  oldu  bu  yüzden.  Zaten  terminalden  belirli  saatlerde otobüs  var.  Önemli  olan  saatlerini  öğrenmeniz.  Adam başı  5 euroya  yaklaşık  40  dakikalık  bir  yolculukla  Es Trenc'e   vardık.  Sahil  boyunca  yürüyerek  kendinize  uygun  yerler  bulabilirsiniz. Eğer  şezlong ve  şemsiye  isterseniz 4,5 euroya  herbirini  kiralıyorsunuz. 

                   

           İkinci   gün  Alcudia 'ya  gittik.  Bu şehir  oldukça  büyük  bir yer.  Kalesi,  plajları,  çarşısıyla  tüm  gününüzü  alıyor.  Hatta  burada bir  tekne turu  yapıp  birbirinden  güzel  koylarını  gezebilirsiniz. Şehir  merkezinde  upuzun plajı  var.  Biz  gittiğimiz  gün  hava  kapalıydı  hatta biraz  yağmur  yağdı  ama  denize  girmemizi  engellemedi.



Diğer  günler  Magaluf,  Palmanova  ,  Cala  Major , Illetes Plajına  gittik.  Herbiri  çok  güzel  ,  ağaçların  denizle  buluştuğu  koylar.  Buralara  gitmek  için  yine Plaza de Espana'da  bulunan  terminale  gidip  otobüslere  binmeniz gerekiyor.  Buralara  ulaşım  daha  sık ve  ucuz.  Çokta uzak değil.  Rahat  rahat  gidilip  bir  şezlong kiralayıp  ya da  ağaçların  altında  gölge seçip  tüm  gün keyif yapmak en  güzeli.





Aslında  daha  dolu  fotoğraf  var,  seçmekte  zorlanıyorum.  Bunlar  bizim  bir  hafta  boyunca  gidebildiklerimiz.  Daha  birçok  güzel  yer  var. Mesela  Picasso'nun  resmettiği  Deia  plajı. Ünlü yazar ve ressamlara ev sahipliği yapmış Deia köyündeki 19yy dan  kalma Son Marroig malikanesi ve Robert Graves’in mezar taşı..
Denize dimdik inen kayalıkların tepesindeki Hermitaje Of Trinity kilisesinin enfes manzarası,  Soller köyündeki Jardines de Alfabia bahçeleri,   en kuzey noktada yer alan Formentor Burnu,  Balıkçı ve liman kasabası Port D’Andratx tepelerinde Amerikalı ressam ve heykeltraş Barabara Weill’in  atölyesi,  capcanlı  gençlerle dolu playa de  palma  plajı,  pequena koyunun  güzelliği  görülmesi  gereken  yerlerden...







Ekim Cuması

                                  Ekim ayını neredeyse bitiriyoruz. Ekim ayının 15'i gibi eve döndük ve geldiğimizden beri temizlik, çam...