29 Ağustos 2021 Pazar

Son Yaz Tatili

                            Artık bizim yaz tatilimiz bitti. Öğretmen olunca eylül bir itibariyle yaz tatilimiz son ermiş oluyor. Ne yazık ki güneyin sonbahar halini hiç görmedim, kısmet olursa emeklilikte. Ağustosun yarısında tekrar karavanla seyahate çıktık. Aslında deniz tatili olsun istemiyordum; şehir şehir gezmek, görmek en çok istediğim. Ama öyle sıcak bir yaz yaşıyoruz ki bunu yapmak imkansız. Ya da ben sevmiyorum bu kadar çok sıcak hava da gezmeyi. O yüzden mecburi olarak yönümüzü yakın bir deniz şehrine çevirdik. İlk olarak  Ayvalık'a gittik . Hatta orada Çamlık bölgesinde bulunan karavan kamp yerine gittik çünkü Ayvalık içinde her yerde karavan ve çadır kampı yasaktır diye levhalar vardı. Burada ki ücretli karavan kamp yerinde kalırız diye düşünmüştük ama kişi başı alınan ücretle sanki pansiyonda kalıyormuşuz gibi para alınması, deniz kenarı olmasına rağmen denize bataklık gibi olmasından girilememesi nedeniyle Ayvalık'tan ayrılmaya karar verdik.

  

                         Oradan ayrılıp yarım saat gibi gidip Dikili Salihleraltı mevkinde denize sıfır bir yer bulduk. Upuzun bir plaj, wc, duş, su yönünden de tam olunca burada konaklamaya karar verdik. Hem arka tarafta marketler, fırın, balıkçılar ne isterseniz vardı. Bu yönden de avantajlı  oluyor çünkü ne isterseniz ulaşıyorsunuz.


                  Her sabah fırına gidip ekmek almak en keyifli anlarımdı. Öyle güzel ekmek, simit, boyozları vardı ki hamur işi yemekten 3 kilo almışım.


                                  Pazarı da perşembe günleri kuruluyormuş. Sabah erkenden yine pazara gittim ama çok kalabalık oluyor. Pazarda meyve ve sebzenin her çeşidini buluyorsunuz, her şey taptaze ve rengarenk.


                             Sabah erken saatlerde denize girmek  -tabi ki fırına gidip geldikten sonra - gibisi yok. Saat 10'a kadar  deniz her seferinde duru ve temiz oluyor. Sonrasında yavaş yavaş dalga çıkmaya başlıyor. Hatta çok insan da olmuyor. Uzun sahilde hem yürüyüş yapıyordum kumda yürüyerek hem sonrasında denizegiriyordum. Sonra kahvaltı yapıp denize nazır karavan önünde, elime dergimi alıp oturuyordum şemsiye altında.


Dergi dışında Selim İleri'nin bir kitabını da bitirdim bu tatilde. 



Akşam güneşin batışı sahilde..


                              Dikili'de kalırken bir gün koylarına da gittik. Bademli Köyü çok meşhur zaten. Artık herkes keşfetmiş, akın akın insanlar arabalarıyla gelip buradan koylara gidiyor. Sezonu olunca çok kalabalık tabi ki. İlk olarak Bademli Koyuna baktık.


                                Sonra Meşhur Pissa Koyuna gittik. Gerçekten öyle güzel bir denizi var ki. Boşuna Egenin Maldivleri demiyorlar. Ama Pissa koyuna Bademli Köyünden gidilen son 2-3 km bozuk toprak yol. Karavanla da gidilir ama orada su, wc gibi olanaklar yok. Gitmek isteyenler öncesinde her türlü gereksinimini karşılamak zorunda.


                     Diğer güzel koylarından biri Killik koyu. Yıllar önce gittiğimizde bu kadar kalabalık ve işletme  yoktu. Şimdi her yer de kamping ve otopark olmuş. Ve etraf her yer gibi çöp içinde ne yazık ki. İnsanların denizi ve doğayı bu kadar hoyratça kullanmasını anlayamıyorum.


                          Diğer güzel koy Zidancık koyu. Ben buraya Killik koyundan yürüyerek gittim. Hatta bu koya gidiş yerinde bir kaç çadır gördüm. Çöplerin içinde oturuyorlardı. Biz karavanla nereye gidersek gidelim konakladığımız yeri ilk işimiz temizlemek oluyor. Çoğu kişi ben mi attım bu çöpleri ne toplayacağım diyor ama inanın hayatımda etrafa bir kağıt dahil atmış değilim. Yine de okyanusta bir damla da olsa çöp toplarım.


                       Dönüş yolunda Bademli köyünde koruk suyu içmeden olmaz deyip biraz soluklandık. Ama en başta dediğim gibi yazın bir yerden yere kısa mesafe de olsa çok zor geliyor artık. Çok büyük yorgunluk oluyor. Hatta iyi ki çekme karavan almışız diyorum. Çünkü karavanı bırakıp arabayla istediğimiz yere gidiyoruz. Buraları gezip karavanla gelsek mi diye de baktık ama sonra yerimizde sabit tam 9 gün kaldık.


                     Sonrasında yavaş yavaş eve dönüş yoluna geçtik. İl olarak Bergama da bir gece kaldık ve bu tarihi yeri gezdik. Bergama ile Hellenistik Döneme doğru bir yolculuk yapıyorsunuz. Bir çok krallık gelmiş geçmiş. Şehrin tepesinde bulunan Akropol  Helenisk Dönem Ve Roma Döneminin en görkemli şehir yapısıymış. Ayrıca merkezde bulunan Asklepion tarihe ölümün girmediği hastane olarak geçmiş. 


                     Yine Tarihi Bergama evlerine doğru açılan Tabak Köprüsü çok güzeldi. Roma Döneminde yapıldığı sanılıyormuş.


                           Köprü üzerinden geçerek eski şehre doğru yol alıyorsunuz. Bir ucuyla da çarşı yerine doğru gidiyorsunuz. Burada  da Kızıl Avlu denen tarihi bir yer var. İncilde geçen 7 kutsal kiliseden günümüze ulaşan tek kiliseymiş.


                  Daha da yürürseniz eski dükkanarın hala soluğunu hissettiğiniz Arasta ve Bedestene ulaşıyorsunuz. Osmanlı Döneminin alışveriş ve üretim merkezi olarak geçen yerler bunlar. Bu bölgede bulunan lokantalarda meşhur Bergama köftesini, çığırtmasını yiyebilirsniz.


                      Bergama'ya yarım saat uzaklıkta ki Kozak yaylasına da gittik. Burada dünyanın en iyi çam fıstığı yetiştiriliyormuş. Ama kuraklık gibi nedenlerle üretim çok azalmış. O kocaman yemyeşil çam ağaçların altından geçerken hep dua ettim. Yangın olmasın diye. Biraz yol kenarında durarak tepeye çıktım. Ne yazık ki orada bile insanlar içmişler, şişelerini atmışlar hatta ateş yakmışlar . Sonra da niye yangın oluyor . Ormanlarda yeme içmeyi bile yasaklamalılar bence.


                         Dikili'ye bir kaç kilometre uzaklıkta ki Nebiler Aşıklar Şelalesinden de bahsetmek istiyorum. İnsanların elinin altında harika bir yer. Orman içi yürüyüş yaparak ikinci ve üçüncü şelaleye ulaşıyorsunuz. Ama burada da bir çam ağacını dilek ağacı yapmışlar üzerine bin tane çaput bağlamışlar. Hatta dallarına dolu maske de asmışlar.


                     Dere içi yürüyüş bazı yerlerde zor oluyor. Zaten ona göre ayakkabı giyip gitmek gerek. Sonrasında karşılaşılan manzara çok güzel.


Hiç yürüyemem diyenler için ilk şelale zaten girişte.


                                Sonrasında Manisa Gelenbe'de tarlası üzerine konteynır koyarak çiftlik yaşamı yapan arkadaşlarımıza uğradık. Su ve elektrik olmasa da harika bir yer yaptılar. Tarlaya uzanan görüntüsüyle şu köşesine bakın!


                      Canım arkadaşlarım, ne zaman gitsek bizi çok güzel ağırlıyorlar. Hemen bahçeden sebzeleri toplayarak tadı damağımda kalan çığırtmayı yaptı. Ateşte pişirdiği yemekleri hazırladık, masayı kurduk.



                    Masamızı zeytin ağaçlarının altına kurduk hem de. Ege'nin hiç durmayan rüzgarı eşliğinde tarlada yediğimiz bu akşam yemeğini hiç unutmayacağz. 


                      Sonrasında minik evin önüne geçtik, közde kahveleri yaptık. Eşimin o gün doğum günüydü, pastamıza mumları yakıp süpriz yaptık. Tüm bu ayarlamaları arkadaşım sayesinde yaptık, bir kez daha buradan teşekkür ederim , iyi ki varlar Hakan ile Esmanur!


                       Bir gece de Gelenbe'de kalıp sabah erken saatlerde Balıkesir üzerinden Bursa'ya doğru yola çıktık. Uluabat gölü üzerinde bulunan Gölyazı köyüne gittik bu sefer. Sabahın erken saatlerinde fazla insanın da olmadığı bir günde öyle güzel karşıladı ki bizi Gölyazı.


                      Bir kaç yıl önce geldiğimde Gölyazı'nın içini her yere atılmış çöplerden dolayı beğenmemiştim.Orada yaşayan insanların evlerinde ya da bahçelerinde de bir düzen yoktu. Bu çok kötü gözükmüştü gözüme. Yoksa göl kenarı köy öylesine güzel ki.


                           Bence Bursa Büyükşehir belediyesi el atmış buraya. Mesela her evin önüne büyük çöpler koymuş, evlar arası sokaklar daha temiz, göl kenarı kayıklar gelişigüzel değil, çınar altı masalar düzenli tertipli. Belediye olarak böyle yerlere sahip çıkmanın önemi çok fazla.


                              Ee böyle olunca hayvanlarda mutlu. Yalnızca çok fazla kedi ve köpek türemiş, buna da bir çare bulmak lazım. Leylekleri her yerde gördük; bacada, gölde, sokakta. 


                           Gölde yüzen pelikan bile gördük. Böylesine güzelleşen bir yer görünce çok sevindim. Tam da incir zamanıydı, köyde çok fazla incir ağacı var. Üretimi de çok olduğundan her yere satış yapılıyor. Hem gölden hem tarımdan yararlanan insanların olması ne iyi.
Sonrasında da karavana binip evimize döndük. Artık evimdeyim. Zaten salı günü okul başlıyor. Yani bizim yaz tatilimiz bu kadar !







13 Ağustos 2021 Cuma

Buruk Cuma

                            Üst üste olan olaylardan öyle canım sıkkın ki anlatamam. Herkes aynı durumda , biliyorum. Yiyoruz, içiyoruz, hayata devam ediyoruz ama şu yangınlar, sel felaketi, pandeminin devam ediyor oluşu, ülkeye akın akın gelen mülteciler.. Artık neye üzüleceğimi şaşırdım. Sabahları uyandığımda bugün ne olacak kimbilir diyorum. Bir taraftan herkes bilir kişi kesilip yorumlar, suçlamalar, öfkeler patlıyor sosyal medya da. Öyle sıkılıyorum ki tüm olaylardan, mecburiyetlerim olmasa dağlarda inzivaya çekileceğim. Aman hemen başlamayın, en kolayı seçiyorsun, savaşmak lazım, düzeni değiştirmek lazım, yarınları böyle inşa edemeyiz diye. Yok arkadaş, ne yaparsanız yapın benden bu kadar. 

                       Bu hafta içinde bakalım neler yapmışım;


                      Ağustos ayının ilk gününden itibaren kızımın okulu başladı. Artık o da 12. sınıf yani üniversiteye hazırlık başladı. Ama artık şu dünyadan hiç umudum kalmadığı için çok da önemsemiyorum. İş olacağına varacak. 11 Yıl boyunca peşinde, ders takibi, öğretmenlerle görüşmeler, arkadaşlarının takibi derken bu sene üzerime bir boşvermişlik geldi ki anlatamam. Çok yıprandım netice de büyüme safhalarında. Artık diyorum bu kadar üzme kendini. Bundan sonra yönünü kendi çizecek. Ben sadece dua edeceğim.
Kızım okula, eşim işe gidince evde yalnız kalıyorum. Ben de annemlere gidiyorum kahvaltıya. Balkonlarda yaptığımız kahvaltının tadı hiç bir şey de yok. Her an ellerimden kayacakmış gibi hissettiğimden onlara daha çok sarılıyorum. 


           Cuma günü pazar ritüelimizi çok seviyorum. Erkenden gidip daha el değmemiş mevsimin sebze ve meyvelerini alıp eve gelmek.. İşte yaşam bu !


                       Kendi kendime yaptığım işleri çok seviyorum. Yanımda insan olsun da istemem bunlarla uğraşırken. Dinleyecek bir şeyler de açarım çünkü çalışırken. Bahçemde ki asma dallarını budayınca onları bağlayıp biraz da kozalak koyunca ortasına güzel bir kapı süsü oldu.


Topladığım taşları, su kabaklarını da boyamayı çok seviyorum.


Geçen gün belediye parkta yere böyle döşeme yapmış. Ah en sevdiğim iki şey; taş ve ahşap. Dururmuyum , bu anı ölümsüzleştirdim. Hayallerimde taş ve ağacın birlikte olduğu bir ev yaptırmak var ama hayal işte !


                       Yağmurun yağdığı iki gün olunca eve kapanmadım tabi ki. Bisikletime atladığım gibi yan köye kadar sürdüm. Bu sıra da çok mola da vermek zorunda kaldım çünkü sağnak yağış oldu çok. Yine de deniz ve gökyüzü öyle güzeldi ki.


                 Yan köy dediğim aslında belde. Deniz kıyısında balıkçı köyüydü zamanında. Bu kadar çok göç almasaydı öyle kalacaktı ama her yer gibi o da nasibini aldı. Yine de sahilinde balıkçılar var şükür. Bir de onların kayıkları.


Mutluluk budur! Markette bulduğum üçü bir arada elbezi seti !


                      Pazardan aldığım vişnelerle çikolatalı kek yaptım çünkü üç yıldır instagram sayesinde de tanıştığım bir arkadaş taa Hollanda'dan gelip beni ziyaret etti. Aynı payları olan insanlar tanışıyor olmasa da bir araya geldiğinde hiç yabancılık çekmiyor bence. Sanki kırk yıllık dostummuş gibi hissettim yine.


                     Bu hafta Selim İleri'nin zamanında tuttuğu edebiyat notlarından oluşan kitabını bitirdim. Zaten çok seviyorum İleri'yi. Her okuduğum kitabı bana öyle iyi geliyor ki. Bir tane daha elimde var, ona da bugün başlıyorum.
Öyle böyle geçen bir haftadan sonra biz yine yollara çıkacağız galiba bu haftasonu. Kısmet olurda gidip de dönersek yazarım. Herkese mutlu ve huzurlu cumalar!
Allahım başka afetler yaşatma bize, biz de birbirimizin yarasına derman olalım, yardımcı olalım.





10 Ağustos 2021 Salı

Zemheride Güller Açsın, Ağustos'ta Karlar Yağsın *

                             Haftalardır süren aşırı sıcaklar sonu biraz serinleyen havayla mutluluğuma diyecek yok. Cumartesi sabahı ezana yakın gök gürültüsü başlayınca hemen kalkıp pencereyi açtım. Hiç korkmam sesinden, şimşeklerden. Çok severim böyle havaları. Yağmur çok yağmadı ama iki gün bizim için ferah ve serin geçti bir nebze. Cumartesi ara sıra yağan yağmur eşliğinde bisiklet sürdük. Hatta ilk çıktığımızda öyle bir sağnağa yakalandık ki. Kendimizi bir ev girişine atıp yağmurun dinmesini bekledik. 

                       Pazar günü biraz yürüdüm. Yağmur yoktu ama hava oldukça bulutluydu. Eve döner dönmez bir filmi tekrar seyretmeyi aklıma düşürdüm. Böyle huylarım vardır; bazı zamanlara, mevsimlere ait filmlerim, yönetmenlerim vardır. Mesela Bergman kış yaklaşırken tekrar tekrar seyrettiğim yönetmendir. Yağmur yağarken Cherbourg Şemsiyeleri filmi seyredilmelidir. 60'lı yılların Paris'inde bir aşk hikayesidir aslında farklı bir hikayesi de yoktur. Yağmurlu ve gri günlerin inadına o şemsiyeler rengarenktir. Tekrar internetten bularak serin balkonumda izlemeye başladım. Açılış sahnesinde oradan oraya koşturan renkli şemsiyelerle içim nasıl mutluluk doldu anlatamam. Filmde Catherine Deneuve annesiyle birlikte şemsiye satan bir dükkan işletir. Şemsiyeli insanlar aynı başlangıçta ki gibi film boyunca gezinip durur. Bir taraftan da şarkılar etrafta uçuşur durur. Hatta bu film için Denevue'nun gülümsemesinin görüldüğü son film derler. 

                            


                       Yağmurlu iki gün geldi geçti. Bir an sonbahara özlem duydum, yağmurun tüm yurtta olmasını diledim yagınları söndürür umuduyla. Tekrar sıcak günlere dönüş yaptık ve bu sürecek uzun bir süre. Yaz bitmedi henüz. Ağustosta yağan yağmur beni nerelere götürdü. 

                       Şavkar Altınel'in bir şiirinden de haberim oldu bu film ile alakalı. Bir zamanlar güzel yazılar yazan blog Neolitikhanım'dan aldım şiiri.  Buyrun şiire..

                                                             BERKHAMSTED ŞEMSİYELERİ


Belli bir anlamları olmalı
sahipleri hakkında bir şey söylemeliler ya da;
küçük bir kızın elindeki eflatun rengi,
bir çubuğu kırık olan örneğin,
ya da genç bir çiftin altına sığındıkları,
küçük bir çadır büyüklüğündeki, metro haritalı.
Orta yaşlı bir kadındaysa
üstünde "Grauer Hotel - Bern" yazan
ve işlevinin kestirilmesi güç
bir cep olan, tarçın rengi bir tane var.
İncelip başkalaşmalarının örnekleri yok mu?
Renoir'in o resmi, Demy'nin filminde 
Cherbourg sokaklarını dolduranlar,
Hitchcock'un unutulmaz sahnesi;
Lawrence yarasalara benzetmişti onları:
Hayır, yarasaları onlara benzetmişti...
Ama fayda etmiyor bütün bunları düşünmek;
öğleden sonra süpermarketin kapısında durmuş,
birden bastıran yağmurun geçmesini beklerken,
düzen, anlam ve güzellik ulaşılamayacak kadar 
uzaktalar sanki ve her şey kalıyor olduğu gibi:
Sonunda havanın değişmesinden umudu kesiyor
ve kendiminkini açıp yola koyuluyorum
başımın üstünde meydan okurcasına çırpınan
yuvarlak, siyah bez parçasıyla.

Şavkar Altınel / Donuk Işıklar - Adam Yayınları




*Zülfü Livaneli'nin  ''Bana Bir şarkı söyle '' şarkısından.....

6 Ağustos 2021 Cuma

Merhaba Cuma!

                       İnsanın sağlıkla, huzurla, umutla merhaba demesi ne güzel bir şey ! Yaşadığımız bu kötü günlerin biteceğine dair umudumu koruyarak, sağlıklı bir şekilde hayata devam ettiğimin bilincinde ve tatilin sıcaklara rağmen keyfinde bugün merhaba demek istedim. Bir taraftan da aşırı üzgünüm  tüm dünyayı felaket  haberleri sardı. Son bir haftadır cehennem günleri yaşıyoruz. Elimden gelen sadece her zaman yapmaya çalıştığım  çevreci hayat şekli. Umarım bu felaket dolu günleri atlatırız.

                      Uzun zamandır yazamadım, nedenini anlatacağım. Beni soran , merak eden , mesaj yazan ( hahhaa 1 kişi o da kendini biliyor :) çok teşekkür ederim.  Uzun zamandır yazamadım çünkü bayram öncesinde karavanla yola çıkıp gezdik dolaştık.

                    Bu sene bize yakın bir yere gidelim , kendimizi yollarda yormayalım dedik ve İzmir Karaburun'a yola çıktık. Aman nerde yorulmamak mümkün mü? Kocaelinden Karaburun'a tam 8 saatte gittik. Karavanla ücretli otobanı kullanamıyoruz çünkü normal taşıtların neredeyse 3 katı fiyat ödüyorsunuz uzunluktan dolayı. Zaten karavan çektiğiniz için hızda yapamıyorsunuz; yavaş yavaş  giderek öğle saatlerinde Karaburun'a ulaştık. Daha aşağılarda ki yerleri de biz seçmedik çünkü nedense bu sene karavancılara hiç bir yerde göz açtırmıyorlar. İyi ki de buraya gelmişiz.  Çok güzel bir tatil geçirdik.


                       Karaburun merkez sahil kesiminde değil. Hükümet binası, pazar yeri, emniyet gibi birimler yukarı kısımda bulunuyor. Bir iki kilometre aşağıda denize nazır yer iskele diye geçiyor. Burada pansiyonlar, oteller, restoranlar var ama çok kalabalık değil neyse ki.  İskele camisinin yan tarafında bir boşluk var biz de ilk başta buraya park ettik karavanımızı.


İlk gittiğimiz gün Çarşamba günüydü ve Karaburun'un pazarı vardı.   Hem iç taraflarını gezerek alışverişimizi bu pazardan yaptık ama orada bile pazar oldukça pahalıydı. Fazla çeşitte yoktu, küçük bir pazardı. 


                       Bir gece merkezde kalarak  o gün keşfettiğimiz yürüme mesafesi olan İncirlikoya karavanımızı getirdik ve sonra ki 2 hafta boyunca hep burada kaldık. Karavanla insanlar koy koy geziyor ama bizde artık yaştan mıdır ya da tembellikten midir bilmiyorum böyle güzel yer  bulunca başka bir tarafa gitmeden tüm tatili burada geçirdik. Bizim olay yazlıkçı karavana döndü ama biz halimizden memnunuz.


                             İncirli koy böyle bir yer. Belediyenin çok güzel bir işletmesi var. Duş, şezlong, wc, yeme içme ne isterseniz temiz temiz var. Gençler çalışıyor. Denizi o rüzgarlı ve çok dalgalı zamanlarda bile koy olduğundan çok sakin ve tertemizdi.


                          Şezlong kiralamak istemeseniz de plaj tarafına şemsiyenizi açıp günü geçirebiliyorsunuz. Ben de sabah kahvemi burada ki söğüt ağaçlarının altında içiyordum. Kitabımı okuyup insanları seyrediyordum. Sonra sıcak mı bastı, cup denize !


                              Günlük rutinimiz şöyleydi. Bizimkiler uyuyor olsa da ben en geç saat 8 gibi kalkıp uzun deniz kenarında sabah yürüyüşümü yapıyor , denize giriyor ve karavan önü kahvaltımı hazırlıyordum. Geç kahvaltımızı tepeden deniz manzaramıza karşı plaja gelen insanların telaşını seyrederek yapıyorduk uzun uzun. 
Ne yazık ki her gelen etrafa çöpünü atıyor. Gözlemlediğim kadarıyla eli yüzü düzgün, bu yapmaz dediğin adam bile mutlaka elindekini yere atıyor. Gençlerden tutun yaşlısına kadar. Her sabah benim etrafı temizleme rutinimde oluştu böylece. Yok arkadaş bizden bir şey olmaz milletçe. Hiç umudum yok artık.


                                   Sonrasında dinlenerek ya da denize girerek günü geçiriyorduk. Karavanımız tüm gün güneşte olmasına rağmen izolasyonu gerçekten iyi bence. Hiç bunalmadan içinde de oturabildik o öğle sıcaklarında. Öğleden sonra rutinimiz foroğrafta da görüldüğü gibi midye, patates. Karaburun'un midyesi meşhurmuş. Temiz deniz midyesi de bulunca hiç fırsatı kaçırmadık .


                 İlk günden itibaren etrafta bulunan komşularda yakından bizimle ilgilendiler. Bir ihtiyacınız olursa diye başlayan sohbetler diğer günler artarak devam etti. Bahçelerinde yetiştirdikleri sebzelerden getirdiler hatta kurban bayramında kavurma pişirip getirdiler.


                                Tatil boyunca iki güzel kitap okudum. İlki Miras. Oldukça güzel bir kitap . Konusu zaten çok hassas ve bunu yaşayanın ağzından aile içinde ki ilişkilerin , ana babalık kavramlarının sorgulanması, kardeşlerin bile aynı ailede olmasına rağmen geliştirdikleri farklı karakter özellikleri sizi öyle çok düşündürüyor ki. Kitap bittiğinde göğsüme oturmuş olan koca bir kayayla bir kaç gün daha yaşadım.


                                Diğer kitap Dominik asıllı Amerikan yazar  Junot Diaz'dan Boğul. Yazar ilk kitabıyla 2008 yılında Pulitzer ödülü kazanmış. Bu kitabında da Amerika rüyası yaşayan, sefil hayatlarında bir şeylere tutunmaya çalışan, sömürülmüş bir çok insanın hikayesi var. Okurken dünyanın uzak bir bölgesinde tanıdık acınası yaşamlara bakıyorsunuz ve kalbiniz tekrardan sızlıyor.


Karaburun'da geçirdiğimiz harika 15 gün sonrasında eve geldiğimizde kızımın 17. yaşını kutladık arkadaşları ve ailemizle. Genç kız olduğundan beri yalnızca arkadaşlaryla kutluyordu. Bu sene arkadaşlarını organize ederek bizim bahçe de bir arada olduk. Hasta olan dedemizde iyileştiğinden onu da bahçeye getirerek kutlamayı beraber yaptık ve çok güzel oldu. İki dedemiz, anane, babane, hala, yenge ve arkadaşlarıyla tatil sonrasında  güzel bir buluşma yaşadık böylece.



Çok çok şükrediyorum bu günleri gördük. Neredeyse Pelin 6 yaşından beri bu bloga yazıyorum, Pelin ellerinizde büyüdü diyebilirim. Bu sene 12. sınıf oldu ve bu pazartesi okula başladı. Allah güzel günler gösterir umarım ve en çok istediğim iyi insanlarla ömür boyu karşılaşması.
Eve gelince Karaburun videosu da hazırladım..Seyretmek isteyenler buyrun :)






Bugün Cuma

Akan suyu severim ben Işıldayan karı severim Bir yeşil yaprak Bir telli böcek Yeşeren tohum Güneşte görsem Sevinç doldurur içime Bir günü Gü...