Çekoslavakya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çekoslavakya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2013 Perşembe

Kafka ve Prag

                                      Elimde  Kafka 'nın  Kovalı Süvari   adlı  kitabı  var. Burada ki  birbirinden güzel  hikayeleri  okurken  aklıma geçen sene  gittiğimiz  Prag geliyor. Belki  ilk yurt dışı  gezim olduğundan  belki  benim gibi  birçoklarını etkileyen  şehrin büyüsünden dolayı çok  sevmiştim Prag'ı.  Buraya 3 günlüğüne üstelik  bir  turla  gittiğimizden  istediğim  gibi  gezememiştim.  Yine de  etkilenmemek  olanaksız.
                                     Kafka'nın izlerini  daha  fazla  sürmek  için  bir  kez  daha  gitmek  isterim. Şehrin tepelerine kurulmuş  şatolar,  nehrin üzerinde kaskatı duran köprüler, sis, kasvet, birbiriyle uyumlu binalar..Bir yanda gotik mimarinin ezici ,ağırbaşlı duruşu, bir yanda rokokonun renkli , sevimli evleri , diğer yanda barok mimarinin  gösterişli  neşesi.. Hepsi  yanyana.. Arnavut kaldırımlarında,  küçük  meydanlarında gezerken  kendinizi  çok  farklı  hissediyorsunuz.. Kafka'nın  romanlarında  verdiği eziklik duygusu  ,  boğazınızı saran bunaltı garip  bir  neşeyle  eşlik  ediyor  size.  Sanki  bir  böcek gibi. Gregor  Samsa'yı  hatırlıyorsunuz..

                                          


                        Prag'ta  Kafka'nın  izini  çok  az sürebilmiştim. Yaşadığı evler,  çalıştığı sigorta şirketi,  okuduğu  okul,  oturduğu  kafeler.. Kafka'nın  dünyasını  yaşamak  çok  güzeldi.  Kafka  yaşadığı yıllar  boyunca fazla tanınmamış , yakılması için en yakın dostu   Max  Brod'a   verdiği  notları  ölümünden  sonra yayınlamasıyla  tanınmış  bir yazar..3  temmuz  1883  yılında doğmuş.  Yahudi  bir ailenin ilk  çocuğu  olarak  bu  binada  dünyaya  geldi..

 
                                   Resim

                 İki  erkek  kardeşi  erken yaşlarda ölmüşler,  kız kardeşleri de  nazi  kamplarında  kaybolmuşlar.  Doğduğu  ev  yanmış daha sonra  tadilata  uğramıştır.  Babasının  otoritesinin   yıllarca  etkisinde  kalmış, annesinin  şefkati onu  eve bağlamıştır.
                '' Olabildiğince  yalnız  kalmalıyım. Hayatta  başardığım  ne  varsa  yalnızlığımın  karşılığıdır..''  demiştir.
                Kitaplarında,  yazılarında  hatta  sevgililerine  yazdığı  mektuplarda  babasının  otoritesine  karşı duyduğu  korku olmuştur.
                 ''  Beni  engelleyen  olgular  olduğu  söylenemez.Bir  korku  ,  aşılabilmesi  olanaksız  bir  korku  var;  mutlu  olmaktan  korkmak ,  daha  yüce  bir amaç  için  kendime  acı  verme  tutkusu  ve  buyruğu..''
                 Kafka  anne ve babasının  isteğine  uyarak  hukuk okumuş,  mezun olunca da  bir  sigorta  şirketinde  yıllarca  çalışmıştır.  Bu sırada  içinde  bulunduğu  düzene uyum sağlamasa da  dünyayla  bağlantısında  en büyük aracı olan yazmalarını  sürdürmüştür..
                 Kadınlarla  ilişkisi  çelişkilerle  dolu olmuştur. Defalarca  nişanlanmasına  rağmen hiç evlenmedi.  Felice,  Dora, Milena  ve  July  hayatına  damgasını  vuran  dört  kadın  olmuştur. Bu  dört kadınla ilişkisinin  en büyük özelliği  devamlı mektuplaşması  olmuştur.  Kafka'nın  kadınları,  mektupları,  ailesi,  yazdıkları  Prag'ta  bir  müze de toplanmıştır.



Eski  kent  denen  bölgeye  gidince  Kafka'nın  oturduğu  evlerden  belki  en etkileyicisi  çıktı  karşıma. Belki  tam  havanın  kararmaya  başladığı  o saatlerde  vardı bir  sihir.  Belki  bu  daracık sokakta ,  o  küçücük  evinde  onu  hayal  etmem  etkiledi  beni.  Sokağa  hakim olan  sessizlik,  yalnızlık  beni  Kafka'yı  bir  masada bir şeyler yazarken ki  ana  götürdü.  
“Genellikle terk edilmiş durumdayım, ‘memleketim’ olan Prag’da da öyle, hem insanlar tarafından değil, -bu pek kötü bir şey sayılmazdı çünkü, yaşadıkça peşlerinden koşabilirdim-, insanlarla ilişkim ve insanlarla ilişki kurma yeteneğim bakımından bir terk edilmişlik; kapı dışarı edilmiş durumdayım..

Eğer  benim  gibi  bir  gün  Kafka'nın  Prag sokaklarında  peşine düşmek  isterseniz  ipuçları:,

Kafkaseverler icin mekanlar;
U Radnice 5: Dogdugu ev..
Celetna 2: Cocuklugunun bir kismini gecirdigi yer..
House at the Minute(dum U minuty) : Simdiki Old Town Hall’daki Kafka’nin okula giderkenki yasadigi yer..
Goltz-Kinsky sarayi; Buranin ikinci katinda lise ogrenimini gormus..
Celetna 3: Tek basina yasadigi ilk yer..ilk hikayesini burada yazmis..
Assicurazoni Generali: Sigorta memuru olarak calistigi ilk isyeri, 9 ay sonra dusuk maas ve zor calisma kosullarina dayanamayip istifa eder.
Workers’ Accident Insurance: 5.katta zorluklarla 14 yilini gecirir..(1908-1922)
Parizska 1: Kafka’nin ailesiyle yasadigi son yer.
Bilkova 22: Dava’yi yazmaya basladigi yer.(1914-1915)
Dlouha 16: Berlin ve Viyana arasinda mekik dokurken Prag’daki gecici adresi..
Trziste 15: Tuberkulozdan ölümcül derecede hastalanmadan önceki son mekanı...










15 Kasım 2012 Perşembe

Çek sınırında ; Znojmo

 
Viyana dayken  bir yer  keşfettik.  Znojmo...Çekoslavakya  şehri olan burası  güzel, küçük bir
kasaba. Viyanadan gitmekte oldukça kolay.  Bir saatlik  yolculuğu  canınız  sıkılmadan yapıyorsunuz.
Sonra da  kendinizi  bu şirin yerde  buluyorsunuz. Biz  gittiğimiz de hava oldukça soğuktu ama gezmemize engel olmadı.  Evlerin  bacalarından  çıkan  dumanları  gördükçe  'acaba insanlar evlerde ne yapıyorlar'  diye  merak ediyorsunuz.  Bizim sokaklarda olsa soğukta olsa çocuklar vardır. Ama bu köyde  bir tane  çocuk görmedik.  Sessiz  ve  sakin  bir  yürüyüş  yaptık evlerin arasında...
 
 
 
 
 
 
Heryerde  olduğu   gibi  burada  da  bir  kent meydanı  vardı.  Kilise  merkezli bu  meydan da  oldukça  boştu.  14 . yy  dan  kalma St.Nicholas   kilisesi  etrafında  bir  tur  atıp  köy içlerinde  yürüyüşümüze   devam  ettik..
 
 
 
 
Znojmo,  öğrendiğim  kadarıyla  şarap  mahzenleri  ve  üzüm  bağlarıyla  meşhurmuş.  Yer altı  turları da  varmış.  Biz  katılmadık ama meraklısına  duyurulur.
 
 
 
 
 
En çok  bayıldığım şey,   kabakları  heryerde  görmek oldu.  Birçok  evin  önünde  kasımpatları  ve  renk renk  kabaklar  vardı.  Turuncuyu  sevmemden midir  bilmiyorum  bu  kabaklara  bayılıyorum!!
 
 
 
 
Evime  döner  dönmez   ben de  kapıma  böyle  bir  düzenleme  yapacağım  dedim
ama   daha  bir  kabak  bulmuş  durumdayım..
 
 
 
 
 
 
Yollar  yine  taş  döşeme ama  bazı  yerlerde  bunlardan  vardı.  Sizi  bir  yere  götürüyor  ama  biz  anlayamadık  neresi  olduğunu.  Bizde   kızımla  biz  buradayız  fotoğrafı   çektirdik :))
 
 
 
 
 
Oldukça  üşümüştük  ve  biryerde  oturalım  dedik.   Girdiğimiz  yer  çocuklu ailelerin tercihi  olan  bir  pastaneydi.  Sıcacık  bir  mekan çok hoşumuza  gitti.  Kendimize  latte  ve  pastalar  ısmarladık.  Pastaların  tadına  bayıldık.  Fiyatlarda  oldukça  uygundu.
 
 
 
 
Sonra  yeniden  yollara  çıktık.  Bu  ayın  en güzel  yanı  ,   işte  bu çiçekler....
 
 
 
 
 
Dönüşte  yol  üzerinde  Excalibur  adında  büyük bir  alışveriş  yerinde  durduk.  Güzel  dükkanlara  girdik  çıktık.  Çoğunlukla  Çinlilerin satış  yaptığı  açık pazarda  vardı.  Zaten  akşam  olduğundan  yemek yiyelim dedik.
 
 
 
 
Burasının  ekmekte  sarmısaklı  çorbası  meşhurmuş.  Bizde  tadına  baktık.  Gerçekten  güzeldi.  Tabi  ki  şinitzel de  vardı.  Bence  Viyana da yediğimizden  çok daha  güzeldi. 
 
 
 
 
Üzerine   tatlı  yememek  olmaz..  Yine  burada  sevilen çikolatalı  krep  denedik.  Ama ben  krepi   tatlı  sevmediğimden  hoşuma  gitmedi.  Hepsi   Peline  kaldı :)
 
 
 
 
Bence  Viyana'ya  gidip  burasınında  vakit  varsa gezilmesi  gerekiyor. 
 




 
 
 
 
 


 
 
 
 
 


 
 

18 Mayıs 2012 Cuma

TEREZİN

                       Prag  yazılarım bitti  demiştim  ama  gidip  görüp  çok etkilendiğim Terezin  sona kaldı.  Turla  giderseniz  60  euro  ödüyorsunuz ,  kendi  çabalarınızla otogardan giderseniz gidiş-dönüş 32 tl  oluyor. Metroyla   Florenc 'te  inin ,  buradan  devamlı  Terezin'e  giden  otobüslere binin.  Fazla  uzak  değil..Ne  mi  var,  işte  Terezin  bilgileri..
                       Terezin bir nazi kampı.Elbet ki bir Auschwitz gibi değil ama, insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor orda 1 saat geçirmek..Terezin, görebileceğiniz toplama kampları arasında en dayanılabilir olanı.Zaten böyle olmasının sebebi ise bir imha (extermination )kampı değil,toplama ve dağıtma kampı olması.Yani Avrupa'daki yahudiler önce bu tarz kamplarda toplanıp daha sonra Auschwitz, Treblinka gibi imha kamplarına dağıtılıyordu.Fakat böyle bir prosedür uygulamasına rağmen Terezin'de de 3.000 kadar yahudi öldürüldüğü bir gerçek.





Kampın giriş kapısının üzerinde büyük siyah harflerle Almanca “Arbeit Macht Frei” yazıyor. “Çalışmak özgürleştirir” anlamına geliyor.  Sağlıksız koşulları ve kapasitesinin çok üstünde insanın toplanması nedeniyle çocuklar başta olmak üzere toplu ölümler meydana gelmiştir. Teresin toplama kampında gaz odası ya da krematoryum bulunmamasına karşın ve daha da acı olarak kitlesel ölümlerin yavaş yavaş ve sağlıksız koşullar nedeniyle meydana geldiği bilinmektedir. 









 

Sadece kişisel eşyalarının yer aldığı bir bavul ile kamplara toplanan insanlara tek tip kıyafet ve numara verilmek suretiyle tüm eşya ve mal varlıklarına el konulur. İnsanlara verilen kalın pamuklu kumaştan dokunmuş tek tip kıyafet yaz ve kış koşullarında değiştirilmemektedir. Orta Avrupa’nın çetin kış koşulları için yeterli olmayan bu kıyafet ile başta çocuk ve yaşlılar olmak üzere insanların hastalanarak hızla yitirilmeleri amaçlanmıştır. Ölenlerin elbiseleri hayatta kalanlar tarafından paylaşılmaktadır.













Koğuşlardan sonra duş bölümüne geçtik.Bir anda 100 kişinin sokulduğu duş odasını dışında bir soyunma odası ve çamaşır kazanı mevcut.Esirler çamaşırlarını buraya bırakırlar ve duşa geçerlermiş.Duşta ılık su mevcut değil.Ya çok soğuk yada çok sıcak suyla yıkanacaksınız ve seçme şansınız yok.Bu uygulamanın acı tarafı şu ki duştan çıkan insanlar kurumamış elbiselerini üstlerine geçirdikten sonra 0 derecenin altındaki soğuk havaya çıkarılıyorlar ve çalışmaya zorlanıyorlar..






Fotoğrafta  görülen  bir tür çamaşır  makinası. Gruplar  halinde  insanlar soyunuyor  ve  bu makinaya atılıyor. Çamaşır yıkanmıyor  burada  bir  tür  kuru  temizleme.  Hem  çamaşır yıkama  süresi  hem  de  banyo yapma  beş dakika.  Genelde  tam  banyo  yapamadan  sular  kesiliyor.


 




Böyle  güzel  evde  var mı  kampta  derseniz var  ama  oranın  komutanının.  İnsan  nasıl  olurda  çoluk çocuk  insanlık dışı  olaylar  olurken ,  burada rahat uyuyabildiğini  merak ediyor.  Biraz  ileride  yüzme  havuzu da  var.


 



Sonra   müzeyi ziyaret ettik. Müze, Terezin kampında esir tutulan Yahudi çocukların yazdığı şiirler, çizdiği resimlerle süslüydü. Acımıza  acı  katarak  dolaştık. Prag  gezimin  en  moral  bozucu  günüydü. Ama  herkesin görmesi  ve  ders  alması gereken bir yer  ..










4 Mayıs 2012 Cuma

PRAG 3

Prag  biter mi?    Dört gün sabah 7 den  gece yarılarına kadar  gezmemize rağmen Prag bitmedi. Bir o kadar daha gezemediğim yer  vardı. Dönüşte bir hafta kendime gelemedim ama olsun. Arkadaşlarım bilir,  deli gibi  gezerim. Yemek molası dışında yürüyorumdur...





Gezerken  hava çok güzeldi. Bazen yağmur yağdı . Ama  Prag  soğuk biryer. Biz  oradayken 12  derece  civarıydı..






Vitrinler  tam benlikti :)





Dinlenme  molaları..





Gece de  ayrıca   gotik katedral   St.Vitus'u görmelisiniz..









Güzel  ve  romantik bir restoranda  akşam  yemeği,,,






Gece  ayrıca  Giselle  Balesine  gittik. Bale  ve opera binası çok güzeldi. Zaten  Pragta gezerken her anınız sanatla dolu.





Bu  fotoğrafı çektiğim için  danzon    bana  kızacak ama  :))





Bu kadar  Prag  yeter artık :)  Kafka'yı  unuttum sanmayın ,  ona  ayrı  bir yer  ayırıyorum...


1 Mayıs 2012 Salı

PRAG 2

Prag  gezimize  devam..Şehirdeki  yollar  bozulmamış, eski tip  taşlar yollar  boyunca. Trafik şehir içine fazla  sokulmamış. Metro  ve  tramvay çok kullanılıyor. Metro girişinde  bilet  atıyormusunuz diye denetleyen yok. Otobüste de  şöfor yalnızca kapıları açıyor.  Bilet atıp  atmamak vicdanınıza  kalmış.  Saatlik, günlük,  aylık  biletler  satılıyor. Bilet  atmadan  devamlı metroya , otobüslere  binebilirsiniz ama yakalanırsanız  cezası  varmış...








Gezimizin ikinci  günü  Praga 2 saat  uzaklıkta olan ,  görülmesi gereken yerlerden   Karlovy Vary 'e  gittik.  Tur  rehberimizin   adam başı  60  euro  olduğunu  söylediği bu geziye  biz  kendimiz  gittik.  Metroyla  Florenc  denen  yerde inerek  buradan  Karlovy  Vary  denen  yere  bilet aldık. Biletler  gidiş-dönüş  30 türk lirasına geliyor. Farkı  görüyorsunuz. Orada  da  gezerken  birçok  Türk  tura  rastlayıp  anlattıklarını da bir  güzel  dinledik :))






Prag'ın 125 km batısında bulunan Karlovy Vary, Çek Cumhuriyeti'nin Bohemya bölgesinde bulunan kaplıcalarıyla ünlü bir turizm şehri. Buraya, Prag'dan günübirlik turlarla ulaşmanız mümkün. Yaklaşık 2 saat süren yolculuktan sonra Karlovy'e vardığınızda şehrin ortasından geçen ve 'sıcak' anlamına gelen Tepla Nehri karşılıyor sizi. Nehrin her iki yakasında da karşılıklı, 3-4 katlı rengarenk binalar var. Hepsi kartondan yapılmış, film setlerindeki ev dekorlarını andırıyor. Bu görüntü havadaki pus ve sıcak kaplıca sularının yükselen buharıyla birleşince, ortaya masalsı bir şehir çıkıyor. Şehir dağların eteklerinde kurulduğu için oldukça yüksekte; dolaşırken sık sık temiz dağ havasını ciğerlerinize doyasıya çekmenizi tavsiye ederim.






 Atatürk'ün 1918 yılında kaldığı Carlsbad Plaza Oteli'ni görebilirsiniz. Zaten Karlovy'e, Kralın banyosu anlamına gelen Carlsbad da deniyor. Üstelik otelin girişinde 'Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Kemal Atatürk burda kalmıştır' yazan bir de levha var.





Termal sularından faydalanmak için Atatürk'ün yanısıra, Stalin, Mozart ve Rus Çarı Petro gibi bir dönemin önde gelen siyasi lideri ve sanatçılarının de uğrak yeri olan Karlovy Vary'e bugün de, Avrupa'nın çeşitli yerlerinden sağlık turizmi için gelenlerin sayısı oldukça fazla. Ama genellikle orta yaşın üstü ve yaşlı nüfus göze çarpıyor. Tabi Karlovy'i anlatırken Becherovka'dan bahsetmeden de olmaz. Çeklerin çok tanınmış likörü olan Becherovka, 1807 yılında bu şehirde, adı Jean Becherovka olan bir doktor tarafından geliştirilmiş. Birçok şifalı baharat ve bitkiyi karıştırıp ağrıları dindirici bir ilaç yapmaya çalışan doktor, karışıma alkol ekleyince tadının çok güzel olduğunu farketmiş. Ve ortaya bu likör çıkmış. Tarçınla karanfil karışımı bir aromaya sahip Becherovka'yı eczanelerden de alabiliyorsunuz. Yerel halk, ağrı sızılara karşı evlerinde sürekli bulunduruyormuş.






Bohemia kristali, porseleni ve granad adlı taşı da ünlü. Kaplıca sularını içtikleri yassı bir porselen ibrikleri var. Soğuk havalarda elleri de ısınsın diye bu tip bir ibrik imal etmişler vaktiyle. Turistler de şehirdeki herhangi 12 kaplıca çeşmesinden bu porselen ibrikler ile sıcak ve tuzlu sudan içiyor ve geleneğe icabet ediyorlar.







Karlovy  Vary  'de  turlar tam gün geçiriyor  ama bence  gereksiz.  Eğer  termal  sudan  yararlanmayacaksanız   tüm güne  gerek yok.  Bizde  Prag' a   dönüp  keşfetmediğimiz  yerler için  yola çıktık. Hava oldukça güzeldi. İstikametimiz   meşhur Louvre  Cafe de  biraz  dinlenmek...







Burada  biraz  dinlendikten  sonra  yola  devam ettik.  Her tarafta  sosisler var. Hatta  bizim dönere de rastladık. Turist kadar  satıcılarda da Türk yoğunluğu  var..




 



Vitrinler cıvıl  cıvıl  ... Kuklalar  çok fazla  ama pahalı. 






Yemeğimizi  nehir  kenarında  yedik. Ama  buraya özgü  değil de  pizzaydı  yediğimiz..






Dolaşırken  karşımıza  ilginç  müzeler çıkmadı  değil :)








Akşam üzeri de  oldukça  keyifli  kukla  tiyatrosuna gittik..





Gece otele dönerken neler çıktı karşımıza neler:)





Prag  gezimiz  devam edecek :))


28 Nisan 2012 Cumartesi

Bir hayal şehri; PRAG

                                          Ne  zamandır  yoktum  biliyorsunuz..Çok  güzel  bir tatil geçirdim. Yavaş  yavaş  hayallerim  gerçekleşiyor  çünkü  şundan bir  yıl öncesine kadar  uçak  korkusu  yüzünden  gezme tutkum yurt içiyle  sınırlı  kalıyordu. Ne  oldu  bilmiyorum,  korkum  geçmedi  ama binme  cesareti  oluştu. Neyse  fazla uzatmayayım  23  nisan tatilini  fırsat bilip  Prag'a  gittik.
                                          Gidenler  için ya da devamlı  gidenler  için  bir şey  ifade  etmeyebilir  ama benim için çok çok  güzel  bir  geziydi.  Tamam  turla  gittik ama oldukça  özgür  keşifler  yaptık.  Jolly  turdan aldık  biletlerimizi.  Otelimizin dört yıldızlı  ve güzel  olduğunu  söylediler. Bunların dört yıldızıyla  bizimkiler arasında  dağlar  kadar  fark  var. Bizim  için  otelin merkezi  yerde olması  önemliydi.  Jolly  Tur  öyle de olduğunu söyledi ama değildi  ne yazık ki.  Tur programında olmayan bir otelde  kaldık. Oldukça kötüydü. Neyseki  bu  keyfimizi  kaçırmadı.








                                         Sabah  6  buçukta  kalkıp  kahvaltı  edip  hemen  yollara  çıkıyorduk. İlk  gün  rehber  eşliğinde  üstünkörü  bir  gezi  yapmıştık.  Sonra  bir  harita alıp  kendimiz  sokaklarda kaybolduk. Turumuz  Hradcany denen kale bölgesinden başladı. Çek parası olan kronu bozdurmak mesele,  çünkü  yazılanlarla  verdikleri  farklı. Ama kesinlikle döviz bürosu dışında para bozdurmayın, elinize eski  macar  paraları sayıp kaçarlar. 
                                     Kalenin içine girdikten sonra gotik katedral St.Vitus'u görmelisiniz. Bu katedral, halen yapıldığı tarihteki heybetini ve gizemini koruyor sanki. Katedral etrafında küçük kiliseler de var.




 En çok dikkatinizi çekecek bina gotik mimarisiyle St.Vitus Katedrali olacaktır.1344 yılında Prag’ a resmen imzasını atan 4.Charles tarafından yaptırılmış. Dışındaki yaratık figürleri kötü ruhları engellemek için eklenmiş. Kalede ayrıca bir de Oyuncak Müzesi bulunuyor.





Bu  görkemli  yapıların içinde ,  ara  sokaklarda  geze  geze  yürüyerek   Charles  Köprüsüne  indik.   Vlatava Nehiri   üzeri  birçok köprüden belki de en önemlisi Charles Bridge. Yine 15yy. sonlarına doğru bitirilmiş bu köprü birçok savaş, direniş, ve doğal afet görmüş olmasına rağmen halen kulesi le dimdik ayakta. Bu köprü'de sağlı sollu birçok heykel gerçekten görülmeye değer.
600 yıllık bu köprü 515 metre boyunda ve 10 metre yüksekliğinde. Köprünün ilk yapımında taşları birleştirmek için yumurta kullanılmış. Üzerindeki 30 heykel Çek tarihindeki olaylarla ilgili olarak 1683 ve 1928 yılları arasında yerleştirilmiş. En meşhuru da herkesin elini sürdüğü Peder John ve köpeğinin heykeli..



 


Köprü  üzerinde  böyle  güzel  şeylere  de  denk  geliyorsunuz.  Çok  kalabalık  ama  ben  bunu da  seviyorum. Küçük  ve  sakin  bir  yerde  oturduğumdan sanırım...






Aziz John Nepomuk’un heykeline  geri  dönersek,  efsaneye göre dönemin kralı, azizden kraliçenin sırlarını söylemesini istemiş, aziz söylememek için direnince azizi öldürüp Karl Köprüsü’nden atmış. Zamanla bu azizin heykeline dokunmanın dilekleri gerçekleştirdiği inancı yayılmış. Günümüzde köprüyü geçen turistler de bu heykele dokunup dilek tutarlar.  Eee  bende  dileğimi  tuttum tabiki.







Köprüden  her  nekadar  ayrılmak  istemesekte  ilerleyerek  Stare Mesto (Eski Şehir)   geldik.   Kale bölgesinden daha hızla gelişen Stare Mesto, 10. yüzyılda surlarla çevrilmiştir. 13. yüzyılda Judith Köprüsü’yle, 14.yüzyılda ise Karl Köprüsü’yle Mala Strana’ya bağlanması üzerine bölge şehrin ticaret merkezi hâline gelmiştir. Bu gelişmelerin üzerine krallar da bir kraliyet sarayı inşa ettirip burada yaşamaya başlamışlardır.

Stare Mesto Meydanı’nın tarihi 10. yüzyıla kadar gidiyor. Pazar yeri olarak kurulan bu meydan, günümüzde restoranlar, kafeler, hediyelik eşya dükkânlarıyla dolu bir turizm merkezi hâline gelmiş. Tur otobüslerinin şehir turları bu meydandan başlar.






 Stare Mesto’da turistlerin en çok ilgisini çeken yapısı da bu astronomik saattir.   Astronomik saat yapılışıyla ilgili efsaneye göre; bu saat yapıldığında şehrin ileri gelenleri saatin mükemmelliğinden öyle çok etkilenmişler ki saati yapan ustanın gözlerine, bir daha başka yerde bu saatin aynısını yapmasın diye, mil çekmişler. Ama bu usta ölmeden önce saatin mekanizmasını bozmuş ve saat başka büyük bir usta tarafından tamir edilene dek yıllarca çalışmamış.

Saat üç bölümden oluşur. Bunlar; en üst dairenin üstünde, her saat başı 12 havarinin göründüğü pencere bölümü, değişik zamanları gösteren saat bölümü ve burçları gösteren takvim bölümüdür. Her saat başı meydanda toplanan ziyaretçilerin merakla izlediği gösteri, meydanın en büyük eğlencelerinden biridir. Saatin üstündeki her figürün bir görevi olduğu gösteride önce bir elinde kum saati tutan ölüm saatine bakar ve diğer eliyle ölüm çanının ipini çeker; bunun üzerine ahşap pencereler açılır, arkadan İsa ve 12 havari geçer. Pencereler kapanır ve bir horoz ötüşü duyulur. Saatin sağ yanında olan bitene anlam vermeye çalışan bir Türk figürü, solda elinde para kesesiyle bir cimri ve bir de kibirli insan figürü de bulunur.



    


Şehir  merkezinde  işte  böyle  ilginç  durumlarada  rastlıyorsunuz.  Vitrinlere  oturmuş  insanlar  ,  ayaklarını  su  dolu  akvaryumlara  sokmuşlar  hem gelen gideni  seyrediyorlar ,  hem  siz  seyrediyorsunuz,  hemde bu  küçük  balıklar  tarafından   ısırılıyorlar.  Bir  çeşit masaj  galiba...






İşte  ilk  günün  akşamı  oldu  bile..  Gecede  durmak  yok. Ama  devamı  diğer posta  :))


 

 





 



TATİL CUMASI

Vee  bitti 💥💥 Bir dönem daha kapandı hayatımızda. Çerkezköy -Çatalca hattında neredeyse bir yıl süren gurbet hayatımız bugün karneleri dağ...