29 Kasım 2021 Pazartesi

Karavanla Doğada 9 Gün

                             Biliyorsunuz geçen hafta ara tatile girdik. Normalde öğretmenler yine de her gün okula gidiyorlardı. Bu kez eğitimler online olacak dendi ve okula gitmemize gerek kalmadı. Hemen eşim de işinden yıllık izin aldı. Kızımın da okulu tatile girmişti aslında ama ne kadar dil döktüysem bizimle gelmeye ikna edemedim. Karavanla yaptığımız seyahatleri hiç sevmiyor. Onu ananesinde bırakarak cumartesi yola çıktık.
                        Karavanımızda ısıtma sistemi olmadığından gideceğimiz yerler sınırlıydı. Para vererek kamp yerlerinde kalmak anlamsız geliyor bize ama bu sefer mecburduk. Elektrik üretimi karavanlarda güneşin az olduğu kış günlerinde yetersiz oluyor. Biz de hem fazla kalabalık olmayan hem biraz da oturduğumuz yere uzak yerler araştırdık. Yıllardır Abant ve yedi göllere gidip duruyoruz zaten. Aynı yerlere gitmeyi de sevmiyorum. Fırsat varsa farklı yerler gezilmeli , görülmeli.
                   Bilecik ne zamandır ilgimi çekiyordu. Daha önce karavanla  Osmaneli'ye gidip çevresini gezmiştik ama diğer ilçelerini özellikle göletlerini görmemiştik. Bu sefer pandemide girişi yasak olan göletlerinin açıldığını öğrenince yola çıktık. Tam üç saat yolculukla Bilecik Pazaryeri ilçesine geldik.



                        Bu bölgede bir çok göl var ama yeni düzenlenmiş Küçük Elmalı Tabiat Parkı  bizim ihtiyaçlarımızı karşılayan bir yerdi. Pazaryeri'ne 10 km gibi bir uzaklıkta olan Küçükelmalı köyünde bulunuyor. Yolları çok düzgün ve çekme karavanla rahat gidebiliyorsunuz. 



                            Tabiat parkı yazın açılmış, eksikleri hala var ama çok güzel bir göl. Karavanlar için özel yerler yapılmış ama yolu tam yapılmadığından giren karavana zor durumlar yaşatıyormuş. Biz karavanlara ayrılan yerin az altında , göle yakın yere gittik ve burası biraz eğimli olsa da rahatlıkla konaklamaya başladık. Üstelik geceliği karavanlar için 35 tl. 


                 Gölün etrafında balıkçıların çadırları da vardı ama hiç karavancının olmaması ilk iki gece korkmamıza neden oldu. Sonrasında bir aile gelince çok rahatladık. Haftasonu her yer gibi burası da çok kalabalık oluyor ama öyle Ege ve Marmara'da gördüğümüz yoğunluk değil hiç değilse. 
                Göl etrafında üç tane farklı yürüyüş rotası vardı ve bunu görünce öyle sevindim ki anlatamam. En kısa rota da bile 5 bin adım atıyorsunuz. Bazen orman içine bazen göl kenarına inen yolu harikaydı. Kaldığımız  günler boyunca her gün uzun yürüyüşler yaptık. Verilen elektrik ile karavanı ısıtmak sorun olmadı. Özellikle bu bölge geceleri çok soğuk oluyor, eksi 2 derece bile gördük. Yalnızca sabahları rutin karavan temizliğini yaparken minderlerin arka yüzlerinin ıslak olduğunu gördük her gün. 
                    Küçücük karavanda da yaşanabiliyormuş arkadaşlar. Ama herkesin harcı değil bu, eğer dağınıksanız, küçük mekanlarda yaşarken afakanlar basıyorsa, rutin çalışma alışkanlıklarınız yoksa çok zor. Hiç heves etmeyin. Ama ben zaten çok tertipliyim, elim çabuktur ve çok da pratiğimdir . Bir de uzun yıllar her türlü otelde kalıp bunlardan da bıkmış biri olarak, kendi çarşaflarımda yatıp kendi yaptığım yemekleri yemenin güzelliği paha biçilemez.


                  Eşimle hayaller kurduk. Ah şimdi emekli olsaydık buradan başka yere sonra başka yere sonra yine bir yere giderdik diye.. Zaman kısıtlaması olmadan çok basit bir yaşama haline yıllardır yaşadığımız koşturmacadan sonra çok ihtiyacımız varmış. Aynı yerde 6 gün kaldık, hep aynı şeyleri yaptık ama hiç sıkılmadık. Sabah ilk iş yatakları toplama, minderleri havalandırma, paspasları silkeleme ve yerleri süpürme . Sonra uzun uzun kahvaltı, hem doğaya karşı, bir ekrana değil. Kahvaltı bitince son çaylarımızı bir dergi yada kitap okurken içmenin keyfi bir şey de yok. Ardından hadi yürüyüş deyip en az 2 saat doğada vaktimizi geçirdik. 
            Tek tehlikeli şey eşinizle 24 saat dip dibe olmanın zorluğu. Hep böyle mutlu huzurlu olmuyorsunuz tabi ki. Küçük bir şeyden sinirler gerilip 'yok böyle olmaz, seninle bu küçücük yerde yaşanmaz, bu bana ders oldu ' deyip bağırıp çağırdığınız olmuyor değil. Bunları da söyleyen hep ben oldum :)
Aslında hayat bu işte, her şey bir arada. Artık belli bir yaştan, yıldan sonra kavgalar, istekler de anlamsızlaşıyor, durgun bir yaşama doğru evriliyor. Bugün varız yarın yokuz deyip yine eski iyimser moduma dönüyorum şükür.



              
                   Burada kaldığımız bir günde Pazaryeri ilçesine gidip gezdik, alışverişimizi yaptık. Çekme karavanın güzelliği işte bu, aracı ayırıp istediğiniz gibi geziyorsunuz etrafı. Pazaryeri küçük bir ilçe. Sizi eskilere götüren iki katlı kerpiç evleri var. Bu evlerin önünde traktörler, biçerdöverler var. Zaten Türkiye'de bira yapımında kullanılan şerbetçiotu tek burada yetişiyormuş. Bizde bir aktar bulup biraz alırız diye düşündük ama bulamadık. Aktar yoktu zaten. Ayrıca Pazaryeri bozası ve boncuk fasulyesiyle ünlüymüş. Biz de bir esnaf lokantasına girip denedik ve çok beğendik. Bozamızı da alıp karavanda her gece içtik.



Sokaklarda gezerken bahçelere konuk olduk.


Pazaryeri'nin esnaf lokantasında öğle yemeği..




                Buraya yakın bir köy olduğunu duyduk hatta Bilecik'in Halfeti'siymiş deniyordu onu arayıp bulduk.  Osmanlı döneminin ilk yıllarında kurulan ve Kayı boyunun Karakeçili aşireti mensuplarınca yerleşim yeri olarak seçilen Günyurdu Köyü, 2005'te başlatılan baraj çalışmaları kapsamında su seviyesinde bulunması nedeniyle istimlak edilmiş.


                  Bizim kaldığımız tabiat parkına 3 km uzaklıkta çömlekleriyle , çamuruyla ünlü Kınık köyüne de gittik bir gün. Burada güzel bir siteleri var bakabilirsiniz


Köyün ekmeği..



                    Aslında burada 9 gün kalacaktık ama hava durumunda  haftasonunu  kar yağışlı görünce gitmeye karar verdik. Ama eve dönmek istemiyorduk , bize yakın olan Poyrazlar Gölüne gidelim dedik. Bu gölü de çok seviyorum.


Poyrazlar Gölü Adapazarı'na 8 km uzaklıkta . Karavan için konaklama gecelik 100 tl. Hatta girişte özel bir kamp yeri var karavan 120tl. ayrıca kişi başı ücret alıyormuş. Bir çok da karavan vardı kalan. İnsan niye fazla para verip dip dibe kalmak ister bilmiyoruz. Bize 100 tl bile fazla geldi ama yapacak bir şey yok. Göl çevresinde istediğiniz yerde konaklayabilrsiniz. Elektrik, su, wc , lokanta, kasap, bakkal var. 




               Burada da 3 gece kaldık. Sisli sabahlarda göl kenarında ördek, kaz sesleriyle uyanmak gibisi yok. Her güzel şeyin bir sonu varmış. Bu gezimizde böylece bitti. Youtube kanalıma gezimizi koydum, isterseniz şöyle güzelce seyredin..








































                    

















12 Kasım 2021 Cuma

Merhaba Cuma !

Merhaba Cuma!
Merhaba İnsanlık!
Ay böyle kendi kendime coşku yarattığıma bakmayın çok da mutlu değilim. Haftalardır dinmeyen  hormonal baş ağrılarım var, nedense iki aydır sırt ve bacak ağrısı ise üst seviyede. Sorunlarımı yazmayı sevmiyorum blogta. Çünkü niye açıyoruz okuyoruz ki şu yazıları. Herkesin dertleri, istekleri, ruh çalkantıları var. Geçen bir bloğa girdim okudum yazılarını geçmişe doğru. Zaten kısa kısa yazmış. İçinde bulunduğumuz dünya, ülke, insanı kıskıvrak yakalamış ve boğmakta. Bunlara yenilmenin, şikayet etmenin faydası ne ki? Bu tarz blog sahipleri bizim paylaştıklarımıza her daim burun kıvırırlar; bizler hayatı toz pembe gören saf insanlarızdır. Onlar gibi karalar bağlayıp oflayıp puflayıp  tüm sistemi her daim eleştirmediğimiz için kayda değer değilizdir. 
                Nereden nereye geldik, karamsar bir bloğun yaptıklarına bakın. Boş verelim biz bunları, gelin pelinin pembe dünyasına :)
                Geçen hafta sonu karavanla yakın bir yere kampa gittik. Cuma günü iş sonrası hemen yola çıktık, tam iki saatte Bursa'nın Mudanya sahiline geldik.




                                      Yol kenarında ki Özdilek mağazasının yan yolundan girerek deniz kenarına doğru gittik. Burada belediyenin büyük bir otoparkı var. Karavanlar geceliği 30 tl kalıyor. Otopark çok büyük ve denize sıfır. Başka karavanlarda olunca güvenli. Su için yakında ki camiyi kullandık.




                            İki gece burada sorunsuz kaldık. Gün boyu insanlar deniz kenarında oturup bir şeyler yemeye içmeye geliyorlar. O hafta sonu çok sis vardı ama o bile deniz kenarında çok güzeldi. Cumartesi günü 20 km ileride ki Tirilye'ye gittik. Burası da çok şirin bir balıkçı kasabası. Bölge zaten zeytin cenneti.Yol boyu zeytin ağaçları, altında büyük naylonlar serilmiş zeytinler dökülüyor ve hasat yapılıyor. Yeni hasat sızma zeytinyağı aldık tabi ki.






                   Tirilye evleri, sahilinde ki kayıkları, zeytinlikleri, balıkçı lokantalarıyla çok güzel. Deniz kenarına konaklamış bol miktarda karavancı da vardı.




                     Biz Tirilye'ye yakın Kapanca koyuna da gittik. Tepelerde yürüdük, tesadüf minik bir balıkçı köyüne geldik ''Yalıçiftlik Köyü''.  Biraz ileri de kilise kalıntıları da var dediler ama çok çamur olduğundan gidemedik. 





                         Biz Mudanya'dayken Bursa'da yaşayan görümcem ve çocukları kayınvalidemle kayınpederimi alıp yanımıza gelip sürpriz yaptılar. Hep beraber bir kafede oturduk. Daha önceden dedemizin durumunu devamlı yazıyordum. Geçen kış coronanın en yoğun olduğu dönemde yoğun bakımda aylarca yatan sorasında boğazından bir hortuma bağlı makineyle eve dönen dedemizi hatırlarsınız. Şükürler olsun ki tamamiyle iyileşti, bu makinelerden kurtuldu. Şimdi bizimle kafede oturmuş durumda. 87 yaşında ki dedemizin böyle iyileşmesini hayata tutunmasında ki azmine, her daim çalışan, her yaptığı işten zevk alan bir insan olmasına bağlıyorum.




                          Mudanya gezimizi youtube' a koyduk. Buyrun seyredin.  



                Hafta içi işe devam ettik. Okula sabah gidiş , geliş, sonrasında mutlaka çarşıda işler güçler, eve gelince işler devam eden bir döngü ki gece yattığımda ' bir gün daha ne çabuk geçti böyle ' diye düşünüyorum. Büyük bir çarkın içinde kendini hissetmek, ruhumun her geçen gün daha da daralmasını hafifleten şey emekli olacağım güne özlem. Aynı zamanda yaptığım ibadetler. Çünkü Kuranı Kerim'de dediği gibi '' Kalpler Allah'ı andıkça huzur bulur. ''



Okula giderken minibüse gittiğim yolda sabah saatleri..




Çarşamba gününden itibaren soğuk ve yağışlı hava gelince ...


           Bu kapı sınıfıma giriş kapısı. Sobayla ısınan 2 oda ve mutfak ile tuvaletten oluşuyor. Yıllar önce zaten öğretmen lojmanıymış. Sonbahar ile kapımızın önünde ki ceviz ağacı yapraklarını dökmeye başlamıştı , iyice çıplak kaldı şu sıralar..



Bu hafta hatta geçen haftadan beri bir kitap okuyum ki ondan size önemle bahsetmek istiyorum. İlk bu kitabı sevgili Vladimir in yazısında görmüş ve merak etmiştim. Hatta o şöyle anlatmştı kitabı ;
           ''Lucia Berlin nihayet dilimizde. Yazarın farklı dönemlerinden öyküler bu seçkide yer alıyor. Fiziki acılarıyla başa çıkmaya çalışırken her anlamda görmezden gelinmiş bir kadın yazarın ince detaylarla, otobiyografik öğelerle örülü öyküleri bunlar. Üstelik Berlin bütün bunları metnini sıfat salatasına çevirmeden, şiir olmaya özenmiş cümleler bulamacına döndürmeden yapmayı başarıyor. Vefatından seneler sonra takdir görmesi üzücü. Öykü okumaya ilgi duyanlara öneririm.

             Pedro Almodovar'ın şimdilerde bu kitaptaki 5 öyküyü sinemaya uyarlamaya çalışması da ayrı bir heyecan kaynağı. Umarım Alice Munro'nun üç farklı öyküsüne Julietta'da yaptığı gibi bir araya getirmeyi başarır. ''




                           Kitabı çok sevdim, hiç bitmesin istedim. Lucia Berlin sen nasıl bir yazarsın böyle ! Yazdığı hikayeler birbirinden bağımsız gibi dursa da ilişkili ve yazardan bir şeyler taşıyor. Hikayelerde ki olaylar, insanlar hep rastlanılan, bilindik ama  insanın içine işliyor. Bir çoğunda gözlerim yaşardı, içime işledi yok hayır çok acıklı olduğundan değil. Hayatı bu kadar iyi ifade etmesi, çok tanıdık gelmesinden.
                          Bugün tüm okullar bir haftalık araya giriyor. Bu sene ara tatilde okula gitme mecburiyeti olmayınca eşim de hemen izin aldı. Kısmetse yarın sabah yola çıkıyoruz. Bize ve tüm öğrencilere iyi tatiller !
                        Mutlu ve sağlıklı haftasonlarımız olsun !



































8 Kasım 2021 Pazartesi

Harikalar Odası

                  17. ve 18 . yüzyıllarda Avrupalı aristokratlarla zenginlerin evlerinde mutlaka birer wunderkammer bulunurmuş. Ev sahipleri bu odaların tavanlarıyla duvarlarını dünyanın çeşitli yerlerinden topladıkları ya da getirttikleri deniz kabukları, değerli taşlar mücevherler , doldurulmuş hayvanlar, kurutulmuş kelebekler , fosiller ve sanat eserleriyle donatırmış. Bunu bende Gülenay Börekçi'nin Sabit Fikir'de ki yazısından okudum. Sonra şöyle bir düşününce '' ee ben bunu yıllardır yapıyorum '' dedim. Çünkü hem evde hem okulda harikalar odası olmasa da bir köşem var. Nereye gitsem aldığım, topladığım malzemeler hep benimle. Sonrasında odamın bir köşesine koyup seyretmeyi çok seviyorum. 
                   Mesela evimde ki bu köşe. Yurt dışından getirdiğim baykuşlar, kar küreleri, mumluklar, kitaplarım vb. zaman zaman değişen objelerle oluşturulmuş , zamanın dondurulduğu bir köşe.


                Büyük müzeler gibi kişisel oluşturulmuş wunderkammer'ler içinde önem yüklüyor bir çok insan. Orhan Pamuk ; 
''  Müzelerin daha küçük, daha bireysel ve daha ucuz olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak Bu şekilde tek tek insanların hikayelerini ifade edebilirler; tıpkı romanlar gibi . Birey olmanın , insanlığın unutturulup devletin, cemaatlerin, kalabalık halk kitlelerin hatırlatıldığı koca kapılı müze modelleri , bizi müzeye gitmekten uzaklaştırıyor. Wunderkammer'ler bireysel hikayelerin insanların evlerinde sergilenmesinin ilk örnekleriydi.Günümüzün ve geleceğin müzelerinde gereken şey , devletin temsili değil, insanı ortaya çıkarmak.Büyük, anıtsal sembolik müzelere giden para ve kaynaklar artık tek tek insanların hikayelerini anlatan küçük müzelere gitmeli. Ve insanları kendi küçük evlerini ve hikayelerini müzeleştirmeye teşvik edip onlara destek olmalı. '' demiş. 
                      Okulda ki anılar köşem de şöyle. 


             Daha çok köyde gezerken topladıklarımdan oluşan bir köşe bu. Çocukların gün içinde gelip bir sandalyeye oturup tek tek objeleri inceleyip hayal kurdukları köşe burası. Çok sevdiğim bir yer burası. 
            Almanların wunderkammer, ingilizlerin cabinet of curiosities, Fransızlerın cabinet de curiosities dedikleri bu oda ya da dolaplarda başlangıçta nadir eşyalar saklanırken sonrasında insanlar kendilerince anlam yükledikleri her şeyi koyar olmuşlar.
              Peki sizin var mı  wunderkammer'iniz?





5 Kasım 2021 Cuma

Kasım Cuması


Kasım ayının ilk cuması..
Sonbaharın son zamanları..
Pastırma yazı günleri..
Yavaş yavaş soğuk ve güneşsiz günlerin başlangıcı..
Yaşam döngüler halinde devam ediyor. Biri başlarken olayların biri bitiyor. Kayıplar oluyor çevrede.. Yeni doğumlarda. Bunaldığım, çıkmazda hissettiğim, aynı şeylerin dönüp durmasından çok çok sıkıldığım oluyor yaşamda. Ama başka çaremiz var mı ki ? Şarkıda dediği gibi 'yaşamaya mevbursun! '
Geçen hafta sonu da harika bir hava olunca kendimizi yakın yerlere atmalıyız dedik eşime. O zaten 1 haftalık mecburi izindeydi. Ama bizim okul bayram da dahil her gün olunca bir yerlere gidip kamp yapma olanağımız olmadı. Okulumu çok sevsem de elimi kolumu bağladığından emekli olmayı dört gözle bekliyorum. Anneciğimde gezmeyi, seyahat etmeyi çok sever ama babam ilçe sınırlarından dahi çıkmadığından o da eve çakılı kalmıştır. Kendi kendine de gezemez. En iyi si bu gezmemize onu da götüreyim diyerek Gölcük Eriklitepe Tabiat Parkına yola çıktık.





                      Muhteşem sonbahar zamanındayız. Böyle parkların en güzel dönemlerinden biri. Yukarı doğru çıktığımzdan sıcaklık 10 dereceye düştü öğle vakti. Annem 70 yaşında ama kilolu olunca hareketli değil fazla. Yürüyüş yapınca yoruluyor. Bizimle biraz yürüyüp oturdu , biz doğa da gezdik.

      








                       Sonrasında instagramda şans eseri reklamını gördüğüm bir lokantaya rotayı çevirdik. Fotoğraflarından özenli bir bayanın işletmesi olduğunu anlamıştım. Gerçekten de akşam üzeri gidince lokantaya çok sakin ve şirin bir işletmeyle karşılaştık. Gölcük'ün Siretiye Köyünde yazın açılmış. Hemşire bir bayanla Gıda mühendisi eşi işlerini bırakıp böyle bir yer alıp kendi zevklerince yapmışlar bu restoranı. 
    


                     Kendileri çerkes olunca yemekler de çerkes yemekleri. Kendi mayaladıkları ekmekleri her gün pişirip yemeklerle sunuyorlar. Biz de gerçekten kadın eli değmiş yemeklerin farkıyla harika bir akşam yemeği yedik. Üzerine soba da demlenmiş çaylarımızı içip o haftanın tatlısı ev baklavalarını da yedik. Sobanın yanında ki koltuklarda oturduk uzun uzun.

              



                                  Okul sonrasında köyde gezerken yine kabaklara rastladım. 


                                             Okulda elmalı kek yaptık bu hafta...


Bazı günler öğrencilerle doğada gezdik, derslerimizi bahçelerde yaptık.


                                            Okul sonrası bazı günler deniz kenarında yürüyüş yaptım. Bizim burada da ekilen ağaçlar baya bir büyüdü. Hatta sonbahar da böylesine güzel oluyor.




                                     Çarşamba okul çıkışı bir kaç arkadaşla deniz kenarında bir kafede buluştuk. O gün hava çok güzeldi. Herkes iş çıkışı kendini sahile atmış. Görmediğim bir çok kişiyi görmüş oldum, Arkadaşlarla da çaylı kahveli sohbetlerimiz oldu.


Ve bir cuma günü de geldi çattı. Bakara Suresinde şöyle der;
''Yaptığınız işi güzel yapın, Allah işini güzel yapanları sever''

          Günlerimizi hayırlı yaşamak, insana, birbirimize, tüm canlılara ne tür faydamız olacağı üzerine kafa yormamız ve bunun için bir şeyler yapmaya çalışmamız , en azından yaptığımız işi en iyi şekilde yapmamız en büyük görevimiz bence. 
        Güzel bir hafta sonu var önümüzde. Herkes için sağlık ve mutlulukla geçmesi dileğiyle!



















Bugün Cuma

Akan suyu severim ben Işıldayan karı severim Bir yeşil yaprak Bir telli böcek Yeşeren tohum Güneşte görsem Sevinç doldurur içime Bir günü Gü...