18 Eylül 2026 Cuma

Cuma Hoşgeldin!

 

                  Bugün 14 Eylül pazartesi. Bloguma bir çırpıda yazmam, ara ara yazar cuma günü de yayınlarım. Bu sabah saat 10 gibi uyandım. Normalde çalışıyor olsaydım sabah okula gitmiş, öğrencileri sınıflara almıştık. Nasıl hissediyorum? diye yazdı bir arkadaş mesaj olarak. Çünkü okullar bugün açıldı, hayatımın ilk işsiz günü resmen. Hala tatil havasındayım sanki. Bitmesini istemediğin tatillerden. Günler öncesinde başlayan okul, veli, öğrenci rüyalarım olmuyor artık. Tatil bitiyor diye gerginlik yaşamıyorum. Artık bomboş mu olacağım duygusu hiç yok. Emekli olduğumu öğrenen insanların yüzde 70 gibisi niye oldun, daha gençsin, çocuğun daha okulu bitirmedi, çok sıkılacaksın diyor. Diğerleri de iyi yaptın, kendine bak diyor. Herkesin görüşü, hayat anlayışı farklı arkadaşlar, iş hayatı zaten ömrümün çoğunu kapladı şimdi fırsat varken sadece kendimi yaşamak, insan faktöründen uzaklaşmak, yavaşlamak, sakin bir hayat sürmek istiyorum. Çok şükür bahçe içinde bir evim var, üç beş bitkiyle uğraşacağım, ağaçlarımı seyredeceğim, az da olsa şehrin gürültüsünden uzak hayat süreceğim. Tek endişem sağlığımız. Yoksa maaşım yarıya inse de saati kurmadan alarmsız uyandığım günlere başladığım için çok müteşekkirim.

             İşte şimdi tüm insanlar İşlerinde. Öğrenciler okulda, emekliler evde :)

Vallahi çok güzel bir duygu bu, Allah her çalışana nasip etsin. Büyük zeytin ağacımın altında ki ferforje masama oturdum, karşımda küçük evim, kaktüslerim, minik kiraz ağacım. Bugün yağmur yağacak dendi ama sadece eylül rüzgarı var biraz ürperten. Çok seviyorum bu havayı. Hele rüzgar ve yağmur varsa değmeyin keyfime. Prefabrik evimizin bir çok aksak yönleri oluyor ama tek katlı evde küçük bir hayata geçtiğim için kendimi çok şanslı buluyorum. Azalmak, az tüketmek, azla yetinmek artık hayat felsefem. Bu yüzden maaşımın azalmasını da önemsemiyorum. Kıyafetlerimi, eşyalarımızı büyük ölçüde verdik, dağıttık ama yeterli değil bence. 


                    Mevsim döngülerini çok seviyorum. İyi ki dört mevsimi yaşadığımız bir ülkedeyiz. Mesela devamlı yazı yaşamak istemezdim, düşünsenize sıcak iklimlerde ki insanları. Bence toplumsal sorunlar bile bu yüzden etkileniyor. Yavaş yavaş hava serinliyor, güneşin etkisi gidiyor, yaprakların sararması hele.. Her yıl sil baştan aynı şeyleri yaşamayı çok seviyorum. Mesela sonbahar objelerimi, bardaklarımı, tabaklarımı, sarı turuncu mumlarımı çıkardım bugün. Hayatı güzelleştiren ritüelleri severim. Bu bitecek yeni yıl gelecek, sonra bahar sonra yaz.. Yaz boyunca kuşlar ortada yoktu. Yavaş yavaş havalar serinlemeye başlayınca kuşlar da dallara gelmeye başladı. Hele yavrularını görseniz  öyle şamatacı ve hareketliler ki. İlk kez karga sürülerini gördüm, bu da demektir ki remen sonbahar başlamıştır. Hayatı sevmek için ne çok şey var!



                     Bahçelerin rengi, içilen çayların lezzeti, hafif esen rüzgarla içine dolan o sonsuz şükür duygusu, biraz soluklanmak için yeşile bakmak, dinlendiğini hissetmek, yılların yorgunluğunu hep omuzlarında taşırken yavaş yavaş atmak..
Daha ne saysam öyle çok şükür nedeni var ki..
Komşulardan gelen bahçe nimetleri, üzümlerin toplanması, incirleri yemeye gelen kuşlar, her gece gelen kirpiler, bahçede ki devinim. Yavaş yavaş doğayı görmeye , incelemeye başladım, bilmediklerim ne çokmuş meğer..


                    Geldiğimden beri sağ olsun arkadaşlar aradılar, sordular, bir araya geldik, oturduk, sohbetler ettik. Güzel masalarda açık havada oturmalar yaptık bu hafta boyunca. Memleketime gelince çok insan oluyor etrafımda. Sevenler hemen arıyorlar çok seviniyorum bu değeri gördüğümde. Hemen buluşup hasret gideriyoruz. Ne kadar yalnızlığı sevsem de muhabbeti de severim.  Bahçemde ya da sahilde bir araya geldik. İnancıma göre ikram, akrabalarla görüşmek, bağları koparmamak önemlidir. Peygamberimizin "Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin" hadis-i şerifindeki o ikram bereketini ve huzurunu evimizde hissettik.



                              Bahçeler sezonunun en bereketli zamanlarını yaşıyorlar. Üzümler, elmalar, incirler bu sene ne kadar bol değil mi? Evimin kapısını açığım gibi büyük bir incir ağacı bizi karşılıyor. Komşunun inciri aslında. Yürüyüş yolumuzda olduğundan dallarını kesebilirsiniz dedi ama sizce ben dal falan keser miyim ? Elimi uzatıp incir aldığım bu yer en sevdiğim köşemiz. Akşamları da balkon yerine kullandığımız ev önü burası. Tüm geceyi burada ki iki sandalye de geçiriyoruz. Biz otururken gece saat 11'e doğru yukarıdan büyük bir kirpi ve yavrusu geliyor. Burunları yerde hep bir şeyler arıyorlar. Başlarda korkuyorduk ama şimdi çok seviyoruz onları. Meyve falan koyuyoruz ama onlar bildikleri yolda gidip geliyorlar. Bir de bizi sahiplenen kedimiz oldu, o da hep buralarda. Kuşları da bir alıştırırsam daha ne olsun!


                      Kitap ve dergi okumalarıma şükür başladım. Performansım düşmüştü bu taşınmayla ama şimdi istediğim zaman elime kitabımı alıyorum. Canım arkadaşım Sonat bana Dureller'in Korfu adası üçlemesini verdi. Kitap yaz tadında zaten su gibi gidiyor. Dizisi de varmış ona da başladım, aman ne iyi geliyor o adanın güzelliğinde geçen aile ilişkilerini izlemek. 


                    Filmler de izledim geceleri özellikle balkonumuzda otururken. Anthony Hopkins filmi One Life güzel bir filmdi.Otobiyogrif gerçek bir olaya dayanan filmdi. Bence izlemelisiniz. İnstagramda izlenmesi önerilen Raw filmine başlayınca aklıma Kuzuların Sessizliği geldi ama o film vahşeti ayan beyan göstermeden bile ne etkileyiciydi. Bu filmde ise üniversite öğrencisi iki kardeşin akıl almayacak bir özelliğini gösteriyor. Tam da kızımı üniversiteye göndermişken bunu izleyince midem bulandı. Gençlerin yaşadıkları bu mudur yani yurt dışında. Böyle değilse bile iğrenç şeyleri normalmiş gibi sinema yoluyla beyinlere işlemek de nedir? Sanat falan diyeceksiniz şimdi..

Without Air öğretmen arkadaşlara tavsiye edeceğim bir film. Öğrenci, veli, öğretmen sorunları evrensel dedirten, bu sorunları bizde yaşıyoruz diye hayret ettirin bir filmdi.


                   Burada olduğum sürede bir arkadaşımla ilgili olumsuz bir olay yaşadım. Birlikte geçirilen onca zaman, paylaşıma rağmen ego denen şey işin içine girince her şey bir çırpıda siliniyor. Bu olaylara yabancı değilim hatta artık hiçbir uzaklaşma, gidiş ya da biten arkadaşlıklar için üzülmüyorum. Çünkü insan ilişkilerinde net sabit bir çizgi yok. Başlangıçlar gibi bitişler de gayet normal.
Hatta Fatma Bayram'ın bir yazısına rastladım eşzamanlı. Okuyunca ne iyi geldi:

''Hayy isminden bugünkü ödevim "geçmişten beri sana zarar veren, kırgın olduğun insanlara içtenlikle hayır dua et" idi. Bana yanlış yaptığını düşündüğüm insanların simalarına hafıza kayıtlarından bir bir baktım. Cümlesiyle bir derdim kalmamış. Bu müthiş bir özgürlük. Kimseyle tartışmamak da öyle. Geriye kaldı insanlar bozulsa da bozulmadan kalmak. Bu da takdir ve onay arzusundan bağımsız olmakla ilintili büyük ölçüde.

Sonuçta insanların övgüsünü de yergisini de, faydasını da zararını da umursamamak kendin olarak kalabilmenin önemli bir eşiği.

Peki bu mutlak anlamda mümkün mü? Çoğumuz için değil. O zaman ikinci önlem olarak bari kimlerin yergisine kıymet vereceğimiz, kimlerin övgüsünü önemseyeceğimiz konusunda seçici olalım.''



Bana iyi gelen ne çok işim var çok şükür! 
Benim derdim kendimle. 
Hayatı güzelleştirecek, iyi hissettirecek şeyler yapmayı ve paylaşmayı seviyorum. Bu yüzden yıllardır  blog yazıyorum, bu yüzden instagramda paylaşım yapıyorum. Hatta ara ara Youtube videosu da koyuyorum. 
Bakın yeni bir video var kanalımda haydi buyurun 💙 














4 Eylül 2026 Cuma

Merhaba Eylül !

 

Hey Millet  ! 

Orada mısınız?

Yaz sıcakları beni mahvetti. Temmuz başı tüm eşyalarımızı toparlayarak Kocaeli'ye döndük. Zaten kişisel eşyalarımız dışında ev eşyası ne var ne yok sattık, dağıttık ve kalanları da arabamıza yükleyip dönüşe geçtik. Artık emeklilik başvurularını yapmış, bağımızda ki evimizde yaşamak için eksiklerimizi gidermeye başlamıştık. Emeklilik işlemlerinde nedense sorunlar yaşadım. Tüm ilçede başvuranların içinde sadece  iki kişinin başvurularına haftalarca sonuç çıkmadı, haliyle bu da çok canımı sıktı. Sistem galiba yine beni emekli yapmak istemiyordu :)

Devamlı Milli Eğitimi aramalar, evraklarım mı eksik, 170 sgk aramaları, evrak takip falan derken daha yeni emekli oldum. Herkese ya mesaj ya da postayla bildirim geliyor ama bana gelmedi. Bu sinir yıpratan işler devam ederken bizde annemlerde 2-3 hafta kaldık. Çünkü bağ evinde tamamen kalmak için gerekli eşyalarımız eksikti.


               Annemlerin evi sahilde. Beraber hasret giderirken her gün bağ evine gidip gelip işlerimizi yapmaya çalıştık. Ama bu sıcak havalarda çalışmak çok zor. Evde kombi ve kalorifer sistemi yoktu, bunun giderilmesi için bir kaç hafta çalıştık. Bahçe tüm yıl boyunca el değmemiş olduğundan otlar bir metreyi aşmış, ağaç fidanları kapanmış, etraf tarla görünümünde olmuştu. Bunları bu sıcakta biz yapamazdık, yapmaya çalışsak haftalarca sürerdi. Bahçe işinde çalışacak adam da bulamıyorsunuz artık. Neyse birini bulduk ve 3 gün boyunca çalışıp bahçeyi çok güzel temizledi.
Evimiz 50 metre kare olunca tüm eşyalarımızla sığmak oldukça zor oldu. Daha az eşyayla daha küçük mekanda yaşamayı kafaya koydum biliyorsunuz. Gelmeden önce bir çok eşyamı vermiştim, eve dönünce şöyle bir ortaya döküp tekrar eledim ama inanır mısınız hala çok eşya var. Ne çok gereksiz yük taşıyoruz. Ne çok yıllarca açıp bakmadığımız kutularda eşya biriktirip saklıyoruz. Azaltmaya çalıştıkça sanki başaramıyorum gibi geliyor, sinirlerim bozuluyor. Eve geldiğimizde yatak odasında kıyafetleri koyacağımız dolabımız olmadığından internetten gayet uygun fiyata sürgülü gardolap  aldık ama onun gelmesi de 20 günü buldu. Gelince montaj için usta bul, onu bekle, diğer ustaları bekle, gelenlerin de hep bir aksaklık yaşatması, işlerin hep uzaması ya da ters gitmesi canımızdan bezdirdi. Neredeyse iki aydır eve yerleşmeye çalışıyoruz anlayacağınız.



             Çok yorulduk, çok sinirlerimiz bozuldu, bozuldukça birbirimize girdik ama çok şükür yavaş yavaş işler yoluna girmeye başladı. Sıkıntılardan ya da olumsuzluklardan bahsetmeyi sevmiyorum, zaten hepimizin bir çok derdi telaşı var. Memleketimin güzel denizine, sokaklarına, yaz çiçeklerine kavuştum. Gurbet benim için güzel bir deneyim oldu. Artılarını eksilerini daha sonra anlatırım. 
Yaz sıcakları beni mahvediyor, şükür eylül geldi ve sonbaharın ayak seslerini duyar gibiyim. Yazın içimden hiç bir şey gelmiyor, elim kolum ağırlaşıyor, hobilerimi görmek istemiyorum, film dahi izlemez oldum. Tüm gün esen bir köşe arıyoruz.




                Yaz mevsimi temmuzda kızımın ağustosta eşimin doğum günü demek. Kızım yani bloga adını veren Pelin 22 yaşında 💖
O artık bir yetişkin, üniversitede 2. sınıfa geçti çok şükür. Ama anne kız didişmelerimiz devam ediyor 😉
Bahçede kendi aramızda kutlamalar yaptık, anılarımıza güzel kareler ekledik. Sadece ailemin değil de arkadaşlarımla da kutlamalar yaptık. Sağ olsunlar geldiğimizden itibaren arkadaşlarım aradılar, ziyarete geldiler, süpriz kutlamalar yaptılar. Tekirdağ'da biraz inzivaya çekilmiş gibi oldum ama arkadaşlık çok güzel bir duygu. Onların araması sorması çok duygulandırdı beni.



Arkadaşlarım bana sürprizler yaptılar 💜




                Ev işlerinin yorgunluğunu atmak için arada güzel mekanlarda esintili akşamlarda buluşmalar yaptık. Arkadaşlarla hasret giderme ve buluşmalar  yorgunluğuma çok iyi geldi.  Çok olmasa da bir araya geldik, bazı arkadaşlar geçerken uğradı, ziyaretler yapıldı yani anlayacağınız oldukça hareketli ve yorucu iki ay geçti.



Tabi vazgeçmediğim tek şey okumalar oldu. Kitap okuma beni dinlendiren tek şey zaten. Bu süre boyunca okuduklarım bunlar. Bir de Kadınlar Ormanı kitabı var okuduğum. 84. Charing Cross Road kitabının filmini izledim kesimlikle yavsiye ederim. Çok naif bir filmdi A.Hopkins yine muhteşem. 1987 yapımı bir film belki izlemişsinizdir.
Şimdi üç kitap olan Durell'in serisine başladım. Hatta dizisi varmış ona başlayacağım yavaş yavaş. 
Film izlemeye bile yeni yeni başladım. Özlemişim ..
Serin günler başlasa ...



Güzel üç film izledim. Biraz bahsetmek isterdim ama izleyin derim. Kitabın filmini daha çok beğendim. Diğer iki film de oldukça sarsıcı. Özellikle Blue Heron ebeveyn olarak izleyince çok zorlu. 


                          Yan tarafımızda oturan komşudan devamlı bir şeyler geliyor. Geçen sene onlar da yan tarafımızda ki arsalarına bir ev yaptırdılar. Bu sene taşınmışlar biz Tekirdağ'dayken. Komşuluk çok önemli bence. Müstakil yaşasanız dahi eğer yanlarda yaşayan komşularınızla  aranızda uyum, saygı yoksa yandınız demektir. Şimdi biz de mesafeli bir yakınlık kurduk diyebilirim. Aramızda sorun olmadan yaşar gideriz İnşallah .
Tekirdağ'da ki evimin kapı komşum yeni gelindi. Onunla da çok güzel bir komşuluk yaşamıştık, ne yaparsak tabak tabak birbirimize verdik. Hatta buzdolabını sattığımız haftalar sıcaklar da bastırmaya başladığı günler bana soğuk içecekler, dondurmalar getiriyordu. Yaa böyle aklıma geldikçe gözlerim sulanmaya başlıyor şimdiden 😌


               Bu arada bahçemize devamlı bir kedi gelmeye başladı. Çok söz dinliyor zaten anne galiba. Ona yemek veriyorum sonrasında yanımızda oturuyor hep. Gezip gezip geliyor kapının karşısında miyavlamaya başlayınca acıktığını anlıyoruz. Artık bizim de bir kedimiz var. Yavruları ortada yok ama. Belki büyüyünce getirecek yanında.
Zorluklar, sıkıntılarla başladık bu hayata umarım sakinleşir ve düzene girer. Yine de modumu düşürmemeye çalışıyorum, yorgunluğun biteceğine inanıyorum. Bloglara tekrar giriş yaptım İnşallah tüm blog arkadaşlarımı yavaş yavaş okumaya başlayacağım.
Herkese mutlu günler 💜





























































26 Haziran 2026 Cuma

TATİL CUMASI


Vee  bitti 💥💥
Bir dönem daha kapandı hayatımızda. Çerkezköy -Çatalca hattında neredeyse bir yıl süren gurbet hayatımız bugün karneleri dağıtmamızla sona erdi. Aynı zamanda emeklilik hayatımda başlamak üzere. 
Zaman geçti hızlıca , beklerken hiç geçmeyecek gibi geliyor ama bitti işte. Burada öğretmenlik yapmak, kısa sürede olsa yaşamak farklı deneyim kazandırdı bize. Yaşadığımız olumsuzluklar çok oldu, güzel bir evimiz varken etrafı inşaat dolu bir yerde yaşamak zaten çok zorluydu ama yine de değişik yaşamlar gördüm, tecrübeler edindim diyorum. Sağlık anlamında çok zorlandığım aylar oldu, başımıza hiç beklemediğimiz kötü bir olay geldi ama neyse geçti gitti diyorum. Artık yeni bir hayata yelken açıyoruz kısmetse.
Ayrılışlar zorlu oluyor gerçekten. Bugün öğrencilerim, velilerim ve öğretmen arkadaşlarımla vedalaşmak heyecanlı ve duygulu bir süreçti. Karne almaya gelen öğrencilerimin ellerinde çiçekler, güzel notlar, sarılmalar çok hüzünlendirdi. Sonrasında da öğretmen arkadaşlarla okulda vedalaştık. Bir kaç özel arkadaşımla da bir kafeye geçip uzun uzun oturduk. Aramızda bir arkadaşın daha tayini başka bir şehre çıktı, o da gidiyor. Herkesin ortak cümlesi 'iyi ki sizi tanıdım ' oldu. Hatta okulda bir çok değişime neden olduğumu, çok hümanist ve dostça olduğumu, çok farklı biri olduğumu söylediler. Okulumuzdan bir Buket öğretmen geçti diyeceğiz dediler, yani anlayacağınız biraz beni şımarttılar.
Yaş olarak neredeyse yirmi yaş küçük insanlarla anlaşmak, kabul görmek hatta sevilip takdir edilmek çok güzel. Umarım onlar da güzel günler görürler. 




                                      Burada olduğumuz sürede yakın çevreyi, Trakya şehirlerini gezmeye çalıştık. Çok güzel yerler gördük ve bu da zaten buralara gelmemizin bir amacıydı bu da.
Bu haftasonu da Çatalca'nın Yalıköy kasabasına gitmeye karar verdik ve cumartesi sabahı çıktık yola.


                                      Yalıköy'e gitmeden önce yol üzerinde Safaalan Mavi Göl denen bir yer vardı ve bizde merak ediyorduk. Kahvaltımızı burada yaptık. Kamp sandalyelerimizi sattığımız için evde bulunan tabureleri getirdik mecburen. Ama göl kenarı kahvaltı keyfine de her şey değer.
Buradan Yalıköy'e doğru yola çıktık. Navigasyonda gösterdiği yol 35 km idi ve bizi dağ yoluna soktu. Buradan nasıl geçtiğimizi bir bize sorun çünkü çok taşlık ve sorunlu bir yoldu. Yol boyunca kimseyi görmedik bu da bizi çok korkuttu. Lastikler patlamadan nasıl ulaştık bilmiyorum.





Kasabanın merkezinde küçük bir gezinti yaptık, otele gitmeden çarşı da ne var ne yok bakalım dedik. Ama çok küçük bir yer olduğundan on beş dakika da her yeri gezmiş olduk. Yine de çiçekli bahçeli evleriyle güzel bir yer.
Buradan bir gece kalacağımız Yalıköy Deniz Otele geçtik. En azından erken giriş yaparak denizden maksimum yararlanmak istedik. Otel temiz ve kendi halinde bir aile işletmesi. Odalar güzel, temiz ve rahat. 
Bizim için şezlongların sahilde açılmış olması önemliydi. Yaz sezonu başlamış ve bir kaç şezlong kumsala dizilmişti. 
Sahil kısmı çok uzun ve taşlık bir deniz yanı. Ben taşı çok severim biliyorsunuz bol bol taş topladım.





Sakince, sessizce bir şemsiye altına geçip, güneşle enerjiyi vücuduma almayı, gözlerimi kapattığımda dalga seslerini, uzaktan gelen insan seslerini dinlemeyi, boş boş yatmayı ne çok özlemişim . Sabah erken saatlerde yalnızken fazla insan yokken durum böyleydi ama bir otelde kalınca dolu sinir bozucu şeyle de karşılaşıyorsunuz. Mesela bir paket çekirdeği yanı başınızda yiyen kadın, önünüzde oturan adamın içtiği sigara dumanına maruz kalma, iki çocuğuyla gelen ailenin yüksek sesle konuşmaları-tartışmaları...
Yine de istediğim sessiz anları yakaladım, uzun yürüyüşler yaptım deniz kenarında, tatlı soğuk deniz muhteşemdi.


     Selçuk Altun'u hiç okumamıştım. Kütüphanede Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir kitabını alıp okudum. Dünyanın en iyi yazarı, en iyi ressamı kimdir sorusunu sorarak cevap arıyor yazar. Selçuk Altun oldukça iyi bir okur olmalı hatta iyi bir müzik dinleyicisi çünkü roman boyunca bilmediğim bir çok ismi not aldım daha sonra araştırmak üzere. Kitabın ismi zaten bir şiirin mısrasından geliyor, Oktay Rifat'ın Karıma isimli şiirinin son mısrası. Kitapta ki edebiyat ve sanat olarak bahsedilen kaynaklar ilgimi çektiğinden devam ettim yoksa kurguda ki konu zaten hep klişe. 
Ama yazar Selçuk Altun 1950 Şavşat doğumlu ve sıkı bir bibliyofil. Büyük bir kütüphanesi varmış. Çok sevdiği yazar Paul Auster tarzında yazıyor sanki. 



                           Hafta boyunca Tekirdağ'da tanıdığım insanlarla görüştüm. Bir nevi veda oturmaları yaptık. Komşularım bir gün toplanıp benim için veda günü yaptılar. Okulda ki arkadaşlarla okulun son haftasında dolu dolu görüştük, sohbetler yaptık. 
Çok şükür ki bu yaşıma kadar nereye gitsem kiminle ilişki kursam çok güzel ve iyi insanlar ili karşılaştım. Bana zarar verecek kimse olmadı hayatımda. Bunu benim saf niyetlerime de bağlıyorum bir nebze. 
Tekirdağ'da da yaşamak varmış hayatımda 💜


        Bu fotoğraflar erken yaşta emekli olup güzel yaşayan erkek kardeşimden. İstanbul'da  son  günlerde güzel konserler oldu biliyorsunuz. O da Chris Isaak ve Scorpions konserlerine gittiğinde doyasıya İstanbul'u gezdi. Sıkılmıyor musun diyenlere onun yaşamını örmek veriyorum. Beş yıldır bu böyle ve 48 yaşında 🧿
Orhan Pamuk Kelimeler ve Resimler kitabında şöyle yazar;
''Ruhumda bir telaş var, çünkü Tanrı'nın hayat olarak bana verdiği vaktin azalmakta, bitmekte olduğunu saatime, takvime ve aynaya bakarak sık sık düşünüyorum.''
Ben de ellili yaşlarımda bunu sık düşünüyorum. Her  geçen günümüz ömrümüzden. Ve daha çok iş stresi, bir yerde mecburi geçirilen süreler, istemediğin ilişkiler .
Tamam emekli maaşım şimdiki maaşımın üçte biri olacak ama özgür olacağım.
Bir de şöyle yazmıştı yazar;
''Bana kalırsa “gerçek bir yolculuk” için üç şart gereklidir: İnsanın evden uzaklaşması, hayatında yeni bir dönemin başlaması ve yolcunun gördükleri ve yaşadıklarıyla, değişmesi, başka bir insana dönüşmesi.''
Bu sene gerçek bir yolculuk yaptığıma inanıyorum.
 

Hoşçakal leylek ailesi 💙



Yalıköy videomuz burada. Emeklilik hayatımız daha çok YouTube da olacak haberiniz olsun. Gelin abone olun 😊

           Bu hafta içi kısmetse toparlanıp memlekete, bağevine döneceğiz. Ama orada da bir düzen oluşturmamız zaman alacak, bu yüzden blog yazacağımı sanmıyorum. İyice bir yerleşelim öyle dönüş yapacağım sevgili blog arkadaşlarım..








Cuma Hoşgeldin!

                    Bugün 14 Eylül pazartesi. Bloguma bir çırpıda yazmam, ara ara yazar cuma günü de yayınlarım. Bu sabah saat 10 gibi uyan...