14 Haziran 2024 Cuma

Tatil Cuması Geldi!!

                       Güzel kasabamızdan merhaba!

                  Geçen gün kasabamıza ait bu fotoğrafı görünce kaydettim sizlerle paylaşmak için. Yemyeşil bir doğanın eteklerinde maviyle kucaklaşan bu kasaba Marmara Denizi kıyısında. Son on yılda bir çok batı şehri gibi çok göç aldı, kalabalıklaştı artık. Yine de bu sahil kıyısında sabah erken saatlerde yürüyüş yapmayı, bisiklet sürmeyi çok seviyorum biliyorsunuz. Doğduğun coğrafya kesinlikle kaderini şekillendiriyor, üzerinde olduğumuz toprak parçası bizlere bir tür şans. Çok da böbürlenmeye gerek yok. 


Haziranın ortasına denk gelen bu cuma geçmişe dair bir döküm yapmadan memleketimden biraz bahsetmek istedim. Şimdi gelelim bu hafta yaşananlara.
Haftasonu köy okulumda beraber çalıştığım öğretmen arkadaşlarımla buluştuk. Ara ara buluşup kopmamaya çalışıyoruz. Bir arkadaşımız İzmit'te ev almış, taşınmıştı. Bizi kahvaltıya davet edince buluşma fırsatı deyip ona gittik. Tüm gün bol lezzetli, sohbetli, hasret gidermeli bir oturma yaptık.



Başka bir öğretmen arkadaşımda ne yazık ki öğrencilerini pikniğe götürdüğü gün bacağını kırdı. Ona da ziyarete gittim.


Hafta boyunca çok sıcaklar oldu biliyorsunuz tüm yurtta. Ne gündüz ne gece doğru düzgün bir şeyler seyredip okuyamadım. Canım Sonat tavsiyesiyle Canavar filmini seyrettim, gerçekten de ilginç film. Bir de Wife seyrettiğim diğer filmdi.





                          Okulların son haftasıydı bu hafta. Öğrencilerle bol okumalı, etkinlikli ve oyunlu bir hafta geçirdik. Okullar tam zamanında kapanıyor bence. Çünkü haziranın ortasında başlayan aşırı sıcaklar eğitimi olumsuz etkiliyor. Avrupa ülkeleri gibi temmuz boyunca uzatmamız imkansız. Buna ne şartlar müsade eder, ne iklim. 
Bu hafta Fatma Barbarasoğlu'nun hatırlatmasıyla başladığım Turgenyev'in Babalar ve Oğulları kitabını bitirdim.



                Sadık Yalsızuçanlar'ın Gezgin kitabını bitirdim. Gezgin, Mağribli bilge İbn Arabi’nin kendi ruhunda yaptığı manevi gezinin öyküsü.

'' Abdullah ' Hatırlıyor musun ' diye sordu.
Gezgin 'neyi ' dedi.
'' Bana ilk karşılaştığımızda 'kirli gözlerle bakma' demiştin.
Gezgin gülümsedi.
'' O günden beri o sözünü ne zaman hatırlasam ağlıyorum.'
'' Evet dedi Gezgin, ' gözyaşı bakışı temizler, insan her gün gözlerini onunla yıkamalıdır..


                                                               

                          Okulumuzda işkur'dan gelen ve temizlik işlerinde çalışan bayanlar oluyor her sene. Bu sene bizimle çalışan Kadriye Hanım bizden bir hafta önce işi bitti. Gitmeden önce vedalaşmıştık, son gününde benim masama ayrıca bir not bırakmış, çok mutlu oldum :)



Bu hafta kardeşim arkadaşlarıyla tatile gitmişti Ayvalık, Assos taraflarına. Gece kaldıkları evin fotosunu çekmiş, çok beğendim istedim ondan bu fotoğrafı. Gecenin sakinliğini ne güzel yansıtmış değil mi? Annemin cam önü fotoları zaten meşhur:) 
Ondan da bu fotosunu aldım.




Tüm yılı geçirdik, eğitim hayatımda yani öğretmenliğimde de tam 30. yılı doldurmuş bulunuyorum. Seneye kısmetse devam edeceğim. Bugün de öğrencilerimize karneleri dağıttık. İki gün sonra da Kurban Bayramı olduğundan küçük hediyeler hazırladım karnelerle birlikte.


 Bizde yarın erkenden yola çıkacağız kısmetse. Yılın yorgunluğunu deniz kenarında atmak istiyoruz. Neredeyse bir hafta yokuz. 
Ben de biraz blog dünyasından uzaklaşacağım.
Tatil anılarımla sağlıkla dönmeyi ümit ederek herkese iyi tatiller, hayırlı bayramlar demek istiyorum..











7 Haziran 2024 Cuma

Cuma Geldi

 ''Her şeyin fani, vefasız oluşu, olayların üzerimizdeki izleri olan hatıraların da zamanla silinmesi, unutmak denilen o müthiş hem de kurtarıcı musibet, daha yaşarken hayat yolunda adım adım öldüğümüzü göstermiyor mu?”

Nurettin Topçu Var Olmak kitabında böyle diyor ve ben okuyorum, düşünüyorum yaşamı, insanı anlamaya çalışan bu kıymetli insanlar olmasaydı nasıl çıkardık diplerden. Unutmayı düşünüyorum, yazarın hem musibet dediği hem kurtarıcı bulduğu bu kavramı. Düşündükçe daha çok okumak istiyorum, daha çok anlam katmak hayatıma.
Bu hafta içinde kütüphaneye giderek iki kitap alıyorum. Allande okuyayım ben de diyorum, herkes çok seviyor. Nedense Latin Amerika yazarlarını sevmiyorum. O fantastik dünyalarını okumayı sevmiyorum. İnsanların yaşamları çok farklı, bana çok yorucu geliyor, kaosa giriyorum okudukça. Dili, anlatımı çok başarılı biliyorum ama o karakterlerin uçlarda oluşu, yaşanan bir çok şey beni öyle boğuyor ki. Ama okudum yine de Allande'nin hikayelerini.



Hafta içi okulumuzda ..
Sabah çiçekler getiren öğrencilerim..




Okul bahçesimizden her sabah roka, marul, yeşil soğan topluyoruz, kahvaltı saatinde afiyetle yiyoruz. Yemeyen çocuklar bile alıştı artık. Sınıflara girmeden koyunlar köy çeşmesine su içmeye geliyorlar, onları selamlıyoruz her sabah..



                 Hafta içi kurabiye yaptım babam için. Benim kurabiyelerimi çok seviyor, topluca yapıp kavanozlara koyarak her gün biraz biraz yiyor. Hiç bir pastanede böyle güzelini, lezzetlisini bulamıyormuş:) Ben de fırsat buldukça yapıyorum.
Bir arkadaşımla da okul çıkışı o aşırı sıcakların olduğu gün sahilde oturduk. Tam deniz kıyısı olsun dedim, en azından deniz esintisiyle kendimize gelirdik. Gerçekten de o bunaltıcı sıcak günde birlikte oturmak çok iyi geldi..


                   Hafta sonu bizim kızlarla geleneksel yaza merhaba partimiz için buluştuk. Arkadaşım evinin bahçesini öyle güzel yapmış ki!
Biz de yazlık elbiselerimizi giyerek gitmiştik. Videolar çektik, masayı yiyeceklerle donattık, gece geç saatlere kadar yedik, içtik, konuştuk. 
İşte Yaz Partimizden görüntüler..






Güzel ve sıcak bir haftayı da böylece bitirdik.
Herkese mutlu cumalar!




31 Mayıs 2024 Cuma

Cuma Geldi!

 '' Evler vardır, kaçıp canını kurtarmak istersin..

   Evler vardır; yalnız, soğuk, buz gibi..

   Evler vardır; her gece bir çift cesedin üstüne, bir mezar taşı gibikapanır kapısı..

   Evler vardır; sofrası kurulmayan yarım ısıtılmış bayat pilavdan ayaküstü bir kaç kaşıkla hemen kahveye koşulan..

   Evler vardır; penceresinin kırık camına yastık tıkılmış..

   Evler vardır; sobası tüten ve bir türlü yanmayan ve saati durmuş...


                      Pazartesi okul çıkışı kütüphaneye giderek bu hafta boyunca okuyacağım iki kitap seçtim kendime. Aslında bu hafta kendime dört yeni kitap satın aldım. Aradığım bazı kitapları kütüphaneden bulamıyorum çünkü. Kitapları çantama koyarak - bir sene oldu vefat edeli- kayınvalidemlerin evine gittik bir şeyler almak için. Hem biraz da havalandırırız dedik. Çok gitmiyoruz, her eve girişimizde onları odada oturuyor bulacağımızı düşünüyorum istemeden. Eşyalar bıraktıkları gibi. Hala capcanlı, hayat dolu duruyorlar. Saat durmuş sadece. Okudukları Kuran ve Yasin kitapları büyük masada. Tespihleri kapı koluna takarlardı, hala orada. Açıp içinden kahve fincanlarını aldıkları büfe aynı duruyor. Hele ikisinin devamlı oturdukları koltuklara bakınca yine gözlerim doluyor. Alışmak mümkün değil...



                          Eşim evin boğucu havası temizlensin diye pencereleri açarken ben de kütüphaneden aldığım kitabı okumaya başladım. Hemen bu üzüntülü ruhumu yatıştırmak istiyordum. Daha ilk sayfada yukarıda alıntıladığım yeri okuyunca üzüntüm katlandı. Hayatımızda ki anlar nasıl diziliyor böyle, çok ilginç..

                    Ceviz Ağacı Solmaz Kamuran tarafındann yazılmış bir roman. Olaylar Edirne, İstanbul, Paris ekseninde geçiyor. Paris'ten Edirne'ye gelen Garo köklerinin peşine düşüyor. Bir zamanlar annesinin oturduğu eve gelip anıları yakalamaya çalışıyor. Bu evde üç farklı etnik köken oturmuş, onların hikayelerini öğreniyoruz. 


Bu hafta biten diğer kitap satın aldığım Kumdan Yürek. Abdulrazak Gurnah okumak istediğim bir yazardı çünkü 2021 yılında Nobel ödülü almıştı. Gerçekten de çok etkileyici bir kitaptı, üç gün içinde bitirdim. Yine dünyanın bir köşesinde sürgüne uğramış, sömürülmüş insanların öyküsü. Aile içinde ki sorunlar, durumlar insan yaşamını nasıl etlilediğine bir kez daha şahit oluyorsunuz.
Kitapları bu yüzden çok seviyorum. İnsan olmayı öğretiyor, insanları ve hayatı anlatıyor. Alain de Botton Görmek ve Farketmek  kitabında çok doğru bir tespitte bulunuyor;
“Kitapları başkaları yazmış olsalar da onlarda kendimizle ilgili bir şeyler buluruz, garip bir paradokstur bu. Kitaplar bize kendi hayatımızın fark edemediğimiz yönleriyle ilgili bir şeyler anlatır. Başka birinin kaleme aldığı kitaptaki sözcükler, kim olduğumuzu ve nasıl bir dünyada yaşadığımızı tüm derinliğiyle kavramamızı sağlar.”



                    Mevsimi geçmeden yaseminlerimi şöyle bir sergileyim. Kapıdan geçmek zorlaştı ama ben bunu çok seviyorum. Yaseminler böyle çok güzel ama o kadar çok dökülüyor ki. Aynı ev gibi bahçeyi de iki üç günde bir süpürüyorum. Ama gelen giden, sokaktan geçen herkes fotoğraf çektiriyor.

Tahrir Vazifeleri'nden not aldığım güzel söz var, hep paylaşırım;

Haksızlık karşısında susmam ne kadar kötüyse; güzellik karşısında duyarsız kalmam da o kadar kötü olur.”

                         Haftasonu hadi çıkalım sahilde kahvaltı yapalım dedik. Kahvaltılıkları, termosu, simitleri alıp bisiklete atlayıp sahile indik. O gün hava kapalı ve biraz serindi ama o deniz havası öyle iyi geldi ki. Hem bisiklet sürmek, açık havada olmak, sabah ıssızlığı ve deniz havası dünyanın en güzel şeyi olsa gerek..

                                                 Akşam üzeri bizim mahalle..

''Savaşlar hepimizin oturma odalarında sükûnet içinde seyredilip dinlenen görüntü ve seslere çoktan dönüşmüş durumda.’ Başkalarının Acılarına Bakmak’ta böyle diyor Susan Sontag. Biz bu güzellikleri yaşarken, paylaşırken Gazze'de aylarca yaşanan vahşet, soykırım kafamın hep bir köşesinde. Yüreğim de bir sıkıntı..Nasıl bu halde bu insanlık, bu yüzyılda bu acımasızlık..






Annem akşam güneşini çekip paylaşmış bizimle geçen gün. Evinden güzel saatleri yakalayan benim güzel annem..


Geçen hafta Evil Does Not Exist filmini yazan Ekmekçi Kız bana Mubi'den bu filmi hediye etti. Sayesinde iki gün boyunca film seyrettim. Sıbyl yine bu platformda seyrettiğim filmdi ve idare eder seyredilebilir düzeydeydi bence. 


Neslihan Kültür'ün Köşebaşı Beklerim belgeseli bu hafta seyrettiklerimden. İnsana dair belgeselleri seviyorum. 
Kadın yönetmenlerin yaptıklarını daha çok seviyorum.


                                      Akrabalar günümüzde bu ayda bir kuzenimizde buluştuk..


Perşembe günü okulun yan bahçesinde ki amca gelin kiraz toplayın deyince hemen gittik. Okulda bir kek çırpıp kirazlı pasta yapıp tüm öğrenciler yedik.



              Bugün yazımı Turgenyev'in Babalar ve Oğullar romanından bir bölüm ile bitirmek istiyorum. ( Ben de bu romanı lise yıllarımda okumuştum, aklıma düştü tekrar okumak istiyorum. )
           Romanın zamanı 1859 Mayıs ayında başlar. Yirmi yaşlarında neşeli ve iyi huylu oğul Arkady üniversiteyi bitirdikten sonra babasının çiftliğine döner. Yanında büyük hayranlık duyduğu Bazarov adında bir tıp öğrencisi de vardır. Bazarov, Arkady’nin babasının ve amcasının aristokrat alışkanlıklarını küçümseyen, hiçbir şeye değer vermeyen, nihilist bir gençtir. Bazarov eskiye ait olan her şeyi gülünç bulur ve küçümser. Baba Nikolay ve amca Pavel, Arkady’nin arkadaşının davranışları karşısında kendilerini hakarete uğramış hissederler. Arkady’nin amcası, ilk andan itibaren Bazarov’un hiçbir şeye değer vermeyen tavrından hoşlanmaz. Başlangıçta amcasının bu tavrını yadırgayan Arkady zamanla amcasına hak verir:

“Amcama hak vermeye başlıyorum,” dedi Arkady, “sen Ruslar hakkında kesin olarak kötü düşünüyorsun.”

“Ne önemli bir şey! Rus insanının bir tek şeyi iyidir, kendisi hakkında kötü düşünür. Önemli olan, iki kere ikinin dört etmesi, geri kalan her şey saçma.”

“Doğa da mı saçma?” dedi Arkady, uzaklara, artık iyice tepeye çıkmış olan güneşle güzel ve yumuşak bir biçimde aydınlanan renk renk tarlalara dalgın bir şekilde bakarak.

“Senin anladığın anlamda doğa da saçma. Doğa bir mabet değil, bir atölyedir, insan da orada çalışan bir işçi.” Tam bu anda bir viyolonselin ağır sesleri evden ta onlara kadar geldi. Birisi Schubert’in “Bekleyiş”ini acemice de olsa şevkle çalıyordu ve tatlı bir melodi sanki bal dökülüyormuş gibi yavaş yavaş havaya yayılıyordu.

“Ne bu?” dedi Bazarov hayretle.

“Babam.”

“Baban viyolonsel mi çalıyor?”

“Evet.”

“Kaç yaşında baban?”

“Kırk dört.” Bazarov birden bir kahkaha attı.











“Ne gülüyorsun?”

“Bağışla! Kırk dört yaşında bir adam, pater familias, bilmem ne kazasında viyolonsel çalıyor!” Bazarov kahkahalarla gülmeye devam ediyordu; ancak üstadına karşı ne kadar büyük saygı duyarsa duysun Arkady’nin yüzünde bir tebessüm bile yoktu. 

(Babalar ve Oğullar, s. 63-64)

                              Ben bu yazıyı bugün Fatma Barbarosoğlu'un şurada ki yazısında okudum. Yazı başından sona çok iyi, okumanızı tavsiye ederim. 

                                    Herkese mutlu haftasonları !!


















24 Mayıs 2024 Cuma

Bugün Cuma!

                  “bağrıma bir gül tünemiştir” diyor İsmet Özel, bahçemde pembe güller öyle güzel açtı ki. Tabiatın eşsiz güzelliğine odaklanmak istiyorum, çevremde ki çiçeklere, ağaçlara bakmaya doyamıyorum. Hele mayıs, hele ilkbahar bunun için ideal. Haftasonu bağımızda sessiz ve huzur dolu iki gün geçirdik. Pazar akşamı şehirde ki eve indik. Giderken sokağımızda ki parkta masalara yayılmış gençleri görünce '' ne güzel artık yaz geldiği anlaşılıyor, gençler parkı doldurmuş'' dedik eşimle birbirimize. Ama biraz yaklaşınca her masanın altının çöplük içinde olduğunu gördük -ki burası devamlı temizlenir temizlik görevlileriyle. Oradan geçerken bir apartman altında öbeklenmiş 16 - 17 yaş gençlerin bağıra bağıra küfürler söyleyerek, ellerinde ki bira şişelerini birbirine fırlattıklarını gördük, oradan nasıl kaçtığımızı bilmiyorum. Eve geldiğimde canım çok sıkılmıştı gördüklerim karşısında. Gece saat 11'e doğru sokaktan sesler geldiğinde baktığımda karşı komşunun büyük oğlu -13 yaşlarında- iki çocukla sokakta kavga ettiklerini gördüm. Babası balkona çıktı çağırdı çağırdı gitmedi, kavga büyüyünce sokağa çıktı babası eve aldı çocuğu. Bu çocuk neredeyse 3 yıldır okula gitmiyor ve sokaklarda boş geziyor gece yarıları eve geliyor. Yine üzüldüm...

Pazartesi günü yan ilçede işlenen cinayet haberini aldık. 18 yaşında ki bir kızcağız sevgilisiyle ormanlık alana gidiyor, oğlan birlikte olmak için zorluyor, kız istemeyince döve döve öldürüyor. Sonrasında kamyoneti uçurumdan atarak kaza süsü vermeye çalışıyor. Öyle üzüldüm ki...

Güzellikleri paylaşmak istiyorum, ve yapıyorum da ama bu hayatta çoook üzülüyorum. Kendi dertlerimden vazgeçtim, çevremizde artık çok da yakınlarımızda hatta çok kötü şeyler oluyor. İnsanlar bir çok şeyde ipin ucunu kaçırmış. Biraz düzgün yaşamaya çalışan, bin bir zahmetle bu dünyada bir çocuk yetiştirmeye çalışan üç beş insanız artık. Böyle olmayan masum insanla için çok üzülüyorum. Sadettin Ökten bir konuşmasında şöyle demişti ve not almıştım;

“Kaba insanlarla ülfet etmeyeceksiniz. Güzel insanlarla temas edeceksiniz. Bulamıyorsanız kitaplara da bakacaksınız.”

Kitaplara daha çok sığınıyorum artık. Bu hafta içinde iki güzel kitap okudum. Sevinç Çokum okumayanız var mı hala? Çok büyük kayıp bence. Dilimizi güzel yansıtan, zengin anlatımıyla usul usul olayları kurgulayan büyük yazar..


                                  Bu hafta içi iki güzel film seyrettim. The Whale Daren Aronofsky yönettiği yıllar önce terkettiği kızına kendini affettirmeye çalışan obez bir adamı anlatıyor. Tüm film tek bir mekanda geçiyor.


                            Diğer film The Zone of Interest'i  instagramda takip ettiğim Sevdiğimgüzelşeyler çok güzel anlatmış;

             ''Yanıbaşında insanlar ölürken her şey normalmiş gibi davranmak mümkün mü zaten? Çocuk gülüşleri ve ağlamalarına karışan insan çığlıkları nasıl duymazdan gelinir? İnsan küllerinin gübre olarak kullanıldığı bir bahçenin güzelliğinden bahsedilebilir mi? Sürekli insan çığlıkları duyarak bacalardan çıkan dumanları görerek hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaya devam edilebilir mi? Böyle bir ortamdaki ev, hayallerinin evi olabilir mi? Auschwitz toplama kampının komutanı Rudolf Höss ve ailesi, böyle bir ortamda yaşamayı seçmişler.

Film, Martin Amis’in aynı adlı eserinden uyarlanmış. Kitabı okumadım. Yazarın farklı kitapları var dilimize kazandırılmış ama ‘ilgi alanı ‘ bunlardan biri değil sanırım.

Kötülük, kayıtsızlık, hırs üzerine düşündüren, sarsan bir filmdi. Hiçbir şiddet sahnesi olmadan şiddeti bu kadar etkili anlatan bir başka film izlemediğimden belki de ben filmi çok beğendim. Öneririm.''



Bahçemde nane hasadı yaptım..


                          Okulumuzda bu hafta. "Biz çocuklarla büyükler arasındaki fark 

Bir yanda şehir bir yanda kiraz bahçeleri." Diyor ya Sezai Karakoç...


                                   Eve dönünce bir yorgunluk kahvesi balkonda...


Mahalle çocuklarına mısır patlattım, kapıya çağırıp verdim. Biz de küçükken komşular hamur kızartması yapar, tüm çocuklara dağıtırdı. 
Bazı şeyleri tekrarlamayı seviyorum, nereden aklıma geldiyse hemen uyguladım. Özellikle tatil zamanı, uzun yaz günlerinde mahallede oynayan çocuklara yapmak istiyorum yeniden.


Bir arkadaşıma okul çıkışı gidip sohbet ettik. Balkonunda güzel saatler geçirdik. Perşembe günü de bizim kızlarla okul çıkışı pizza buluşması yaptık. Arkadaşlarım yorucu bir gün çirdikten sonra bile güzel sofralar kurmaya üşenmeyen insanlar. Akşama kadar bir sofranın etrafında sohbet ettik, bolca güldük. Aslında bahçede oturacaktık ama çok yağmur yağınca evdeydik.
Bu haftamız da çok şükür çok güzel, renkli ve sağlıkla geçti. Mayısı da bitirdik. Buna inanamıyorum, yaz tatiline çok az kaldı. Allahım sağlık, huzur, barış bizi terketmesin!

Tatil Cuması Geldi!!

                       Güzel kasabamızdan merhaba!                   Geçen gün kasabamıza ait bu fotoğrafı görünce kaydettim sizlerle paylaş...