20 Ocak 2020 Pazartesi

Donmuş Kalpler

                          “Duyarlı bir insan açısından her karşılaşma, duyguların ve anıların uyanmasına yol açtığından, yararlı ya da zararlı olur. Tutkusuz insanlar ise, gezici kalıplardan farksızdırlar, ne dolabilirler ne de taşabilirler; donmuş kaleler gibi yeryüzünde gezinir dururlar” diyor ‘Körleşme’de Elias Canetti. Çoğu zaman niye bu kadar hassasım, niye her durumdan rahatsız oluyorum der, bu özelliğimi kendime dert edinirim. Sokakta şöyle bir saat yürürken bile karşıdan gelen adamın sigara paketini açıp yere atışını, gençlerin yanımdan geçerken her zaman kulağıma gelen küfürlü konuşmalarını, birbirini ve etrafını hiçe sayarak denetimsiz ve saygısız olmalarını, yolda karşılaşan çoğu gözlerde öfke ve negatif duygularına şahit olmayı, hep acelesi olan insanların etrafa saçtıkları saygısızlığı kendime dert edinirim. Bu yalnızca kendi muhitimde ki durumumdan kaynaklanan zarardır. Bir de tüm dünyayı ele geçirmiş kötülük var ki çeşit çeşit. Şahit oluruz gazete de televizyonda her gün her gün. Canetti'nin işaret ettiği donmuş kalelerden biri değilim galiba. 


                         Zarar veriyor tabi ki bu durum insana. Çünkü öyle çoğaldı ki sokakta ki donmuş kaleler, siz içinizde ki her şeye üzülen kalbinizle hep acı çekmeye mahkum olursunuz. Başkalarına sorsanız elle tutulur bir derdiniz yoktur, güzel bir ev de aileniz ile yaşar gidersiniz ama mayanızda ki hassaslık sizi sorumlu kılar her şeyden. Vicdan içinizde öyle bir yer edinmiştir ki gün geçtikçe palazlanan, gelişen, sizi dünyaya karşı hep sorumlu kılan ama olandan dolayı da mutsuzluğa mahkum bırakan bir duygu olur.
                       Nuri Pakdil Bağlanma kitabında şöyle sorar herkese ;
'' Çağdaş insanın korkusu,vicdansızlığından kaynaklanıyor belki de. Kim duyumsatacak vicdanımızı bize. İnsan mı, toprak mı? Ölüm mü, yaşam mı? Çağdaş insanın en büyük olumsuzluğu vicdansızlığıdır. Vicdanımız işlevini yapmadan nasıl giderilir bu yoğun karanlıklar? Adaletsizliği, zulmü, ancak vicdanlı olabildiğimiz zaman durdurabileceğiz: tüm yeryüzünde. Önce bilgilerle, zaman zaman,insanın vicdanı eklenir toprağa..''
                      Hep böyleydim, vicdanım hep vardı. Geçen yıllarla beraber insanın vicdanı da büyümüyorsa, hayatını ele geçirmiyorsa büyük sorun var demektir. Allah her yüreğe yerleştirsin insan olmamızı sağlayan duyguları, kalpleri dondurmasın..

                     not: fotoğraf bizim köy...
















17 Ocak 2020 Cuma

Tatil Cuması


Günler geldi geçti işte okulların ilk dönemi kapanıyor bile. Hiç anlamadım yine, neredeyse beş ay bitmek üzere okulların. İki haftalık tatile giriyoruz. Bu cuma tatil cuması. Cemil Meriç gibi hissediyorum şu sıralar,
''Çok zaman kaybettim. Çok zaman ve biraz da ümit. Yaşamak bu galiba. ''
Bu hafta boyunca neler yaptım biraz bakalım. 
Biraz mahalle dışına çıkınca bir evin bahçesinde gördüm onu. Güneye doğru sahil kesiminde çok görürüz ama bizim buralarda bu kadar büyümüşünü görmemiştim. Çok severim kendilerini. Hemen kendime anı yaptım fotoğrafını çekerek..


Okulda geçen hafta kar yağışına şahit olduk bir günlük olsa da .Çocuklar küçük olunca sınıftan çıkamıyoruz ama biz de pencereden seyrettik..


Bahçede oynayan çocuklar bize kardan adam yaptılar..


                  Bahçeme ektiğim kumkuat ağacım bir yaşında oldu ve bir kaç tane meyve verdi. Tadından çok renklerini seviyorum bu meyvenin. Reçeli de güzel olur diyorlar ama daha denemedik.


                    İki arkadaşımın doğum günü vardı bu hafta. Pastalar, hediyeler ve doğum günleri ne kadar güzel ayrıntılar bence. Hayatımızda bir renk oluyor böylece.


              Bizim mahallede ki büyük yıllanmış ağaçları çok kötü budadılar. Sadece gövdeleri kaldı. Niye böyle yaptıklarını anlamadım. Özellikle ıhlamur ağaçları vardı yaza doğru tüm mahalleyi kokuya boğan. İnsanlar artık penceresi önünde yeşil görmek istemiyor, hemen dallar kesiliyor. Bu ağaca rastladım sonra. Portakal ağacı.


                        Eski mahalle apartmanlarımızda teker teker yıkılıyor. Bazılarının bahçe kapıları harika. Her geçişimde gördüğümde mutlu oluyorum nedense. Bu da bir tanesi..


Şu sıralar küçük nakış işlemelerine sardım. Kendim çizdim ve işledim. Bununla bakalım neler yapacağım ben de bilmiyorum.


Dayanamadım yine yün aldım renk renk. Tekrar battaniye yapacağım..


Geçen hafta kar yağdı ama bu hafta sadece soğuğu vardı. Kış olunca her yer gri.


                             Akraba teyzelerle oturma günümüz vardı bu hafta. Bu yıl beni de güne soktular çünkü ay da bir de olsa görüşelim dedik. Çalışınca kimseyi göremiyordum iyi oldu Zaten işten saat iki de çıkıyorum, hemen güne gidiyorum. Oh çaylar pastalar valla emekli olunca hep ev otumalarındayım :)


Çıkışta kocaman limonlar gördük bahçede..


Bugünde karneler verildi ve  tatil başladı.


                             Eve gelip kendime ıhlamur yaptım. Öyle güzel de dinlendim ki.


           Erdem Bayazıt'tan bir dörtlükle bitirmek isterim yazımı;

                               Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
                               Emer, emer, emer toprak anayı
                               O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
                              Yeşil hayat, kırmızı hareket, sarı sabır emer
                              Ve beyaz iman çizer sesini
                              Tamamlar kavisini
                                     Sebeb ey!
















12 Ocak 2020 Pazar

Seviyorum!

Seviyorum..
Gözümüzün önünde olup  devamlı gördüğümüz ama önem vermediğimiz ne çok şey var. Her an beraberizdir, yaşamın koşturmacasında hep atlarız bir çok şeyi.Mutlu olmak ve hayata önem vermek için  bir çok şeye anlam yüklemeyi seviyorum..
Neler mi?
İşte aklıma gelenler...

Minik kurabiyelerin kokusunu, lezzetini ve şirinliğini..


Çizgili, benekli, soft renkli her şeyi...


Sıra sıra kitapları; okunmak için bekleyenleri, okunmuş olup kitaplıktaki yerini alan kitapları, mis gibi sayfalarının kendine has kokusunu, ara ara karıştırıp bir an önce okuma hayalleri kurmayı, okurken bitmesin istediklerimi...



Kahve yanı çikolata keyfini, her defasında çeşit çeşit çikolata almayı, güzel ve lezzetli çikolatalar yemeyi...


Genelde her cuma eve çiçek almayı...


Bahçemde boyanmış ya da boyanmamış taşlarımı...


Evin balkonunu kaplayan kaktüslerimi...


Lezzetli pastalar kekler yapmayı, yapan arkadaşlarımın olmasını...



Annemin evinde cam önü çiçeklerini, gittiğimde o oda da onu ve babamı bulacağım duygusunu...


Okulda öğrencilerimle olduğum saatleri, sisli yağışlı köy havasını...


Renk renk yünleri, basitte olsa bir şeyler örmeyi..


Haftasonu gelince kek yapmayı...


Sevdiğim ağaca doğru yürüyüş yapmayı...


Okul sonrası gidilen yerlerde içilen çayları...


Vee tabi ki bu dünyaya beni bağlayan en büyük neden, kızımı...


Ailemi, arkadaşlarımı ve daha bir çok şeyi seviyorum !






3 Ocak 2020 Cuma

Yılın İlk Cuması

                                            Merhaba, merhaba!
                      Yılın ilk cuma günü ve yakında ilk haftasonu olacak. 2020 dile kolay, koskoca bir sayı. Beni çok korkutuyor bu rakamlar, sempati duyamıyorum ne yazık ki. Yeni bir yıl geldi diye de sevinemiyorum çünkü biliyorum ki her şey katlanarak kötüye gidecek dünyada. Koca bir kıta yanıyor göz göre göre, bu çağda insanlara zulüm, savaşlar devam ediyor olanca şiddetiyle, mülteci durumu dünya tarihinde olmadığı kadar var, yine güçlü güçsüzü eziyor, biz de siyaset her zaman gündemde, artık her duruşu, her görüşü, her yaşam şeklini siyasi kılıfa sokup ayrıştırmalar devam edecek, bilinç altına işleyen elinde silahlı adamlardan oluşan, ahlak dışı ilişkilerden oluşan, bol şiddetli diziler devam edecek, yanlarında 5 yaşında çocuklarla anneler-babalar bu dizileri her gece seyredecek...Daha dolu şey devam edecek, hiç kandırmayalım kendimizi.
                      Sevemiyorum insanları bu yüzden, uzak kalmak istiyorum herkesten. Evime kapanıp kendi dünyama çekilmek istiyorum. Sabahattin Ali'nin hissettiği gibi durumum şu günlerde ve çoğu zaman...
" Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz."
                     Bakalım neler yapmışım bir hafta içinde...


                         Kutuları seviyorum hele üzerinde melekler, noel baba resimleri, geyikler varsa daha bir hoşuma gidiyor. İçine kurabiye koyup bir yerlere götürüyorum, sonra alıyorum tabi ki geriye..


                           Yeni yıl hediyesi bir gün tatildi. Ne güzeldi evde zaman geçirmek. Hatta eşim bile emeklilik böyle olsa gerek; sabah kalkıp kahvaltı edip eline çayını alıp odaya geçmek ne güzelmiş dedi. Sonra da uzun uzun okuma yapmak, film seyretmek. Çok özendik emeklilik haline. İkimizde iş hastası değiliz, sakin ve rutin hayatı severiz. Babam kurabiye istiyordu onlardan yaptım gün içinde. 


                          Perşembe yola çıktım okula gitmek için. Tabi ki bugünde yürüdüm daha hava ağarmadan. Uzun betonların arasından, kesilen asırlık çınarların boşluğunu gördükçe küfrettim insanlara. Sabahın köründe canım sıkılıyor her gün bu yüzden, kimbilir kaçıncı kez bu yolda yürüyorum. İyi ki gökyüzü var, içime ferahlık veriyor ne olursa olsun.


                          Okulda mutluyuz. Kesiyoruz, biçiyoruz,okuyoruz, gülüyoruz, hareket ediyoruz. Çok özleyeceğim köyde ki öğretmenlik günlerimi..


                       Sanal dünyadan edinilen arkadaşlıklar çok kıymetli. Blog dünyasından olduğu kadar instagramdan da bir bağ kurduğum insanlar var. Hollanda'dan 2 haftalık tatile gelen bir arkadaş beni de ziyaret etti. Çok mutlu oldum. Taa yazdan beri tatilde biriktirdiği taşları da getirmiş, ne kadar düşünceli..


Beraber içilen kahveler tatlı mı tatlı..


Bu hafta yine hediye gönderdim ve aldım. Ne güzel şey bir paketin siz evde yokken  gelmesi..


   Bugün iş çıkışı farklı bir yoldan gidince gördüm onu. Siz anladınız, hiç bir şey yazmıyorum..


                              İşte ilk cuma oldu,bitti bile. Nice güzel cumalara!


                           




















31 Aralık 2019 Salı

Aralık Okumaları

                            Eskiden el yazması kitapların içine '' ya Hafız, ya kebikeç '' yazılırmış.Bu duanın kitabı haşarattan, nemden ya da yangından koruduğuna inanılırmış. Bu yazının mürekkebi böcekler için zehirli olan düğünçiçeği bitkisinin suyundan yapılırmış. Özel bir mürekkeple yazılan bir tür muska yani  ''koruyan,esirgeyen kekibeç'' anlamındaymış.        
                      Bu bilgiden sonra aralık ayının başında ilk okuduğum, etkilendiğim kitaba gelelim.  Merce Rodoredo'nun Güvercinler Gittiğinde.. 1930lu yılların Barcelonasında yaşayan Natalie'nin evliliğiyle başlayan olaylar, duygular örgüsü öyle güzel anlatılmış ki uzun süre etkisinden çıkamadım.


                       2. Peri Gazozu ; Ercan Kesal'in bu kitabını bir dönem herkesin elinde görmüştüm. Popüler kitaplara olan önyargımdan okumamıştım. Ama kızımın tarih öğretmeni bu kitabı hediye edince okuma zamanı geldi dedim. Yazarın çocukluğundan, doktorluk yıllarından kesitler başarılı bir dille sizi sıkmadan veriliyor. Yurttan insan manzaralarına tekrar şahit olmak canımı sıktı her zaman ki gibi ama güzel bir kitaptı.




                         3. Akasya ve Mandolin ; Tekrar Mustafa Kutlu kitabı okumak kısmet oldu. Yine keyifli okuma oldu benim için. İçinde hayatın çeşitli kesimlerinden deneme yazıları var. Doğayı ve tarım yaşamını sanayileşmeye tercih eden yazar şöyle der kitabın bir yerinde;
                     ''  ..biz yani insanoğlu çeliğin, plastiğin, poşetin, motorun, betonun, antenin, ekranın, asfaltın çocuğu değiliz. Bir kuşun bir kuşa seslenişinde, patlayan tomurcuğun güneşe gülümseyişinde, yağmurun toprağa değişinde varolan sırrın şahidiyiz.''

                            4. Aslında Bir Sanat Var ;  Sadettin Ökten kıymetli bir yazar. Sadettin Ökten mimari, resim, heykel ve müzik dallarını yani sanat ile ilgili konuları samimi bir dille anlatmış. Verdiği örnekler hakkında bile bilmeyenler için açıklamalarda bulunmuş. Çevreye bakmak ile görmek arasında ki farkın önemine değinmiş. Küçük bir pasaj;
''Şehir kırsal değildir, orada kullanılacak yeşil dokunun ve doğal çiçekli bezemenin bir ölçüsü olmalı. Yetişkin, sokak ve caddelerden geçerken bina cephelerini görür. Burada girişler çok önemlidir. Gerek bina cephelerindeki yazılar ve bezemeler gerek yol üzerindeki dükkânların tabelaları ve vitrinleri sanatsal dokunuşlarla renklendiklerinde yoldan geçenleri farkında olmasalar bile estetik haz ve zevk yönünden belli bir seviyeye eriştirir. Bina cepheleri yapıldıkları dönemin üslubuna göre bezemeler ihtiva eder veya etmelidir. Yazılar ve bu yazıları taşıyan tabelalar da mekânın adı ve işlevi hakkında bilgi vermek yanında ayrı bir sanatsal düzeye ve estetik göndermeye sahiptir yahut sahip olmalıdır."


                           5. Normal İnsanlar : Bu ay yeni bitirdiğim kitap. Gençlik ilişkileri diye bir umutla başladım kızıma da tavsiye ederim dedim vee. Kusura bakmayın bir netflix dizisi gibi kontrolsüz ilişkileri, seksi toplumumuza sızdırmalarına sinir oluyorum. Yabancı ülkelerde ki erken yaşta başlayan duygusuz seksi normalmiş gibi seyretmekten zaten bıkmıştım. Bunun dışında iki gencin karakterleri ve duygularına yoğunlaşan yerleri okumamı sürdürmeme neden oldu. Ödül de almış ne diyeyim..



















27 Aralık 2019 Cuma

Yılın Son Cuması

                        Geldik bir yılın sonuna daha. İçim bir kötü oldu şöyle adamakıllı düşününce bunu. Yeni bir yıla kavuşup mutlu olacak yaşları geçtik tabi ki. Her geçen günde umutsuzluğa daha bir kolay düşüyorum nedense. Yine de yaşamak güzel şey be kardeşim !
Şu dünya da neysek oyuz fazla ayrıntıya gerek yok. Fatma Barbarosoğlu'nun dediği gibi;
''Her kalp, kendi merhameti ve şefkati kadar yer tutar şu yeryüzünde. Ya da kendi kini ve şiddeti kadar.''
                        Bakalım bir hafta boyunca neler yapmışım..



                           Hafta içi sabah saat 8 civarı. Otogara köy minibüsüne binmek üzere yola çıktım. Yaklaşık olarak 1,300 m yürüyorum. Sabahları sıcacık yataktan kalkmak zor geliyor her sabah ama sonra serin havayla kendime geliyorum. Otogara bu kısa yürüyüş öyle iyi geliyor ki..


Çocukların en sevdiği hikaye ya da masal dinlemek...


Okul sonrası.. Hava genelde sisli köyde şu sıralar..


                               Hafta sonu küçük bir İstanbul kaçamağı yaptık. Tarihi dokusu, denizi, sokakları bir de güzel kitapçıları ve kahvecileri olmasa hiç çekilmez şu şehir..


Bir de çikolatacıları.. Stok yapıp eve dönüyorum her seferinde..


                 Yeni yıla doğru hediyelerimi hazırladım aileme ve arkadaşlarıma. Sanırım hediye vermeyi daha çok seviyorum..


Bana da verilen hediyeler öyle zevkli ki..


Bu yıl da geleneksel kız kıza yeni yıl yemeğimizi yedik.


Her şeyi kendimiz hazırladık tabi ki...


Hediyeler verdik birbirimize..


                        Sadettin Ökten'in güzel bir cümlesini okudum geçen gün. ''Kalpler bir birinden uzaklaştıkça sesler yükselir, yaklaştıkça fısıltıya döner. Kavgada bağırmanın, sevgide fısıldamanın sebebi budur.''
                              Kalplerimizi birbirine yaklaştırma yollarını bulalım her zaman. İhtiyacımız olan karşılıklı sevgi ve saygının yolu çabadan geçiyor. 
                              Herkese mutlu ve hayırlı cumalar !
Tasarım:Sawako Kuronuma