10 Temmuz 2021 Cumartesi

Cuma Ertesi

                         Hoşgeldin cuma yazılarım artık cumartesiye dönüşüyor sanki. Nedeni cumanın her zaman ki gibi hızlıca gelmesi ve üzerinde ki yoğun iş güçle kendini tüketmesi. Cuma günü bizim buranın pazarı kuruluyor. Sabah artık okula gitmediğimden uyanıp yüzümü yıkayıp pazara çıkıyorum. Sabah yapılan pazar alışverişi gibisi yok. Yeni yeni kurulan tezgahlar arasından geçerek hemen köylü pazarına gidiyorum. Yıllardır gittiğimden çevre köylerden gelenleri tanıyorum. Her hafta yaptığımız kısa konuşmalar pazar geleneğinin bir parçası tabi ki. Eve aldıklarımı getirip yerleştiriyorum. Sonra başlasın kahvaltı hazırlıkları..

                    Bu hafta içi boğazlarım iltihaplıydı ve kendi kendine doğal yöntemlerle geçmesi için çaba harcadım. Aslında okul tatil olur olmaz hemen erken kalkıp yürüyüşlere çıkacaktım. Ama iyileşmek lazımdı bu yüzden nerdeyse tüm hafta evde oturdum. 


                      Her gün balkonda oturup sokağımızı gözledim. Yaz gelmesiyle özellikle gece insanlar akın akın sahile iniyorlar. Allahtan balkonum çok rahat ve konforlu. Sahilden gelen deniz kokusu da cabası. Gökyüzünün binbir hali hep bana eşlik ediyor. Artık deniz kenarında eşle dostla oturup muhabbet edeyim arzumda o kadar minimuma indi ki. Tek başına olsam da şu balkonumda geçirdiğim zaman beni çok mutlu ediyor. Çevreden bakan komşular günün neredeyse 8 saatini balkonda genelde kitap okuyarak geçiren beni görüp ne düşünüyor acaba?
Elimde hala Marias'ın kitabı var ve son 50 sayfasına geldim. Keşke yakınımda onun kitaplarını okuyan sonra da üzerinde tartışacağım insanlar olsaydı. Yazarın insan ilişkilerini , doğasını, iç güdülerini böylesine kuvvetli bir şekilde anlatması, insanın en karanlık taraflarına inmesi ve bize bunu farkettirmesi nasıl büyük bir yetenek. Kitapta yazılanları okudukça erkek dünyasında acınası yerleri olan kadınların durumunu gördükçe öfkem sayfa sayfa arttı. Diyorum ya okuyan biri olsaydı da onun ne gördüğünü konuşsaydık . Marias her hikayenin farklı anlatılış şekilleri ve farklı algılanış şekilleri olduğunu söyler. Aynı kitabı okuyan insanların ne algıladıkları , ne hissettikleri ne buldukları onu okuyan sayısıncadır.


                        Bahçemde soğan çiçeği topladım. Soğanın üzerinde ki bu çiçekleri kesmezseniz toprağın altında soğan yumrusu olmuyormuş. Ben de soğanlarım yetişsin diye onları kesip vazoya koydum. Bu hafta ki cuma çiçeğim :)


                   Yıllar önce aldığım bir saksı vardı. Üzerinde ki gül resimleri güneşte eriyip gitmişti ben de onları tekrar boyamaya karar verdim. Bitince saksım harika oldu.


                          Komşunun birinci sınıfa giden oğluna okuma dersleri veriyorum ara ara. Parayla değil tabi ki. Annesi genç bir kadın ve tam 4 tane oğlu var. En büyüğü işte bu çocuk ve 7 yaşında. Tamamen ilgisizlikten okumaya geçememiş. Elimden ne gelir diye düşünürken karşıma çıktı. Her gün okuma yapıyoruz. Diğer taraftan ona taş sevgisini aşılıyorum :)


Ortanca zamanı .. Komşu apartman kapıları ne güzel !


                  Hafta sonu çevre köylerden birinde ki gölete gitmiştik. Fazla bilinen bir yer değil ama oraya gidenler çöplerini etrafa atmadan dönmemiş ne yazık ki.


Evde olunca artık daha fazla kitap, dergi okuyarak, film seyrederek, konuşmalar dinleyerek geçiriyorum. Bergson'un seyretmediğim Bir Papazın Günlüğü filmini seyrettim. Bergman'ın Kış Işığı kadar olmasa da inanç, tanrı, insanın içinde bulunduğu çıkmazları dile getirişi açısından birbirine paralel filmler. 


                         Yolda geçen hikayelere ya da belgesellere bayılıyorum. Bu bisikletçilerde onlardan. Öyle profesyonelde değiller. Alman iki genç Guatemala'da sanırım okul yapabilmek için bağış toplamaya karar veriyorlar ve Belin'den yola çıkıp Pekin'e kadar bisikletle gidiyorlar. Bu sırada sosyal medyadan da devamlı yayın yapıyorlar. Sonunda 2 okulluk para toplanıyor. 


Severek dinlediğim ikilinin sohbetini de buraya bırakmak istiyorum. Serdar Tuncer'in kitaplarını beğenerek okumuş, videolarını da seyretmiştim zamanında. Tekrar devam etmeye başladım.



Mutlu hafta sonu geçirmemiz dileğiyle !

3 Temmuz 2021 Cumartesi

Cuma Ertesi

 

                                 Cumanın yoğunluğundan yazımı yazamadım. Malum dün karneler verildi, okullar tatile girdi. Bir çok okul dijital karne verse de biz çocukların okula gelip karne almalarını istedik. Güzel bir veda yapıp herkesi tatile uğurladık. Hafta içi de yoğun çalışmalar içinde zamanımız geçti. Çoğunluk bahçede dersler ve etkinlikler yaptığımızdan aşırı sıcaklar nedeniyle ekstradan yorulduk. Bir çok okulun aksine çocukları okula çektik ve okulda güzel vakit geçirmelerini sağladık. 

                           Sınıfta hazır seramik killeri ile doğadan topladığımız çiçekleri de eklediğimiz kolyeler hazırladık. Bunlara boncuklar ekleyerek güzelleştirdik.

  
                       Öğrencilerimden birinin doğum günüydü. Dışarıdan pasta getirmeyin diyerek o gün hep birlikte bir pasta yaptık. Hatta okulun arka bahçesinde ki dut ağacından meyvelerini toplayarak pastamızı süsledik. O gün yaptığımız doğum gününü çocuklar çok beğendi. 


                       Başka bir gün  tüm okul bahçedeydik yine. Bu sefer getirdikleri çeşitli materyallerle değişik kuklalar yaptılar. Dalları yünlerle sararak kukla ve bebekler oluşturduk. Çocuğu olanlara tavsiye ederim. Yünleri renk renk sararak öyle güzel şeyler ortaya çıkıyor ki..


                      Evde 3 tane geçen haftalardan kalan elma vardı. Onlarla elmalı kek yapıp bir daha kini sonbahara yapmaya bıraktım artık. Ama mutlu olmak için kek yapmaya ve yemeye ihtiyacımın olduğunu anladım bu hafta. Dünyanın en güzel kokusu herhalde evi saran kek kokusu. Hele tarçın ve karanfil varsa ..


                          Hafta içi iki arkadaşım bana gelince en basitinden hamur kızartması yapayım dedim. Çocukken mahalle de ki teyzeler de yapıp elimize birer tane verirdi. Bir anda o günlere döndüm. Tam o sırada kapıya kargo geldi. Kargocu çocuğun eline ben de büyük bir kızarmış hamur verdim, başta çok şaşırdı ama yazık ya bu çocuklarda tüm gün koşturuyorlar. Herkes bir şey ikram etse ne güzel olur değil mi?


                      Bahçemde ki çiçeklerin en coştuğu dönem. Ortancalar, zambaklar, begonviller hele o sardunyalar !


                         İyileşen dedemizin yanına günün yarısında kalacak şekilde bir bayan bulduk. Allah bir anda işlerimizi kolaylaştırıyor, şükür ve sabırla halledilmeyecek durum yok bence. Onca hastane ve hastalık maceralarımız sonunda şifayı buldu dedemiz. Artık solunumu kendisi yapıyor, yürüyor, kendi işini kendi görüyor ama yine de birilerinin bakımına muhtaçlar. Bulduğumuz bayanda öyle tatlı dilli, insancıl ve çalışkan çıktı ki. Hatta haftasonu köylerine çağırdı bizi. Oraya gidip bu sarı kantaron tarlasından geçip bahçelerinde kiraz ve vişne topladık.


Hafta boyunca bazı günler deniz kenarında yürüyüş yaptım.




                   Parklarımız öyle güzel ki. Devamlı temizlik elemanları çalışıyor ve etrafı temiz tutmaya çalışıyorlar. Keşke buna ihtiyacımız olmasaydı ama ne yazık ki etrafı kirletenler çok fazla. Denize bile öyle çok çöp atan var ki. Yürürken görüp uyardığım çok oluyor. Yakında dayak bile yiyeceğim bu gidişle çünkü artık millette utanma da yok. Büyük küçük herkes 'sanane' diyor.


                                                 Bugün alışkanlık gözlerimi saat 8 de açınca havanında bulutlu olduğunu görünce 'hadi kalk bakalım' diyerek yürüyüşe çıktım. Her sene bu ortancaları ziyaret ediyorum. Öyle güzeller ki. 


Havanın böyle bulutlu olmasını çok seviyorum. Yürüyüşte sizi güneşten koruyor. Bu hafta öyle bunaltıcı bir sıcak vardı ki. Bizim buralarda yoğun bir de nem var. 


                                    Sabahları yürüyüş yaparken  'iyi ki bu millet uykucu ' diyorum. Gördüğünüz gibi sahil hattı bomboş. Normalde akın akın insanlar burada geziyor akşamları özellikle. Sabah çıkıp bir daha da evden çıkmamaya niyetim var bu yaz . 
Artık tatilim de başladıysa değmeyin keyfime. Gerçi bugün bu güzel yürüyüşü yapıp eve pozitif gelmiş, çayımı koyup kahvaltıyı hazırlamıştım ki yine sinirimi bozan bir ergen-anne çatışması yaşadık. Tüm hafta boyunca tatilde denize gireceğini söyleyen kızıma makul açıklamalarımı yapmıştım zaten. Düşünebiliyor musunuz bu müsilajlı denize gireceklermiş. Hatta ben karşı çıkıyorum diye arkadaşları beni ayıplamış. Bir de eğitimli olacakmışım! Sabah sabah aynı konu açılınca 'git yüz mikroplu denizde o kuşbeyinli arkadaşlarınla' diye bağırmaya başladım. Sonra da 'Allahım benim mutluluğum 3 saat bile sürmeyecek mi bu evde '' diye ağladım. 
İşte daha günün yarısı bile olmamışken bin çeşit duyguyla devam ediyoruz. Neyse size güzel bir hafta sonu dilerim, hoşçakalın!

28 Haziran 2021 Pazartesi

Acı Bir Başlangıç Bu

                            Tekrar Marias okumaya başladıysanız yoğun bir edebi lezzet aldığınız  kitabın bitmesini istemediğiniz günlerdesiniz demektir. Kitabın daha çok çok başındayım ne de olsa dört yüz küsur sayfa ama yazarın dili, anlatımı en başından sardı beni. 2014 yılında yazılan Acı Bir Başlangıç Bu  İspanya iç savaşını ve kırk yıllık Franco diktatörlüğünü zemine oturmuş ama kahramanların ilişki analizleri, dünya görüşlerini yansıtmasıyla yine Marias farkı diyorsunuz. Ünlü bir yönetmen yanında işe giren yirmili yaşların başında ki kahramanın şimdi ki zamanlardan olayı anlatmasıyla öğreniyoruz her şeyi. Anladığım kadarıyla büyük bir düğümün içine gireceğiz, yönetmen sayesinde bir çok yönünü göreceğiz yaşamın. 

                    Yazarın katman katman insan psikolojisinin içine girerek yazmasını  seviyorum. Belki uzun cümleler başını sonunu kaçırtıyor anlatmak istenenin. Çok kolay değil Marias okumak ama Bernhard okurken ki tadı onunla da alıyorum ya çabalamaya değer.
Kitapta ünlü bir yönetmenin yanında sekreter olarak işe başlayan Juan de Vere ' nin anlatımı var. Yeni seyrettiğim bir belgeselde buna paralel bir konu vardı. Arkadaşım Stanley ünlü yönetmen Kubrick'in şoförü Emilio D'alessandro'nun gözünden hayatına dair . Sadık şoförü olması yolunda neler yaşamışla başlayan belgesel Kubrick gibi bir yönetmenin sağ kolu oluşunu anlatıyor. Hem de hala yaşayan şoförünün ağzından. Dile kolay 30 yıl yanında olmuş. Böylesine farklı insanların yanı başında olmak duygusunu eğer merak ediyorsanız bunlar birer örnek.


                          Ünlü insanların kendisini anlatmalarından çok yanı başlarında duran insanların ağzından onları tanımak farklı geliyor bana. İlginç bir belgesel daha seyrettim. The Life & Death of Marina Abramovich belgeseli. Zaten Marina'nın Body Art sanatının en iyi temsilcisi olarak yaptığı performanslarını bilmeyen yok.  Özellikle sevgilisi Ulay ile  yaptıkları masa başı oturarak birbirlerini uzun yıllardan sonra gördükleri performansını seyredip ağlamayan yoktur. Yalnızca bu değil ister kapı eşiğinde çırılçıplak durmaları, ister çin seddinden 90 günde birbirinden yürüyerek ayrılmaları, ister Balkan savaşlarını lanetlemek için yaptığı tonlarca et ve kemiğin üzerinde oturma performansı olsun Marina'nın her yaptığına hayretler içinde baktı tüm dünya.


                   Bu belgeselde onu otobiyografik anlatan tiyatro çalışması. Başrollerinde kendi var tabi ki. Belgesel bu tiyatronun nasıl yapıldığını, kimlerle çalışıldığını, en önemlisi yetmiş kusür yaşında ki Marina'nın neler hissettiğini anlatıyor. Belgeseli seyredince insan Marina'yı sahnede de görmek istiyor. Tam Abramoviçlik bir çalışma olmuş.
























25 Haziran 2021 Cuma

Merhaba Cuma!

                          Hafta pazartesiyle bir başlıyor bir anda cumaya ışınlanmış gibi oluyoruz. Çocukken zaman kavramı hiç yoktu, gençken farkına vardık zamanın; mutsuz olduğumuz o ergenliğin karanlık günlerinde hiç geçmez gelirdi sonra bir anda büyüdük ve yetişemiyoruz kayıp giden günlerimize. Her gece uyumak üzere başımı yastığa koyar koymaz vay be bugünde bitti diyorum ve bu sözü sanki iki dakika önce zaten söylemiştim gibi geliyor. Her defasında tekrarlanan bu zamanın ele avuca sığmayan haline umutsuzca bakıyorum yalnızca. 

                     Bugün haziranın sonlarına geldiğimiz bir gün. Neler atlatıyor insan, neler görüyor .. Pandemiyle geçen bir yaz daha yaşayacağız , büyük bir belirsizlik var yine. İnsan umut ettikçe yaşar, bizde bırakmayalım . 

Umudumu , yaşama sevincimi sürdüren unsurlardan biri öğrencilerim. Okulda bu hafta gelen öğrencilerimle güzel saatler geçirdik, doğa da vakit geçirdik, güldük eğlendik.


                         Bir öğrencim bu hafta gelemedi, büyük ihtimal hiç gelmeyecek. Evde oynarken elini kırmış. Hastaneye giderken artık okula gidemiyeceğim diye ağlıyormuş. Biliyorsunuz bu iki hafta da isteyen öğrenciler okula gidiyor. Bizim tüm okul geliyor :)


                  Kendi okulum tüm hızıyla devam ederken kızımın okulundan mesaj aldım haftabaşında. Çoğunluk sağlanmadığı için okulu tatil ediyoruz, herkese iyi tatiller diye. Öyle tepem attı ki anlatamam. Kimse tepki göstermedi hatta bir iki kişi teşekkür ederiz falan yazdı. Gözlerime inanamıyordum. Zaten tüm yıl ekran başında olan bu gençler şurada iki hafta okula gitmişler ve gerisi gelmiyordu. Öğretmenler de buna boyun eğmiş, ee öyle olsun bizde kapatalım bu yılı diyorlardı. Hemen müdürü aradım, bir öğrenci olsa bile eğitime devam etmek zorundasın vb. gibi bir çok şeyi saydırdım. Benden başka da bunu takan yok herhalde. Müdür de her zaman ki politik cevaplarıyla bir şeyler geveledi ama sinirden gözüm dönmüş ağzıma geleni söylemiştim bile. Sonuçta özel okul, para veriyorum ve bu öğrenciler üniversite sınavına girecekler. Sonra ne mi oldu?
Bu ülkede biliyorsunuz hakkını ararsan birşeyler elde edebiliyorsun ( bazen ). Bu hafta kızım gibi telafi eğitimi isteyen 4 çocuğa yüz yüze eğitim ayarladılar.. Her gün de beni arayıp rapor veriyorlar :)


                     Can sıkıcı olaylar biter mi? Hafta içi uzun bir aradan sonra bisikletimle yola çıktım. Belediye oldukça güzel çalışıyor çevre düzenlemesi için. Yeni yeni yürüme ve bisiklet yolları yapılıyor ama bu küçük sahil beldemizin harika kumsalına yaptıkları düzenleme hiç hoşuma gitmedi. Yaya kaldırımı oldukça genişletmişler ama burada sıra sıra olan ağaçlar tamamiyle kesilmiş. Görünce ne üzüldüm. 


Öyle kolay ağaç kesiliyor ki bu ülke de .. Mesela her gün okula gitmek için bu yolu kullanıyorum. Karavan için mecburen araba da almıştık yoksa öyle sıkı çevreciyiz ki yıllardır ulaşım için toplu taşımayı kullanıyorduk. Arabamla rahatlıkla okula gidiyordum ama benim için vicdan azabı yaratmaya başlamıştı. Bende bıraktım ve yine minibüsle gitmeye başladım. Minibüse binebilmem için bu yol kenarından otogara gitmem gerekiyor her sabah. 
Bu yol da yeni yapıldı ve burada ki neredeyse yüzyıllık en az yirmi tane çınar ağacı kesildi. İşte son durum böyle.


Sabahları okula gitmeden Simitçi Maviş teyzeye uğruyorum. Yıllardır bu işi yapıyor ve piyasadan daha ucuza satıyor. Simitleri diğer fırınlardan daha güzel. Arabayla okula giderken bundan da mahrumdum. Şimdi iki dakikalık sabah muhabbeti bile ne iyi geliyor bana.



Bisikletimle gezdiğim güzergah çok güzel. Yemyeşil parklarımız, yan tarafta denizimiz. Ne yazık ki artık müsilaj dolu. Öyle üzülüyorum ki. Deniz kenarına atılmış pet şişeleri , sigara kğıtları, naylon ıvır zıvırı gördükçe üzüntüm daha da artıyor.
Geçen medya da yabancı bir kadın galiba 52 sahili tek başına temizlemiş hem de yetmiş yaşını geçkin . Acaba ben de başlasam mı diye düşünmüyor değilim. Tek kişi bile ne yapabiliriz diye düşünme ve eyleme geçme zamanı geldi artık. Bir yerlerden başlamam lazım.


Hafta sonu kek değil de çilekli galette yaptım bu sefer. Enfes oldu..


Bahçede oturduğum zamanlar çoğunlukta artık. İnstagramdan da paylaştım. Sattığım battaniyelere  yenilerini ekledim. Burada görülen de dahil. Daha önce sattıklarımı hayır kurumlarına yatırmıştım. Bu sefer yine satarsam bu sfer çok önemsediğim Yeryüzü Doktorları hesabına yatıracağım. Sizde hem hayrım olsun hem de battaniyem olsun isterseniz sevinirim.


                                             Geçen hafta İsmet Özel okumasını bitirdim. Anlamaya çalışmak, düşünmek zorluydu. Üzerine daha daha hafif ve anlaşılır anlatımlı ama etkileyen Kemal Sayar kitabını bitirdim. 
                                Bu hafta Arkadaşım Stanley belgeselini izledim bir de. Kubrick'in 30 yıllık şoförünün  gözünden yönetmeni ve ilişkilerini izliyorsunuz. Yaşam hikayeleri kimin olursa olsun hep ilgimi çeker. Bu belgeselde de  ünlü yönetmenin bu kadar yakın şoförü olma yolu çok ilginçti, tavsiye ederim.


                Bu hafta içinde iki güzel sofrada bulundum. Çarşamba günü bizim kızlar bahçeme gelerek mini bir pizza saati yaptık. Herkes okuldan çıktıktan sonra ikindi vakti bir araya gelerek arkadaşımın kendi elleriyle yaptığı pizzayı yedik hararetli dedikodular eşliğinde :)



                       Perşembe  günüde okuldan sonra saat 14 de ilçede genel toplantı vardı. Bu zamana kadar köyde kalayım, hatta bir öğrencimin bahçesine gideyim dedim. Onların bir çok koyunu ve kuzuları var , onları da görmek istedim. Ben gidince hemen sofra hazırladılar, çaylar demlendi. Kısa bir zamanda olsa balkonlarında kuzuların sesleri eşliğinde oturduk.
Ve sonrasında cuma tekrar geldi. Şükürler olsun ki sağlık ve esenlikle ulaştık bu günlere de. Daha ne olsun ki. Herkese hayırlı cumalar diler, mutlu bir hafta sonumuz olsun derim..




















18 Haziran 2021 Cuma

Merhaba Cuma!

                       Böyle coşkulu bir merhaba dediğime bakmayın, canım sıkkın ey ahali! Bazen her şeyiniz yerli yerinde olur, ortada elle tutulan bir sorun yoktur ama içiniz daralır, gözünüzde her an çağlayacak damlalar hazır bulunur ya, işte öyle bir şey. Bazı moral bozucu şeyler yaşamıyor değilim ama insanız işte genelde mutsuzluk çoğunlukta. Böyle zamanlarda bana iyi gelen şey neşeli müzikler dinlemektir. Bu durumlarda en çok dinlediğim, içimde ki siyaha ışık tutan neredeyse bir saatlik Tatiana Eva Marie ve Avalon Jazz Band'ın neşeli April in Paris..

                       Hadi şimdi şuraya bir pencere açayım da siz de cuma yazımı bu şarkılar eşliğinde okuyun!



                 Bu cumartesiden başlayalım o zaman.  Masmavi gökyüzü altında kahvaltılarımızı yaptığımız  ve dinlendiğimiz güzelce bir hafta sonun da kuzenimin doğum gününü iki, üç arkadaş bahçeli bir kafede kutladık. Ne zamandır  bir araya gelemeyen bizlerin  çok konuşacağı şey vardı. Mumlar üflendi, güzel dilekler dilendi, pastalar yendi. 


Buluşmamız ikindi vakitlerinde oldu. Akşam güneşini güzel bir sahil bandında batırmış olduk ama denizin halini görseydiniz. Marmara Denizinde ki bu çevre afeti çok büyük. Ama çevrede ki insanların gözünün önünde bu içler acısı durum oluyorken çoğu kişinin umarsız oluşu , çöplerini etrafa atmaya devam etmeleri nefretimi arttırıyor.


                 Özellikle kafede ki gençlerin açtıkları şeker kağıtlarını, içtikleri sigara izmaritlerini oturdukları yerlere atmalarına şaştık kaldık. Çöpler rüzgar yüzünden denize uçuyordu, garsonları uyardık bu yüzden ama onlarda bu müşterilerden farklı bir anlayışa sahip değiller. Temizliği o an değil de iş bitince gece yapıyorlarmış.
Bu tür şeylere şahit oldukça evden çıkmak istemiyorum, hele kafelerde oturmak benim için işkence artık. 
Neyse ki doğa var imdadıma yetişen. Oturduğum yerden denizin tam aksi yönünde evlerin üzerinden çıkan şu görüntüye bakın.


      Kafede ki sohbetli saatler sonrasında evime dönünce bahçenin yaza doğru olan haliyle öyle mutlu oluyorum ki. Sardunyaların, kaktüslerin, zambakların açma zamanı. Ortancalarım bile geçen seneden köküne kadar budanmış olduğundan fazla umut taşımıyordum ama bahar gerçekten uyanışı temsil ediyor. 







Bu haftanın keki frenk üzümlü ve limon aromalı kek. 



Okuduğum kitap doğaya düşkünlüğü ve tek çarenin toprağa geri dönmek olduğunu söyleyen yazar Mustafa Kutlu'nun İstanbul'u  çeşitli yönleriyle anlattığı Şehir Mektupları..


Okula gidilen günlerde yağmur ve sis vardı bizim köyde. Sisi öyle seviyorum ki..


Diğer başladığım kitap İsmet Özel'in çeşitli yerlerde ki konuşma ve yazılarından bir araya getirilmiş Toparlanın Gitmiyoruz!
Yavaş yavaş okuyup anlamaya çalışıyorum ama her defasında beynimden dumanlar çıkıyor.



     Mustafa Kutlu geçen haftalarda okuduğum bir yazısında şöyle şükrediyordu;

                       '' Hani Yunus Emre der ya: “Miskin Yunus bîçâreyim Baştan ayağa yâreyim”..Bunun gibi, çok seyrek de olsa gafletten kurtulduğum anlarda; bir etrafıma bir de kendime bakıp “baştan ayağa” şükre garkoluyorum. Sevincimden ağlarken kendi kendime:

                             - Bu ben miyim yâ Rabbi?

                             - Bunlar çiçek açmış kiraz ağaçları, şu öten kuş kanarya mı?

                   Soluduğum hava, sağlıkla aldığım nefes, attığım adım, söylediğim söz, işte kulak-ayak-göz-parmak vesaire. Bütün bunlar için; şu içtiğim su, bastığım toprak için, kalbime koyduğun iman, içime doğan nur, önüme açtığın yol, aklıma düşürdüğün fikir, dilime dolanan kelime-i tevhid için ve daha neler neler için; anam-babam-eşim-evlâdım-kardeşim-arkadaşım-yerim-yurdum-sağım-solum-aklım-fikrim (ne sayarsın bre abdal) saymaya kudretim yetmeyecek her şey için binlerce şükür. ''

Haftamın güzel geçmesi, baharın tüm coşkunluğu, öğrencilerimle geçen saatler, huzurla oturduğum balkon saatlerim, iyileşen dedemiz, anne-babamın , kızımın, eşimin sağlıkla yanımda oluşları, hafta içi gelen giden arkadaşlar , komşular, şu dünya da seni bırakmayan insanların oluşu vedaha sayamadığım binlerce şey...

Hayırlı Cumalar !









15 Haziran 2021 Salı

Gün Geçerken

                      Sabah gözlerimi açtığımda saat genelde 9 civarıdır, uykuyu sevsem de günün bereketini kaybetmemesi için daha geç kalkmak istemem. İşe gitmediğim zamanlarda bu  böyle. Yataktan çıkmadan dışarıyı dinlerim, hafta sonuysa zaten o saatlerde fazla ses yoktur. Yaza doğru sabahları ne güzeldir; hemen pencereyi açarım. Ev kadar olmuş kiraz ağacım beni karşılar. Küçük bahçeme üst üste dolu ağaç ektiğimden minik bir ormandır burası. Kuşlara ev sağladığım için ayrıca mutluyumdur , onlar da şarkılarını benden esirgemezler. 
Herkesin kalktığı saatler ve kalkış şekli farklıdır tabi ki. Salah Birsel sabahları uyandığında nasıl olduğunu şöyle anlatmış bir yazısında;
'' Sabahları uyanıp da, daha yatakta , akıl tasımın kapağını kaldırdığım vakit binlerce fırtlak ve zırtlak düşünce , bir gün önce ya da daha eski bir zamanda gönül gözüme takılmış tırandaz bir deniz parçası, çırpı bacak bir satıcı, kargacık burgacık bir fransızca ile yazılmış bir mektup, bir kitap cildi , sopalanmış bir köpek, cırlak sesli bir dolmuş şoförü, kendi halinde bir pimpirik, üstü başı akmış ama yine de dilenmeyen bir yoksul, topluca ya da birer birer içeri atlayıp beynimi mıncıklamaya başlar. ''



                               Allah'tan bu kadar beynime üşüşen şey yok ama ilerleyen her saatte kafamı dolduran sesler hep vardır. Eşime kalktığında çayı koyarsın derim, giyindiğim gibi ekmek almaya fırına giderim. Kimi zaman bisikletimi de alırım çünkü en güzel gezilen saatler sabahın erken saatleridir. Fazla insan yoktur etrafta, deniz mis gibi kokar, kıpırtısız tasasız bekler.
Kemal Sayar okuduğum bir kitabında ''Bu hayatı nasıl yaşarsam daha iyi olurdu?'' sorusunu soruyordu. Herkese göre değişen cevapları var hatta her yaşa göre. Bende bu sorunun izinde kendimi iyi hissettiren işlerin peşindeyim.



                                     Gün içinde dolup taşacak bu sahil şeridi işte böyle boştur. İyi ki şu insanlar tembel ve sabah uykusunu seviyorlar yoksa ne olurdu bu sabah zevkimiz.

                            

                             Her yürüyüşe çıktığımda uzun eteklerini uçura uçura kafasında bin bir düşünce içinde hayal ettiğim Woolf gelir aklıma. Sanki az sonra nehrin kenarına gelecek ve kendini bırakacağı sulara bakacaktır. Yürümeyi saatlerce yürümeyi sevdiğini okuduğumdan beri böyle hayal ederim onu.
'' Yol boyunca cümleler kurarak dolaşırdım, yağışlı, rüzgarlı ya da güneşin parladığı sıcak günlerden hangisi olduğu fark etmezdi. Her yürüyüşte sanki zihnimde sıkışıp kalanlar ortaya çıkardı . Kırda dolaşmak kadar  gün batımını izlemek ve ya yaban hayatı gözlemlemek de haz verirdi. ''
Artık sabah kalkıp fırına gitme bahanesiyle yürüyemiyorum çünkü okullar açılınca bu özgürlüğüm bitti. Arabaya evin önünden bin dönüşte evin önünde in ve doğruca tekrar duvarlar arasına kapan zaten bunalımda olduğum şu günlerde bana iyi gelmiyordu.



                Bu konforu istemiyorum benim yürümem lazım diyerek otogara kadar yürüyüp minibüse binmeye karar verdim tekrardan. Saat 8 de sahilde olmasa da yaptığım binbeşyüz adımlık mini yürüyüş ruhumu yavaş yavaş dinginleştirmeye ve güzelliklere açmaya başladı. 

"Ruhumuzu güzelliklere açabilmenin sırrı, ruhsal yaşayışın ona götüren yollarını bilmekle elde edilir. İç hayatımızın nerelerinde bozukluk bulunduğunu ve bunun giderilmesi için yaşayışımızda ne gibi değişiklikler yapmak lâzım geldiği anlaşıldıktan sonra, güzellik duygusu sonsuz bir şekilde yaşanabilir."
Demekte Nurettin Topçu..
Bir günü bitirirken içimize kocaman bir boşluğun kaplamasını engellemek için çareler bulmalıyız. Herkesin ruhuna iyi gelen ilaçlar farklı, önemli olan bunları bulmak ve uygulamak. Mutluluk peşinde koşmak olmamalı amaç, hayat tüm zıtların birleşimi ne de olsa. Nietzsche' nin dediği gibi;
'' Mutluluk ve mutsuzluk beraber büyüyen ikizlerdir.''









Cuma Ertesi

                         Hoşgeldin cuma yazılarım artık cumartesiye dönüşüyor sanki. Nedeni cumanın her zaman ki gibi hızlıca gelmesi ve üze...