12 Mayıs 2026 Salı

EDİRNE GEZİMİZ

 

               Üç günlük tatilin ikinci günü Kırklareli'nden Edirne'ye doğru yola çıktık. Edirne'de konaklama seçenekleri fazla ve her bütçeye uygun. Bizim için öğretmenevi de dolu olunca en az ne öderiz diye otellere, pansiyonlara bakıp merkeze yakın bir tane bulmuştuk. Nasıl olsa bir gece sadece uyumak için gideceğiz dedik ama fiyat azaldıkça ne yazık ki temizlik vb. hizmetleri de azalıyor. Sabah erken yola çıkıp fazla kalabalık olmadan Meriç nehri kenarında gezelim, Karaağaç mahallesini görelim istedik. Ama o gün güneş olmasına rağmen aşırı bir rüzgar ve soğuk vardı. Yine de nehir kenarında biraz oturduk.

Edirne'nin simgelerinden biri Meriç Nehri. Tunca ve Meriç nehir kolları muhteşem. Üzerinde bulunan köprü 1800lü yıllarda Sultan Abdülmecit tarafından inşa edilen 12 sivri kemerli taş köprü. Nehir yanlarında lokanta ve çay bahçeleri bulunuyor. Sabah saat 10 olmasına rağmen çok kalabalıktı, tur otobüsleri gelmiş, insanlar gezmeye ve kahvaltı için buraya gelmişlerdi. 

Meriç Köprüsü’ne göre Edirne tarafında kalan Tunca Köprüsü Tunca Nehri üzerinde bulunuyor. 1600’lü yıllarda inşa edilmiş köprü üzerindeki parke granit taşlar Sultan Reşat’ın Edirne’yi ziyareti sırasında konulmuş orijinal taşlarmış.

 
Buradan Karaağaç Tren İstasyon bölgesine gittik. Karaağaç mahallesi Edirne merkeze 5 km uzaklıkta bir mahalle. Karaağaç mahallesinde bulunan tren istasyonu II. Abdülhamit zamanında yaptırılmış.
Trakya Üniversitesi tarafından orijinaline benzer şekilde restore edilen Karaağaç Tren İstasyonu, 1998 yılından günümüze kadar Rektörlük Binası olarak hizmet sunmaya devam ediyor. Hatta burada ki binalarda Güzel Sanatlar Fakültesinde ki öğrenciler eğitim görüyorlarmış. Kendine has sakinliği, doğası, bahçede bulunan heykelleri ile öyle çok beğendim ki keşke burada öğrenci olsaydım dedim.
Herkes gibi bizde burada gezdik dolaştık, fotoğraf ve videolar çektik. 



Tren istasyonunun simgesi kara tren etrafı hep dolu, boş bulmak imkansız.



,

                Buradan ayrılarak merkeze gidiyoruz. Allahtan pansiyon merkeze yakın, arabayı park ederek yürümeye başlıyoruz. Arık yolumuza ilk ne çıkarsa..
Ve bu gezide en çok beğendiğim Ulu Cami (Ulu Cami) çıkıyor. Neden beğendiğimi söyleyeyim ; duvarlarında ki devasa hat yazıları. 1403 yılında inşasına başlanmış, 1414 yılında Çelebi Mehmet döneminde tamamlanmış. Çok kubbeli tarihi bu caminin daha içine girmeden kapının her iki yanında ki devasa Allah ve Muhammed yazılarını görünce büyüleniyorsunuz. 




          Bu camide öğle namazına denk geliyoruz. İnsanlar akın akın geliyorlar, ezan okumaya başlıyor, ziyaretçiler arkaya çekiliyor ve imamın güzel sesiyle Kuranı Kerimden ayetler duyulmaya başlıyor. Bizde katılıyoruz bu ortama. Öyle güzel bir duygu ki bir inancın atmosferi paylaşmak, ümit etmek, huzur duymak..
Buradan çıktığımızda bir kahve içmek istiyoruz. Çeşit çeşit kahveciler, çay bahçeleri var. Nereyi beğenirseniz oturabilirsiniz. Ama ben Edirne için araştırma yaparken Fransız tatlıları diyen bir kafe görüp beğenmişti, buranın adresini açıyoruz ve yola çıkıyoruz. 
Yol yürüdüğümüz için uzun ama kararlıyım, burada pasta ve kahve yapacağım. Uzun uzun yürüyüp bir mahallede sokak aralarında buluyoruz. Bunca yola değecek mi diye biraz düşünceliyiz.
Ama seçtiğimiz tart ve kahve ile lezzetinden dolayı mutlu oluyoruz.



                  Burada ki keyfimiz uzun sürüyor ama tekrar merkeze dönmemiz gerekiyor. Dönerken bir tane daha tarihi cami görüyoruz. Edirne tarihi ve maneviyatıyla bana Bursa gibi geliyor. Bursa^yı da çok severim. Edirne merkeze dönerken camından yeni gelen börekleri kesen ustayı görüyoruz bir dükkanda. Daha yeni pasta yemiştik ama olsun bunu da yemeliyiz diye hemen içeriye giriyoruz :)
Börekler de çok lezzetli çıkıyor ya da gezerken herşeyin tadı başka..
Merkeze döndüğümüzde Atın üçgen denilen Selimiye, Ulu cami ve üç Şerefeli caminin peşine düşüyoruz.




              Üç Şerefeli Cami;  1437-1447 yılları arasında II. Murad tarafından yaptırılmış. Osmanlı mimarisinde ilk kez uygulanan şadırvanlı revaklı avlu düzeni ve her biri farklı tasarıma sahip dört özgün minaresi ile Edirne’nin gezilecek yerleri listesinde eşsiz bir konuma sahip. Camiye adını veren ve 67 metre yüksekliğiyle döneminin en yüksek minaresi olan “üç şerefeli” minare, her şerefeye ayrı yollardan çıkılan dehasıyla Mimar Sinan’ın Selimiye’deki tekniğine ilham kaynağı olmuş.




Edirne'nin çarşısında uzun uzun geziyoruz. Şehre gelen turistlerle dolup taşıyor. Her yerden otobüslerle turlarla insanlar geliyor, Edirne sanki küçük İstanbul. Her sokağında bir aksiyon bir hareket var. Bazı lokantaların önünde uzun kuyruklar var, insanlar meşhur ciğer yemek için sıra bekliyor. Bizde adı verilen ciğercilerden birinde kuyruğa giriyoruz ama keşke bu tuzağa düşmeseydik. Eşim aslında bu yoğunlukta hizmetin aslında kötü olacağını, daha sakin bir lokantaya gitmemizi öneriyor ama ben yine inat ediyorum. 
Sonunda meşhur ciğerci de bizde tadıyoruz bu lezzeti. Tamam güzel ama bunca sıraya da değmez bence. Herhangi bir lokantada da bence güzeldir Edirne ciğeri.
Çıkışta dondurma yiyoruz ve ben bu dondurmacıda ki lezzeti beğeniyorum, üst üste üç kez yiyorum 😉




Buradan Mimar Sinan Heykeline geçiyoruz.




Selimiye Camii, Eski Camii ve Üç Şerefeli Camii’nin oluşturduğu ve “Altın Üçgen” olarak adlandırılan bölgenin tam kalbinde yer alan bu heykel etrafında insanlar fotoğraf çektiriyor. Öyle güzel bir açıya konmuş ki bizde bol bol çekiyoruz.
Buradan diğer tarihi yapılara gidiyoruz.

Selimiye Cami ve Külliyesi; Mimar Sinan’ın 80 yaşında inşa ettiği ve “ustalık eserim” olarak tanımladığı bu başyapıt öyle muhteşem ki. İçine girince İznik çinileri, devasa mermer direkleri, kubbeleri ile nasıl heybetli nasıl güzel. Burada ki imamlar da muhtemelen özel seçiliyor çünkü dinlemeye doyamadık.




Diğer gezilecek yerler şöyle;
Selimiye Arastası
Dar'ül Kurra Medresesi
Yemis Kapanı Hanı
Fatih Sultan Mehmet Müzesi
Bedesten Çarşısı
Tarihi Rüstem Paşa Kervansarayı
Edirne Büyük Sinagogu
Lozan Anıtı
Milli Mücadele Müzesi
Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi
Hıdırlık Tabyaları (Balkan Tarihi Müzesi)
Sveti Georgi Bulgar Kilisesi
Edirne Türk ve İslam eserleri Müzesi
Edirne Kent Müzesi
Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi
Tarihi Edirne Evleri (Kaleiçi)
 Emekçizade Kervansarayı Müzeleri


                   Güzel ve baya eforlu bir gezi oldu bizim için . Aslında bir gün yetecek bir şehir değil. Ama bizim kısıtlı zamanımızda çok verimli gezdik dolaştık . En az üç gün kalıp rahat rahat gezmek gerekiyor. Ama görmediğim bir şehri de gezmek bizi çok mutlu etti.





















5 Mayıs 2026 Salı

KIRKLARELİ GEZİMİZ

                       Mayıs 1 tatili cumaya gelince bu fırsat kaçmaz dedik ve iki gece üç günlük bir gezi tasarladık. Bu sene Çerkezköy'de yaşıyorsak tüm Trakya'yı gezmeliyiz diyoruz. Gerçekten de şimdiye kadar bir çok yer gezdik. Ama büyük şehirleri daha gezememiştik. Cuma günü Kırklareli'ye gittik. Bütün gün şehrin içini gezdik dolaştık, camilerinde namaz kıldık dua ettik, güzel yemekler, tatlılar yedik, kafelerinde soluklandık. Gece de bulduğumuz en ucuz otelde kaldık ama şunu söyleyeyim iki kişi konaklama en ucuz 1800 tl bulabildik. Ne yazık ki öğretmenevlerinde yer bulamadık her zaman ki gibi. Onlar biraz daha uygun fiyatlı. Sadece uyuyacağız  aman ne olacak dedik ama bu ucuzlar da çok fena. 

                 Neyse şimdi sırayla bu şehirde neler yaptık, neler gördük anlatmaya başlayayım. Hatta ara ara video da çektim, onu da yazı sonuna ekleyeceğim.

Kırklareli beni şaşırtan bir şehir oldu; huzuru, temizliği ve sakinliğiyle. Çok keyifle gezdik, hatta hava çok soğuktu ama bu bile bizi etkilemedi. Kırklareli'nin Milattan Önce 6. yüzyıla kadar uzanan bir tarihi var. Tarihte adı Kırk Kilise olarak biliniyormuş. 1924 yılında meclise sunulan teklifle ismi Kırklareli olarak değişmiş.


Eşyalarımızı otele koyduğumuz gibi merkeze doğru yürümey başladık. Ferah caddeleri, bol ağaçlı parkları ve kafeleriyle ilgimizi çekiyor hemen. Merkezde Kırklareli Tren istasyonu binası restore edilmiş, büyük bir lokomotif konmuş, insanlar sıra sıra fotoğraf çektiriyor. Hatıra fotolarımızı bizde çekiyoruz tabi ki. Hava buz gibi, serin rüzgar burada da esiyor ama gezmemize engel değil. Yürümeye devam ediyoruz çünkü görecek çok şey var. O sırada öğle ezanı okuyor. Tarihi bir camisi olduğunu okumuştum hemen sese doğru gidiyoruz.


             Hızırbey Camisine varıyoruz. Kırklareli şehir merkezinde bulunan Hızırbey Cami  Avrupa’nın en eski camilerindenmiş. 1383 yılında Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından inşa ettirilmiş. Büyük Camii olarak da anılan yapı, döneminin Osmanlı mimari özelliklerini yansıtıyor. İç mekânındaki kalem içi süslemeler çok etkileyici bir görsellik sunuyordu.  Bin kişilik kapasitesiyle ibadete açık olan cami, 2007 yılında aslına uygun şekilde restore edilmiş.



                  Duvarlarda bulunan devasa hat yazılara bayıldım. Namazdan sonra camiyi ayrıntılı şekilde gezme fırsatımız oldu. Buradan çıkarak zaten birbirine çok yakın olan müzelere gittik. Şehrin içine çok güzel müzeler kazandırmışlar. Bunlardan biri Atatürk Evi. 
Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin birebir kopyası olarak inşa edilmiş Atatürk Evi. 17 Ocak 2018’de ziyarete açılan üç katlı bu müze ev gerçekten çok güzeldi. Müzenin içinde Millî Mücadele Dönemi, Atatürk’ün yaşamı ve ailesini temsil eden heykeller yer alıyor. Atatürk’ün Kırklareli ziyaretlerinde kullandığı bazı kişisel eşyalar da sergileniyor. Atatürk Evi’ni genellikle haftanın her günü 09.30 ile 17.30 arasında ziyaret ediliyor.




                        Hatta müzeye girerken bahçede Atatürk'ün resimlerinden bildiğimiz o meşhur traktör vardı. Birebir aynısı yapılmış ve burada ziyaretçilere gösteriliyordu. Özellikle çocuklar için çok faydalı bulduğum bir müze oldu. Çünkü derslerde öğrendikleri bir çok şeyi pekiştirmiş olacaklar bu müzede gezerken. 
Buradan çıkınca hemen yakında Ali Rıza Efendi Kültür Evi'ne geçtik. Üç balkan ülkesi ( Karadağ, Bulgaristan, Kosova) ile Türkiye odası olarak düzenlenmiş bir ev burası. Kültürleri tanımada çok güzel bir örnek olmuş. 



                Ali Rıza Efendi Kültür Evi  Yayla Camii ve Tevfik Fikret Yatılı Bölge Ortaokulu’na komşu olup, Yayla Mahallesi’nde Mektep Sokak ile Laleli Sokak’ın kesiştiği noktada yer almakta.
Buradan çıktığımızda gördüğümüz okula bayıldım. 


                 Buradan çıkınca mahalle aralarında dolaşmaya başladık. Nerede eskiye ait ev görsek çok sevindik ama artık fazla ev kalmamış ne yazık ki. Evlerde ki ayrıntılara baktık, kimler ne yaşadı diye hayaller kurduk, eski olanda ne estetik  ne sadelik varmış  diye konuşup üzüldük. Burası Yayla mahallesi ve eskiden göçmenlerin yaşadığı yerlermiş.



Yayla mahallesinden aşağıya çarşıya doğru yürüyerek bir yerlerde oturup dinlenmek istedik. Güzel bir kafede kahve içmek güzel olacaktı. Yolumuzun üzerine böyle bir kafe çıkınca hemen oturduk. Gün boyu iki farklı kafede oturduk dinlendik. Şarjlarımızı doldurduk. 


                         Sonrasında sokaklara döndük ve bir mahalle de merdivenli bir sokağa denk geldik. Buranın iki yanından sarmaşık güller kaplamıştı her yeri, öyle güzel kokuyor öyle güzel duruyordu ki hemen geçip gidemedik altından. Bazı sokaklar sadece çiçeklerle ya da ağaçlarla ne güzel oluyor, keşke herkes bunun farkında olup evlerinin önüne bir şeyler ekse. Gerçi ben bir çok insanın yaprak döküyor diye ağaçların kesilmesi gerektiğini konuşurken duymuştum. 



Kırklareli şehrinde dikkatimi çeken bir şey de her köşede bronz heykellerin olmasıydı. Şehrin çeşitli yerlerinde farklı temada heykeller bir sürpriz gibi karşınıza çıkıyor ve bunlar da şehri güzelleştiriyor.




Yayla mahallesinde tarihi bir bina görünce merak edip girdik. Burası otel olarak kullanılıyormuş ama içini görmek isteyip gezdik. Yüksek tavanları, büyük pencereleri, ahşap merdivenleri ile korunmuş binalardan biri. Lobi de zeminde camlı bir yer vardı, bakınca bunun sarnıç olduğunu anladık. Umarım bina otel olarak kullanılırken de iyi korunur, dikkat edilir.
Bu bina Osmanlı Döneminde Rum Okulu olarak inşa edilmiş. 2005 Yılında bir yangınla harap olmuş. 

          Daha sonra ki yıllar tekrar yapılandırılarak günümüzde de Thrace Konak Otel olarak 20 odayla hizmet veriyor. 




              Şehirde aslında tarihi on civarı çeşme kaldığı yazıyordu, ben de gezerken rastlarım diye bekledim ama sadece merkezde Hızırbey Cami karşısında ki Alman Çeşmesini gördüm.
Aynı zamanda Büyük Cami Çeşmesi diye de anılıyor. Hızırbey Camisine Büyük Cami diyor genelde halk. 1383 yılında külliyenin parçası olarak yapılmış bu çeşme.
Alman çeşmesi diye niye anılıyor tutarlı bir cevabı yokmuş. 


Çarşıda gezerken neler alabiliriz, ne yiyelim diye bakmaya başladık. Bilindiği gibi Trakya'da badem ezmesi, Kavala kurabiyesi, beyaz peyniri, helva çeşitleri meşhur. Bedesten taraflarında minik bir dükkanda mavi önlüğüyle bir amca arı gibi çalışıyor, sırada ki insanlara paketler sarıyordu. Doğal Helvacı dükkanında tahinler, koshelvalar satılıyor.


Yemek için Kırklareli köftesi yiyelim dedik ve memnun kaldık. Arkasından buranın tatlısı Peynir helvası aldık. Bunu da yiyenler bilir çok hafif lezzetli bir tatlıdır. Kırklareli köftesi daha çok yeni 9 Mart 2026 yılında tescil almış. Istranca dağı meralarından gelen büyükbaş hayvanların baharatsız yapılan doğal haliyle yapılıyor. Yanında koyun yoğurduyla müthiş bir lezzet gerçekten de. 




Birde buraların milli içeceği var; Hardaliye.
Hardaliye Kırklareli’nin olgunlaşmış üzümlerden elde edilen alkolsüz, buruk tadıyla  karakteristik bir içeceğidir. 20 Kasım 1930 yılında Kırklareli ziyareti sırasında kendisine ikram edilen hardaliye hakkında Mustafa Kemal Atatürk şöyle der : “Bunu milli bir içecek haline getiriniz.”
Kırklarelinde bağcılık zamanında çok gelişmiş ama artık ondan da fazla eser yok. Hatta Evliya Çelebi bile şöyle bahsetmiş;
''İçinde adam yürüse kaybolur.''

                
                      Biz yemeği yiyip çıktığımızda hava iyice kararmıştı. Biraz da kafelerin olduğu yere gidelim gezelim dedik. Bu ağaçlıklı yol gerçekten de çok güzel çünkü geniş bir cadde üzerinde yürürken sağlı sollu kafeler, hediyelik eşyacılar, yiyecek satıcılarıyla gezmek için eşsiz. 
Akşam serinliğinde hadi bir kahve daha içelim diyoruz çünkü otele gitmek istemiyoruz. Gün bitmesin daha çok gezelim ama çok da yoruluyoruz. Neredeyse 25 bin adım atmışız. Dinlenmek de gerekli çünkü ertesi sabah erkenden Edirne'ye doğru yola çıkacağız.



YouTube kanalına Kırklareli seyahatimizi yükledim. Hadi abone de olalım 😆










EDİRNE GEZİMİZ

                  Üç günlük tatilin ikinci günü Kırklareli'nden Edirne'ye doğru yola çıktık. Edirne'de konaklama seçenekleri fa...