Edirne'de bir gece kaldıktan sonra sabah erkenden yola çıktık. Eve dönüşümüzü köylerden kasabalardan geçerek durarak ve orayı gezerek tamamlamayı düşünüyorduk. İlk olarak adını çok duyduğumuz Babaeski ilçesine giderek başladık. Hatta oraya vardığımızda sabah saat 10 gibiydi, şehir pazar olduğundan çok sakindi. Havada soğuk ve yağmurlu olunca insanlar hiç evinden çıkmıyor gözüküyordu. Kahvaltı yapmadan yola çıktığımız için bir fırın bulmak istiyorduk ve çarşının ortasında köşebaşında açık olan pastane bulduk. İnsanlar sabah sabah sıraya girdiğine göre lezzetli şeyler yapıyor deyip bizde girip sıcak çay eşliğinde çıtır çıtır simit ve peynirli börek istedik.
Koşturmaya gerek yoktu, biraz çarşı içinde gezer sonra tarihi bir köprüsü olduğunu duymuştum onu bulmaya gideriz dedik. Babaeski'nin tarihine bakınca şöyle bilgiler edindik. “Bulgarophygon” adıyla anılmış,Osmanlı döneminde ise “Baba–yı Atik”olarak bilinmiş.
Çarşıda gezerken tarihi olduğu belli olan güzel bir camiye denk geliyoruz. Cedid Ali Paşa Camisi olduğunu öğreniyoruz.
16. yüzyılda Sadrazam Semiz Ali Paşa’nın talimatıyla inşa edilmiş olan cami dönemin ustalık anlayışını yansıtıyor. Tek kubbeli yapısı, sade ama etkileyici iç mekân süslemeleri ve taş işçiliğiyle dikkat çekiyor.
İçini gezdiğimiz sırada kimse yoktu, rahat rahat o sade ama etkileyici havasını içimize çektik.
Bahçesinde ulu çınar ağaçlarının altında da esen rüzgarı, sessizliği dinlemek öyle iyi geldi ki..
Camiden çıktığımızda yolun ortasında tarihi bir çeşme gördük. Çevresinde bilgilendirici bir levha yoktu.
Burası Babaeski Tarihi Dört Yüzlü Çeşmeymiş. İsminden de anlaşılacağı gibi Dört tarafında çeşmesi olan bir yapı. Çeşmenin her yüzü farklı desenlerle süslenmiş.
Biraz ilerisinde günümüzde yapılan bir çeşme vardı.
Buradan yürüyerek Mimar Sinan tarafından yapılan köprüye gidiyoruz.
Köprüye giderken çeşmenin karşısında Tarihi Hamamı da görüyoruz ama içine girilmiyormuş, sadece dışarıdan inceliyoruz.
Babaeski Köprüsü, İstanbul-Edirne asfaltının Babaeski Deresi'nin (Şeytan Dere) geçtiği, Babaeski’nin Lüleburgaz çıkışında yer alır. 1633 (H.1043) yılında 4. Murat Devri'nde yapılmıştır. Anadolu'dan Balkanlar'a giden askeri ve ticaret yolu üzerinde bulunmaktadır. Muntazam kesme taş kaplı, kargir bir köprüdür. Nehir taştığı zaman zedelenmemesi için 6 kemerli köprünün kemer aralarında büyük delikler bulunmaktadır. Nöbet hücreleri birer dantel gibi taş işlemedir. Kuzeydeki nöbet hücresi aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır.
Köprüyü geçerek yeşil bir parka geldik. Burada bir kaç kafe vardı, hadi sabah kahvemizi burada içelim diyerek girdik birine. Yeni gelmiş tatlıları da görünce dayanamayarak bir saat süren bir keyif yaptık.
Buradan kalkarak arabaya atlayıp 10-15 dakika sonra Alpullu ilçesine geldik. Alpullu adını da coğrafya dersinde çok duyardık. Yıllar sonra buraya gelip şeker pancarının buralarda yetişip cumhuriyet tarihinde ki ilk şeker fabrikasını göreceğimiz aklıma gelmezdi.
İlk olarak Alpullu Tren İstasyonunu görmek istedim. Ama bina da restorasyon vardı. Sadece bir kısmında küçük bir gar yazısı vardı, burada hatıra fotomuzu çekerek yolumuza devam ettik.1926 yılında Rumeli Demiryolu tarafından inşa edilen Alpullu Tren İstasyonu İstanbul Edirne arasında bulunan bir durak.
Garın arka tarafında Alpullu Şeker Fabrikası bulunuyor ve hala işleyen bir fabrika.
Merkezden biraz ayrılınca tarihi köprüsüne gidiyorsunuz.
Alpullu’ya Hayrabolu tarafından girişte, Tekirdağ-Edirne asfaltı üzerinde bulunmakta olup, 16'ncı yüzyıl ortalarında Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Koca Sinan’a yaptırılmıştır. Bu yol aynı zamanda Tekirdağ-Edirne arasında ticaret yoludur. Mimar Koca Sinan’ın en muhteşem abide köprüsüdür. Sivri kemerlidir. Koca Sinan, bu büyük kemeri teşkil eden 76 cm.lik çevre taşlarını da tek taş olarak kullanmıştır. Bu genişlikte kemer taşına hiçbir köprüde rastlanmaz. Bu taşların boyları 2,5 metreyi bulmaktadır. Korniş profili aynı olup, korkuluk taşı ile dış yüzleri birleştirilmiştir.
Ortaya doğru dikleşen bir köprüydü. Bunun nedeni de zamanında nehrin çok akışının olması, sele karşı korunması içinmiş. Orta yerinde oturup etrafa bakmak inanılmaz güzeldi.
Karşıdan da fotoğraflarını çekip merkeze doğru döndük.
Yine merkezde güzel bir cami vardı, bahçesi biraz bakımsız ama çok güzeldi. Galiba Şeker Fabrikası çalışanları yaptırmış bu camiyi. Şeker Cami'nin içine girip gezdik ve çok beğendik. Dediğim gibi bahçesi biraz daha düzenli olsa çok iyi olur.
Fabrikanın tarihçesi çok ilginç. Zamanında 1926 yılında Atatürk'ün isteüğiyle bu fabrika yaptırılmış. Türkiye'de bulunan sayılı şeker pancarı fabrikalarından biri. Fabrikaya çalışmaya gelen işçiler ve aileleri için de bildiğiniz küçük bir köy inşa edilmiş o yıllarda. Lojmanları, itfaiyesi, okulu, sinemasıyla her şeyi içinde bir yerleşim olmuş.
Bunları nereden mi öğrendik, yeni açılmış sayılan Alpullu Sanayi Müzesinden.
Müzeye giden yol çok güzel. Bu yerleşim merkezi yani zamanında binlerce insanın yaşadığı bu küçük sanayi köyü korumaya alınmış. Lojmanlar olduğu gibi duruyor, evlerde artık kimse yok, hayalet şehir gibi doğanın içinde. Sadece bir binası retore edilmiş. Yakında burası da kafe müze gibi olabilir bence. Yürüdüğümüz yolda ki lambalar Ş şeklindeydi. Böyle güzel ve küçük ayrıntılar korunmuş.
Biz gittiğimizde gezen kimse yoktu, ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz burayı. İçine girdiğimizde bir müze görevlisi karşıladı bizi. Ve bizi gezdirmeye başladı. O kadar ilgili ve ayrıntılı anlattı ki inanamadım. Öğrendiklerim çok kıymetliydi. İnsanların buraya çocuklarıyla gelmeleri lazım. Soframıza gelen kesme şekerin öyküsü, aynı zamanda cumhuriyetin ilk yıllarında ki böylesine büyük bir gelişim ve insanların el birliğiyle yaptıkları başarıya hayran kaldım.
Müzede ki her şey oo yıllardan kalma eşyalar. Atalık tohumlar, sinema salonun sandalyeleri, o yıllarda yapılan resimler, kullanılan eşyalar, Atatürk'ün buraya geldiğinde kullandığı eşyalar daha onlarcası. Mutlaka gezilmesi gereken yerlerden.
1 Mayıs tatiliyle üç gün boyunca değişik yerler gezdik, gördük ve çok memnun kaldık. En son Edirne gezimizi video yaptım. İsterseniz buyurun buraya..
Üç günlük tatilin ikinci günü Kırklareli'nden Edirne'ye doğru yola çıktık. Edirne'de konaklama seçenekleri fazla ve her bütçeye uygun. Bizim için öğretmenevi de dolu olunca en az ne öderiz diye otellere, pansiyonlara bakıp merkeze yakın bir tane bulmuştuk. Nasıl olsa bir gece sadece uyumak için gideceğiz dedik ama fiyat azaldıkça ne yazık ki temizlik vb. hizmetleri de azalıyor. Sabah erken yola çıkıp fazla kalabalık olmadan Meriç nehri kenarında gezelim, Karaağaç mahallesini görelim istedik. Ama o gün güneş olmasına rağmen aşırı bir rüzgar ve soğuk vardı. Yine de nehir kenarında biraz oturduk.
Edirne'nin simgelerinden biri Meriç Nehri. Tunca ve Meriç nehir kolları muhteşem. Üzerinde bulunan köprü 1800lü yıllarda Sultan Abdülmecit tarafından inşa edilen 12 sivri kemerli taş köprü. Nehir yanlarında lokanta ve çay bahçeleri bulunuyor. Sabah saat 10 olmasına rağmen çok kalabalıktı, tur otobüsleri gelmiş, insanlar gezmeye ve kahvaltı için buraya gelmişlerdi.
Meriç Köprüsü’ne göre Edirne tarafında kalan Tunca Köprüsü Tunca Nehri üzerinde bulunuyor. 1600’lü yıllarda inşa edilmiş köprü üzerindeki parke granit taşlar Sultan Reşat’ın Edirne’yi ziyareti sırasında konulmuş orijinal taşlarmış.
Buradan Karaağaç Tren İstasyon bölgesine gittik. Karaağaç mahallesi Edirne merkeze 5 km uzaklıkta bir mahalle.Karaağaç mahallesinde bulunan tren istasyonu II. Abdülhamit zamanında yaptırılmış.
Trakya Üniversitesi tarafından orijinaline benzer şekilde restore edilen Karaağaç Tren İstasyonu, 1998 yılından günümüze kadar Rektörlük Binası olarak hizmet sunmaya devam ediyor. Hatta burada ki binalarda Güzel Sanatlar Fakültesinde ki öğrenciler eğitim görüyorlarmış. Kendine has sakinliği, doğası, bahçede bulunan heykelleri ile öyle çok beğendim ki keşke burada öğrenci olsaydım dedim.
Herkes gibi bizde burada gezdik dolaştık, fotoğraf ve videolar çektik.
Tren istasyonunun simgesi kara tren etrafı hep dolu, boş bulmak imkansız.
,
Buradan ayrılarak merkeze gidiyoruz. Allahtan pansiyon merkeze yakın, arabayı park ederek yürümeye başlıyoruz. Arık yolumuza ilk ne çıkarsa..
Ve bu gezide en çok beğendiğim Ulu Cami (Ulu Cami) çıkıyor. Neden beğendiğimi söyleyeyim ; duvarlarında ki devasa hat yazıları. 1403 yılında inşasına başlanmış, 1414 yılında Çelebi Mehmet döneminde tamamlanmış. Çok kubbeli tarihi bu caminin daha içine girmeden kapının her iki yanında ki devasa Allah ve Muhammed yazılarını görünce büyüleniyorsunuz.
Bu camide öğle namazına denk geliyoruz. İnsanlar akın akın geliyorlar, ezan okumaya başlıyor, ziyaretçiler arkaya çekiliyor ve imamın güzel sesiyle Kuranı Kerimden ayetler duyulmaya başlıyor. Bizde katılıyoruz bu ortama. Öyle güzel bir duygu ki bir inancın atmosferi paylaşmak, ümit etmek, huzur duymak..
Buradan çıktığımızda bir kahve içmek istiyoruz. Çeşit çeşit kahveciler, çay bahçeleri var. Nereyi beğenirseniz oturabilirsiniz. Ama ben Edirne için araştırma yaparken Fransız tatlıları diyen bir kafe görüp beğenmişti, buranın adresini açıyoruz ve yola çıkıyoruz.
Yol yürüdüğümüz için uzun ama kararlıyım, burada pasta ve kahve yapacağım. Uzun uzun yürüyüp bir mahallede sokak aralarında buluyoruz. Bunca yola değecek mi diye biraz düşünceliyiz.
Ama seçtiğimiz tart ve kahve ile lezzetinden dolayı mutlu oluyoruz.
Burada ki keyfimiz uzun sürüyor ama tekrar merkeze dönmemiz gerekiyor. Dönerken bir tane daha tarihi cami görüyoruz. Edirne tarihi ve maneviyatıyla bana Bursa gibi geliyor. Bursa^yı da çok severim. Edirne merkeze dönerken camından yeni gelen börekleri kesen ustayı görüyoruz bir dükkanda. Daha yeni pasta yemiştik ama olsun bunu da yemeliyiz diye hemen içeriye giriyoruz :)
Börekler de çok lezzetli çıkıyor ya da gezerken herşeyin tadı başka..
Merkeze döndüğümüzde Atın üçgen denilen Selimiye, Ulu cami ve üç Şerefeli caminin peşine düşüyoruz.
Üç Şerefeli Cami; 1437-1447 yılları arasında II. Murad tarafından yaptırılmış. Osmanlı mimarisinde ilk kez uygulanan şadırvanlı revaklı avlu düzeni ve her biri farklı tasarıma sahip dört özgün minaresi ile Edirne’nin gezilecek yerleri listesinde eşsiz bir konuma sahip. Camiye adını veren ve 67 metre yüksekliğiyle döneminin en yüksek minaresi olan “üç şerefeli” minare, her şerefeye ayrı yollardan çıkılan dehasıyla Mimar Sinan’ın Selimiye’deki tekniğine ilham kaynağı olmuş.
Edirne'nin çarşısında uzun uzun geziyoruz. Şehre gelen turistlerle dolup taşıyor. Her yerden otobüslerle turlarla insanlar geliyor, Edirne sanki küçük İstanbul. Her sokağında bir aksiyon bir hareket var. Bazı lokantaların önünde uzun kuyruklar var, insanlar meşhur ciğer yemek için sıra bekliyor. Bizde adı verilen ciğercilerden birinde kuyruğa giriyoruz ama keşke bu tuzağa düşmeseydik. Eşim aslında bu yoğunlukta hizmetin aslında kötü olacağını, daha sakin bir lokantaya gitmemizi öneriyor ama ben yine inat ediyorum.
Sonunda meşhur ciğerci de bizde tadıyoruz bu lezzeti. Tamam güzel ama bunca sıraya da değmez bence. Herhangi bir lokantada da bence güzeldir Edirne ciğeri.
Çıkışta dondurma yiyoruz ve ben bu dondurmacıda ki lezzeti beğeniyorum, üst üste üç kez yiyorum 😉
Buradan Mimar Sinan Heykeline geçiyoruz.
Selimiye Camii, Eski Camii ve Üç Şerefeli Camii’nin oluşturduğu ve “Altın Üçgen” olarak adlandırılan bölgenin tam kalbinde yer alan bu heykel etrafında insanlar fotoğraf çektiriyor. Öyle güzel bir açıya konmuş ki bizde bol bol çekiyoruz.
Buradan diğer tarihi yapılara gidiyoruz.
Selimiye Cami ve Külliyesi; Mimar Sinan’ın 80 yaşında inşa ettiği ve “ustalık eserim” olarak tanımladığı bu başyapıt öyle muhteşem ki. İçine girince İznik çinileri, devasa mermer direkleri, kubbeleri ile nasıl heybetli nasıl güzel. Burada ki imamlar da muhtemelen özel seçiliyor çünkü dinlemeye doyamadık.
Diğer gezilecek yerler şöyle;
Selimiye Arastası
Dar'ül Kurra Medresesi
Yemis Kapanı Hanı
Fatih Sultan Mehmet Müzesi
Bedesten Çarşısı
Tarihi Rüstem Paşa Kervansarayı
Edirne Büyük Sinagogu
Lozan Anıtı
Milli Mücadele Müzesi
Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi
Hıdırlık Tabyaları (Balkan Tarihi Müzesi)
Sveti Georgi Bulgar Kilisesi
Edirne Türk ve İslam eserleri Müzesi
Edirne Kent Müzesi
Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi
Tarihi Edirne Evleri (Kaleiçi)
Emekçizade Kervansarayı Müzeleri
Güzel ve baya eforlu bir gezi oldu bizim için . Aslında bir gün yetecek bir şehir değil. Ama bizim kısıtlı zamanımızda çok verimli gezdik dolaştık . En az üç gün kalıp rahat rahat gezmek gerekiyor. Ama görmediğim bir şehri de gezmek bizi çok mutlu etti.