14 Ocak 2022 Cuma

Cuma Şükür Günü

                   Çok şükürler olsun ki bir haftayı da iyilikle güzellikle ve sağlıkla geçirdik ve yeni bir cumaya geldik. Ocak ayının da ortasını getirdik arkadaşlar, kışın tam ortasındayız artık. Cumayı ben de iple çekiyorum, gelecek ve ben evimde dinleneceğim bir güzel diyorum ama işin aslı öyle değil. Sabırsızlıkla beklediğim cuma gecesi çok yorgun olup battaniye altında hasta gibi yatıyorum her seferinde. Sanki tüm haftanın yorgunluğu o saatlerine toplanıyor, kolumu kıpırtamıyorum. Kendime her gece ki gibi bir yorgunluk kahvesi yapıyorum, yudum yudum içtiğim o anlar nasıl güzel. 
                 Cumartesi günü de ekmek almak için sabah evden çıktığımda yolumu uzatayım , en uzak fırına gideyim diyorum. Kızım zaten geç yattığından uyuyordu. Dönünce kahvaltıyı hazırlar kaldırırım diye hesap yapıyorum kafamda. Eşim cumadan anne babsının evine gitti çünkü. Hafta sonu onlarla kalacak, ablası çünkü kızlarının yanına gitti. Artık onları yalnız bırakmak istemiyoruz çünkü çok yaşlandılar, kayınpederim geçen sene ölümlerden döndü biliyorsunuz.


            Fırına giderken yolumu sahilden geçirdim cumartesi sabahı. Saat on civarı olmasına rağmen kimsecikler yoktu etrafta. Sadece biri getirdiği ekmekleri martılara atıyordu. Tam o sırada vapurumuz da kalkıyordu. İçim nasıl huzurla doldu anlatamam. Kalkar kalkmaz kahvaltı yapmayı sevmiyorum zaten bu yürüyüş çok iyi geldi.


                   Eve çıkarken bahçemde ki minik portakal ağacımı gördüm üzerinde ki tek meyvesiyle. Bu sene sadece bir portakal oldu ağaçta. Onu da uzun süre ağaçta bekletmiştim ama artık bir kek yapma zamanı geldi diyerek kopardım ve eve çıkardım.


Sonuç işte böyle !


                  Ocak ayında açan sukulentlerim coştular bu günlerde. Balkon demiri boyunca duruyorlar her mevsim yeşil yeşil.


                 Akşamına kekimi de alıp kayınpederime gittim. Geçen sene solunum cihazına bağlı geçen o zor aylardan sonra artık iyileşmiş durumda. Ama onun yaşama azmini hep örnek gösteririm. Çok çalışkandır, yemeyi içmeyi, okumayı, her vakit camiye gitmeyi sever. Artık dışarıya çıkamıyor çünkü kalbi olduğundan çok yoruluyor ama bir makineye bağlı olmadan, kimseye de muhtaç olmadan yaşıyor ya , çok çok şükürler olsun Allahıma.
Allah herkese böyle yaşlanmayı nasip etsin, sağlıklı bir bdeb ve zihinle eşinle başbaşa bir camın önünde.


Akşamına çayları demleyip sohbetler ettik. Kaç yıllık evlide olsa bu eşler birbiriyle didişmeyi bırakmıyor galiba. Hala anlaşamadıkları, ters düşüp birbirine kızdıkları şeyler var. İnsani bir durum bu işte, kaçınılmaz.


Pazartesi ile birlikte erken saatlerde okula doğru yola çıktık.


Okulda kurabiyeler yaptık.


                          Hatta portakal suyu da sıktık yanında. Bir ara Ceren'de yazmıştı ,okulda portakal suyu sıkıp çocuklara versem mi diye. Böylece denemiş oldum ama o gün çok yoruldum çünkü yanımda yardımcı yok ve 9 çocuk için dolu portakal sıkıyorsunuz ve sonrasında da her yer batıyor.


Bu hafta iki Cihan Aktaş Kitabı okudum ..


Çarşamba ile birlikte köyümüze kar yağdı.


Sınıfımıza giden yol.


Sabah okula gelen çocukları karşılamamız.


Karla birlikte sabah çayı..


Sınıfımıza odun getiren hizmetlimizin çizmelerine bayıldım..


Çocukları dışarı çıkaramasak da kar oynamalarına engel değil bu.


Okul sonrası köy yollarında yürüyüş..



Benim sınıfın karşıdan görünüşü..


Tabi ki hayat hep zor, hep kötülükler dönüyor dünya da. Ama iyilik de var ve bunun peşinde olmalıyız. Yaşadığımız sürece umutlu olmalı, iyiliğe çalışmalı, ne olursa olsun bezmemeliyiz. Yağan bir karla her yıl en baştan seviniyoruz ,hayattan neşe alıyoruz ne güzel!
Knut Hamsun’un ‘Göçebe’sinden  birkaç satır:
 “Evet herkesin iyi, güzel saatleri olur. Bir tutuklu, arabada darağacına götürülmektedir, oturduğu tahtanın çivisi bir yerine batarsa hafif yana çekilir, şimdi daha rahattır.”

Yaşam sürdüğü sürece umut bizle!
Mutlu Cumalar !












7 Ocak 2022 Cuma

Merhaba Cuma!

Mutlu, musmutlu bir hafta sonuna daha ulaştık şükürler olsun!
Tamam zamları, her gün yaşanan zülumları, kötü olayları, küresel sorunları, fakirliği, insanların yozlaşmasını, kötülüklerini yok saymıyorum ama  etkilenmek de istemiyorum.
Kendi ruh sağlığım için onlardan  bahsetmek istemiyorum sadece.
Yeni bir yıla girdik yine, yıllar ardı arkası gelmeye devam ediyor. Ne zaman bu kadar büyüdüm? Nasıl geçti gençlik, çocukluk ?
Yeni yıla girerken hazır bir pasta alayım, ağzımızın tadıyla girelim dedim, kızım için bu pastayı aldım. O gece eşim çalışıyordu, evde yalnız gibiydim çünkü yemekten sonra kızım hemen  odasına gitti.



                      Ara sıra yanıma çağırsam da gelmedi. Artık üzülmemeye çalışıyorum çünkü herkes ergenliğin tipik özelliği olarak  odalarında tecrit olarak saatlerini geçireceğini söylüyor. Bunu da normal karşılamam gerekiyor. Şimdiye kadar çok dert ettim kendime, ikna etmeye çalıştım ama olmadı. Çocukluğunda istediğimizi yaptırıyorduk , sözümüz geçiyordu ama artık bildiğini okuyor.


                       Yılın ilk günü yani cumartesi günü eşim yine işe gitmişti. Kızımda kahvaltıdan sonra hemen odasına çekildi. Bir taraftan da kızımın çok fazla dışarıda zaman geçirmek istememesine de seviniyorum. Çünkü yaşıtları gece gündüz sokaklarda başıboş.
Kahvaltı sonrası en sevdiğim çiçeklerimin yanında oturup mutlaka bir şeyler okumam. Özellikle dergilerimi okumaktan öyle huzur duyuyorum ki anlatamam.
Bu sırada yılın ilk sümbülü de açmış halde.
Aklıma Orhan Veli'nin o hayat coşkulu şiiri gelir her çay içişimde;

Çayın rengi ne güzel
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!


                Doğada olma fikri her geçen gün artıyor kafamda. Fırsat buldukça geziyorum bizim köyde. Ne yazık ki bizim memlekette çok köpek var ve bu yüzden korkuyorum etrafta dolaşmaktan. Şehirde ki başıboş köpekleri getirip bırakıyorlar bu köye. O kadar çoğaldı ki yerli halk bile bahçelerinden çıkamıyor.


Yine de güzel havaların hakkını vermek lazım ..
                                   Biraz deniz olsam biraz bulut, kuş, dağ, taş, tepe yada bir dalga olsam ve sonunda durulsam. Belki de bir kitabın sayfası olsam okunup geçilsem. Ne olursam olsamda ben ben olmasam..
Necip Fazıl..


Okula gider gitmez sobaya bir demlik ıhlamur koyuyorum..


Okulda geçen sanat dolu saatler..


Anneciğimde o muhteşem gökyüzü renklerini yakalamış bu hafta..


            Çarşamba gününü kendime ayırayım dedim okul sonrası sahile gidip uzun yürüyüşüme başladım. Yürüdüğüm saat öğleden sonra 2 gibi olunca işi gücü olmayan, okuldan kaçan gençler ve en çok da emekli amcalar , teyzeler tüm sahili doldurmuş olduğunu gördüm. Bir taraftan da rüzgar esiyordu ama güneşli yerlerde oldukça sıcaktı.


Yazın şezlongların olduğu sahil de sandalyesiyle oturanlar vardı şimdi de.


                5 kilometre gibi bir mesafeyle yan kasabaya yürüyerek geliyorsunuz. Burası da balıkçılık yapan halkıyla küçük bir yer ama o sandalları, eski evleri, uzun sahil şeridiyle çok güzel.


                        Teknelerinin yanında ağlarını onaran adamlara baka baka geçtikten sonra küçük çarşısına ulaştım. Genelde amcalar güneşe sandalyelerini koymuş sohbet ediyorlardı. Bir çay bahçesinin içinde küçük bir ocakta kömürde köfte yapan amca vardır, onu buldum ve sıraya girdim. Çünkü öğle saatleri gibi köfteleri pişirmeye başlar, anında biter ekmek arası köfte. Neyse oturanlara vermeden ben ayakta beklediğimden hemen bir paket yaptı bana.


Sonra paketimi alıp sahile gidip denize karşı oturdum, köftelerimi bir güzel yedim. 


                            Eski konaklardan biri restore ediliyordu ne zamandır . Sonunda bitmiş. Çok merak ettim ne oldu diye. Meğer millet kıraathanesi olmuş. İçine girdiğimde bir genç karşıladı ve her yerini gezdirdi. Her katında kitaplarla dolu odalar var. Çocuklarda gelmiş ya ders çalışıyorlar ya da kitap okuyorlardı. 
Kitaplar öyle çok ve yeniydi ki gözlerime inanamadım. Artık hiç kitap almasam yeridir.


               Ben de kitabımı çıkarıp okudum bu cumbalı konakta. Yalnızca çocuklar böyle yerlerde nasıl olacaklarını bir türlü bilmiyorlar. Sınıflarda da böyle. Çok fazla gereksiz konuşma oluyor. Özellikle seslerinin kontrolü yok. Bir eğitimci olarak yıllardır aynı şey olduğunu görüyorum nedense.
    



Bizim kızlardan birinin doğum günüydü bu hafta içi. Perşembe günü bir araya geldik, pasta yedik, kahveler içtik, sohbet muhabbet valla çok güzeldi. Yeni yeni planlar yaptık bir de bakalım ne kadar gerçekleşir. Ama mutlaka insanın küçük bir grubu olmalı bir araya gelip dedikodu yapıp gırgır şamata vakit geçirdiği. Şükürler olsun böyle arkadaşlarım var neredeyse 9-10 senedir birlikteyiz. 
Mutlu bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle!

















31 Aralık 2021 Cuma

Aralık Ayının Son Cuması


                                Aralık ayı başladığı gibi bitti bile. Soğuk günler oldu, fırtınalı ve yağmurlu hatta bazı yerlerde kar yağdı. Şimdi ayın sonunda nispeten ılık günler yaşadık, yaşıyoruz. Bakalım hafta sonundan itibaren neler yapmışım, neler yaşamışım. Böyle haftalık döküm yaparken çok menun oluyorum, yaşadıklarım yazıyla sabitleniyor çünkü. Yıllar sonra belki baya bir yaşlanınca her sabah , kimbilir artık yapayalnızken bu yazılarımı okurken düşünüyorum kendimi. Ya da ölüp gittikten sonra şu sıralar hiç umrunda olmadığım kızımın beni tanımak , anlamak amaçlı bilerek , isteyerek yazılarımı okuduğunu hayal ediyorum ve sırf bu yüzden yazıyorum. Daha da hayal kurayım; torunlarımdan biri okur belki.
Cumartesi ile en sevdiğim şeyi, kek yaptım. Artık hafta sonu  keki denen bir şey var hayatımda. Kokusuyla, görüntüsüyle, kahvemin yanına eşlik edişiyle, eşimle aramızda bir seremoniye dönüşümüyle çok seviyorum.



                           Benim için mutluluk, huzur anları evimde yaşadıklarım, okuduklarım, anlar, ilişkiler. Geçen gün Gökhan Özcan bir köşe yazısında mutluluk için şunları yazmış;

''Bu sürecin sonunda hemen hepimiz mutluluğu üzerinde etiketi bulunan şeylerde arar hale geldik. Bizi bu yeni mutluluk hedeflerine güdümleyen zihniyet, zamanla insanların kişisel dünyalarından uzaklaşacaklarını ve bu uzaklaşmanın yaygın bir tatminsizlik duygusu oluşturacağını hesaba katmadı ya da kattıysa da bunu umursamadı. Bugün bu strateji yaptığı yatırımların sonuçlarını almış durumda. İnsanlar mutluluğu genellikle alışveriş, eğlence, tatil, birtakım popüler alışkanlıklar ve her gün güncellenen çeşidi bol teknolojik araçlarda arıyor. Bunlar o kadar ulaşılmaz şeyler değil, bir şekilde pek çoğuna ulaşılıyor bu hedeflerin. Ancak yine ticari zihniyetin bir başka gereği olarak ulaşıldığı anda teknolojinin bir sonraki üretimi karşısında değerini kaybediyor ve anlamsızlaşıyor.''


                      Bize empoze edilen alanlarda ve mecralarda mutluluğu aramanın tuzağından kurtulmamız lazım. Mutluluk öğrenilen bir süreç. Şöyle devam ediyor Özcan;
''Bu yeni mutluluk arayışının bir durma noktası yok, çünkü bize doğası gereği bir tatmin yaşatmıyor. Bu hal, sürekli mutluluğu arayan ama eriştiğini sandığı anda onu sürekli elinden kaçıran insanlar haline getiriyor bizi. Bu döngüden kurtulamıyoruz, çünkü bizim için mutluluğun gerçekte ne anlama geldiğini ve onu nerede aramamız gerektiğini çoktan unuttuk.''


                           Mutluluk sizin için ne, onu nerede ve nasıl bulursunuz sorularını cevaplamak için bir çok şeyde farkındalık gerekiyor. Soru her insana göre değişen cevap içerir, bu yolda yürüyen insanların yaptıkları başkaları tarafından bu yüzden anlaşılmaz. Önemli olan bir karara varıp buna doğru yürümek.
Evde geçirdiğim anlar bazen bir kitapla bazen bir videoyla bazen bir yün ile sürüp gidiyor. Bu sade süren hayat şu an bana huzur veriyor şimdilik. İleri de ne olur bilemem.


                  Pazartesi ile sabah erken başlayan maraton.. Okulda o minik elleri , çocukların sohbetlerini, birbiriyle ilişkilerini gözlemliyorum devamlı. Biz de böyleydik bir zamanlar, nasıl da unuttuk o saf halleri. İnsanın büyüme aşamalarında kaybettiklerini her gün görüyorum . Çok umutsuzlaşıyorum sonra da ama yapacak bir şey yok hayat böyle.


                    Bu hafta içi hava güzel olunca doğa da yürüyüşe çıktık. Çocuklarla zor oluyor aslında. Çünkü çok enerjikler, oradan oraya koşturmak istiyorlar. Bir kaza olmasın diye devamlı engelliyoruz biz de , yapacak bir şey yok. Ama yürüyüşün iyi gelmediği kimse yok galiba.


             Köyde ki hayaller kurduğum eve nazar değmiş, artık nedendir bilmiyorum ama iki çam ağacı ortadan ikiye kırılmış. Belki rüzgardan.


          Cengiz Aytmatov ‘Toprak Ana’da mutluluğun tabiatına dair bir inceliğe işaret ediyor: “Bana sorarsanız gerçek mutluluk yaz yağmuru gibi birdenbire boşanmaz insanın başına. Davranışımıza, çevremizdeki insanlarla ilişkilerimize her gün azar azar çeki düzen vererek eksiklerimizi tamamlarız. Yavaş yavaş biriken bir şeydir mutluluk.”


                        Bu hafta Macerakitabım Özlem'in hediyesi kitaba başladım. Trenle yapılan yolculuğu okurken sayfalarında ben de geziyorum sanki . Yavaş yavaş okuyorum, bir çok bilgi de öğreniyorum ülkeler ve insanlar hakkında. Canım Özlem tam benlik bir kitap hediye etti bu sene.


Minik bir öğretmen grubumuz var 2-3 hafta da bir okul çıkışı bir araya gelip sohbet ettiğimiz. Onlarla buluştum hafta içi. Göçmen Börekçisinde Boşnak mantısı falan yedik. Aklıma Buraneros geldi, o da çekiyor ya fotoğraflarını keyif anlarının. Ona özendim ben de böreğimi fotoğrafladım :)


Aralık ayının en güzel yanı hediyeleşme zamanı olması. Özellikle hediye paketi hazırlamayı ve vermeyi, arkadaşlarla bir araya gelip bu curcunayı yaşamayı çok seviyorum. Bu sene de sevdiklerime paketler hazırladım, gönderdim.


Arkadaşlarımın güzel masalarına oturduk, sohbetler ettik iş sonrasında.




                        Ben de güzel hediyeler aldım bu hafta. Beni unutmayan tüm arkadaş ve tanıdıklarıma çok minnattarım. Böyle zamanlarda saki bir çok şey perçinleşiyor, anlam kazanıyor.




                    Son olarak yazımı bitirirken, seneyi bitirirken Gökhan Özcan'a yer açacağım tekrardan. Bir yeni yıla daha girerken bunlar benimde düşündüklerim çünkü;

''Başka şeyleri değil, kendini biriktirmeye çalışmalı insan. Biriktirmekten kastım istif etmek değil gerçekten biriktirmek... Azı azla buluşturup çoğaltmak... Manayı başka manalarla zenginleştirmek... Günleri anlarla bütünleyip süslemek, güzelleştirmek... İnsanları anlamaya çalışarak ‘insan’ı anlamaya çalışmak... Hayatın özünü, bütün hayatlardan damıtarak kristalleştirmek... Sözleri, sözlerle denkleştirerek mayalamak, yoğurmak ve pişirmek... Gördüklerinde hayatı görmek, insanı görmek... Bütün bunlarda alemin hakikatini aramak... Aramak, bulmayı beklemeden aramak... Bulmayı değil, aramayı aramak... Bitirmeyi değil hep başlamayı denemek... Uykuları, uyanmaları getirdiği için sevmek... Sevgiyi biriktirmek, hayatın her köşesine erişecek bir muhabbete erişinceye kadar sevmek... Severek güzelleşmek, güzelleşerek sevmek... Eriştiğimiz her güzellikle başka güzellikleri çağırmak... İçimizde bütün hakikatiyle bir ‹insan› biriktirmek...
















Cuma Şükür Günü

                   Çok şükürler olsun ki bir haftayı da iyilikle güzellikle ve sağlıkla geçirdik ve yeni bir cumaya geldik. Ocak ayının da o...