30 Mart 2022 Çarşamba

Çaresizlik Üzerine

                  Hayatın kaçınılmaz duygularından biri çaresizlik. Bunu yaşamayan, hayat içinde  karşılaşmayan yoktur herhalde. Kendi hayatımızı düşündüğümüzde çaresiz hissettiğimiz, kapana kısılmış gibi gelen ve umutları tüketen bir çok durumla karşılaştığımızı görüyoruz. Böylesine olumsuz bir duygu neden var, niçin bunu yaşamak zorundayız, bize faydası var mı aslında diye düşünmeye başladım bir kitap okuyunca.
                 Geçen ay okuduğum  Çinli yazar Yan Lianke tarafından yazılan Günler, Aylar Yıllar kitabında ki yaşlı adamı ölüme doğru götüren çaresizliği okuduğumda çok sarsılmıştım. Bir insanın hayatın akışında ki acımasızlığa karşı elinden birşey gelmemesi, günbegün artan çaresizlik, yalnızlık bu kadar güzel anlatılır. Doğa karşısında eli kolu bağlı olan insanın umudunu yitirmeden çabalaması ve bu yolda ömrün tükenmesi aslında ne kadar aciz varlıklar olduğumuzu bir kez daha göstermişti bana. İyi ki edebiyat var, beni eğiten, geliştiren ve aslında daha çok insan haline getiren bir alan.


                                                            foto

               Ve iyi ki sinema da var. Beni aslında hiç bir zaman içinde olmayacağım dünyalara götüren, her türlü ortama sokan ve insana dair bir çok şeye ayna olan diğer mecra. Geçen akşam izlediğim Hiroshi Teshigahara'nın  (Suna No Onna )Kumların Kadını filminde müthiş bir kapana kısılmışlık ve çaresizliği işliyordu. Film Kobo Abe'nin romanından filme çekilmiş. 
Filmin kahramanı Cumpei Niki'yi ele geçiren esareti ve çaresizliğini kumların yavaş yavaş eve dolmasıyla orantılı hissediyorsunuz. Aynı evin içinde biri erkek biri kadın, iki insanın bu çaresizliğe bakış açısını, kabullenişlerini, hayattaki rollerini görüp hayatın farklı bir açısını yakalıyorsunuz. Kumların atında kalan iki insanın ilk önce kurtulma çabaları sonra da kabullenmeleri.. Hayatta karşılaştığımız zorluk, çaresizlik ve umutsuzluğun karşısında savaşmanın anlamı var mıdır, çabalar her zaman karşılık bulur mu, sabretmek işe yarar mı, kadere boyun eğiş kaçınılmaz son mudur? 
                Bir kitap bir film sen neler açtın başıma!
                Dediğim gibi iyi ki edebiyat, sinema vb. var!

                               Film Hakkında

25 Mart 2022 Cuma

Merhaba Cuma !

                          Tanrıyı inkar eden hiç bir şeye inanmaz hale gelmez, her şeye inanır hale gelir demişti Umberto Eco. Tek bir Yaradana inancım sayesinde anlam buluyor yaşamım diye düşünüyorum. Gittikçe de O 'nun istediği şekle bürünmesi için çalışıyorum. Başta yol göstericim Peygamberimiz, diğer müslüman büyüklerimiz. Abdullah b. Ömer şöyle dermiş;
'' Ey Mümin! Akşama eriştiğinde sabahı , sabaha çıktığında akşamı bekleme . Hastalanmadan önce sıhhatinin kıymetini , ölmeden önce de hayatının değerini bil.''
                     Yaşadığımız şu dünya da ki bir çok kötü olaylar, savaşlar, farklı coğrafyalar da ölen binlerce çocuk, katledilen gencecik kızlar, kadınlar hep gündemimizde. Biraz kendimi iyi hissetsem beş katı kalbim daralıyor, nefesim kesiliyor. Bir çoğumuz gibi elim kolum bağlı hissediyorum. Hayattan biraz keyif alsam bu bana artık utanç veriyor. Şu anda binlerce insan ne halde sen biliyor musun diyen bir ses var devamlı içimde. Öyle bir zamandayız ki bunları yaşamayan insan yok herhalde. Bu durumda yine inancıma sarılıyorum. Peygamber Efendimiz insanın elini kolunu bağlayıp onu felç eden üzüntüden Allah'a sığınmıştır. Böylesi durumlarda Rabbimizin bir üzüntüyü unutturacak başka üzüntüler verdiği Kuranı Kerim de bazı ayetlerde geçiyor. 
Bu yüzden acıların elimi kolumu, umudumu bağlamamasına çalışıyorum. Elimden gelenleri yapmaya devam ediyorum. 
                      Gün içinde çokca şükrettiğim en büyük şey canım anneciğimin sevgi dolu mesajları. Öyle güzel bir anneye sahibim ki. Ne yazık ki bunun farkına çok geç yani bu yaşlarımda vardım. Gençken bir çok şeyin farkında olmadığınız gibi ebeveynlerinizin kıymetini de uzun yıllar sonra anlıyorsunuz. Çünkü herkesin anne babasının aynı olduğunu, herkesin çocuğuna fazlasıyla mecburi bir değer verdiğini sanır, yaşadıklarınızı hayatın normal akışı olduğuna inanırsınız hep. Sonrasında gözleriniz açılır , aslında her anne babanın çok da nitelikli olmadığını kavrarsınız.Meğer anne babam benim en büyük hazinemmiş bu dünya da. 
                     O yüzden şu an hayattayken onlara daha fazla ilgi, alaka göstermeye çalışıyorum. Eskiden aramak bile aklıma gelmezken şimdi mutlaka haberleşiyoruz yüz yüze görüşemezsek de. 


                  Ah anacığım öyle hayat ve neşe doludur ki. Bitmeyen bir iyimserliği vardır ki ben ona çekmemişim. Geçen hafta kar tekrar geri gelince camının önüne bir kardan adam yapmış , fotoğrafını çekmiş ve göndermişti.



               Sabah namaza kalktığında biz uyuyor olsak dahi pencereden etrafın videosunu çeker, bir çok tatlı emoji barındıran mesaj ve dualarını gönderir. Bu güzel karlı sabahın fotoğrafı çekip gönderdi cumartesi sabahı.


Gece yağan karın tuttuğunu görünce ben de sabahı zor ettim..


                                      Cumartesi sabahı uyanır uyanmaz - galiba saat 9 civarıydı - iyice giyinip sokağa çıktım. Eşim ve kızım uyuyorlardı. Daha kimselerin bozmadığı kar dolu yollarda yürüdüm. Sonra yaşadığım şehrin tepelerine çıktım. Zeytin ağaçlarının olduğu bir yer var, oraya geldiğimde kar kalınlığı da yükselmişti. Neredeyse iki saat yürüdüm, gezdim, dolaştım. Dönüşte ekmek alıp eve geldiğimde sofra hazırlanmış, çay demlenmişti. Şükürler olsun ki hayatın her alanında yanımda olan, beni düşünen bir eşim var. Bencilleşen şu dünya da bu tür şeyler ne büyük lütuf.


               Kahvaltıdan sonra çayımı alıp battaniye altına girdim ve saatlerce böyle oturdum. İnsan buna nasıl ihtiyaç duyuyormuş anlatamam.



           Sonra salonumda en sevdiğim cam kenarına geçip kahve içip kitap okudum. Manzaram evlerle dolu olsa da çam ağacımı kıyıdan köşeden görüyorum.


                        Pazar günü doğum günümdü. Canım arkadaşlarım geldi, oturduk yedik içtik.     Şükürler olsun ki yeni yaşıma sağlıkla, ailem ve arkadaşlarımla girdim.


Pazartesi günü yeni yaşımı kuzenlerle kutladım.


Pazartesi okula gittiğimde sabah manzaram..


Sınıfımda çocuklar..


Okul çıkışı minibüs beklerken..


                   Hafta boyunca köyde kar yağmaya devam etti. Bizim kasaba da karlar erimesine rağmen köyde uzun süre kaldı. Soba da mısır patlatmak en sevdiğimiz. Çocuklarla bu heyecanı yaşamalısınız.


                             Bu hafta içinde Yaşlılara Saygı Haftasını kutladık. Onlar için çocuklarla hediyeler hazırladık. Kendi anneanne, babaanne ya da dedelerine götürüp ellerini öperek verdiler.


                     Karlı soğuk günlerde en sevdiğim içecek ıhlamur. Okula gelir gelmez demliğimi hemen sobaya koyuyorum. İnstagramdan biri öğrencilerim  ve ortamımız için sanki 80li yıllar diye yorum yapmıştı. Gerçekten de o eski , özlediğimiz günleri tekrar yaşıyorum gibi geliyor. Köye tayinimi istediğimde bu herkese çok garip gelmişti, bazıları hatta sürüldüm falan sandı. Ama bunu yaşayacağımı biliyordum. Şükürler olsun ki 7 senedir durumum hiç değişmedi.
Cuma yazımı Peygamberimizden bir hadisle bitirmek istiyorum;
 “İyilik güzel ahlaktır. Kötülük ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.”







18 Mart 2022 Cuma

Cuma Gelmiş


"İnsan yeryüzünde nereye giderse gitsin, yanında bir parça gün ışığı, bir avuç yeşillik, bir tepenin hayali çizgilerini, kulağına çarpmış birkaç kahkahayı götürebilirdi... Ben de öyle yapacaktım..."
Diyor ya Sevinç Çokum..
İçimde umut barındırmayı severim çünkü hayata bizi bağlayan tek şeydir bu. Hayatımın genelinde umut yüklüyümdür , gerçekleşmesini umduğum hayallerim vardır. İçinde bulunduğumuz ortam , coğrafya nedeniyle bir çok şeye hem imkan sağlıyor hem de engelliyor. Beterin beteri vardır diyerek iyimser olmaya çalışıyorum. Bu sorunları görmezden gelme değil bence,bu kötü dediğimiz hayatta  benim rolüm nedir ve neler yapabilirim diye düşünürüm. Şuraya bile iyimser bir şeyler yazıp insanların gönüllerine ferahlık katabiliyorum ya, daha ne olsun. Bu böyle böyle büyür gider hayatta..
              
                Gündelik yaşamımda beni mutlu edecek şeylere odaklanırım. Sorunları gidermeye kudretim yoksa da görmezden gelir ve umursamam. Başucu kitaplarımdan biridir Bozkırkurdu ve şöyle der bir yerinde ;

                       '' Yaşamaktan sık sık bezgin düştüğünüz günler oldu, bu dünyadan çekip gitmeye baktınız, öyle değil mi?  Bu zamana , bu dünyaya , bu gerçeğe sırt çevirip kendinize  daha uygun gördüğünüz bir başka gerçek içinde , zamanın yer almadığı bir başka dünya da yaşamayı özlediniz. Özlediğiniz şeyi yapın şimdi sevgili dostum Harry, sizi bunu yapmaya davet ediyorum . Bu başka dünyanın gizli olduğu yeri , aradığınız dünyanın  kendi ruhunun dünyası olduğunu biliyorsunuz çünkü. Özlemini çektiğiniz o  gerçek , yalnızca kendinizde yaşıyor. ''

                           Beni mutlu eden bir şey yapayım dedim cuma günü ,kendime bir demet nergis aldım.


                              Cumartesi eşimin isteği üzerine çikolatalı, portakallı pasta yaptım. Artık pastaneden pasta ya da keklerini almak istemiyorum çünkü çok tatlı geliyor. 

              

Cumartesi ve pazar sabah kahvaltı bile etmeden eşimle çıkıp karda yürüyüş yaptık. Bahçemin kış hali de çok güzeldi. Limon ağacımda ki limonları toplamıyorum , öyle güzel duruyorlar ki. 


Karavanımız uzun zamandır burada yatıyor :)



Sokağımızın durumu..






                      Uzun bir yürüyüşten sonra eve gelip kahvaltı yaptık, dergi ve kitap okuma derken hafta sonumuz da bitti gitti..



Bu hafta ki kitabım..


Pazartesi okula dönüş..


Hafta içi yani salı günü bir arkadaşın doğum günü için bir kafe de toplandık. 


             Dün gece Berat Kandili kutlandı. Diyanetin sayfasında bir ayet paylaşılmıştı , bugün ben de onu buraya aldım. 

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur. Allah`tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

(Mâide, 5/8)

Herkese mutlu ve huzurlu hafta sonu dileklerimle!












11 Mart 2022 Cuma

Cuma Gelmiş

                   Mart ayını ortalarken yeni bir hafta sonuna daha ulaştık çok şükür sağsalim. Dünya hep böyle karmaşık mıydı yoksa biz mi büyüdük bilmiyorum ama  artık her şey ağır geliyor. Geçenlerde bir yerlerde insanın sadece gençlik yıllarında mutlu olabileceğini okudum. Şöyle bir düşününce lise ve üniversite yıllarında da bir çok acı yaşandığını görüyorum dünya da. Özellikle üniversiteye giderken körfez savaşı çıkmıştı, yurdun televizyonunda film seyreder gibi seyretmiştik günlerce. Avrupanın göbeğinde boşnaklar katledildi o yıllar, ben de boşnak olmama rağmen hiç etkilenmemiştim. Şimdi kızıma bakıyorum da olanlardan bihaber.

                    Belki de dünya böyle devri daim ediyor Yapacak bir şey yok. Gün geçtikçe ağırlaşan hayat şartlarına inat , insan hep umutla yaşamak zorunda. 

                   Geçen cuma eve gelirken pazara geçip uzun bir aradan sonra kendime çiçek aldım. Özellikle kasabamıza nergis çiçeğinin gelmesini bekliyordum . Nihayet köylü pazarına ilk nergisler gelmiş.



                     Everest yayınları Açıkhava serisi diyerek 18 yeni kitap yayınlamış. Otobüste, parkta, piknikte nerede olursanız olun size ağırlık yapmayacak , küçük boyutta , bir çaylık kitaplar bunlar. İlgimi çekince 3 kitap aldım bende.


Bu hafta içinde hediye paketleri hazırladım, mutlu oldum.



                    On, on beş yıl önce küçük bir arsa almıştık. O zamanlar baya bir şehir dışıydı. Uzun bir zaman sonra bahçeye gidip ilk fidanımızı ektik. Bu bir vişne ağacı ağacı. Ama bahçede zeytin, ceviz, kiraz ağaçları da var ama çok bakımsız. Kısmet olursa bu sene bahçeyle daha çok ilgileneceğim.


Ağaç ekmeye gittiğimizde tavuk saldırısına bile uğradık :)


En sevdiğim şeylerden biri de dergilerde ki evlere , bahçelere bakmak. 




                                Kırsal, çiftlik hayatıyla ilgili youtube videolarını seyretmeyi çok seviyorum. Film olarak da seçtiklerim de benzer oluyor. Bu hafta içinde seyrettiğim Rams böyleydi. Koçlarla kafayı bozmuş iki kardeşin hikayesi olan film güzeldi.


           Hafta içi kız arkadaşlarla buluşunca anneciğim bize bir tepsi boşnak böreği yapmış . Şöyle bir tepsi gelince bayram yaptık.


                       Uzun yıllar olmuştu ki bu şarkıyı , zamanında çok sevdiğim bu grubu dinlemeyeli. Ama dün gece karşıma çıkınca gözlerim yaşardı, nerede o yıllarım, gençliğim, nerede o heyecanlar, o enerji diye ağladım uzun uzun. Ne çok dans ederdik bu şarkıda, ne çok severdik. Kendimizi kandırmayalım, bitti arkadaşlar, bitti o güzelim yıllar, yaşantılar..




                          Perşembe ve cuma kar tatili oldu. Zaten mart ayının ilk karı da hafta içinde yağdı bizim köye. Sabah okula gittiğimizde böyle bir manzarayla karşılaştık. Hemen çayımı alıp şöyle bir zamanı arşivledim :)
Bugün cuma. Bizim burada pazar var. Hava öyle soğuk ki, pazar kurulur mu bilmiyorum ama gidip cuma çiçeğimi almayı ve pazar yapmayı planlıyorum. Çıkmadan önce hayırlı cumalar diyorum herkese, mutlu haftasonları !







7 Mart 2022 Pazartesi

Yazma Güdüsü

                       Okuma ve yazmayı sevme doğuştan gelen, zamanla çoğalan ve gelişen, hiç bir zaman dinmeyen bir istek ya da özellik. Evimizde bana model oluşturacak biri yoktu okumayı sevmemde. İlkokuldan itibaren ne bulduysam okudum, genelde fazla da bulamıyordum. Sınıf kitaplığını oluşturan camlı dolapta ki bir kaç sıra olan kitapları  tekrar tekrar baştan okuyordum. Ne kadar istesem de babam yalnızca bir kitap ( Gülten Dayıoğlu ) hediye etmişti çocukluk yıllarımda. Akranlarımla mahallede oynarken bazen yerde bir gazete vb. parçası bulup elime alıp okuduğumu hatırlıyorum. Öyle bir tutkuydu işte bu. Yoksa hangi çocuk oyunu bırakır ve böyle bir şey yapar? Okuma güdüsü kuvvetli şekilde vardı içimde, bunu doyurmak hala mümkün olmadı. 

                      Yazmayı çok sevmedim, sadece günlük tuttum bazı dönemler. Yazmanın da aynı okuma aşkı gibi içten gelen, gerçekleşmediği sürece insanı rahatsız eden bir şey olduğuna inanıyorum. Tove Dıtlevsen'in Çocukluk ve Gençlik kitaplarını bitirdim dün. Yazarı merak ederek araştırdım internette. Yaşam öyküsünü okuduğumda yalnızlık ve sevgisizlik ile büyüyen yazarı ilk olarak fiziken merak ettim. Gençlik ve orta yaşlı hallerine baktım uzun uzun. Nedense çok üzüldüm, çünkü 4 çocuğu olmasına, her fotoğrafında gülümsemesine rağmen çocukluğunda yerleşen acının tüm ömrü boyunca sürdüğünü düşündüm. Çünkü sonunda psikolojik hastalıklardan, bağımlılıktan kurtulamamış ve intiharı seçmişti.

                    


                                                          Foto buradan  

                            İlginçtir ki acısını, sevgisizliğini, yaralarını saran sadece yazma eylemi olmuş. Şiir yazmak.. Kuvvetli bir güdü olarak çocukken başlamış ve hayatına şekil vermiş. 

                         Yazma dürtüsü böylesine kötü bir aile ortamında nasıl filizlenir eğer bu güdü olmasaydı? Şiir yazmanın kadın işi olmadığını söyleyen babayla bir kız olarak tek derdinin zengin bir koca bulmak olması gerektiğini savunan anneye rağmen içinde yazma eylemi günden güne çoğalan Tove Ditlevsen. Olumsuz hayat şartlarına rağmen bu isteği hiç sönmemiş. İnsan bir şeyi çok istedi mi dünyada ki yollar ona açılıyor. 18 yaşında karşılaştığı bir erkeğe öylesine sorduğu '' Sence şiirleri mi yayınlayabileceğim mi? '' ile bir editörün adresini vermesiyle bu yola giriyor, dünyada en sevdiği şeyi yapıyor böylece.

                           Yazmak ve okumak arzusu bir insana verilen en büyük lütuf bence. Beni etkileyen hayatıyla Tove Ditlevsenin arkadaşıyla gittiği orta yaşlı , yalnız yaşayan Bay Krogh'nun evinde ki kitapları gördüğü zaman ki duygularını çok iyi anlıyorum. Bu mutluluğu ancak bilen bilir. 

                         Yazma işi aynı zamanda sancılıdır. Belki de içinde bulunduğu olumsuz şartlar onu besledi. Gün geçtikçe çoğalan yazma duygusunu bir türlü yola sokamayan Tove Ditlevsen'in iyi yazabilmesini  çok sevdiğim yazar Thomas Bernhard 'ın şu sözünde bulurum ;

'' Galiba hayatında herkes bir yerlerden bir tekme ama okkalı bir tekme yemeli.''

                    Erken yaşlarda hayattan yediği tekmelerle bu güdüsünün peşinde oldu yıllarca. Ama bir çok bu güdüye sahip olanlar gibi o da mutsuz oldu.

        







4 Mart 2022 Cuma

Bugün Cuma!

                   Mart ayı geldi, bahar yavaş yavaş müjdeleniyor. Mart ayında doğmuş olsam da sevmiyorum bu ayı çünkü ne kış ne bahar yaşıyorsunuz üstelik öyle de uzun ki. Genelde kış olarak yaşıyoruz mart ayını. Ama nisan öyle mi, gerçek müjde nisanla birlikte geliyor  bence. 
Bir de dünyanın başında ki bunca bela olunca ne tadımız var ne de tuzumuz. Yönetimlerin keyfi uygulamaları yüzünden bunca masum savaşın içine bir anda girdi. Bu ilk değil, ne kadar çağlar da atlasak savaş, kavga, eziyet olacak ne yazık ki. Başımıza ne geliyorsa bu erkek dünyasının genetiğinden midir nedir bilmiyorum yıkmaya, yok etmeye endeksli olmasından. 
Daha bir hafta önce insanlar sokaklarda dolaşıyordu, çocuklar okula gidiyordu, insanlar mutlu ve huzurlu yaşamlarını sürüyordu. Peki şimdi?
                  Aynı şeyleri insanlar Suriye, Irak, Afganistan'da yaşadı. Hocalı katliamının yıl dönümüydü geçenlerde. Avrupanın göbeğinde müslümanlar katledildi. Aynı ülkede olup mahallelerini duvarlar ayıran insanlar bu yüzyılda yaşıyor. 
                   Gelecek günlerde bizim ne olacağımız meçhul. Ekonominin, biten tarımın sonunda her şeyi ithal etmemizin sonuçları yavaş yavaş gerçekleşiyor. Çok umutsuzum, mutsuzum, canım sıkkın. Ama elden bir şey gelmiyor. Yalnızca işimde, yaşamımda doğru düzgün olmaya bakıyorum. Küçük küçük iyilikler, dokunuşlar, farkındalıklar yapmaya çalışıyorum. 
                   Ah şu emeklilik gelse diyordum ya dün gece karşıma şu nine çıktı. Youtube da Green Renaissance kanalını çok seviyorum. Küçük pasajlar halinde dünyanın çeşitli yerlerinden insan manzaraları ve onların yaşama bakış açılarını yayınlıyor. Dün gece seyrettiğim 86 yaşında ki o tatlı ninecik en çok gençlik enerjisi, yaşam arzusunu, umutlarını özlediğini anlatıyordu. Bir an önce emekli olmaya bakmayın çünkü o zaman elinizden bir çok şey alınacaktır diyordu. Bir bakın isterseniz 
  

Geçen hafta sonu havanın güzelliği şubatta hayret ettirecek kadardı. Fırsatı kaçırmayalım dedik ve sahilimizde on bin adımlık bir yürüyüş yaptık eşimle. Gitmeden havuçlu fındıklı kek bile çırpmıştım. Dönünce iki kişi evin temizliğine giriştik, ne yazık ki o güzelim cumartesimizden 2 buçuk saat gitti. Sonrasında temiz bir evde kahve kokusu kadar da güzel bir şey yoktur diyerek keklerimizi kesip kahvemizi demledik. 


                   Kahvemi içtiğim, kitabımı okuduğum ve görüş hizamda o kocaman çam ağacımın olduğu köşemi çok seviyorum. Yeşile ve maviye bakmak gerçekten terapi gibi. 


             Bu hafta Tove Dıtlevsen'in otobiyografik üçlemenin ilk kitabı Çocukluk ve sonrası Gençlik okudum. Çoğumuz çocukluk yıllaarımızı özlemle anar, geçmişe dönmek ister ve bazen de saplanıp kalırız ama bazı insanlar vardır, ne yazık ki bu dünyaya bir sıfır yenik başlarlar. Ailelerinin yanında olmalarına rağmen yeterli sevgi, alaka ve güven duygusundan mahrum büyümek tüm yaşantılarını etkilenirler. 
''Çocukluk tabut gibi uzun ve dar, kendi kendine içinden çıkmak mümkün değil.'' 
der yazar. 
1920li yıllarda Kopenhag'ta doğan yazar işçi bir ailenin çocuğu. Kitabında 5 yaşından 15 yaşına kadar geçen süre de aile içinde ki yerini anlatıyor, annesinden göremediği onay  ve sevgiyi şiire kanalize olup yaralarını sarmaya çalışıyor.


Güzel edebiyatı seviyorum ama son yıllarda kuzey ülke yazarlarının dilimize çevrilişiyle şunu görüyorum ki; dünyada ki acılar ortak. Özellikle kadına şiddet ve taciz her ülke de neredeyse ebeveynlerden başlayarak tüm toplum bireylerine dağılım gösteriyor. Çok önemsediğimiz ve yücelttiğimiz Avrupa ülkelerinde bile insanın benliğine işleyen suçlar ailede başlıyor. Ne yazık ki kimse doğru düzgün yetişemiyor bunca çarpıklıkta.



Bahçeme kocaman bir çukur kazıp artık meyve sebze atıklarımı buraya döküyorum. Televizyonda bir bayanın apartman dairesinde yaşayarak çöplerini ayrıştırmasını ve harika bir çevreci oluşunu seyrettikten sonra bir bahçem varken bunu neden ben yapmıyorum dedim. 



                Hafta içi köyümüze az da olsa kar yağdı, hava çok soğuk hala. Sabah okula geldiğimde çatıları kapatmış kar ve evleri saran sisi görünce mutlu oluyorum. Her  ne kadar baharı özlesem de sisli ve kapalı havalarda güzel. Devridaim yapan bir iklimimiz olduğu için çok şanslıyız.



Sobada mısır bile patlattık !



Sonra da  bir güzel yedik :)



Çarşamba günü kızlarla bir araya geldik, uzun süreden beri görüşmediğimiz için konuşacak çok şey birikmiş. Yedik, içtik, konuştuk,biraz üzüldük, ne olacak bu dünyanın hali diye kederlendik, güldük çokça. Şükürler olsun bu günlerimize ..


         Bulgar göçmeni bir arkadaşımızın getirdiği Marteniçkaları  bağladık, bakalım ilk leyleği ne zaman göreceğiz dedik birbirimize.
Zaman hızla ilerlerken küçük olaylarla mutlu olmak, sımsıcak evlerimize akşam olunca girmek, gece yumuşacık yastıklarımızı başımızı koyup sağlıkla uyumak ve daha binlerce basit şey aslında ne kadar kıymetli. Saçmasapan bir savaşla bunları bir günde kaybedebiliriz. Artık birşeyin garantisi yok şu dünyada, sadece inançlarımıza, ahlakımıza ve içimizde yeşertip canlı tutmaya çalıştığımız umuduza bağlanalım her daim.
Herkese mutlu ve barışçıl cumalar!
























Bugün Cuma

Akan suyu severim ben Işıldayan karı severim Bir yeşil yaprak Bir telli böcek Yeşeren tohum Güneşte görsem Sevinç doldurur içime Bir günü Gü...