Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belçika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2012 Pazartesi

comenius projemiz

                      Uzun  zamandır  yazamadım  çünkü  güzel  bir  koşturmaca içindeydim.  Okulumuzun  bir  comenius projesi  var.  Tam  8 ülkenin  ortak olduğu  bu  projenin  adı  ''  Kuklalar  Yeşil  Görevde  '' ...
                     Her  ülkenin  seçtiği  bir  kukla  var.  Bu  kuklalar  sırayla  ülke ülke  okullara  yolculuk yapıyorlar.  Amaç  bu kuklalar  yardımıyla  çocuklarda   çevre  bilincini  yerleştirmek.  Aynı  zamanda  ülkelerdeki  öğretmenler de  belirli tarihlerde  okullara  ziyaret  yapıp eğitim programını  uyguluyorlar.  Bu  hafta  sıra  bizim   ülkede  yani  bizim  okuldaydı.  Bu yüzden  gelen  misafirlerimizle  yoğun bir hafta  geçirdik.  Az az  da  olsa  sizlerle  paylaşacağım  şimdi.


 
 
Gelen  ülkeler  ;    Belçika,   Hollanda,  Romanya,  Litvanya,  Slovenya,  İzlanda,  İspanya  ve  Portekiz.. Anasınıfını  gezen  misafirlerimizi  görüyoruz
burada...




 
 
Her  ülke  girdiği  sınıfta  bir  faaliyet  yaptılar.  Anasınıfına  Giren  Belçika  çocuklarla  sağlıklı  meyve  suyu  yaptı.  Çocuklar ilk önce  elma ve  muzu  kestiler.
 

 
 
Portakal  suyu  sıkıldı.  Doğranan  meyveler de  buna  eklendi.


 
 
Belçikalı  öğretmenin  yardımıyla  meyveler  iyice  parçalandı..
 
 

 
 
Artık   meyve  suyumuz  hazır.  Bardaklara   konan  meyve  suları  afiyetle  içildi.
 
 
 

 
 
Aynı  zamanda  diğer  anasınıfında  Litvanya  grubu  başka  bir  etkinlik  yapıyordu.  Tavşan  maskeleri  ve  draması.  Aynı  zamanda  havucun  faydaları..


 
 
İlkokul  1.  sınıf  öğrencilerine de  diğer  ülkeler  girip  çeşitli  etkinlikler  yaptırdılar. 

 
 
 
Her  ülkenin  kuklası  var.  Her kuklanın adı, eşyaları,  bir  günlüğü  var.  Bu  günlük o  kukla  hangi  ülkeye  gitmişse  o  ülkede  dolduruluyor.  Kuklanın  neler  yaptığı  yazılıyor.
 



 
 
 
İşte  bu  Belçika'nın  kuklası  Pompom.  Bizim  çocuklar  öyle  çok  sevdiki  onu,  devamlı  kucak kucak  gezdi.
 
 
 



                          Ders  dışı  etkinliklerimiz de  çok  yoğundu.  Misafirlerimizi  bir  gün  İznik'e   götürdük. Seramiklere  hayran  kaldılar...



 
 
Türk  yemeklerini  tattırmasak  olmazdı  :))
 
 


 
 
 
Bir  gün de  İstanbul'a  götürdük.  Ayasofya,  Topkapı,  Sultanahmet  gezildi.  Fotolardaki  tarihe  aldanmayın,  benim  makinenin ayarları  yanlış.  Kapalıçarşı, Eminönü  vb.   yerler de  gezildi.
 
 
 
 
 
Ama  İstanbul'u   biliyorsunuz  ,  buralar  o kadar kalabalıktı  ki  bu  bizi  daha da yordu. Gelenlere  İstanbul'u  nasıl  bulduklarını  sorduğumuzda  hepsi  çok  insan  olduğunu ve  buna  şaştıklarını  söyledi. Düşünün  İzlanda'dan  gelenler  kendi  ülkelerinin  nüfusunun  320  bin olduğunu  söyledi. 
1  haftalık  koşturmaca  İstanbul  gezimizle  kapandı. Oradan  sakin  kasabamıza 
kendimizi  zor  attık.  Pazar  günü  de  tüm  misafirlerimiz  ülkelerine  döndüler..


 

31 Ağustos 2012 Cuma

Brugge'tan Son İzlenimler

                                         Brugge  'da  kalıp  Jan  Van Eyck   den  bahsetmemek  olmaz.  Brüksel gezime geçmeden önce  biraz   da  bu  önemli  adamı  anlatmalıyım.. Bu konu da  beni  uyaran  verbum non facta  ya  teşekkür  etmeliyim.  Bu arada çok beğendiğim  bir  blogtur..  Göz atmanızı  tavsiye ederim..
                                       
                                         Jan Van Eyck ...  Adını ilk  kez 1422 yılında Lahey'de Hollanda Kontu'nun saray ressamı olarak çalışırken duyuyoruz.1425'te ise, Burgundy Dükü'nün sarayının en kıymetli insanı oluyor. Dükün kayıtları arasında, ressamın maaşını vaktinde ödemedikleri için personelini azarladığına dair mektuplar varmış .Doğum tarihi ve yaşamının ilk yılları kesin olarak bilinmemektedir. Yalnız Hollanda’nın Almanya hududu yalanındaki Limburg bölgesinin Maaseyck şehrinde doğduğu sanılmaktadır. Nitekim sanatçının Eyck adını da bu şehrin son hecesinden aldığı tezi üzerinde durulmaktadır.
Jan van Eyck’in yaşamı ile ilgili ilk bilgilere Hollanda’nın bir başka bölgesinde rastlanmaktadır. Jan’ın La Haye’de olduğu görülmektedir.
                                       '' Kutlu Haber''  tablosunun  sahibidir.  Şifreli resimler  yapan  dahidir.
                                                           

                                                          


                                  Kutlu  Haber  Bayramı  Hristiyanların en önemli anıdır. Noelden yaklaşık  9 ay  önce 25  Martta kutlanır. İtalyan  ressamlar  Cebraili  Hz . Meryem  üzerinde  tasvir  etmişlerdir.  Buna karşın  Kuzey avrupada  cebrailin aniden ortaya çıkışı  kendi  evine döner gibi  tasvir edilmiştir.  Meleğin  sol ayağına  bakılırsa  Meryem'e  yakınlaşmak istediğini  gösterir.  Cebrailin yüzü oldukça  masum resmedilmiştir..
                          
                                 Van Eyck  'ın  gençlik  yıllarında  resim  yapıp yapmadığı  bilinmiyor.

                                  Onu asıl meşhur yapan ise "Arnolfini  Düğünü" isimli tablosu. Resim  çift ile  ilgili  bir çok  soruyu ortaya  koymuştur.  Resim  birçok  şifreler,  ipuclarıyla   doludur. Mesela  resimdeki  portakal  bereketi simgeler.  Arka  duvardaki  haçlarla  bezeli  ayna ,  Tanrının  gözünün  bu  çift  üzerinde  olduğunu  gösteriyor. Eğer tabloya dikkatli bakılırsa arka duvardaki yazı görülür. "Jan Van Eyck fuit hic" Yani "Jan Van Eyck buradaydı." Bu tarihin ilk ressam imzalarından biri.
 
 
                                           


Sanatçı, 1432 yılında hizmete açılan Saint Bavon (Gand) Kilisesi’nde yaptığı Mistik Kuzu adlı mihrap arkalığı ile ün kazanmağa başlaşmıştır. 1433 yılında evlenen sanatçının aynı yıl ilk oğlu dünyaya gelmiştir. Kendi ülkesinde ve diğer memleketlerde tanınmaya başlayan ressam, 1432′den itibaren eserlerine tarih atıp, imzalamaya başlamıştır. Bu tarihli ve imzalı eserlerden dokuz tanesi günümüze kadar gelebilmiştir. Dokuz eserin sonuncusu, sanatçının 17 Haziran 1439′da yaptığı karısı Margaretha’nın portresidir. Kimi kez sanatçı, eserlerindeki imzasının yanına ALS ICH CAN «nasıl yapabilirim» sözcüğünü de eklemekteydi.
 
 
Eğer  vakit  yaratırsanız  Brugge  yakınlarında ki   Gent  kasabasına da gidip  ressamın  eserlerini  Gent Katedralinde   görebilirsiniz..

Brugge  ta  doya  doya  müze   gezdik.  Gönül  isterdi  ki,  daha da  zamanımız  olsaydı,  iyice  araştıra  araştıra  gezelim,  öğrenelim..
Bir  de  bol  bol  çikolata  olduğunu  biliyorsunuz.  Her  keseye  göre çikolata  vardı.  Zaten  dükkanlara  girdiğiniz de cömertce  tatlarına  baktırıyorlar..






 
 
Ee  Pelin de  cennete  düştü  sayılır.  Çok  mutluydu  çok :)
 
 
 
 
 
Arada  verilen  molalar.. Koşturmaca  olmadan,  zamanın  sana ait  olduğu  bir  gezide 
kahve  molası...
 

 
 
Ne yazık  ki  Waffle   sevmeyenlerdenim  ama  yine  de  fotoğrafladım..
 
 
 
 
 
Bir çikolata  dükkanı  önünde  kızını  ikna  etmeye  çalışan  ben  :)
 
 

 
 
Her  İstanbula  gelişte  Godiva  çikolataları  siparişi  veren  babam  ,  bu  fırsatı   kaçıramazdı.. Ve  Godiva'nın  Türkiye de  iki  kat  pahalı  olduğunu  gördük,  bilginize...
 
 
                              

28 Ağustos 2012 Salı

BRUGGE 2

                            Brugge   anlat  anlatt bitmez.  Ya  da  benim gittiğim yerleri   abarta abarta  anlatma  huyum  var.  Çünkü   Brugge ile  yazılanlara  bakıyorum,  3 saatte  gezdik ,  hemen  bitti,  burada  fazla  zaman  geçirmeye  gerek  yok  diye  yazılanlar  gördüm.  Sonuçta  herkes farklı  beğenilere,  isteklere,  beklentilere  sahip.  Ben  özellikle  burada  bir  hafta  kaldım.  Günübirlik turist kafilelerine katılmak  istemedim,  şehrin  tadına yavaş  yavaş  varayım istedim.. Okulda ki arkadaşlarda  buraya gelmişlerdi zamanında.  Hiç unutmam  biri, ''çok  düzenli heryer, buralar bize  göre değil ''  demişti.  Zaten  hakkettiğimiz  şekilde de  yaşıyoruz işte.  Gürültü,  saygısızlık,  estetik yoksunluğu  içinde...
                            Hiç değilse  ömrümün  bir  haftasında  arayıpta  bulamadığım  çevrede  soludum  ve  çok  memnunum..
                            Neyse   gelelim   Brugge  gezimin  devamına...



 
 
 
Brugge 'ta   çok güzel  dükkanlar  ,  vitrinler  gördük.. Kızım da  artık  benim  gibi.   Hiç  canı  sıkılmıyor,  bir  dükkana  girince  dakikalarca  geziyoruz.  Olan  babamıza  oluyor :)
 
 
 
 
 
 Fiyatlar   tabi ki  yüksek... Ama   yine  de  bir  şeyler  aldık. 
 
 
 
 
 
 
 
 
Brugge' a    gitmeden  araştırma  yapmıştık.  Neler  yapacağız,   nerelere   gideceğiz  diye..   Ama   orada   doğaçlama   gezdik,   not  aldığımız  heryer   karşımıza  aramadan  çıktı..  İşte  bu  yel  değirmenleri  de   böyle  oldu.   Biraz   şehrin  dışına  yürüye  yürüye   gidince   rastladık..
 
 
 
 
 

 
 
 
Şehrin   diğer  ucunda   işte  bu  yapı  ile  karşılaştık. Burada  Minnewater  Lake ile  karşılaştık.. Uzunca  yürüdüğümüzden   yorulmuştuk.  Şehirde  bulunan  Carfeour  -expresslerden   birşeyler   almıştık  zaten.   Bu  güzel   ağaçlıklı  yerde  uzunca  zaman  geçirdik.
 
 
 
 
 
Tekrar   şehir  içine  dönüp  patates ve  çikolata   müzelerini  gezdik.
 
 
 
 
 
 
 
Patatesin  tarihinden  tutun   kızartmasına  kadar   herşeyi  öğrendik :) 
 
 

 
 
 
Artık   kanallarda   sandal  gezisine  sıra  gelmişti.   7,5   euro ya   bu  geziyi   yapabiliyorsunuz.  Aman  boşver demeyin,  çok  zevkli  oluyor.
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
Kızım  şimdiden  çiçekleri çok  seviyor.  Bir yerde  bir saksı çiçek  görsün,  koşa  koşa  gidip kokluyor, seviyor  onları..
 
 



Gittiğimiz  diğer  müze Arkeoloji  müzesiydi.  Hem de uygulamalı.. Girişte  küçük  bir  sandık,  içinde  kum , kazma,kürek  ve  diğer  aletler ,   siz  kazınca  ufak tefek  eserler  çıkyordu  süpriz  olarak.. Kızımın  ilk  arkeoloji  müzesini  böyle  tanıması  güzeldi..


 
 
İlerleyen  bölgelerde   fosiller,    eski  kap-kaçak,   nasıl  bulundukları,  hangi  zamana  ait  oldukları  ve   daha  birçok  konu   yine  uygulamalıydı..
 
 
 
 
 
 
Brugge'ta   pazar  günü   bir de   bir  festivale  denk  geldik.   Oldukça  uzun  süren,   Pelinin   hayranlıkla  seyrettiği bir  festivaldi..
 
 
 



 
 
 
Otelimize   dönerken    yine  huzur  dolu   görüntülerle   karşılaştık..
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Otele  gidip   akşam  için  dinlenmeye   karar verdik.
 
 



                                                      Küçük,  şirin  otelimizden...



 
 
Brugge  analatmakla  bitmiyor.  Ama   bu  kadar  diyerek   bir  daha ki  postta   Brüksel   ve  diğer  yerleri   anlatacağım...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                

26 Ağustos 2012 Pazar

BRUGGE

                          Bayramda  Belçika'ya   gittik.  Brüksel'de  değilde  özellikle  Brugge  kentinde  kalmaya karar  verdik. Turlarla  gidildiğinde  Brugge 'a   günübirlik  turlar  oluyor.  Ama  böyle  turlar kentin ana yerlerini gösterip  birçok yeri eksik  bıraktığından  biz   tamamiyle  burada  zaman geçirelim dedik.  İyi ki  de öyle  yapmışız. 
                         Brugge  için  Belçikanın  Venedik'i   diyorlar.  Gerçekten de  kanalları,  tekneleri,  tarihe uzanan  evleriyle  sizi  zamandan alıyor.  2000  yılında UNESCO  tarafından  koruma  altına alınmış.  THY   yollarıyla   3 saat  süren  güzel  bir  yolculuktan  sonra  Brüksel  ,  oradan da  trenle  Brugge  yaklaşık 1,5   saat...Hemen  kendimizi  daha önceden ayarladığımız  otele attık.  Otelimiz  şansımıza  şehrin merkezinde,  2yıldızlı  bir oteldi.  Pragta  4  yıldızlı otelimizle  karşılaştırınca  çok fazla  iyiydi. 



                                   



                         Otelimiz  küçük  ama  şirin ve  temizdi.  Daha  sonra  keşif  için  kendimizi  hemen sokaklara  attık.  Temiz, bol çikolatalı  ve  dantelli   vitrinler  bizi  karşıladı.  Bildiğiniz  gibi  Belçika  çikolata diyarı.  Etrafta  bol  waffle  kokusu, ayrıca  patates  kızartması.. En çok ziyaret edilen mekan Le Grand Place veya Market Place. Bu meydandaki binaların yapım yıllları genelde 1500 ile başlıyor. Bu meydana yürüyüp gelirken karşınıza bir birinden güzel yapılar ve görüntüler çıkacak. Yer yer kanalların kestiği şehir köprülerle birbirine bağlanıyor..








                                   Bu  meydan  herkesin toplandığı , yemek  yediği, içtiği,  gösterilerin  olduğu  meydan.. Burada  Belfort  Saat  kulesi de  var.  Buraya çıkmak için  bilet  almak  zorundasınız.  Yetişkin  8  euro  eğer  26  yaşından  küçükseniz  tüm  müzeler  1 euro.. Eğer  3  günlük  kullanacağınız  bilet  alırsanız  15  euro.. Toptan  almak  daha  mantıklı... Bizde  öyle  yapıp  başladık  kuleye  tırmanmaya.. 300  küsür  merdiveni  olduğu  söyleniyor.  Tepeye vardıkça  merdiven  daralıyor  iyice..Ama  yukardan  manzara  harika.. 366 basamak sonrasında muhteşem Brugge manzarası, 47 farklı çan dizisi bizi bekliyordu. Biz tam tepedeyken 47 çan çalmaya başladı, harika bir tecrübe oldu. Belfort'un tepesinde önemli şehirlere doğru oklar ve kaçar kilometre uzakta oldukları yazıyordu.




    Daha  sonra  ara  sokaklara  girerek  keşfe  devam  ettik..  Ortaçağ’dan günümüze adeta hiç bozulmadan gelebilmeyi başarmış olan bu şehrin içinde bir de Ortaçağ hastanesi var. Sint-Janshospitaal    hastanesini 8 € ödeyerek gezebilirsiniz. Pazartesi günleri hariç diğer günler 09:30 ile 17:00 arasında ziyarete açık. Bu hastane Avrupa’da bilinen en eski hastane olma özelliğini taşıyor. 1978 yılına kadar da hastane olarak kullanılmış. Binanın eskiliği bulunan bir evrağın üzerindeki tarihle de ispatlanıyor bu tarih 1188.


                    

  
    Dünyadaki ilk feminist  hareketin  Brugge ta  yapıldığına inanılıyor. Bunun  sebebi  burada yaşayan  Beguine'lerin  olması..Beguineler  12.yy.da  toplu halde  burada yaşamış  kadınlar..Bu kadınların  bir  kısmı eşlerinden  ayrılmış,  bir kısmı eşini savaşta kaybetmişler. Katolik  dinine  sahip  bu kadınlar  hastanelerde  gönüllü hemşirelik  yapmışlar. Bu  toplulukta bir  kadın evlenirse  gruptan  ayrılıyormuş.  En  son  Beguine  1920  de öldüğü  söyleniyormuş..



  


             Bu  yurt dışı  gezimize  kızımı da  götürdük.  Çok  severek  ve  yorulmadan gezdi.  Ona da bir  makina  verdim.  Eve  gelince  baktık çektiklerine.  Neler  çekmiş  neler  :)






                 Evlerin  yapısına  zaten  bayılıyorsunuz ,  bir de  böylesine güzel  renkler, ayrıntılar  eklenince  iyice mest oluyorsunuz.  Saatlerce yürüseniz de  hiç yorulmuyorsunuz..


   


                                 Tüm  evlerin  kapılarında  süsler,  ziller,  posta delikleri  var..








     Brugge  ta   gezdiğimiz  başka  bir yer..Our Lady Kilisesi.  İçinde  Michelangelo'nun  ünlü  Madonna ve  Çocuk  heykeli  var.  Mutlaka  görülmeli..



 
 
Kilisenin  her  detayı  hayranlık  verici..
 
 
 
 
 
İşte  o  ünlü  heykel...
 
 

 
 
Gezdiğimiz,  gördüğümüz  yerleri  anlatmakla bitmez. Ancak  şimdilik  bu  kadar..  Dışarıya  çıkıp durmadan  gezdik.  Sonraki  postlarda  ayrıntılı  anlatmaya çalışacağım..Şimdilik  bu kadar..
Birkaç fotoğrafla  bitirelim..
 
 
 




                     

Ekim Cuması

                                  Ekim ayını neredeyse bitiriyoruz. Ekim ayının 15'i gibi eve döndük ve geldiğimizden beri temizlik, çam...