17 Haziran 2022 Cuma

Tatil Cuması


                Haziranın ortasına geldik, bugün okullar kapanıyor, karneler dağıtılıyor. Geçen iki hafta yaza yakışan yoğunlukta geldi geçti bile. Okulda zaman yazın daha çabuk geçiyor, bahçeye daha çok çıktık, etkinlikler tam gaz devam etti. Köyde olunca bağdan bahçeden kiraz, erikler geldi. Hatta yan bahçede ki kirazları kendimiz topladık, ertesi gün yaptığımız kek üzerine süsledik.





Sadettin Ökten "İnsanın gökyüzüne bakacak vakti olmalı. Edemedim, yetiştiremedim, yapamadım bu hiç bitmez. Hiçbir devirde de bitmemiştir. İnsan dağlara bakmalı, hilkate bakmalı, kendisiyle yalnız kalmalı. Yokluk öyle başlıyor. Varlık zor, varlık çok ağır."  der ya ..
Yaza başlangıçla etrafımızda ki bu uyanışı, yüceliği göremezsek ne ayıp bize. 



Bahçem coştu arkadaşlar!
Yaseminler çılgın gibi kokuyor, ortanca ve zambaklar açmaya başladılar. Şu turuncu zambakların adının portakal zambağı olduğunu sevgili Zeugma
nın yazısından öğrendim . ( bu arada Zeugma'nın yorumları kapalı, bana mı öyle gözüküyor )
Annem cennet zambağı da deniyor demişti.



                  Geçen gün yağmur yağınca tüm bitkiler yıkandı, paklandı ne güzel oldu her yer.  Yıllar önce Büyükada sokaklarında gezerken bahçe kapılarında yasemini görünce '' ah bir gün benimde böyle yaseminlerim olacak'' diye içimden geçirmiş, olmasını çok istemiştim. Şükürler olsun ki gerçekleşti dileğim.


                        Geçen yıl iki kök saksıya çilek ekmiş, sonra da fazla ilgilenmemiştim. Sonra yaz, kış geldi geçti. Hatta kışın üzerini kar örttü ama hiç bir şey olmadan yaza tekrar ortaya çıktılar, hem de daha da çoğalmış olarak.



Uyku çiçeği.. Gölgeyi ve serinliği çok sever..


Bu hafta içinde iki kitap okudum. Önce ki yazımda uzun uzun bahsettim Sessizliğin Yanıtı'ndan.



Diğer okuduğum Güzellik Hırsızları'da fena değildi ama bu tarz kitaplar bana 
sinema filmi gibi gelir. Okumaktan çok seyredeyim de vakit kaybı olmasın isterim.


Şu coşan kaktüsüme bakın. Bu sene her yeri çiçek doldu..


Geçen hafta sonu Babalar Günü pastası yaptım hem eşime, hem babama. Meğer Babalar Günü bu haftaymış ama aslında uydurulmuş bu günlerden hiç hazetmem. Eskiden kutlamazdım , sonra etraftan yansıyan görüntülere için için  hüzünlenen ebeveynlerimizi görünce aman bizde kutlayalıma döndük.


                     Bu hafta içinde kızımın lise mezuniyeti oldu. Burada yazmaya başladığımda Pelin 6 yaşındaydı. Hatta eski yazılarıma dönüp ilk yazmaya başladığım yılda ki Pelin'in fotoğrafını buldum. Nasıl geçti bu yıllar, ne yorulduk, ne çabaladık şu hayatta. Bu ben değilim sanki, hiç bir şey anlamadım kızımın bebekliliği, çocukluluğu derken işte artık o bir genç kız.


                 Dediğim gibi lise de bitti ama ben de bittim. Çocuk yetiştirmenin ne demek olduğunu anne babalar bilir. Çatışmadığımız bir gün olmadı, endişelenmediğim, sinirlenmediğim bir gün olmadı. Çok defa krizlere girdim çıktım ve bu yaşa geldik. Bundan sonrası çok mu değişecek sanki? Çocuklar büyüdükçe endişe artıyor, Hatta sizden koptukça endişeniz daha da çoğalıyor. Verebileceğimiz her şeyi verdik, bundan sonrası ona kaldı. İnşallh yazgısı iyi olur diye düşünüyorum. 
Bu hafta sonu hayatında dönemeç noktası olacak bir sınava girecek, umarım Allah hayırlısını verir. Tüm çocuklarımızın yolu açık olsun, hayallerini gerçekleştirsin. 















13 Haziran 2022 Pazartesi

Sessizliğin Yanıtı

                      Nereden bilirdim bu yaşımda  Max Frisch ile tanışacak , her kitabını okuma isteğiyle dolacak, uzun uzun düşünecek ve bir şeyler yazma ihtiyacımın doğacağını. Bazı yazarlar böyledir, hayatınıza bir girer aslında bilmediğiniz bir şey söylemez size ama sizi anlatır her satırında. Homo Faber'den sonra internetten Sessizliğin Yanıtı'nı alıp okudum . Dün gece bitince kucağımda kitapla, yarım saat etkisiyle düşündüm. Kitabın kahramanı otuz yaşında bir dağcı. Geçmişini, bugününü, içinde bulunduğu hayatı sorgulayan, toplumsal rolleri (eş,meslek vb. ) en iyi şekilde yerine getiren ama hep içini kemiren bir duyguyla sorgulayan insan. Max Frisch bu romanı yazdığında 25 yaşındaymış, kendinden bir şeyler kattığı ikinci kitabı. Kurguladığı otuz yaşında ki Dağcı üzerinden yaşam felsefesini okuruz. 
                     İnsanın hayatını yaşaması kendine aittir der Frisch. Yaşamını kurgulayan insandır, kadere, aileye, genlere suç yüklemenin anlamı yoktur der. Her şeyi yönlendiren bir kader , yazgı yoktur, insan yaşamının baş oyuncusudur diye savunur. Ama hayatın bunca çabaya, olaya karşılık anlamı nedir diye kafa yorar Max Frisch. 
'' Bir bayrak yarışı gibi, diyor gülerek ; amacı ve sonu olmayan bir bayrak yarışı; yaşamı elimize tutuşturup söylenen şu ; Koş bununla , yirmi ya da yetmiş yıl. İnsan elinde ne olduğuna bakmaksızın koşar, koşar ve bayrağı bir diğerine verir. Biri bunun amacını soracak olursa söyleyecek neyi vardır? İnsan bile yapabilir tabi, birini kolundan tutup kenara çekebilir ama elini açarsa bulacağı bir hiçtir. Bunun için mi koşuyoruz, kuşaktan kuşağa? Tam bir sirk bu, çemberin etrafında dönüp durmak, belki de çemberin ortasında sevgili Tanrı oturuyordur ve eğlencesi bitmesin diye bizi yüzlerce tutkuyla kırbaçlayıp karnı ağrıyıncaya kadar gülüyordur.''
               Dağcının bir tek günlük aşkı İrene adında ki rehberlik yaptığı kadınla yaşaması, sevgilisi Barbara'yla ilişkisi ve bunları geride bırakarak kimsenin cesaret edemediği  o muhteşem dağa tırmanışa geçerek sırra kadem basması. Frisch dağcının tırmandığı dağ olarak Nordgrat'ı seçmiş. Kitabın yayımlandığı 1937 yılı dağın en gözde olduğu zamanmış. Hitler buraya çıkmayı başaran ilk kişinin Alman olmasını istiyormuş. 1934 yılında ilk girişim ölümle sonuçlanmış. 1935'te iki kişilik, 1936 yılında halatlarla bağlı dört kişilik bir takım bu dağda yaşamını yitirmiş. Bu yüzden buraya ''ölüm duvarı'' denmeye başlanmış.




                     Dağcının sorduğu sorulara cevap bulacağı yer olarak Nordgrat'ı seçmesi, buraya tırmanması, o eşsiz yücelikte ki dağların zirvesinde ki o keskin sessizlik, Tanrı'nın sessizliğini en çok hissettiği o doruklar.. Dağlara tırmanmayı, o sessizliği dinlemeyi, yalnız kalmayı , olağan dünyadan soyutlanmayı çok sevdiğimden hatta İsviçre^ye bir iki kez gidip o harika Alplerin tadını aldıktan sonra bu kitabı okuduğumda Dağcı'yı öyle iyi anladım ki. Dağlara yapılan bu ölümcül yolculuk, karşılaşılan o ilahi sessizlikle cevaplar bulundu mu peki?  Aklıma nedense Bergman'nın ''Tanrının Sessizliği Üçlemesi'' filmleri geldi ve tekrar izlemek istiyorum. Hala seyretmediyseniz mutlaka diyorum.














5 Haziran 2022 Pazar

Kiraz Partisi

                     Altı kişilik kızlar grubumuz ( gerçi bir arkadaşımız Siirt'e tayini çıktı gitti , ayrı kaldık ondan ) yıllar süren birlikteliğimizle hayatımda güzel bir yeri olan şey. Hafta boyunca işe gidiyoruz geliyoruz, arada bir araya geliyoruz. Geçen hafta sonu trenle Eskişehir'e gitmiştik. Bu hafta içi de yani perşembe günü okul sonrası buluşalım dedik. Bir arkadaşımızın bahçesinde ki iki ağacın kirazları olmuş, gelin toplayalım dedi. Bize de bahane olsun; o günü güzel geçirelim dedik ve kiraz partisi yapalım, yiyelim içelim , biraz hayatımıza renk gelsin istedik :)

                 Dediğim gibi, en küçük durumları güzel anlara dönüştürmeyi seviyoruz. Yoksa elimize torbayı alır yarım saatte kiraz toplardık. Ama hayat onu ne kadar güzelleştirdiğine, anlam kattığına bakar. Her şey tercih meselesi. Yoksa hepimiz en az yarım gün çalışıyoruz, okul sonrası çok yorgun oluyoruz ama mutlu bir ortamda oturmanın keyfi de başka bir şeyde yok. Hepimiz arkadaşımıza giderken bir şeyler götürdük. 



Bahçesine geldiğimizde arkadaşımız sofrayı hazırlamış, bizi bekliyordu. Bahçeli evi olmasının avantajıyla sakin bir ortam hazırdı.


Sonra el birliği ile yiyecekleri masaya taşıdık.


                                                            İçecekler hazırlandı..



Arkadaşımız bugün için temaya uygun tabak bile almış :)




Partilerimizin olmazsa olmazı pastalarımız tabi ki kendi yaptıklarımız..


Akşama kadar masa başı sohbet, muhabbetle geçen zaman..
Ağaç altında kurulmuş masada oturmak, yemek ,içmek..
Rüzgarla biraz üşüdük ama işte kiraz vakti bile geldi çattı. En son benim bahçe de limon kızlar partisi yapmıştık. Bakalım bundan sonra ne olur?
Size tavsiyem, arkadaşlarınızla bir araya gelmelerinizi özelleştirin, her anı kutlayın, hiç birşey için üşenmeyin, küçük dokunuşlar yaşama büyük mutluluklar olarak dönüyor, unutmayın!



3 Haziran 2022 Cuma

Bugün Cuma!

                 Haziran ayına girmiş bulunuyoruz sevgili blog ahalisi. Zaman geldi geçti, sonbahardı kıştı , hava soğuk bir türlü ısınmıyor derken yaz geldi işte. Artık sıcaklardan sızlanma zamanı! İnsanoğlu işte hiç bir şey mutlu ve tatmin etmiyor. Soğuk havayı da sıcak havayı da ayırt etmem , sever ne güzel bir ülke de yaşıyoruz dört mevsimi yaşıyoruz çok şükür derim. Haziran ayının ilk cuması, yazın başlangıcı. İki hafta sonra okullar kapanıyor ve yaz tatiline giriyoruz. Geri sayıma geçmiş bulunuyorum ve yaz heyecanı mutlulukla sarmış durumda. İki aydır mimar, proje, belediye işlerinden canımız çok sıkılmış durumda ama neşemi bozmasına izin vermemesi için çok savaşıyorum. Ülke de işini yapan, dürüst kimse kalmamış arkadaş. Sonra da şöyleydi böyleydi demeyin !
              Geçen cumartesi günü kız kıza Eskişehir gezisi yaptık.


                        Sabah saat  9.42 hızlı trenine Kocaeli'nden binerek kısa sürede Eskişehir'e geldik. Gar çıkışı bir görevliye Odunpazarı'na nasıl gideriz diye sorunca bize '' Gençsiniz yürüyerek kısa sürede gidersiniz '' dedi. Biz de inanarak yürümeye başladık ama çok da yakın değilmiş. En az 3-4 km yürüdük Odunpazarına geldik. Burada ilk iz OM müzesini gezdik. 


Çıkışta meşhur çiğ börekten yiyelim dedik ve Tatar Çiğ Börek evine girdik. Ne yazık ki o kadar da güzel değildi. Bir porsiyonda beş tane var ve gayet doyurucu aslında ama içi bir değişikti. Biraz midenize oturdu.



Sonrasında güzel bir kafe olan Ayten Usta'da oturduk. Buranın dekoru, tatlıları, kahveleri güzeldi, keyifle vakit geçirdik.


Odunpazarı sokaklarında gezdik, hediyeler aldık.


Burada ki tarihi fırından haşhaşlı ekmek aldık.



Daha sonra taksiye binerek ( bu sefer yürümedik) Porsuk çayının adalar bölümü denen merkeze gittik. Nehir boyunca kafeler , restoranlar, mağazalar bulunuyor. 


Gondola binip on dakika nehir gezintisi yaptık.


Meşhur Karakedi Bozacısında bir bardak boza içtik, fena değildi ama Bilecik Pazaryeri ilçesinin çarşısında içtiğimiz boza çok daha iyiydi. 


                 Sonra Sazova'ya giderek o güzel parkı gezdik dolaştık. İlginç olan parkta çimenlerde oturmak yasaktı. Bu yasak aslında olmaması gereken bir şey ama ben bunu insanımızın adabıyla çimenlerde oturmayı bilmemesine bağlıyorum. Çok da kalabalık bir yer, hafta sonu oluşunun payı büyük.


Tüm günü güzel bir şekilde geçirdikten sonra kızlarla tekrar trene binip gece 11 gibi eve döndük. Uzun zamandır beraber bir gezi yapmamıştık. Bir tura bağlı kalmadan kendi kafamıza göre ayarladığımız gezimiz harika geçti.


                      Bu hafta içinde iki güzel kitap bitirdim. Genezino'nun ikinci kitabını da okumuş oldum, bu da güzeldi. Paolo Maurensig kitabı Gölge ve Meridyen bir arkadaşımın tavsiyesiydi. Ondan da ileri de sizlere alıntılar yapmayı planlıyorum.


              Bu hafta iş güç ve koşturmayla geçti gitti. Dün arkadaşlarla çok güzel bir parti yaptık , onu da ayrıntılı diğer postumda anlatacağım. Okul sonrasında evime gelince kendimi ilk attığım yer, balkonum. Kızımın doğumuyla ektiğim çam ağacımız ikinci kata ulaştı. Diğer evlerden bizi öyle güzel kamufle ediyor ki. Ağacımı çok seviyorum.
Yeni bir hafta sonuna gelmişken, herkese mutlu ve huzurlu tatil dilerim!










Tatil Cuması Geldi!!

                       Güzel kasabamızdan merhaba!                   Geçen gün kasabamıza ait bu fotoğrafı görünce kaydettim sizlerle paylaş...