12 Haziran 2026 Cuma

Cuma Geldi



                  ''Bitişe yaklaştığınızı anladığınızda üzerinize çöken o hüzün.. Haziran aylarında okul biterken, eylül ayında okul açılırken yaşamıştık hani bu duygunun bir tık altını. Bir şeyler biterken yaşlanırız.Azalırız. Bazılarımız zenginleşir ama giden zaman yine de bizi biraz eksiltir...''

Kütüphaneden aldığım Zeki Bulduk kitabında rastladığım satırlar. Nasıl da durumuma denk düşüyor. Çok az kaldı biliyorsunuz yaz tatiline. Tam 10 iş günü sonrası tüm öğrenciler ve öğretmenler yaz tatiline çıkıyor. Ben de uzun zamandır hayal ettiğim, istediğim emeklilik için başvurularımı yapıp son öğrenci grubumla öğretmenlik hayatımı sonlandıracağım. Ama yazarın dediği gibi bitişe yaklaştığımda üzerime hüzün çöküyor. Uzun yıllar işe gitmenin, aktif bir hayatın sonunda içine gireceğim sakin hayatta ne olacağım endişesi de beraberinde var. Okul hayatının devamlılığı hayatıma çok şey kattı ama yine Zeki Bulduk'un dediği gibi bir taraftan azaldım. En başta ömrümden günler azaldı.

En sonunda bile isteye atıldığım bu bir yıllık serüven bitmek üzere. Sağlıkla bu günlere geldik ya çok şükür. Çok da yıprandığım, önemli hastalıkların eşiğine geldiğim, sabrımın çok çok tükendiği ama bir şekilde yoluna koyduğum haliyle yorulduğum bir yıl oldu. Belki bir neden de yaşımın artık ilerlemiş olması yani bir 40 yaş tahammülü ile 50 yaş arasında dağlar kadar fark varmış. Yaş dönümlerini biz kadınları nedense çok etkiliyor..

                         ''Ömür geçiyor.. Bir romana dalıp gidecek kadar ehil değil bilincim. Şöyle iki rekat namaz kılarken tüm dünyayı silkip atamıyorum. Herkes kadar fukara bir hayatım var, demek isterdim ama biliyorum bir çoğu ömrünü zenginleştiriyor. Fukara zihinlerin oyuncağı olup gidiyor güzelim alemde. Oysa bedel ödeye ödeye borcunu kapatamayan bir Dostoyevski kahramanı gibi bocalaya bocalaya, verilmiş ömrü tırmalaya tırmalaya  bitirmek üzere olduğum düşünüyorum.''

Ne kadar benzer duygular içindeyim sevgili yazar. Belki de bazı kitapları ve yazarları sevme nedeni içimizde ki fırtınaları dile getirenler olması.




                       Bu şehirde yaşarken bir taraftan da hayatımızda azalan insanlar sayesinde içimize dönüp eşimle birbirimize odaklandığımız, yavaşladığımız bir sürecimiz oldu. Bol bol Trakya'yı gezdik, geziyoruz. Bu haftasonu eşimin MR randevusu vardı hastanede. Sabahın 9'unda olunca erken kalkıp gittik. MR çekildikten sonra Çerkezköy'ün Tepe bölgesinde ki gölete gittik. Sabahın erken saatlerinde o kadar çok insan vardı ki şaşırdım. Herkes ailesiyle piknik yapmaya gelmiş. Kendimize gölge bir yer bulup termosa koyduğum çayımı, simit, börek ve peynir zeytinden oluşan kahvaltımızı yaptık yapay gölete bakarak. 
Bazı keyifler için çok paraya gerek yok. Ailece yaptığımız kahvaltılar, deniz kenarı oturmaları, dağlarda ve farklı şehirlerde kızımın mızmızlanarak gerçekleştirdiğimiz uzun yürüyüşler, güzel bir kafede içilen kahveler, akşam balkon oturmaları, sabah sofraya gelen kızımın bana sarılması, beraber tatil planları kurmamız...
Allahım aslında ne çok bizi mutlu eden şey var!
                             Kahvaltıdan sonra güzel bir kafeye gidip kahvelerimizi alıp oturduk. Ben dergi ve kitabımı da götürmüştüm. Salah Birselin'in bir kitabını aldım yanıma. Tam kahvemi yudumlarken eşim sorun yaşadığımız bir konuyu açınca patladım ama. Bir de şöyle bir şey var bu mutlu anlar sabun köpüğü gibi, işte bir anda bitiriyorlar. ''ya zamanı mı şimdi, insaf yani ' deyip bir posta söylendim. Hatta ''emekli olduğumda seninle gitmeyeceğim kahve içmeye''diye de tehdit ettim 😉 


Diğer gün Kırklareli Vize ilçesine gidip gezdik. Burada Küçük Ayasofya diye bir cami var.  6. yüzyılda kilise olarak inşa edilmiş sonra da 15. yy da cami olarak düzenlenmiş.
Caminin yapısı Ayasofya ve Aya İrini'ye benzediğinden böyle anılıyormuş. Bahçesi, içerisi ile çok güzel bir yapıydı. Bir de yukarıda Vize kale suru vardı, bu bölgede kasabayı yukarıdan gören haliyle çok güzel.




Okulum..
Her gün gelen güller..
Çocukların oyunu bu kadar sevmesi..
Okul bahçesini bir anda saran otlar..
Sıcakların aniden bastırması...




Bu hafta Rude Jude filmleri izlemeye devam ettim. Daha önce birini izleyip yönetmenin filmlerini çok beğenmiştim. Romen dilinin süprizleri yani Türkçeden çok şey geçmiş, arada Almanca konuşmaları, karakterlerin hep bir Avrupa hayali kuran özellikle Almanya özlemi içinde olmaları, insan ilişkileri hatta tepkileri ne kadar çok bizlere benziyor. Filmlerin isimleri de uzun uzun ve bence çok güzel. Mesela Dünyanın En Mutlu Kızı filminde ki aile içi sorunlar ne kadar tanıdık.  Kontinental 25 filminde ki kadın icra memurunun vicdanı size ne kadar yakın. Ya da Everybody in  our Family filminde ki karıkoca kavgası, adamın çaresizliği, kadının durumu hep bildiğimiz şeyler ama ne de iyi dile getirilmiş tüm filmler.
Aynı ülkenin yetiştirdiği bir filozof, Cioran Ezeli Mağlup'ta şöyle diyor;

''Artık bugün kendimi Avrupalı, Batılı hissetmem gerekirdi; ama durum hiç de öyle değil. Epey ülke gördüğüm ve epey kitap okuduğum bir ömrün sonunda Rumen köylüsünün haklı olduğu sonucuna vardım. O hiçbir şeye inanmayan; insanın mahvolmuş olduğunu, yapacak bir şey kalmadığını düşünen ve kendini tarih tarafından ezilmiş hisseden köylünün... O kurbanlık ideolojisi, bugün benim de anlayışım oldu, tarih felsefem oldu. Gerçekten, bütün entellektüel birikimim hiçbir işe yaramadı!

Yoksul ve yorgun bir ülkenin sanatla dile gelişini görmek dünyayı ve insanları tanımanızı sağlıyor. Şimdilik bulup izlediklerim bunlar. Güzel filmler, güzel müzikler ve kitaplar ne kadar harika bu hayatta. 



'                  'Atanmışlar, adanmışlar, inanmışlar ve dibine kadar yaşayanlar da bitişleri hissettiklerinde hüzünlenirler mi?

Ben sadece şükretmek ve hayatı hissetmek  istiyorum kalan vakitte..''

                   Boz -kırda güzel bir kitap vesselam. Hayatı anlamlandıran şeylerden biri okumak, kitaplar, satırlar. Duygularınızı dile getiren ayrı güzel.

                  Bu haftayı da böyle bitirip haftasonuna başlıyoruz. Bu haftasonu LGS sınavı var, tüm öğrencilerimize başarılar dilerim. Son olarak size de Andre Gide Pastoral Senfoni'de yazdıklarıyla bitireyim;

                     ''Zekilerden gizlediklerini çaresizlere esinlendirdiğin için sana şükürler olsun tanrım
                  gözleri olanlar bakmasını bilmeyenlerdir.

                  mutluluk boyun eğmededir
                 küçük çocuklar gibi olamazsanız cennete girmeyi bilemezsiniz.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cuma Geldi

                  ''Bitişe yaklaştığınızı anladığınızda üzerinize çöken o hüzün.. Haziran aylarında okul biterken, eylül ayında okul...