Hayatın Bedava Hazları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatın Bedava Hazları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2022 Salı

Joie De Vivre *





               * Dünün Dünyası Kitabında S. Zweig bahseder. Yaşama Sevinci anlamına geliyor. 
Not etmişim kitabı okuduğumda. Bu sabah saat 8'de işe gitmek üzere yola çıktım. Yolumu biraz uzatıp sahil kenarından yürüdüm otogara. Deniz nasıl güzel, nasıl dingin, eylül güneşi sızmış beyaz bulutlar arasından nasıl tatlı. Ah biraz daha erken kalksam da yürüsem uzun uzun. Sonra işe gitsem dedim. Ama bir türlü başaramıyorum bunu, uykuya yenik düşüyorum. 
              Yine de sabah on beş dakika yaptığım bu yürüyüş ne iyi geliyor. Sanki dün gece ailece bir kavgayı yaşamamış gibi, sanki dün gece kanımı donduran o Bağcılar'da yaşanan olay videosunu görmemiş gibi yaşamak istedim sabahı.  Roland Barthes'in dediği gibi ''Yaşadıklarımla kötümserim, İrademle iyimser.''
 Jole De Vivre'mizi kaybetmemiz lazım ne olursa olsun.



                  “İnsanın enerjileri kullanılmak isterler ve insan bunların başarısını bir biçimde algılamak ister. Ancak, bu açıdan en büyük doyum, bir şeyler yapmakla, ister bir sepet, ister bir kitap olsun bir şeyi tamamlamakla sağlanır; insanın, bir yapıtın her gün kendi ellerinde geliştiğini ve sonunda tamamlandığını görmesi ona dolaysız bir mutluluk verir. Bir sanat yapıtı, bir yazı ve hatta bir el işi bile bunu sağlar; elbette, yapıt ne denli soylu bir türdense, alınan haz da o denli bü­yük olur. Bu açıdan, en mutlu olanlar önemli, büyük ve tutarlı yapıtları ortaya koyma yeteneklerinin bilincinde olanlardır. Çünkü böylelikle daha yüksek türden bir ilgi onların tüm varoluşu üzerine yayılır ve bu varoluşa ötekilerde bulunmayan bir çeşni katar.” 
                Arthur Schopenhauer  Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalarda böyle diyor. Enerjimizi üretmeye harcamalıyız, güzel işler yapmaya ve güzeli, iyiyi görmeye yöneltmeliyiz. Doğaya yönelmeli, sanata odaklanmalı ve şükretmeliyiz çok kere. 
Bu günümüzün güzel geçmesi dileğiyle!
 
                             Not: İnstagrama sabah videomu da koydum :)


5 Haziran 2022 Pazar

Kiraz Partisi

                     Altı kişilik kızlar grubumuz ( gerçi bir arkadaşımız Siirt'e tayini çıktı gitti , ayrı kaldık ondan ) yıllar süren birlikteliğimizle hayatımda güzel bir yeri olan şey. Hafta boyunca işe gidiyoruz geliyoruz, arada bir araya geliyoruz. Geçen hafta sonu trenle Eskişehir'e gitmiştik. Bu hafta içi de yani perşembe günü okul sonrası buluşalım dedik. Bir arkadaşımızın bahçesinde ki iki ağacın kirazları olmuş, gelin toplayalım dedi. Bize de bahane olsun; o günü güzel geçirelim dedik ve kiraz partisi yapalım, yiyelim içelim , biraz hayatımıza renk gelsin istedik :)

                 Dediğim gibi, en küçük durumları güzel anlara dönüştürmeyi seviyoruz. Yoksa elimize torbayı alır yarım saatte kiraz toplardık. Ama hayat onu ne kadar güzelleştirdiğine, anlam kattığına bakar. Her şey tercih meselesi. Yoksa hepimiz en az yarım gün çalışıyoruz, okul sonrası çok yorgun oluyoruz ama mutlu bir ortamda oturmanın keyfi de başka bir şeyde yok. Hepimiz arkadaşımıza giderken bir şeyler götürdük. 



Bahçesine geldiğimizde arkadaşımız sofrayı hazırlamış, bizi bekliyordu. Bahçeli evi olmasının avantajıyla sakin bir ortam hazırdı.


Sonra el birliği ile yiyecekleri masaya taşıdık.


                                                            İçecekler hazırlandı..



Arkadaşımız bugün için temaya uygun tabak bile almış :)




Partilerimizin olmazsa olmazı pastalarımız tabi ki kendi yaptıklarımız..


Akşama kadar masa başı sohbet, muhabbetle geçen zaman..
Ağaç altında kurulmuş masada oturmak, yemek ,içmek..
Rüzgarla biraz üşüdük ama işte kiraz vakti bile geldi çattı. En son benim bahçe de limon kızlar partisi yapmıştık. Bakalım bundan sonra ne olur?
Size tavsiyem, arkadaşlarınızla bir araya gelmelerinizi özelleştirin, her anı kutlayın, hiç birşey için üşenmeyin, küçük dokunuşlar yaşama büyük mutluluklar olarak dönüyor, unutmayın!



26 Ocak 2022 Çarşamba

Kardan Adam

                          Tüm yurtta sevince neden olan kar yağışı bizim kasabaya da tüm güzelliğiyle geldi. Okulların kapanmasıyla denk bir zamana gelen yağışla etkisi oldukça fazla oldu. Şu sıralar yağmıyor ama çatılar bembeyaz, her sokakta çocuklar tarafından yapılan kardan adamlar var.

                          Bu sene bazı sebeplerden dolayı sokak sokak gezmek nasip olmadı. Nedenini cuma yazımda anlatırım kısmetse.

                           Ama bizim buralarda yapılan kardan adamları şöyle tarihe not düşelim istedim.


               


     

 

     

     



     


     

8 Kasım 2021 Pazartesi

Harikalar Odası

                  17. ve 18 . yüzyıllarda Avrupalı aristokratlarla zenginlerin evlerinde mutlaka birer wunderkammer bulunurmuş. Ev sahipleri bu odaların tavanlarıyla duvarlarını dünyanın çeşitli yerlerinden topladıkları ya da getirttikleri deniz kabukları, değerli taşlar mücevherler , doldurulmuş hayvanlar, kurutulmuş kelebekler , fosiller ve sanat eserleriyle donatırmış. Bunu bende Gülenay Börekçi'nin Sabit Fikir'de ki yazısından okudum. Sonra şöyle bir düşününce '' ee ben bunu yıllardır yapıyorum '' dedim. Çünkü hem evde hem okulda harikalar odası olmasa da bir köşem var. Nereye gitsem aldığım, topladığım malzemeler hep benimle. Sonrasında odamın bir köşesine koyup seyretmeyi çok seviyorum. 
                   Mesela evimde ki bu köşe. Yurt dışından getirdiğim baykuşlar, kar küreleri, mumluklar, kitaplarım vb. zaman zaman değişen objelerle oluşturulmuş , zamanın dondurulduğu bir köşe.


                Büyük müzeler gibi kişisel oluşturulmuş wunderkammer'ler içinde önem yüklüyor bir çok insan. Orhan Pamuk ; 
''  Müzelerin daha küçük, daha bireysel ve daha ucuz olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak Bu şekilde tek tek insanların hikayelerini ifade edebilirler; tıpkı romanlar gibi . Birey olmanın , insanlığın unutturulup devletin, cemaatlerin, kalabalık halk kitlelerin hatırlatıldığı koca kapılı müze modelleri , bizi müzeye gitmekten uzaklaştırıyor. Wunderkammer'ler bireysel hikayelerin insanların evlerinde sergilenmesinin ilk örnekleriydi.Günümüzün ve geleceğin müzelerinde gereken şey , devletin temsili değil, insanı ortaya çıkarmak.Büyük, anıtsal sembolik müzelere giden para ve kaynaklar artık tek tek insanların hikayelerini anlatan küçük müzelere gitmeli. Ve insanları kendi küçük evlerini ve hikayelerini müzeleştirmeye teşvik edip onlara destek olmalı. '' demiş. 
                      Okulda ki anılar köşem de şöyle. 


             Daha çok köyde gezerken topladıklarımdan oluşan bir köşe bu. Çocukların gün içinde gelip bir sandalyeye oturup tek tek objeleri inceleyip hayal kurdukları köşe burası. Çok sevdiğim bir yer burası. 
            Almanların wunderkammer, ingilizlerin cabinet of curiosities, Fransızlerın cabinet de curiosities dedikleri bu oda ya da dolaplarda başlangıçta nadir eşyalar saklanırken sonrasında insanlar kendilerince anlam yükledikleri her şeyi koyar olmuşlar.
              Peki sizin var mı  wunderkammer'iniz?





4 Ekim 2021 Pazartesi

Sonbaharı Kutlayalım !

                        Sonbahar geldiyse bizim arkadaşlarla artık buluşma zamanımız. Uzun yaz tatilinden sonra herkes eve dönmüş, işler tamamlanmış ve birlikte olma zamanı gelmiştir. İlk olarak grubumuzda ki bir arkadaşımızın eylül başında ki doğum gününde bir kutlama yaparız. Sonrasında tabi ki beraber küçük oturmalar , buluşmalar düzenleriz ama sonbahar partilerimiz meşhurdur. Kabak sevgimi onlara da bulaştırdım, yaz bitimiyle harıl harıl aramaya başlarız. 

                        Kaç yıldır kutluyoruz böyle hesaplamak  lazım hatta bir ara her senenin fotoğraflarını bulmam lazım çünkü bu anılar çok değerli. Bu sene de bir araya gelerek güzel bir güz partisi yaptık.



Arkadaşım Hanife'nin evinde buluştuk. Aslında bahçede olacaktık ama o gün hava öyle bir bozdu ki dışarıda oturmak imkansızdı. Bizim için hoş ayrıntılarla dolu bir mekan hazırlamış arkadaşımız. İsterseniz bir bakalım..


           Eve girince getirdiğimiz hediyeleri bir köşeye koyduk. Bunlar küçük küçük sonbaharla ilişkili şeyler genelde. 


                  Taa uzaklarda olan arkadaşımız Esmanur'dan ayrı kaçıncı yılımız bu sene. Tayini Siirt'e çıktığı için oraya gittiler. Ama sevgili arkadaşımız oralardan bize hediyeler göndermiş.Yokluğunu hep hissediyoruz ne yazık ki.



Hediyelerimiz..


Gittiğimiz yere yiyeceklerimizi yanımızda götürüyoruz, böylece ev sahibini çok yormamış oluyoruz. Pastamız Hanife'den bu sonbahar.



Masamız tabi ki sonbahar temalı :)






                    Temamız ne olursa olsun yıllardır süren dostluğumuz bir masa çevresinde devam ediyor. Her grup gibi sorunlarımız olmuyor değil ama her seferinde ortak paydamız anlayışla hallettik. Bu fotoğrafta iki arkadaşımız eksik. Biri dediğim gibi çok uzaklarda ama gönlümüz hep onunla. Diğeri bir taşınma yüzünden gelemedi ama bugün bende toplanacağız bakalım hava da güzel olursa bahçede sonbahar kutlaması yapacağız.
Bize bahane olsun, kutlamalar bitmez :)









10 Ağustos 2021 Salı

Zemheride Güller Açsın, Ağustos'ta Karlar Yağsın *

                             Haftalardır süren aşırı sıcaklar sonu biraz serinleyen havayla mutluluğuma diyecek yok. Cumartesi sabahı ezana yakın gök gürültüsü başlayınca hemen kalkıp pencereyi açtım. Hiç korkmam sesinden, şimşeklerden. Çok severim böyle havaları. Yağmur çok yağmadı ama iki gün bizim için ferah ve serin geçti bir nebze. Cumartesi ara sıra yağan yağmur eşliğinde bisiklet sürdük. Hatta ilk çıktığımızda öyle bir sağnağa yakalandık ki. Kendimizi bir ev girişine atıp yağmurun dinmesini bekledik. 

                       Pazar günü biraz yürüdüm. Yağmur yoktu ama hava oldukça bulutluydu. Eve döner dönmez bir filmi tekrar seyretmeyi aklıma düşürdüm. Böyle huylarım vardır; bazı zamanlara, mevsimlere ait filmlerim, yönetmenlerim vardır. Mesela Bergman kış yaklaşırken tekrar tekrar seyrettiğim yönetmendir. Yağmur yağarken Cherbourg Şemsiyeleri filmi seyredilmelidir. 60'lı yılların Paris'inde bir aşk hikayesidir aslında farklı bir hikayesi de yoktur. Yağmurlu ve gri günlerin inadına o şemsiyeler rengarenktir. Tekrar internetten bularak serin balkonumda izlemeye başladım. Açılış sahnesinde oradan oraya koşturan renkli şemsiyelerle içim nasıl mutluluk doldu anlatamam. Filmde Catherine Deneuve annesiyle birlikte şemsiye satan bir dükkan işletir. Şemsiyeli insanlar aynı başlangıçta ki gibi film boyunca gezinip durur. Bir taraftan da şarkılar etrafta uçuşur durur. Hatta bu film için Denevue'nun gülümsemesinin görüldüğü son film derler. 

                            


                       Yağmurlu iki gün geldi geçti. Bir an sonbahara özlem duydum, yağmurun tüm yurtta olmasını diledim yagınları söndürür umuduyla. Tekrar sıcak günlere dönüş yaptık ve bu sürecek uzun bir süre. Yaz bitmedi henüz. Ağustosta yağan yağmur beni nerelere götürdü. 

                       Şavkar Altınel'in bir şiirinden de haberim oldu bu film ile alakalı. Bir zamanlar güzel yazılar yazan blog Neolitikhanım'dan aldım şiiri.  Buyrun şiire..

                                                             BERKHAMSTED ŞEMSİYELERİ


Belli bir anlamları olmalı
sahipleri hakkında bir şey söylemeliler ya da;
küçük bir kızın elindeki eflatun rengi,
bir çubuğu kırık olan örneğin,
ya da genç bir çiftin altına sığındıkları,
küçük bir çadır büyüklüğündeki, metro haritalı.
Orta yaşlı bir kadındaysa
üstünde "Grauer Hotel - Bern" yazan
ve işlevinin kestirilmesi güç
bir cep olan, tarçın rengi bir tane var.
İncelip başkalaşmalarının örnekleri yok mu?
Renoir'in o resmi, Demy'nin filminde 
Cherbourg sokaklarını dolduranlar,
Hitchcock'un unutulmaz sahnesi;
Lawrence yarasalara benzetmişti onları:
Hayır, yarasaları onlara benzetmişti...
Ama fayda etmiyor bütün bunları düşünmek;
öğleden sonra süpermarketin kapısında durmuş,
birden bastıran yağmurun geçmesini beklerken,
düzen, anlam ve güzellik ulaşılamayacak kadar 
uzaktalar sanki ve her şey kalıyor olduğu gibi:
Sonunda havanın değişmesinden umudu kesiyor
ve kendiminkini açıp yola koyuluyorum
başımın üstünde meydan okurcasına çırpınan
yuvarlak, siyah bez parçasıyla.

Şavkar Altınel / Donuk Işıklar - Adam Yayınları




*Zülfü Livaneli'nin  ''Bana Bir şarkı söyle '' şarkısından.....

15 Haziran 2021 Salı

Gün Geçerken

                      Sabah gözlerimi açtığımda saat genelde 9 civarıdır, uykuyu sevsem de günün bereketini kaybetmemesi için daha geç kalkmak istemem. İşe gitmediğim zamanlarda bu  böyle. Yataktan çıkmadan dışarıyı dinlerim, hafta sonuysa zaten o saatlerde fazla ses yoktur. Yaza doğru sabahları ne güzeldir; hemen pencereyi açarım. Ev kadar olmuş kiraz ağacım beni karşılar. Küçük bahçeme üst üste dolu ağaç ektiğimden minik bir ormandır burası. Kuşlara ev sağladığım için ayrıca mutluyumdur , onlar da şarkılarını benden esirgemezler. 
Herkesin kalktığı saatler ve kalkış şekli farklıdır tabi ki. Salah Birsel sabahları uyandığında nasıl olduğunu şöyle anlatmış bir yazısında;
'' Sabahları uyanıp da, daha yatakta , akıl tasımın kapağını kaldırdığım vakit binlerce fırtlak ve zırtlak düşünce , bir gün önce ya da daha eski bir zamanda gönül gözüme takılmış tırandaz bir deniz parçası, çırpı bacak bir satıcı, kargacık burgacık bir fransızca ile yazılmış bir mektup, bir kitap cildi , sopalanmış bir köpek, cırlak sesli bir dolmuş şoförü, kendi halinde bir pimpirik, üstü başı akmış ama yine de dilenmeyen bir yoksul, topluca ya da birer birer içeri atlayıp beynimi mıncıklamaya başlar. ''



                               Allah'tan bu kadar beynime üşüşen şey yok ama ilerleyen her saatte kafamı dolduran sesler hep vardır. Eşime kalktığında çayı koyarsın derim, giyindiğim gibi ekmek almaya fırına giderim. Kimi zaman bisikletimi de alırım çünkü en güzel gezilen saatler sabahın erken saatleridir. Fazla insan yoktur etrafta, deniz mis gibi kokar, kıpırtısız tasasız bekler.
Kemal Sayar okuduğum bir kitabında ''Bu hayatı nasıl yaşarsam daha iyi olurdu?'' sorusunu soruyordu. Herkese göre değişen cevapları var hatta her yaşa göre. Bende bu sorunun izinde kendimi iyi hissettiren işlerin peşindeyim.



                                     Gün içinde dolup taşacak bu sahil şeridi işte böyle boştur. İyi ki şu insanlar tembel ve sabah uykusunu seviyorlar yoksa ne olurdu bu sabah zevkimiz.

                            

                             Her yürüyüşe çıktığımda uzun eteklerini uçura uçura kafasında bin bir düşünce içinde hayal ettiğim Woolf gelir aklıma. Sanki az sonra nehrin kenarına gelecek ve kendini bırakacağı sulara bakacaktır. Yürümeyi saatlerce yürümeyi sevdiğini okuduğumdan beri böyle hayal ederim onu.
'' Yol boyunca cümleler kurarak dolaşırdım, yağışlı, rüzgarlı ya da güneşin parladığı sıcak günlerden hangisi olduğu fark etmezdi. Her yürüyüşte sanki zihnimde sıkışıp kalanlar ortaya çıkardı . Kırda dolaşmak kadar  gün batımını izlemek ve ya yaban hayatı gözlemlemek de haz verirdi. ''
Artık sabah kalkıp fırına gitme bahanesiyle yürüyemiyorum çünkü okullar açılınca bu özgürlüğüm bitti. Arabaya evin önünden bin dönüşte evin önünde in ve doğruca tekrar duvarlar arasına kapan zaten bunalımda olduğum şu günlerde bana iyi gelmiyordu.



                Bu konforu istemiyorum benim yürümem lazım diyerek otogara kadar yürüyüp minibüse binmeye karar verdim tekrardan. Saat 8 de sahilde olmasa da yaptığım binbeşyüz adımlık mini yürüyüş ruhumu yavaş yavaş dinginleştirmeye ve güzelliklere açmaya başladı. 

"Ruhumuzu güzelliklere açabilmenin sırrı, ruhsal yaşayışın ona götüren yollarını bilmekle elde edilir. İç hayatımızın nerelerinde bozukluk bulunduğunu ve bunun giderilmesi için yaşayışımızda ne gibi değişiklikler yapmak lâzım geldiği anlaşıldıktan sonra, güzellik duygusu sonsuz bir şekilde yaşanabilir."
Demekte Nurettin Topçu..
Bir günü bitirirken içimize kocaman bir boşluğun kaplamasını engellemek için çareler bulmalıyız. Herkesin ruhuna iyi gelen ilaçlar farklı, önemli olan bunları bulmak ve uygulamak. Mutluluk peşinde koşmak olmamalı amaç, hayat tüm zıtların birleşimi ne de olsa. Nietzsche' nin dediği gibi;
'' Mutluluk ve mutsuzluk beraber büyüyen ikizlerdir.''









12 Nisan 2021 Pazartesi

Biraz Nisan Olsun

                           Nisan ayıyla içimize doluşan minik kelebekler, kemiklerimizi ısıtan güneş, ağaçların yemyeşil olmaya başlaması ne kadar güzel, değil mi? Ama bu yıl nisanın ortasına gelmemize rağmen böyle olmadı, öyle soğuk ki hava acaba şubatta mı kaldık diyorum. Şair Eliot 'yu haklı buluyorum nisanın zalimliği hakkında. İlginçtir şair bu şiiri bir zamanlar dünyayı şimdi ki gibi esir alan virüs salgının sonunda yazmış. T.S. Eliot karısıyla birlikte ispanyol gribine yakalanmış. Meşhur şiiri Çorak Ülke oluşmuş bu sıralar. Soğuk havanın etkisini azalttığına inandığım bugün içim bahara yakışır şekilde minik kıpırtılarla dolarak yürümeye çıktım okul sonrası. Öyle ihtiyacım vardı ki uzun uzun yürümeye, serin havayı ciğerlerime çekip biraz ısınan topraktan süzülen buğuyu ciğerlerime çekmeye. Cahit Zarifoğlu fısıldıyor sanki kulağıma, nasıl yapmam diyorum hemen kaldırıyorum başımı yukarı;

                                '' Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çok kirlenir.''

Doğanın güzelliğinin suçları önlemeye, kalbi yumuşatmaya etkisi var mıdır acaba? Ağaçların altında yürürken içini merhamet ve sevgi kaplamayan var mıdır? Ya da benim gibi melankolikler herhalde bu kadar fazla anlam yüklüyor insan dışında olan her şeye. Yoksa Hitler bile Bavyeranın uçsuz bucaksız doğal güzelliğine bana mısın dememiş.1934 yılında Uzun Bıçaklar Gecesi'nin sabahında Ernst Roehm'i öldürmek için Münih'in 70 km ötesinde ki Bad Wiessee köyüne giderken bir ormanın ve bir gölün kenarından geçmiş ama doğa kalbini yumuşatmamış, kötülüğünü yapmıştır.

                    Ağaçların güneşe kavuşur kavuşmaz patlatacağı tomurcuklarına baktım. Onlarda benim gbi bekliyorlardı gün ışığını. Coşmalarına az kalmıştı. Bakmak, seyretmek en çok bahara yakışıyor sanki. Özlediklerimizi içeriyor, mutlu olmayı garantiliyor sanki. Eve dönmeden , şehrin kalabalık sokaklarına girmeden önce bu patikadan geçmeliyim, şuradan çiçek toplamalıyım, belki koyunlar da görürüm diye az yürümemişim. Otuz yıl önce de bu bağlarda geziyordum, anneme çiçek topluyordum her seferinde. İşte değişmeyen şükür ki bu sarı , mor çiçekler. Çocukluğumun kanıtı sanki, hala varlar.

                       '' Bu dünyadan bize kalacak olan gözümüzün gördükleri değil , gönlümüzün duyduklardır. ''  

                            diyen İbrahim Tenekeci'yi hatırlamamak olmaz. Gönlümüzü eğitmenin yollarını bulmalıyız, bunun için daha çok bakmalı, farketmeli, merhameti eksik etmemeliyiz . Daha çok yalnız kalmalı, fazla da bel bağlamamalıyız çok sevsek de bazılarını. Hayatı yavaşlatmalı, hep koşmamalıyız günler günler boyu. 

                   '' Uzun sürmenin yollarını arayıp bulmalı insan. Yavaşlamanın.. Hızlıca geçip giden bir şey olmamanın çaresini arayıp bulmalı. Otobüsün penceresinden dışarıya baktığımızda nasıl çizgileşerek kayıp gidiyorsa her şey, öylece kayıp gidiyor hayat ellerimizden, akan yol şeritleri gibi akıyor gözlerimizin önünden '' diye yazınca ne zamandır Gökhan Özcan köşe yazılarını okumadığım aklıma geliyor.

                           Güzel bir yürüyüş sonrası eve gelip kendime bir kahve yaptım. Topladığım çiçeklerin yarısını anneme verdim yarısını da vazoma koydum. Sonra da bunları yazmaya oturdum. Gün içinde içtiğimiz son kahve bugün. Yarın ramazan başlıyor, değişik bir heyecan inananların bildiği bir haz. 



                         Bir zamanlar Cahit Zarifoğlu eşi Berat Hanım'a bir mektup yazmış ve Mutluluk hakkında şunları demiş;

                         ''Bana soruyorsun şu resimdekiler kim diye. Emin ol kim olduklarını çıkaramadım. Görünüşe bakılırsa mutlular.  Fakat insanlara tavsiyem şudur ki nasıl ' zenginin parası parasızın çenesini yorarsa' , başkalarının mutlu görünümü , insanın kendi mutlu olma imkanını, kabiliyetini görmekten  alıkoymamalı. Filmler, resimler birer hayaldir. Başka insanların dış görünümleri de bizi aldatmasın. İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan 'an'dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. ''

                     Öyle beğendim ki mutluluk formülüne Zarifoğlu'nun. Yaşamı anlamlı hale getirmek insandan insana değişir ama bu reçete tam benlik; yılın en anlamlı ayına gelmenin mutluluğunu yaşayan herkese selam olsun. Bereketi, huzuru, nuru evlerimizi doldursun, dualarımızda birbirimizi unutmayalım.

                                Hayırlı Ramazanlar !










8 Şubat 2021 Pazartesi

"Küçük Bir Kasabada Bahar"

                  Siyah beyaz bir film izledim nasıl güzeldi.  Film Wong Kar Wai'nin Aşk Zamanı filmine ilham veren 1948 de çekilen bir Çin filmi. ''Küçük Bir Kasabada Bahar'' ..

Açılış sahnesinde bir kadın koluna taktığı sepetiyle kırlarda yürüyor. Bir taraftan da şöyle diyordu ;

'' Küçük bir kasaba da yaşamak, hiç bir şeyin değişmediği hayatı yaşamak ... Her gün bakkal alışverişini bitirdikten sonra surların yukarısında ki alanda bir süre yürümek hoşuma gider. Şimdiden bir alışkanlığa dönüştü bile. Surlar boyunca yürürken  bu dünyayı arkamda bırakırmışım gibi bir hisse kapılırım. Gözlerim hiç bir şey görmez. Aklım tamamen boşalmıştır. Kolumda ki sebze sepeti ve kocam için tuttuğum ilaçlar olmasa tüm gün eve gitmeyebilirim.''


Kasabada ki yaşamını kabullenen kahramanının mutluluğunu daha ilk dakikadan hissettim filmi izlerken. Eşini evde bırakıp her gün ekmek almak için surların dibinden bakkala giden kadında kendimi gördüm ve belki bu yüzden onu çok sevdim. Herkes evde uyurken ekmek alma bahanesiyle tüm sahili yürümek en sevdiğim şey bu dünya da. Birlikte yapılan yürüyüşlerden çok, kendimle tam anlamıyla baş başa kaldığım, doğanın gücünü içime eklediğim, düşündüğüm düşündüğüm, nefes aldığım, kederlendiğim, umutsuzluğa da düştüğüm, her şeyi oluruna bıraktığım zaman dilimi.


Belki de sıkılınmayacak, tükenilmeyecek bir kasaba da yaşıyorum. Belki de yaşımın getirdiği kabullenişlik bu, yılların geçmesi sonucu bazı şeylerin oturduğu, yolunu bulduğu artık durulduğum için bir çok şeye ihtiyacımın kalmadığı zamanı yaşadığım mekan olduğundan sıkıntı yaşamıyorum. Oysa ki üniversiteyi bitirdiğim zaman bu sıkıntı verici kasabaya gelmek istemiş, tayinim nereye çıkarsa çıksın çekip gitmek istemiştim.
Nuri Bilge Ceylan'ın Kasaba filmini de çok severim. Kahramanı Saffet askerden döneli yıllar olmuş, bir dikiş tutturamamış, yaşadığı bu kasabaya sıkışıp kalmıştır. Şöyle der çevresindekiler;

“Size şunu söylemek istiyorum: Evet, belki ben bir baltaya sap olamayan, sıkıcı ve acınacak durumda biriyim.Tersliğim, uyumsuzluğum canınızı sıkıyor. Galiba hiçbir yeteneğim de yok. Kanımdan başka da verecek bir şeyim.. Gençliğim kimseye gerekli olmayan bir izmarit gibi yok olup gidiyor. Ne bir yuvam, ne dostlarım ne de bir işim var. Gençliğimin en verimli çağında bu kasabaya kısıldım kaldım. Erkekliğim, dinçliğim, kalbim gözümün önünde eriyor. Şunu da söyleyeyim, askere gitme vaktim gelene kadar bu kasabadan kurtulmaktan başka bir şey düşünmedim. Ama o sabah gelip çattığında beni bu kasabaya bağlayan o güne kadar farketmediğim daha derin bağlar olduğunu farkettim. Çiy damlalarıyla kaplı kavaklardan havaya ince bir koku yayılıyordu. Nedense o gün bana bu kavakları çamları çınarları hayatımda sanki ilk kez görüyormuşum gibi geldi. Sabahın bu erken vaktinde sokaklarda serseri mayın gibi dolaşan köpek çetelerinden başka bir şey olmaz. Galiba bu sessiz sabahları köpekleri toprak kokusunu seviyorum. Ama bu kasabada yaşayan insanları ve onların küçük hesaplarını anlamıyorum. Ruhuma yabancı ve boğucu buluyorum. Şimdi söyleyin bana, büyük, ciddi ve herkese gerekli bir işin yapıldığı bir yerlere gitmek istemekte kötü olan ne var, he?”

Küçük bir kasabada bahar değil ama kışı yaşıyoruz şimdi. Saffet'in duyumsadığı kokuları alıyorum bende, bu beni daha çok bağlıyor yaşadığım yere. Daha çok seviyorum havasını, gökyüzünü. Etrafta küçük hesaplar yapan insanlar yok mu, dolu. Ben de ruhuma yabancı buluyorum ve ben de boğuluyorum ama bu kasabamın kendisi değil. İnsan olan her yer böyle..










19 Temmuz 2020 Pazar

Yaz Yürüyüşleri



Günaydın kaysıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye günaydın *

Sabah yürüyüşü gibisi yok. Erken kalkmanın zor tarafı çok hele bir de yıllarca iş hayatından dolayı kalkmış olup sabah istediğin saatte kalkma özgürlüğünü özleyenler için hiç cazip değil. Ama pandemiden dolayı aylarca hareketsiz kalmış 78 yaşında ki halamın ricası üzerine saat 5.30 da çıkmaya başladık yollara. Başta nasıl olacak bu kadar erken diye düşünmedim değil. Ama çıktığımızda öyle güzeldi ki hava, gökyüzü ve deniz. İnsan soluğunun karışmadığı bu saatlerde atmosfer bile ne temizdi.


Seksenine merdiven dayamış halamın temposu beni şaşırttı ilk yürüyüşümüzde. Gerçekten sağlık ve esneklik yaşla fazla alakalı değil bence. Halam hem kilolu değil hem az da olsa devamlı yürüdüğünden baya bir fit. Kız halaya çeker demişler ya ayıptır söylemesi ben de öyleyim. Devamlı hareket etmeye dönük bir huyumuz var hatta biraz da tez canlıyız.


Bedia Ceylan Güzel dergide ki bir yazısında yaz mevsimini orta yaşlarında ki kadınlara benzediğini söyler. '' Ve artık hiç bir genellemenin muhatabı değildir .Erkenden başlar güne, öğle sıcağında tüm işlerini bitirir ve eli boşa çıkar, işte o zaman, o zaman. ''
Yaz sabahlarını öyle seviyorum ki uykuyla geçmesini istemiyorum bu yüzden. Durgun denizin kokusu, kuşluk vakitlerinin güneşi,esneyen köpekler, etrafa saçılmış sandalyeler, terkedilmiş son haliyle kıyı masaları öyle güzeldir ki. 


          Yavaş yavaş rengini doğan güneşle boyayan gökyüzü ruhunuzu sarmalar, tedavi eder, şükretme ihtiyacı hissedersiniz. 


Kıyıya dayanmış sandalların yalnızlığı, yürüdüğüm yolun palmiyeleri sabahın ilk saatlerinin sakinliği içindeler her gün. Her gün aynı yolda yürüsek de bu manzaradan hiç sıkılmıyorum. Etrafta bir kaç insana da denk geliyoruz genelde şişman kadınlar hızlı hızlı yürüyorlar. 




Sabah bir de bulutlu havaya denk gelirsem daha mutlu oluyorum. Durgun denizde ki yansımasına bakın ne güzel..


         Yürüdüğümüz rotanın başkası doğu tarafı. Kasabamızın doğu tarafına doğru giderseniz yaklaşık 5-6 km sonra küçük bir beldeye geliyorsunuz. Burasını da çok seviyorum çünkü kendi halinde bahçeleriyle önünde deniz arkasında yemyeşil dağlarıyla harika bir yer.


Yıkılmak üzere olan evleri ah bir restore olsa ne güzel olur buralar dediğimiz yer burası.


       Belki bir gün Kocaeli belediyesi el atar burada ki tarihi evlere..


Yaz mevsiminin sembolü begonviller..



Yavaş yavaş güneş yükselmeye başlıyor ve saat 7 ye yaklaşıyor. Bu saatte bile sıcak bastırıyor ve hemen eve dönmeye bakıyorum. Boş parklardan geçip yeni açılan fırından yeni çıkmış ekmeklerden alıyorum eve dönmeden. Sabah bunca şey yapmanın dayanılmaz hafifliğiyle güne başlamak ayrıca motive edici. Şimdi sıra eve gidip çayı ocağa koymakta..

                                                                       *Gülten Akın..
















Ekim Cuması

                                  Ekim ayını neredeyse bitiriyoruz. Ekim ayının 15'i gibi eve döndük ve geldiğimizden beri temizlik, çam...