18 Eylül 2026 Cuma

Cuma Hoşgeldin!

 

                  Bugün 14 Eylül pazartesi. Bloguma bir çırpıda yazmam, ara ara yazar cuma günü de yayınlarım. Bu sabah saat 10 gibi uyandım. Normalde çalışıyor olsaydım sabah okula gitmiş, öğrencileri sınıflara almıştık. Nasıl hissediyorum? diye yazdı bir arkadaş mesaj olarak. Çünkü okullar bugün açıldı, hayatımın ilk işsiz günü resmen. Hala tatil havasındayım sanki. Bitmesini istemediğin tatillerden. Günler öncesinde başlayan okul, veli, öğrenci rüyalarım olmuyor artık. Tatil bitiyor diye gerginlik yaşamıyorum. Artık bomboş mu olacağım duygusu hiç yok. Emekli olduğumu öğrenen insanların yüzde 70 gibisi niye oldun, daha gençsin, çocuğun daha okulu bitirmedi, çok sıkılacaksın diyor. Diğerleri de iyi yaptın, kendine bak diyor. Herkesin görüşü, hayat anlayışı farklı arkadaşlar, iş hayatı zaten ömrümün çoğunu kapladı şimdi fırsat varken sadece kendimi yaşamak, insan faktöründen uzaklaşmak, yavaşlamak, sakin bir hayat sürmek istiyorum. Çok şükür bahçe içinde bir evim var, üç beş bitkiyle uğraşacağım, ağaçlarımı seyredeceğim, az da olsa şehrin gürültüsünden uzak hayat süreceğim. Tek endişem sağlığımız. Yoksa maaşım yarıya inse de saati kurmadan alarmsız uyandığım günlere başladığım için çok müteşekkirim.

             İşte şimdi tüm insanlar İşlerinde. Öğrenciler okulda, emekliler evde :)

Vallahi çok güzel bir duygu bu, Allah her çalışana nasip etsin. Büyük zeytin ağacımın altında ki ferforje masama oturdum, karşımda küçük evim, kaktüslerim, minik kiraz ağacım. Bugün yağmur yağacak dendi ama sadece eylül rüzgarı var biraz ürperten. Çok seviyorum bu havayı. Hele rüzgar ve yağmur varsa değmeyin keyfime. Prefabrik evimizin bir çok aksak yönleri oluyor ama tek katlı evde küçük bir hayata geçtiğim için kendimi çok şanslı buluyorum. Azalmak, az tüketmek, azla yetinmek artık hayat felsefem. Bu yüzden maaşımın azalmasını da önemsemiyorum. Kıyafetlerimi, eşyalarımızı büyük ölçüde verdik, dağıttık ama yeterli değil bence. 


                    Mevsim döngülerini çok seviyorum. İyi ki dört mevsimi yaşadığımız bir ülkedeyiz. Mesela devamlı yazı yaşamak istemezdim, düşünsenize sıcak iklimlerde ki insanları. Bence toplumsal sorunlar bile bu yüzden etkileniyor. Yavaş yavaş hava serinliyor, güneşin etkisi gidiyor, yaprakların sararması hele.. Her yıl sil baştan aynı şeyleri yaşamayı çok seviyorum. Mesela sonbahar objelerimi, bardaklarımı, tabaklarımı, sarı turuncu mumlarımı çıkardım bugün. Hayatı güzelleştiren ritüelleri severim. Bu bitecek yeni yıl gelecek, sonra bahar sonra yaz.. Yaz boyunca kuşlar ortada yoktu. Yavaş yavaş havalar serinlemeye başlayınca kuşlar da dallara gelmeye başladı. Hele yavrularını görseniz  öyle şamatacı ve hareketliler ki. İlk kez karga sürülerini gördüm, bu da demektir ki remen sonbahar başlamıştır. Hayatı sevmek için ne çok şey var!



                     Bahçelerin rengi, içilen çayların lezzeti, hafif esen rüzgarla içine dolan o sonsuz şükür duygusu, biraz soluklanmak için yeşile bakmak, dinlendiğini hissetmek, yılların yorgunluğunu hep omuzlarında taşırken yavaş yavaş atmak..
Daha ne saysam öyle çok şükür nedeni var ki..
Komşulardan gelen bahçe nimetleri, üzümlerin toplanması, incirleri yemeye gelen kuşlar, her gece gelen kirpiler, bahçede ki devinim. Yavaş yavaş doğayı görmeye , incelemeye başladım, bilmediklerim ne çokmuş meğer..


                    Geldiğimden beri sağ olsun arkadaşlar aradılar, sordular, bir araya geldik, oturduk, sohbetler ettik. Güzel masalarda açık havada oturmalar yaptık bu hafta boyunca. Memleketime gelince çok insan oluyor etrafımda. Sevenler hemen arıyorlar çok seviniyorum bu değeri gördüğümde. Hemen buluşup hasret gideriyoruz. Ne kadar yalnızlığı sevsem de muhabbeti de severim.  Bahçemde ya da sahilde bir araya geldik. İnancıma göre ikram, akrabalarla görüşmek, bağları koparmamak önemlidir. Peygamberimizin "Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin" hadis-i şerifindeki o ikram bereketini ve huzurunu evimizde hissettik.



                              Bahçeler sezonunun en bereketli zamanlarını yaşıyorlar. Üzümler, elmalar, incirler bu sene ne kadar bol değil mi? Evimin kapısını açığım gibi büyük bir incir ağacı bizi karşılıyor. Komşunun inciri aslında. Yürüyüş yolumuzda olduğundan dallarını kesebilirsiniz dedi ama sizce ben dal falan keser miyim ? Elimi uzatıp incir aldığım bu yer en sevdiğim köşemiz. Akşamları da balkon yerine kullandığımız ev önü burası. Tüm geceyi burada ki iki sandalye de geçiriyoruz. Biz otururken gece saat 11'e doğru yukarıdan büyük bir kirpi ve yavrusu geliyor. Burunları yerde hep bir şeyler arıyorlar. Başlarda korkuyorduk ama şimdi çok seviyoruz onları. Meyve falan koyuyoruz ama onlar bildikleri yolda gidip geliyorlar. Bir de bizi sahiplenen kedimiz oldu, o da hep buralarda. Kuşları da bir alıştırırsam daha ne olsun!


                      Kitap ve dergi okumalarıma şükür başladım. Performansım düşmüştü bu taşınmayla ama şimdi istediğim zaman elime kitabımı alıyorum. Canım arkadaşım Sonat bana Dureller'in Korfu adası üçlemesini verdi. Kitap yaz tadında zaten su gibi gidiyor. Dizisi de varmış ona da başladım, aman ne iyi geliyor o adanın güzelliğinde geçen aile ilişkilerini izlemek. 


                    Filmler de izledim geceleri özellikle balkonumuzda otururken. Anthony Hopkins filmi One Life güzel bir filmdi.Otobiyogrif gerçek bir olaya dayanan filmdi. Bence izlemelisiniz. İnstagramda izlenmesi önerilen Raw filmine başlayınca aklıma Kuzuların Sessizliği geldi ama o film vahşeti ayan beyan göstermeden bile ne etkileyiciydi. Bu filmde ise üniversite öğrencisi iki kardeşin akıl almayacak bir özelliğini gösteriyor. Tam da kızımı üniversiteye göndermişken bunu izleyince midem bulandı. Gençlerin yaşadıkları bu mudur yani yurt dışında. Böyle değilse bile iğrenç şeyleri normalmiş gibi sinema yoluyla beyinlere işlemek de nedir? Sanat falan diyeceksiniz şimdi..

Without Air öğretmen arkadaşlara tavsiye edeceğim bir film. Öğrenci, veli, öğretmen sorunları evrensel dedirten, bu sorunları bizde yaşıyoruz diye hayret ettirin bir filmdi.


                   Burada olduğum sürede bir arkadaşımla ilgili olumsuz bir olay yaşadım. Birlikte geçirilen onca zaman, paylaşıma rağmen ego denen şey işin içine girince her şey bir çırpıda siliniyor. Bu olaylara yabancı değilim hatta artık hiçbir uzaklaşma, gidiş ya da biten arkadaşlıklar için üzülmüyorum. Çünkü insan ilişkilerinde net sabit bir çizgi yok. Başlangıçlar gibi bitişler de gayet normal.
Hatta Fatma Bayram'ın bir yazısına rastladım eşzamanlı. Okuyunca ne iyi geldi:

''Hayy isminden bugünkü ödevim "geçmişten beri sana zarar veren, kırgın olduğun insanlara içtenlikle hayır dua et" idi. Bana yanlış yaptığını düşündüğüm insanların simalarına hafıza kayıtlarından bir bir baktım. Cümlesiyle bir derdim kalmamış. Bu müthiş bir özgürlük. Kimseyle tartışmamak da öyle. Geriye kaldı insanlar bozulsa da bozulmadan kalmak. Bu da takdir ve onay arzusundan bağımsız olmakla ilintili büyük ölçüde.

Sonuçta insanların övgüsünü de yergisini de, faydasını da zararını da umursamamak kendin olarak kalabilmenin önemli bir eşiği.

Peki bu mutlak anlamda mümkün mü? Çoğumuz için değil. O zaman ikinci önlem olarak bari kimlerin yergisine kıymet vereceğimiz, kimlerin övgüsünü önemseyeceğimiz konusunda seçici olalım.''



Bana iyi gelen ne çok işim var çok şükür! 
Benim derdim kendimle. 
Hayatı güzelleştirecek, iyi hissettirecek şeyler yapmayı ve paylaşmayı seviyorum. Bu yüzden yıllardır  blog yazıyorum, bu yüzden instagramda paylaşım yapıyorum. Hatta ara ara Youtube videosu da koyuyorum. 
Bakın yeni bir video var kanalımda haydi buyurun 💙 














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Cuma Hoşgeldin!

                    Bugün 14 Eylül pazartesi. Bloguma bir çırpıda yazmam, ara ara yazar cuma günü de yayınlarım. Bu sabah saat 10 gibi uyan...