Merhaba cuma, hoş geldin! Bir taraftan vay be eylülde bitti, ne zaman oldu bu diye şaşkınlık içindeyim. Diğer yandan güzel bir hafta geçti çok şükür diyorum. Gerçi yaz bitiminde , eylül ayının her gününde sabahları yataktan çok zor kalktım. Tüm gün koşturmaca sonrasında akşam yemeği sonrasında sanki üzerimden kamyon geçmiş gibi oluyordu. Her gece kendimi çok hasta ve halsiz hissediyordum, tamam galiba bu sefer corona oldum diye fobi oluştu bende. Sabah dinlenemeden kalkmak da cabası.
Yine de kendimi fazla bırakmak istemedim, hep dışarı attım. İlk olarak cumartesi zaten kızımın olan okulu için erken kalktığımızda hadi bir yerlere gidelim dedik ve çıktık yollara Yalova Termal civarı bu mevsimde çok güzel olmaya başlıyor. Termal yukarı bölgesinde Yatakkaya Şelalesine giden parkur çok güzel oluşturulmuş.
Haydariye Köyüne yakınında yer alan bu şelaleye yürüyüş 6,5 km sürüyor. Yürüyüş parkurunun başında manzaralı bir restoran kafe vardı. Başlamadan bir çay içelim dedik ve yemyeşil manzaraya doyduk.
Yürüyüşe başlarken orman bakanlığının düzenlediği tabelaları okuduk , bilgi edindik. Sabah saat 11 gibi orman içine doğru yola çıktık. Hava güzel, orman harika , sessiz ve mis gibi toprak kokulu neredeyse 2 km yürüdük. Yürüyüş yolu çok güzeldi, yönünüzü belirleyen işaretler mevcuttu. Büyük bir mutlulukla yürürken o sessizlikte hızlıca yaklaşan bir gürültü duyduk. Ormanda sadece ikimiz olduğumuzdan çok korktuk. Çünkü o sessizlikte hıphızlı koşan ve yaklaşan şeyi iki dakika içinde yanımızdan geçtiğini görünce dona kaldık.
Bu köpeklerin kovaladığı bir domuz ailesiydi. Hayatımda bu kadar büyük bir domuz görmemiştim. Saniyeler içinde yanımızda olmuşlardı. Bununla karşılaşınca ne yapacağımızı şaşırdık. En iyisi dönmeliyiz diyerek geriye döndük ama bu sefer deli gibi koşarak.
Sonrasında arabamıza binerek Üvezpınar köyüne gittik. Orada zaten çok kolay ulaşılan Sudüşen Şelalesine gittik. Çok fazla arap turistle birlikte küçük bir yürüyüş yaparak şelaleye ulaşıyorsunuz. Harika bir tabiat yine bizimleydi.
Oradan Kurtköy'e gittik. Burada Cevizlibahçe Kamp yerine baktık. Bir dere kenarında bol ceviz ağaçlarının altında güzel kamp yeriydi. O kampa yakın anıt çınar ağaçlarını da görerek o günkü Yalova doğa gezimizi bitirdik.
Ertesi gün yani pazar bu sefer de bizim köye gidelim dedik. Bu köy çocukluğumda annemler ve teyzemlerle sık sık gittiğimiz anneannemin köyü. Annemi de götürdük yıllar sonra. Annem küçükken köyden ne kadar nefret ettiğimi, gelmek istemediğimi anlattı yine. Hatta elime kitabımı alıp dut ağacının tepesine çıkarmışım. Gerçekten hiç sevmezdim köyü, kokusunu, hayvanları hiç sevmezdim. Nerden nereye :)
Bu köyde yaşayan annemin dayı oğlunun evinde oturduk, hayvanlarına baktık, dertlerini dinledik. Köyde yaşamanın, tarım yapmanın, hayvan beslemenin zorluklarını anlattı. Devletin kesinlikle tarım yapan, hayvancılıkla uğraşanları desteklemesi lazım. Ama bunun yanında insanlarda da dürüstlük, çalışkanlık ve yurtseverlik olması gerekiyor. Mesela bir olay anlattı dayımız, öyle canım sıkıldı ki. Bu insanların çirkinliklerine bir şey eklenmiş oldu.
Devamlı hayvanlarına bakan, ilgilenen veterinerleri en küçük sorunda mesela doğumda zorlanan ineği hemen kesiyor , böylece ederinden az bir fiyata gidiyormuş hayvan. İlçeden bir kasapla anlaşmalı olduğunu öğrenmişler.
Ne yazık ki birey olarak sahtekarlık çok fazla bu ülkede. Sonra da niye böyleyiz !
Köyden manzaralar ..
Hafta içi okula devam. Öğrencilerimden bana resimler...
Sonbahar gelince sınıfta bol bol yapraklarla etkinlik...
Bu sene sınıfta ki sonbahar köşemiz.
Geçen ilkbahar okul bahçesine patates ekmiştik. Topraktan patatesleri çıkararak haşladık, tuzladık ve çocuklarla yedik.
Bir velim su kabağında yoğurt mayaladığını söyleyince çok merak ettim . Bana su kabağını verdi, mayaladım , çok güzel tuttu ama kabağın yanık kokusu işlemiş içine. Fazla beğenmedik yani.
Okul çıkışlarında balkonumda oturmayı , kitap okumayı çok seviyorum. Hava sıcaklığı 22-23 derece civarında. Gölgede üşümeye başladık. Battaniyelerimi çıkardım artık, içine girip açık havada dinlenmek gibisi yok. Eve geldiğim saatlerde etrafı toplayıp yemekleri de ocağa koyduysam benden mutlusu yok. Eve gelmem saat 15'i buluyor. Tüm gün çalışanlar bu ev işlerini ne yapıyorlar bilmem. Saat 18'de kızım saat 19'da eşim geliyor. Eve önce gelmenin avantajı çok büyük.
Akşam yemeği sonrasında eşimle dizimizi açıyoruz. Şiddetle öneririm. Hem keyifli hem iyi hissettiren hem mesaj veren hem komik. En azından iki üç bölüm seyrediyoruz. Bitince aklımda bir dizi daha var bakalım …
Dün kızlarla sonbahar partisi yaptık. Bu buluşmalarımız biliyorsunuz yıllardır sürüyor. Maksat kafa dağıtalım. Sonbaharın güzel renklerini eve taşıyoruz, yiyor içiyor muhabbet ediyoruz. Son olarak konsepte uygun hediyeler veriyoruz birbirimize. Partimiz hakkında ayrıntılı bir post daha yapacağım.
Bir cuma ile yeni bir haftasonuna giriyoruz, mutlu günler herkese!