26 Ekim 2014 Pazar

Strasbourg Gezisi

                         Alsace  bölgesinde  geçirdiğimiz  günlerden  bir  günümüzü  Strasbourg  için ayırdık. Tabi ki bu  büyük kent  için  yetmedi. Colmar'dan  trenle  40  dakika  sürüyor. Bir günümüzü  dolu  dolu  geçirdik. Şimdi sıra  yaptıklarımızda..
Strasburg, ilginç bir şekilde “Avrupa’nın Başkenti” ünvanını taşıyor, çünkü pek çok kuruluşun merkezi burada yer alıyor.  Şehir, Fransa’nın kuzeyinde, Bas-Rhin bölgesinin başkenti. Nüfus bakımından, ülkenin en kalabalık altıncı şehri. Şehrin tarihi geçmişinde, birçok Gotik ve Rönesans tarzı yapı, zarar görmüşse de, yeniden restore edilmiş. Ülkenin kuzeyinde bulunması nedeniyle, Alman ve Fransız kültürlerinin yoğun özellikleri görülüyor. Yüzyıllar boyunca, şehir, Fransa ve Almanya arasında bir köprü olmuş.  Avrupa Reform hareketlerine de öncülük etmiş. Gutenberg  matbaayı burada icat etmiş. Günümüzdeki Avrupalı öğrencilerin en büyük hareket noktasını oluşturan ve ”Öğrenci Değişim Programı”nın temelini atan Rotterdamlı Erasmus, burada yaşamış. Ünlü  Alman yazar Goethe, öğrencilik yıllarını burada geçirmiştir.





Merkezde  yer alan Notre Dame Katedrali   görülmesi  gerekenlerden. 
 Avrupa’nın en güzel gotik katedrali olarak biliniyor. Çamurlu zemin üzerindeki küçük bir tepe üzerindeki Roma tapınağı üzerine inşa edilmiş. Burada gotik mimari ve Alman Ren bölgesinin heykel sanatı  bir arada kullanılmış ve Alsace bölgesinin bir kültür sembolü ortaya çıkmış.Günümüzde  dünyanın en yüksek altıncı kilisesidir ve ortaçağ döneminden kalan inşa yüksekliği halen korunmaktadır. Yapının 329 basamaklı merdivenini tırmanırsanız terasına varırsınız ve buradan şehrin muhteşem güzel manzarasını izleyebilirsiniz.



Burası  Petite France..Burası, şehrin eski tabakhane mahallesi. Tabakhaneciler  nehrin dört kola ayrıldığı noktadaki su yollarını kullanırlar. Burada  barok kumtaşı binalar, yarı ahşap evler, ortaçağ kanalları boyunca uzanan küçük şelaleler görebilirsiniz. Burası da 1988 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.


                               Çevresi “üzüm bağları” ile çevrili şehrin tarihi merkezi.. Nehri ortasında kalan bir ada üzerindedir. Aynı bir açık hava müzesini andıran bu bölgede, ortaçağ ve Rönesans dönemi mimari özelliklerini taşıyan birçok yapı bulunmaktadır. Burada bulunan ve renkli çiçeklerle donatılmış evlerin büyük kısmı, günümüzde konut olarak kullanılırken, bir kısmı da, otel ve restoran olarak hizmet vermektedirler. Bu ahşap evlerin en güzeli ise, hemen katedralin yanındaki “Kammerzell Evi” dir.


Katedral  çevresinde  birbirinden   güzel  kafeler  var.  Katedrali  gören bu kafelerde   sanki  başka  bir  zamanda  gibisiniz..


Yolumuz çıkan  başka  bir  kilise..

                            Alsace bölgesinin sembolu olarak “leylek” bilinir. Çünkü  20’nci yüzyılın başlarında, burada binlerce leylek bulunurmuş. Ancak  1980’lere gelindiğinde, şehirde konaklayan leylek sayısında önemli azalma görülmüş. Çünkü leylekler, yazı geçirdikleri Afrika’da avlanıyor, kimyasal ilaçlardan zehirleniyor veya elektrik kabloları nedeniyle ölüyorlarmış. Şehirdeki leylek sayısının arttırılması için, 1990’lı yılların başında şehirde büyük etkinlikler düzenlenmiş  ve günümüzde  leylekler, yine Alsace’te yuva yapmaya başlamışlar.
Leylekleri, şehrin birçok yerinde zaten görebilirsiniz. Ama, esas leylek yaşam alanlarını görmek isterseniz “Hunawihr” bölgesindeki “Parc des Cigognes et des Loutres” alanına gitmeniz gerekir.




19 Ekim 2014 Pazar

Masal Köyler : Riquewihr , Eguisheim

                  Colmar 'da   kalıp  yakınlarında  bulunan birbirinden  güzel  köylerini  gezmelisiniz. Biz  sayılı günlere  sahip olduğumuz  ve araç kiralamadığımız için  bazılarını  gezebildik. Otobüs saatlerine  bağlı kalmanın dezavantajı da  buydu.  Eguisheim  için  bir otobüs  bulamadık. Colmar'dan yaklaşık 20 euroya 5 dakikada gidebiliyorsunuz. Küçük  ve  çok  güzel bir  yer. Sokaklar ve  evler  arasında  dolaşmak harika.


Belirli  saatlerde  kalkan  otobüslerle  yaklaşık   olarak  kırk  dakika  süren   başka  bir  masal  köy;   Riquqewihr.  Otobüsler  tren garının  yanından  kalkıyor.  Pazar  günleri  seferler iptal. 


Evler  bahçe  içinde  ve  çiçeklerle  donanmış.  Ekim  ayında  gitmemize  rağmen  her yer  rengarenkti. 





Makaronları  ile  meşhur  bu  köyde  dükkanları  gezmekte  güzel.  Karnımızı  doyuralım  derseniz  fazla  seçenek  yok.  Yalnızca  şarap  denemesi  yapmak isterseniz  yerler  çok  fazla. Biz  yemek  için  tekrar  Colmar'a  dönmüştük..






14 Ekim 2014 Salı

Bir Masal Kasabası : COLMAR

                        İnternette  Avrupa'nın  en  güzel  köyleri  içinde Colmar  fotoğraflarını  gördüğümde kesinlikle buraya  gitmeliyim demiştim. Ve bu  bayram hayallerimiz gerçekleşti. 5 günlük   Alsace Vine  Route  yani Alsas Şarap Yolunun  bir kısmındaydık.
Rengarenk  evler,  sakin mahalleler, uçsuz bucaksız üzüm bağları, şarap yapılan köyler, ordan oraya  koşturan  turistler .. Herşey  yine  çok  güzel  ve  keyifliydi.
                        Gezimize  ilk olarak  Basel  havaalanına  inerek başladık. Bu  tür  gezilerimizi 5-6  ay önceden  ucuz uçak  bileti  bularak başlıyoruz  ama  devamlı  çalışan devlet  memuru olduğumdan  tatil  günlerim  haftasonu  ve  böyle  bayramlara denk geliyor.  Bu  yüzden biletler  kısmen yine de pahalı oluyor. 3 kişilik  Basel  uçak  bileti  2 bin civarı. Basel'den  Fransa  çıkışı  yaparak bir  otobüsle Basel  tren  garına gittik.  Buradan  3kişi 34 euroya  Colmar'a  bir saatlik  yolculukla  gittik.
Colmar, Fransa'nın doğusunda Alsace - Lorraine bölgesinde yer alıyor. Ren nehrinin ise batı yakasında bulunuyor. Colmar, İsviçre ve Almanya'ya çok yakın, haliyle "Basel Havaalanı" buraya ulaşmak için en kolay yol.
                      Colmar'da  kaldığımız otel oldukça temiz ve sakin bir otel olan Hotel Turenne..  Merkeze  oldukça  yakındı. Otelden  yürüyerek ilk olarak  Petite Venise  denilen  turistik yerine  gidip  akşama  kadar  çevresinde  gezdik.  Karşımıza çıkan  görüntüler şöyle 


       

Kasabada 1300-1400'lü yıllara ait evler ve evlerin dış cephelerindeki  işlemeler ile heykeller, dünyanın hemen her bölgesinden gelen turistleri hayran  bırakıyor.   Maison Pfister, 16. yüzyıldan kalma muhteşem duvar resimleri ve ahşap işçiliğiyle bölgenin en önemli yapılarından biri.                                          


Her  yerde  hediyelik eşya  satan  dükkanlar. Buranın  simgesi  leylekler  herhalde. Ortalık  büyük  küçük  leylek  doluydu. 


Colmar'da  bulunan  kilisede  küçük  ama  etkileyici. Saint Martin Kilisesi.  Collegiate Saint Martin Kilisesi olarak da bilinen kilise 1235-1365 yıllarında  inşa edilmiş.   Alsace'deki Gotik mimarinin en güzel örneklerinden olan ve birkaç  restorasyon geçiren kiliseye en son 1982 yılında bakım yapılmış.   


Amerika'daki Özgürlük Heykelini yapan heykeltıraş  Frederic Auguste  Bartholdi'nin doğduğu ev ve müzesi de kasabaya gelen ziyaretçilerin tarafından  geziliyor. 



Kentte  bulunan  müzelerden  biri  de  Unterlinden  Museum ..
Adı “Ihlamur Ağaçları Altında” diye tercüme ediliyormuş. Bu romantik isme yakışır güzellikteki, zarif iç avlulu eski Dominikan manastırı, 1853 yılında müze olarak hizmete açılmış. Fransa’nın en önemli müzelerinden olan Unterlinden, resimden heykele, arkeolojik objelerden kırsal yaşamdan örneklere zengin bir koleksiyona sahip. Matthias Grünewald’ın ünlü Isenheim Altarpiece’i de bu müzede..



Büyük  bir   şehir  parkı  içinde  bulunan bu  yapı  su  deposuymuş. Parkın içindeki  General Rapp Heykeli’ni de görün diyorlar.   Gezi  trenine  bindiğimizde  türkçe seçeneğini  görünce  çok  sevinmiştik  ama dinleyince  bu  nasıl  türkçe diye  birbirimize  baka kaldık. Kötü bir  türkçe  eşliğinde  bu  bilgileri  aldık. 


La Maison Pfister: Colmar’ın en güzel evi diyorlar.





Ayrıca  Colmar'da olanlar :
La Maison des Têtes  (Kafalar Evi):   1608’de inşa edilmiş. Bu tuhaf adı, üzerindeki kafa heykellerinden alıyor. Tepesindeki heykel Bartholdi’nin eseri.

         Le Koifhus (L’ancianne Douane): 1480’den kalma bu bina, 16. yy’da Colmar’ın ticaret merkeziymiş.
         La Fontaine Schwendi (Schwendi çeşmesi): Koifhus’un yakınında  bulunuyor.  Çeşmenin içindeki heykel Bartholdi’nin eseri.



Colmar da  sonbaharın  başında  gidip  doğanın  her  rengine  rastladık.  Her yer  çiçeklerle  bezeli  olduğundan  ilkbahar  ve  yazın  gitmekte  fayda  var.  Küçük  ve  sakin  bir  kasaba da  olsa  dolu  dolu  2  gün de  gezilir, yaşanır. Biz  yerleşim  olarak  burayı seçerek  diğer günler de yakın çevreye gittik.  
  
   MM


   

2 Ekim 2014 Perşembe

BAYRAM !!




                                           Kurban bayramımız  kutlu olsun..
                                           Bu da 5 günlük tatil demek bizim için..
                                           Biz  yine  bir yerlere kaçıyoruz.
                                           Yakın Takip için  instagramda PELİNPEMBESİ !



29 Eylül 2014 Pazartesi

Yağmurlu Bir Gün..

                              Elimde  kitabım  bir  taraftan  okuyorum  bir  taraftan yavaş yavaş  yağan yağmura bakıyorum.  Hava öyle güzel ki; durgun, biraz üşüten, bulutlar üst üste ve  koyu. Her ne kadar sıcağı  , güneşi sevsemde bu da  tam benlik. Bir kaç saat sonra  başlayacak ve strese sokacak iş  saatlerini  hiç  düşünmek bile istemiyorum.   Kendime  ait  bir  zaman dilimi  yarattım. Mevsimin  en  güzel  yerinde  ,  kasabamın  en  sakin  köşesinde  anlatabilir miyim  acaba buraları.  
                      '' Kitaplarda ki  mevsimler  şehrimizde ki  mevsimlere  benzemiyordu,  onlar  daha  güzeldi  yani ;  daha doğrusu  güzel  anlatılmışlardı.  Ben de  güzel  anlatırsam  ,  anlatabilirsem  şehrimiz  güzelleşir miydi  ,  bu  küçük  şehir de hayat  diye  yaşamaya çalıştığımız  bu  anlamsız günler bir şeye benzer miydi ?  ''
                     Denize  uzun  uzun  bakarak  derin  bir  nefes alıyorum. Nasıl da  iyi  geliyor bu .  Daha  ne isteyebilirim ki?  Dünya da  olan  kavgalar, savaşlar, katliamlar bir  an  aklıma geliyor yeniden. Şurada  kısa da  olsa  yakaladığım huzuru yerle bir ediyor. Yine  yüreğim  sıkışıyor,  elden  birşeyin  gelmemesi  sonrası oluşan  o  çaresizlik  daha da  boğazımı  sıkıyor. Ama atmalıyım kafamdan bunları. Bari yarım saat şu huzuru  yakalasam  diyorum. Kahvemden içiyorum yavaşça. 
                  ''  Derler ki  , içinde bulunduğumuz  anı,  yani  şimdi yi  çokta  sevmeyiz aslında;  endişe uyarıcı , tehditkar,  ciddiye almaya  değmeyecek denli  geçici  bulduğumuz için güvenilmezdir. O yüzden  geçmişe  ya da  geleceğe  kaçmak isteriz. Bazen de ne  yapacağımızı  şaşırırız.  En iyisi  susmak,  ve  kimseden izin almadan  yerine  oturmaktır. ''
                      Gerçekten de  mutlu  olduğumuz  anlar  aslında,  sonradan  düşündüğümüzde yaşanılanı  hatırlamak  ve  memnun  olmak  mı acaba. İçindeyken zamanı fazla mı  hoyrat  kullanıyoruz.  Geçiştiriyoruz anı, farkına  varmıyoruz dakikaların , saatlerin  kıymetini. Kaybolup  gidiyoruz her insan  gibi  hayat denen maratonun  içinde. Şuraya  bakın , yarım saatlik  zamanımı  nelerle  geçiriyorum.  Yarın  diyeceğim ki aslında,  ''  dün ne güzeldi,  deniz kenarında oturmuş anı  dondurmuştum '' diye.  Yine  de mutlu  ve  huzurluyum.

                 ''  O koca  dünya  dedikleri  aslında küçücük. Dükkanlar küçük,  evler küçük,  sokaklar öyle.  Ağaçlar  bile. Herkesin  küçücük bir hayatı  var. Öyle  büyütülecek bir  tarafı  yok  buralarda ki  hayatın ;  alt   tarafı  hayat işte.  Yaşarsın olur  biter.  Kocaman  gökyüzünün  altında insanoğlu  küçücük  sonuçta. Kendini  var etmesi için  uğraşması  gerekmez,  vardır işte.   Var  olduğu için  şükretmesi , elinde olanları kaybetmemek için azıcık  çaba harcaması yeter..



           Koyu  yazılan  cümleleri  Ethem Baran'ın  Emanet Gölgeler Defteri   adlı  kitabından aldım..


                         

21 Eylül 2014 Pazar

Tatil Kitaplarım

                      Herkesin  yaşadıkları ,  hissettikleri  birbirine  benzer  aslında. Bu yüzden başkalarının  yazdıkları  cümlelerin  altını  çiziyoruz, yaşananlara ağlıyoruz  ya da gülüyoruz. Samuel Johnson da aynı  fikirdeydi :
         '' Hepimiz  aynı güdülerle  harekete geçer, aynı  hilelere  kanar, aynı  umutla  canlanır , tehlikelere  karşı benzer biçimde kendimizi dışa  kapatır , arzularımız yüzünden aynı  şekilde başımızı derde sokar , zevklerle de baştan çıkarız ''
İnsanlar  birbirinden farklı olmalarına  karşın aslında evrensel bir ailenin üyesiyiz.  Yaşanan  acıları , çekilen çileleri , umutsuzlukları,  üzüntüleri onlara sahip  değilsek  bile  etkilenmemizin  sebebi budur.  Yani insan olmamız. Bütün  bunları  tatilde  okuduğum ,  başlarda beni  sıksa da iyi ki  tatilde bu  kitabı  yanıma  almışım  dediğim kitaptan yazdım.  Yazacak  dolu alıntı  var aslında.  Alain de Botton ile  tanışmam  geç  oldu  ne yazık ki. Şimdi de  elimden  bırakamıyorum.  Daha önce  Felsefenin Tesellisi ni  okudum yine  beğenerek.  Sade  diliyle  sizi  derin  sulara  indiriyor. 



Kitapta  aldığı  konu  etrafında  bir  hikayeyi oluşturuyor ve  sizi   zorlamadan  fikrini  ispatlamaya  çalışıyor.  Bu  kitabı  bir  haftalık  tatilimiz  boyunca okudum. Tatillerde   çok  kitap okuyanlardan değilim. Evdeyken sıra sıra  gidiyor  ama  tatilde  özellikle şezlongta kitabı  elime alır almaz uyumaya  başlıyorum. 
Okuduğum  ikinci  kitap  Atilla Dorsay'ın   bana  birçok  seyretmediğim kitapları not etmemi sağlayan  Düşen Yapraklar Geçen Yıllar ..


Kitaplarım , taşlarım  ve  kahvem  her zaman  yanıbaşımda.  Sinema yazarı denilince aklıma ilk gelen ad Atilla Dorsay oluyor. Kitap hakkında gazetede Ülkü Tamer şöyle  bir  yazı yazmış, aktarıyorum :

'' Kitap beş bölümden oluşuyor. İkinci bölümde, "Birkaç Usta Üzerine"de John M. Stahl’dan Nejat Saydam’a kadar birçok sinemacıya ilişkin özgün saptamalar var. Ben çok yararlandım. Sözgelimi, zaten sevdiğim bir yönetmen olan Claude Sautet’nin filmlerini, "Sinemacıların En Fransız’ıydı" yazısını okuduktan sonra, dağarcığıma eklenmiş yeni ayrıntılarla daha keyifle seyredebilirim artık.
     Üçüncü bölümde, "Büyülü Yaratıklaröda oyunculardan söz ediliyor. Gerçekten de Gary Cooper’larla, Maria Montez’lerle hangimiz büyülenmedik ki... "Yüzü Tanınan, Ama Adı Bilinmeyenler Üzerine"de anılan yardımcı oyuncular olmasaydı, o yıldızlar bizi tek başlarına böylesine büyüleyebilirler miydi? "Kazablanka"yı Humphrey Bogart’la, Ingrid Bergman’la hatırlıyoruz. Claude Rains, Sydney Greenstreet, Conrad Veidt, Peter Lorre, S.Z. Sakall’sız bir "Kazablanka", "Kazablanka" olabilir miydi?
     "Bizim Ülkemiz, Bizim Sinemamız, Bizim İnsanlarımız" bölümünde Onat Kutlar üstüne yazılmış yazı beni çok duygulandırdı. Okuduklarım arasında, çocukluk dostum sevgili Onat’ı en güzel anlatan yazılardan biri bu.
     Son bölüm "Eleştiri Üzerine" başlığını taşıyor. Okurken yirmi yıl önceye gittim, Atilla’yla Aziz Nesin’in "Amarcord" üstüne tartışmaları geldi aklıma. Karşılıklı yazılar bir serüven filmi gibi izlenmişti.
     Baştan söylediğimi sonda bir daha yineleyeyim: "Düşen Yapraklar, Geçen Yıllar" her sinemaseverin kitaplığında bulunması gereken bir yapıt. ''





16 Eylül 2014 Salı

Güz Mevsimiyle...

                  
                       Zorba  Kazancakis'in  enfes  kitabıdır  ve  şöyle  bir yer geçer :
"Mutluluğun basit ve açık bir şey olup bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız bütün bunların  mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu."
                   Mutluluğun  değişen  mevsimlerle  ilişkisi  olmalı.  Güzel,bol  dinlenmeli,  gezmeli ve  sıcak bir  yaz mevsimini  geçirdik. Gerçi benim için aralıksız 1,5  ay süren ve  dinmeyen  başağrılarını da getirmişti  ama  şükür geçti.  Güz  yavaş  yavaş  yaklaşıyor. Bunu  her gece  oturduğum balkonumda daha  iyi  hissediyorum. Artık  üzerime  bir şeyler alıyorum. Yaz mevsimi  nihayet bitti  diye  sevinenlerden  değilim ama  sonbahar da  benim için  ayrı  bir güzel. Yürüyüş  yaparken sararmış  kızarmış  yaprakları  gördüğümde  bunu  daha iyi  anlıyorum. 
                 Okullar  açıldı,  20  yıldır  değişen  birşey  yok. Hatta  daha da  vahimleşti  herşey.  Çocuklarla  bir  problemimiz  yok ama  sistem  yıllardır  yapboz tahtası.  Ne yazık ki  işinde  güzel  zaman  geçirenlerden  değilim. 
Şurada  yazdıklarım ,  paylaştıklarım,  bir kaç  okuyan  ve  beğenen insan olduğunu  bilmem  benim  için  en büyük  mutluluklardan  biri. 
Kitap  okumalarım  yazın  azalmıştı  nedense. Bundan  sonra  artacağına  inanıyorum.  Yaz  nedense  elimi  kolumu  bağladı.  Doğru dürüst  birşey  yapamadım.



Bizim  kasabada  uzun  yürüyüşler  yapmanın  tadı  bir  başkadır.  Çünkü  upuzun  bir  sahili  var.  Geceleri çok  kalabalık  olduğundan  sabahın erken  saatleri  en güzeli.  Yürüyüş  sonrası  bir çay  bahçesinde  mola  veririm.  Akşamüzeri  gün batımı da  en sevdiğim saatlerdir. Arkadaşlarla  buluşur  , oturup  laflarız.  Onlar  gelmeden  kitabımı  okurum  çoğu zaman. Bu  yaz okuduklarımdan biri de  Eduardo Galeano' nun  Aynalar..


Yazın  keyifle  okudum çünkü  insanlık  tarihini  mitolojiden  başlayarak  kısa kısa  tam  tadında  anlatmış. Zamanında  Hugo  Chavez  Barack Obama'ya  Eduardo Galeano’nun Latin Amerika’nın Kesik Damarları kitabını  hediye  etmişti.  Aynalar, dünyanın başlangıcına dair efsanelerden 20. yüzyılın olaylarına kadar uzanıyor. Dinlerin ortaya çıkışı, Tanrıların öfkeleri, keşifler, icatlar... Ya hiç bilmediğimiz ya da yanlış bildiğimiz, tarihin pek çok köşe başında duruyor Galeano.
Kitap  okumalarımdan  bahçe işlerime  geçmek istiyorum.  Bahçemi  bu  yaz  çok  boşladım. Buna neden  tembellik  diyebilirim.  Komşum bahçeme  balkabağı ekmek istediğini  söylediğinde  sevindim. Çünkü  çok severim onları.  Tüm  yaz  kabağın bitkisi  öyle  büyüdü  ve  her yeri  öyle kapladı ki  inanamadım  görüntüye. Topu  topu iki  kabak oldu üzerinde ama bitkinin  gitmediği ,  kaplamadığı  yer  kalmadı. Böyle olunca  bahçe  ormana  döndü..


Şu   kabağa  bakar mısınız ?  Sevimli  sevimli  yatıyor  bahçemde. Daha  ellemedik, ne  zaman  koparacağız bilmiyorum  Kabak işi de  zormuş  yani. işte  böyle, mutluluk  her yerde. Farklı  şeyler  aramaya gerek  yok. Ya da  bir  çok  şeye  özenmeye.  Sağlıklıyız  ya,  ailemizleyiz   ya, mevsimleri de sırasıyla  görüyoruz  daha ne  olsun. Bırakın  Türkiye'nin halini, eğitim politikasını,  çevre de  birbirine  düşman olanları, kötülükleri,  saygısızlıkları  vs. vs..
Neyi  görmek  istediğimiz  bize  bağlı ama  mutluluk  için  basit  ve  açık  kalbe  sahip miyiz acaba ?












TATİL CUMASI

Vee  bitti 💥💥 Bir dönem daha kapandı hayatımızda. Çerkezköy -Çatalca hattında neredeyse bir yıl süren gurbet hayatımız bugün karneleri dağ...