Bu ay ki Sabit Fikir dergisinde yazan , okumayı dört gözle beklediğim Orkun Galolar Ters Karga köşesinde şöyle başlamış yazısına;
'' Sıkıldım, sıkılırım, sıkılıyorum. Ne çok duyuyoruz bu kelimeleri farkında mısınız? Yapacak şeyler bulma konusunda çoğu kez yetersiz kalıyoruz tamam da günü geçirmek gayesiyle bir ömür geçer mi?
Şimdi bir çocuk sıkılınca önüne bir tablet ya da telefon konuyor ya eskiden kendi oyununu kendin yaratırdın. Mandallardan oyun kurar, sandalyeleri ters çevirip üzerine binerek araba yapardın. Şimdi daha çok şey var ama amaçsız kalmış gibiyiz.
İşe, okula, kahveye git gel, zamanı doldur. Hafta sonu dışarı çık, yaz tatilini planla, bir hafta tatil ancak yap. İşinle yat kalk, öğrenciysen sürekli ders çalış ama hiç kitap okuma! Bir sürü şeyle ilgilen ama ortada hiç bir şey olmasın. Ne çağ ama!
Hedeflerimizi kaybetmiş gibi değil miyiz? Daha doğrusu bir hedefimiz var mı? Hedefi olmayan insanın canının sıkılmasından daha doğal ne olabilir ki? ''
Günlerim yağmurlu ve soğuk havaya hatta ramazana endeksli oldukça yavaş geçiyor. Sahurla bölünen uykular, gün içi açlık, susuzlukla zorlaşan iş saatleri, bir an önce eve gitme hayallerim ve sonrasında iftara kadar yemek, temizlik vb. rutin işler devam edip gidiyor işte.
Geçen haftalar da nisana yakışır günler yaşadık. Bir kez öğrencilerle okula yakın bir bahçeye gittik.
Onca kar, soğuktan sonra biraz güneşin çıkmasıyla tomurcuklar patladı, her yeri çiçekler sardı. Doğanın uyanışı meğer bir an da oluyormuş. Her sene tekrarlansa da bu döngü, hiç bıktırmıyor, hep merak ettiriyor ve yaşam enerjisi veriyor.
Sevgili Peygamberimiz 'zikreden dile, şükreden kalbe ' sahip olmayı dilemiş. Dünyanın bunca kötü haline rağmen içinde olduğum binlerce nimete hayranlık ve şükürle bakabildiğim için şanslı buluyorum kendimi. Ama bir de şöyle bir şey varmış; Tasavvuf ehli, şükür nimeti değil,onu sana nasibedene görmektir diyor. Sonra da şöyle ekliyormuş;
''Avam yenecek, içilecek, giyilecek şeylere şükreder, havas kalbe gelen feyze şükreder.''
Nisan ayında ki bir haftalık ara tatilden dönünce sınıfımızda ki tohumlarımıza geri döndük. Bahar uyanışını yakından gözlemlemek , çocukların soruları ve merakları, bitkilere bakım da çok heveslim olmaları ne güzel ..
Ara tatilde bisiklet sezonunu açtım. Durgun bir gün sahilde gezintiye çıktım tek başına. Uzun uzun denize yakın bankta oturdum. Bir kez daha şükrettim böylesine güzel bir kasaba da yaşadığım için. Denizin olması hayatımızda ne de büyük bir ayrıcalık.
Deniz çekilmiş olunca tüm güzel taşlar ortaya çıkmıştı. Marmara Denizinin çevresinde çok güzel taşlar yoktur aslında ama yine de işe yarayacakları bulup eve taşıyorum. Geçen sene bahçe duvarına taşları yapıştırmıştım. Bu sene de devam etmeye karar verdim. Bu işin en zor yanı duvara yapışabilecek türde taşları bulmak ve eve taşımak.
Bahçemi artık yaz sezonuna hazırlama zamanı gelmişti. Kıştan çıkan bahçeyi temizlemek, budama yapmak, toprağı bellemek, en sonda da baştan aşağı süpürüp temizlemek oldukça zor bir iş. Bunun için yardım alarak tüm gün bahçe de çalıştım. Ama sonuçta çok mutlu oldum.
Kaktüslerimin bazılarının saksılarını değiştirdim. Tüm kış kar altında kalan kaktüslere bir şey olmuyor arkadaşlar. Hatta kaktüsler ev içinde yaşamayı hiç sevmez, açık havada bir arada olmayı çok severler.
Neredeyse iki haftadır elimde olana bu kitabı bitirdim nihayet.
Cuma günleri bizim pazarımız. Aslında yaz tatilinde pazara gitmeyi çok seviyorum. Çünkü saat 9 gibi uyanır uyanmaz pazar arabamı alır hemen giderim. Dönüşte çayımı demler, pazardan aldığım tazecik sebzeler ile uzun uzun kahvaltı yaparım.
Çalışırken bu imkansız tabi ki, okul çıkışı gidiyorum mecburen . Öyle kalabalık oluyor ki .
Dedemiz geçen sene entübe olup aylarca hastane de yatmıştı biliyorsunuz. Şükür şimdi ayakta ve kendi işini görüyor. Kayınvalidemin bile işini görüyor. Ama yaşlılık öyle zor bir şey ki. Yıllarca hayatını adadığın çoluk çocuğun bile yanında olmuyor ve bu dünya da tek başına kalıyorsun. Evlenmeyip yalnız yaşlanan insanların durumu daha vahim bence. Karı koca yaşlanmanın bile ne büyük bir nimet olduğunu onlar sayesinde görüyorum. Haa anlaşmazlıklar devam etmiyor mu, ediyor ama bir evde yapayalnız oturmaktansa bir can dostunun olması en iyisi.
Fırsat buldukça onlara ziyarete gidiyoruz. Ve şu bir gerçek ki, kadınlar aileyi birleştiriyor, düzenliyor. Eşimi kendi anne babasına karşı görevlerinde devamlı tetikte tutan benim.
Hayat olduğu gibi akıyor , biz yetişemiyoruz hissindeyiz belki ama geçen günlerde okuduğum Gökhan Özcan yazısında ne kadar doğru diyor ;
''Zihinsel olarak bir akış içinde olmamız bizi diri tutacaktır. Hayat, her şey bir tek anın içinde olup bitiyor olsa da bize verdiği his bakımından akan bir şey... İnsanın da hayatın ritminden kopmaması ve hayatın içinde kalması için o akışla uyumlu olması gerekiyor. Bu akışın bir bilinçsiz bir kapılmaya, bir sürüklenmeye dönüşmemesi şartıyla elbette... Her an yeni şeyler getiriyor bize, temel hayat bilgisini kaybetmeden her insan da yeni bir insan olmaya, kendini yenilemeye, daha doğru bir deyişle kendini tazelemeye açık olmalı. Kimliğini, hissiyatını, inançlarını, zamanın her an tazelenen imtihanıyla sınayabilecek cesareti gösterebilmeli. Aksi halde, bu imtihan kaybediliyor, kişilik ve zihniyet statikleşiyor, insan bir noktada takılıp kalıyor. ''
Bir hafta daha biterken yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı . Dünya da ki en güzel bayramlardan biri. Ulu önderimiz Atatürk'ün çocuklara ve Türk milletine verdiği bu bayramı bu sene de coşkuyla, minnetle kutlayalım, bayraklarımızı asalım .
Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!