'' İnsana verilen en büyük ceza , sınırlı bir hayatla sonsuzluğu kavrama yetisi olsa gerek. O , bilinçli ya da sezgisel bir algıyla , kendi yarattıkları da dahil, dünyanın tüm nesnelerinin kendinden daha ömürlü olduğunu görmüştür. Binlerce yıllık bir geçmiş, küçücük bir taş parçasında sürmektedir. ''
Okuduğunuz bu satırlar altını çizdiğim Şükrü Erbaş'ın kitabı İnsanın Acısını İnsan Alır 'dan. Her okuduğum satırdan etkilendim, hoşuma gitti ve not aldım. Buraya yazdığım onlardan biri. Yıllardır içimde olan, beni mutsuzluğa sürükleyen, kaosun nedenini şimdi yazacağım paragrafta buldum. Bu kitabı yudum yudum okumak iyi geldi . Hatta havalar iyice soğumadan , hani şu pastırma yazını yaşadığımız günlerden bir gün öğlen işe gitmeden önce aldım kitabımı, gittim sahile. Bir masaya oturup sakin denize karşı, durgun bir havada sayfalarca okudum.
Yazacağım paragrafa zıt düşen bir sevinç vardı havada. Yazılanlar doğruydu tüm çıplaklığı ve acımasızlığı ile. Ama işte ben de oturmuş içimi kaplayan pırıl pırıl aydınlıkla karşı koyuyordum her şeye, Şükrü Erbaş'a ..Yine de komik ve korkunç buluyordum bu kesin gerçekliği. Elimden bir şey gelemeyeceğini bilmek ve tekrar kavramak hızla sürükledi eski karamsarlığıma..Ve şu satırları okudum :
'' Uyanıyoruz , gün ışığının o dingin, bakir saltanatı; bir anne soluğu gibi ta içimize işleyen bir mavi serinlik...Sesler, nesneler, kokular...Bizimle birlikte usul usul uyanan bir müthiş yalnızlık. Birden birgün açıklanamaz biçimde yaşadığımızı duyumsuyoruz. Musluktan akan su, camlarda şakıyan gökyüzü, uzandığımız kapıkolu, bir bayram gibi dört yanımızdan akan çarşılar, ağaçların düğünü rüzgarda olanca görkemiyle kendini bir kez daha bize sunan doğa...Bütün bunların varolması, bizim onları görmemiz , onlarla kendi varlığımızı duymamız, bizi vareden, yaşamı sevdiren bu görkemin derinden derine ölümü duyurması, bu şenliğin bizden sonra da süreceğini bilmemiz, tüm bunlara karşın derin bir tutkuyla yaşamakta ayak dirememiz...Düşündün mü hiç, tuhaf değil mi sence de ? ''
Bunun üzerine başka bir şey yazamam ki...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Martın Son Cuması
Mart ayı bitti bile. Ramazan sona eriyor yarın. Biraz beden dinlenmesi, biraz ruh temizliği, ümit ve korkuyla...

-
Güzel kasabamızdan merhaba! Geçen gün kasabamıza ait bu fotoğrafı görünce kaydettim sizlerle paylaş...
-
'' Nerede miyiz? Buradayız ya işte, her zaman olduğumuz yerde - her birimiz doğduğumuz andan öl...
Çok güzelmiş Şükrü Erbaş'ı severim zaten.
YanıtlaSilBlogunuz da çok güzel takipteyim artık, sevgiler :)
Çok güzelmiş Şükrü Erbaş'ı severim zaten.
YanıtlaSilBlogunuz da çok güzel takipteyim artık, sevgiler :)
Çok çarpıcı.. sanırım yaşamaya devam ediyor oluşumuz yaşadığımızın farkında olmayışımızdan. Hep bi telaş hep bi koşturmaca..
YanıtlaSilKitabı merak ettim gerçekten :)
YanıtlaSil