Muhtemelen bu yazıyı ocak 1 de yani 2026 yılının ilk gününde yayınlayacağım, böyle planlıyorum. ( Ocak 2 oldu bile ) Önceden yazmaya başladığım için konular, olaylar birikiyor. Geçen cuma da yazmadığım için yaşadıklarım üst üste bindi. Ama hayat durmuyor, akıyor, şekilleniyor.
2025 yılı sürüp giden hayatımızda yoldan çıkış yaşattı. Kurulu düzenim -her ne kadar çok güzel de olsa- değişsin istiyordum ama nereden nasıl başlayacağım bilmiyordum. Hele sabahtan başlayan ve haftanın beş günü olan bir işte çalışıyorsan bu imkansız gibiydi. Ama şuna inanıyorum ki Allah ne istersen er ya da geç onu veriyor.
Eşime yeni bir iş kapısı açılınca ben de düştüm yollara. Bu değişim bu zorluk yıllardır konforlu alanında yaşayan bünyeme iyi geldi bence. Umutlarım arttı, bir çok şeyin aslında benim için ne büyük lütuf olduğunu gördüm, kesinlik kazanmayan kararlara son noktayı koydu.
Farklı yaşamlar gördüm görüyorum, beni hiç kimsenin tanımadığı bir şehirde dolaşmak bile özgürlük veriyor. Yüzlerce insanın evlerini, memleketlerini bırakıp buralara gelmesi, tutunmaya çalışması, bulanık her şeyi içinde taşıyan bir sele kapılmış giden hayatlara benzetiyorum ve üzülüyorum.
Yeni bir yıl başladı, bir zamanlar kıyamet kopacak beklentisiyle geçirdiğimiz yılın üzerinden 26 sene geçmiş. Vay be ne zaman oldu bunlar diyorsun, zaman çok acayip geliyor artık bana, değersizleştiriyor çoğu şeyi. Şu şu olsun demiyorum, yaşayıp göreceğiz. Ama hayallerim var tabi, yoksa nasıl yaşarız..
Burada Trakya soğukları başladı. Gece -6 oluyor ve sabah uzun süre arabanın donmuş camlarını çözmeye çalışıyorum. Köye yani okula gittiğimde her yerde beyaz buz örtüsü görüyorum. Sabah ayazı çok hoşuma gidiyor, canlılık veriyor, sabah sıcacık yatağımdan kalkmak istememe rağmen oh dünya varmış diyorum.Öğle saatlerine doğru güneş çıkıyor ama. Oysa kar beklentimiz var tüm çocuklarla. Bir ara kar yağacak dendi ama aralık ayında da kar görmedik bu sene de .Dün gece İstanbul'un bazı semtlerinde kar yağdı, insanların sevincini gördüm ekranlarda. Geçen sene öğretmenlik yaptığım köyde karlar altında kalmış. Okulda ki hizmetli arkadaş arayıp bana gösterdi, burnumun ucu sızladı, ahh bir zamanlar oradaydım. Şimdi olsa ıhlamuru koyardım sobaya, kartopu oynamaya çıkardık çocuklarla, okul bittiğinde de köyde yürürdüm. Ahh!
Aralık ayını sevmemin nedenlerinden biri de eve gelen süprizler, paketler, kartlar. Hem hediye paketi hazırlamayı çok seviyorum. Hele yeni yıl adeti kalmadı günümüzde. Biz son nesiliz belki de. Yine de bu sene de arkadaşlarımdan simli karlı kartlar geldi, güzel dilekler kalbimi ısıttı.
Ben de öğrencilerimin resimlerinden yeni yıl kartı düzenleyip gönderdim.
Şu sıralar okuduğum kitaplar . Sevgili Özlem'in hediye ettiği kitapla Kemal Varol ile tanışmış oldum. Konu klişe gibi geliyor ama yazarın dili zorlayıcı değil. Göç teması işlenmiş. Mehmet Aycı Sonrası Şimendifer kitabı diğer okuduğum kitabında ki gibi müstehzi bir tını taşıyor. Yeni bir yıla girerken acaba tüm yıl kaç kitap okudum diye merak ediyorum ama not almamıştım. Her hafta iki tane okudum genelde.
Arkadaşlarla oturulan sofralar... Kafelerde kutlanan doğum günleri..
Kafeye önceden gidip yeni kitabıma heyecanla başlamam. Çok beğendiğim bu yazarı daha sonra ayrıntılı anlatacağım.
Bu süre boyunca izlediğim filmlerin başında Lurker geliyor. Hızlı temposu ve kurgusuyla tavsiye edeceğim. Bugonia filmi yönetmen Yorgos Lanthimos'un. Aslında bilim kurgu izlemeyi bırakmıştım uzun zamandır ama bakayım son yıllarda ne yapıyorlar diye merak edip izledim. Bu sene Filmekiminde izlenmiş filmlerden. Yorgos Lanthimos’un Venedik’te prömiyerini yapan yeni filmi ölmekte olan modern dünyaya yönelik bir eleştiri. 35mm filme çekilen Bugonia, Jang Joon-hwan’ın 2003 tarihli Save the Green Planet! filminden esinleniyormuş.
Two Distant Stranger kısa film. İzleyebilirsiniz.
Les Enfants Des Ayters (Başkalarının Çocukları) uzun süre Fransız filmi izlemeyeceğim deyip Film ekiminde gösterilmiş olduğundan merak edip başladığım film. Virginie Efirea oyunculuğuyla bana Türk filmi tadı verdi. Çocuk sahibi olmak isteyen ama yaştan dolayı doğurganlığı bitme noktasına gelen kadın rolünü oynamış ama bu gençlikte güzellikte bir kadına oturmamış rol bence. Yok artık Fransa'da da mı böyle durumlar varmış diyorsunuz. Bol bol çıplaklık, gereksiz seks sahneleri işte tam Fransız filmi. İzlemeseniz de olur. Hep diyorum ne varsa eski filmlerde var. Eşim bile izlerken 'ne güzelmiş eskiden konuşmalar, ilişkiler ' diyor her seferinde. Birbirine aşık olan çiftleri iki dakika sonra cup yatakta görmüyorsunuz en azından. Aşağıda ki filmler de keyifle izlediklerimiz.
Yeni yıl haftası okulda da telaşlı oluyor. Tatlı bir telaş. Velilerimizle yeni yıl kartı hazırlama, yeni yaş panomuz, yeni yıl şarkıları derken haftayı kapattık.
Geçen haftasonu günübirlik burada ki yerel bir turla Yunanistan Kavala şehrine gittik. Çerkezköyden tam 5 saat sürdü ama İpsala Sınır kapısında uzun bekleyişler insanı çileden çıkarıyor. Hele dönüş tam bir kabustu. Uykusuz ve yorgun pazartesi okula da gittim ama gezmek olsun bana. İnsan sevince tüm olumsuzluklara katlanıyor.
Sabah saatlerinde Kavala'ya vardığımızda havanında güzelliğiyle bunca zorluğa rağmen iyi ki gelmişim dedim. Her ne kadar bize benzer bir sahil kasabası da olsa yabancı bir ülkede olmak iyi hissettiriyor. Yabancılık hiç çekmiyorsunuz çünkü kulağınıza Yunancadan çok Türkçe geliyor bol bol.
Kremalı börekler alındı, kahveler içildi, tarihi mekanlar gezildi, sahilde yemekler yendi. Bol yürüyüş yeni yıl sokaklarında ne iyi geldi.Ama turla geziler hep bir koşturmaca, yarım yamalak bir yerleri görmeler, eksik bir seyahat. Bunları bilerek geldim o yüzden fazla hayal kırıklığı yaşamadım. Anın tadını çıkardım.
Tarihini, nerede ne var anlatmayacağım. Artık şehirlerde gezerken nerede neye rastlarsam mantığını yaşıyorum. Şunu da görmeliyim bunu da görmeliyim değil de, ne çıkarsa karşıma kafasındayım.
Osmanlı etkisi tabi ki çok fazla. Sınır arkadaşıyız sonuçta. Birbirimize çok benziyoruz. Yapılar korunmuş ama camiler kiliseye döndürülmüş, kendi dinlerini yaşıyorlar.
Yunanistan'a ilk gidişim değil ama Küçük Pren s kitabı almamışım daha önce. Biliyorsunuz bu da benim koleksiyonum. Hemen bir yunanca Küçük Prens bulup kitaplığıma ekledim.
Kavala'da geçirilen kısıtlı zamandan sonra Drama Noel Baba Köyüne gittik. Burası son yıllarda bol turist barındıran kasaba. Çünkü yeni yıl üzeri standlar kuruluyor, yeni yıl ruhu için ne varsa ortaya dökülüyor. Avrupa'nın bir çok şehrinde ki gibi bir etkinlik burada da var. Özellikle çocuklar için çok ilgi çekici..
Bizde bir kaç saatliğine masal dünyasına girmiş olduk..

Haftasonu böyle hareketli geçince hafta içi de okul sonrası hemen eve dönüp dinlenme ihtiyacını hissettim. Sevgili koltuğum, sevgili köşem!
Kitaplarım, yünlerim, ipliklerim! Bitki çaylarım, kahvem!
Aile grubuna gönderilen çay fotoları!
Annemden gelen gün batımı fotoları, uzun telefon görüşmeleri, aile üyeleri ve arkadaşlarla yazışmalar.. Hayat akıp gidiyor..
Yeni bir yıla girerken umutlarımız devam etsin, sağlık ve huzur bizimle birlikte olsun diye dua etmek isterim. Allah herkesin kalbine göre iyilik , güzellik versin. Savaşsız, şiddetsiz güzel bir dünya olsun 💜 Yunanistan gezimizi izlemek isteyenler buyurun buraya..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder