9 Ocak 2026 Cuma

Ocak Cuması

                                 


                           Ocak ayına yani yılın ortasına geldik inanamıyorum. Şimdi nasıl ortası oluyor diyeceksiniz, eğitim sezonunun ortası yani. Eylül , ekim, kasım,aralık ve ocak tam beş ay oldu inanamıyorum. Zamanın hemen geçip yaz gelmesini istiyorum, günleri sayıyorum gurbette, eve dönme hayalleri kuruyorum ama burada olduğum günleri de ileri de özleyeceğimi biliyorum. İnsanoğlu ne garip, hep bir şeyler diliyor, bekliyor. Olanla yetinmeyi öğreneli uzun yıllar oldu, sabretmeyi öğreneli ise daha yeni. İnsanın umutlarının, planlarının olması çok değerli çünkü yaşam benzinimiz bu. O duygudan bu duyguya savrulup gidiyoruz işte. Şu blog mecrasında da yazıp yazıp duruyoruz bu da güzel 💙 

Hiç kimse size huzur getiremez, kendiniz hariç” der Ralph Waldo Emerson. Bu huzuru elde etmek için savaşıyoruz. Buraya geleli tam 5 ay olmuş, iki aydan sonra tansiyon problemi yaşamaya başladım çünkü işte çok zorlandığım durumlar oldu. Tansiyonumun başlıca sebeplerinden biriydi. Emerson'un dediği gibi bu huzurlu sağlığımı ben geri getirebilirdim. Bunu farkedince strese sokan unsurları yavaş yavaş ortadan kaldırmaya çalıştım. Çok şükür ki yüzde 80 başarılı oldum. Bunun yerleşmesi ve sürekli olması için hala çalışıyorum.

Çok hassas çok duyarlı bir yazar keşfettim bu ay -siz çoktan okumuşsunuzdur - kitabını okudum ağır ağır, yazdıkları hep tanıdık geldi. Bildiğim, hissettiğim duyguları, konuları farklı bir ülkeden birinin dile getirmesi dünyada aslında hep aynıyız dedirtti tekrardan. Yaşımızda yakın olunca aynı dili konuşuyor olmamız kaçınılmaz oldu. Satırlarında kendimi buldum bu kitabın. Hüznün Fiziği kitabı gerçekten de üzüntü ve çaresizliğin fiziksel ele gelmesi olmuş. Gospodinov'un ilk okuduğum kitabı oldu. Üç kütüphane de arayıp sadece iki kitabını buldum. İki kitabını da ısmarladım. 

           Hüznün Fiziği, kendisini başka hayatlarda bulan empati hassaslığı yüksek yazarın hayat labirentinde ilerleyişini anlatıyor. Bu hassaslık bende de olduğundan yazarın anlattıkları çok etkiledi beni, hüznünü çok çok iyi anladım. Gospodinov hayatımda üç şey var diyor; edebiyat, hüzün, geçmiş. Yazdıklarını  bunlarla harmanlanıyor zaten.

Kapaktaki resim Picasso’nun Minotorların Kralı adlı eseri. Minotor bu kitapta önemli bir şekilde başrolde. Minotor, Yunan Mitolojisinde, Kraliçe Pesiphae’nin bir boğayla ilişkisinden doğan çocuk, yarı insan yarı boğa şeklinde kitapta karanlık bir labirente hapsedilmiş ölümü beklemektedir. Minotor üzerinden onun gözünden hayata bakıyor romanın başlarında. Sonrasında yaşam labirentinde farklı kılıklarda dolaşıyor Gospodinov.

''Bazen kırk dört yaşındayım, bazen doksan bir, bazen bir mağaranın veya mahzenin labirentinde, zamanın gecesindeyim, bazen bir rahim karanlığındayım, henüz doğmamışım. Çoğu zaman on yaşındayım.''



"Yaşlanmanın bir tür grameri var: Çocukluk ve gençlik fiillerle doludur. Yerinde duramazsın. İçindeki her şey büyür, fokurdar, gelişir. Sonra zamanla fiillerin yerini orta yaşın isimleri alır. Çocuklar, arabalar, ofis, ev... Somut isimlerin somut şeyleri. Yaşlanmak sıfattır. Yaşlılığın sıfatlarına giriş yaparız: Yavaş, uçsuz bucaksız, puslu, soğuk veya cam gibi saydam. Yaşlanmanın matematiği de vardır, basit küme teorisi. Geçen yıllarla birlikte dünyanın oranını değiştiririz. Bizden daha genç olanların sayısı gittikçe artar daha yaşlı olanların sayısıysa tehditkâr biçimde azalır. Yaşlanmak belli bir cesaret gerektirir. Belki cesaret değil de, kabullenme."




                           Gurbette günler geçiyor. Yeni bir yılla birlikte hüzün de ağır basıyor. Belki okuduğum yılın ilk kitabı bunu tetiklemiş olabilir. Gospodinov geçmişi ve hüznü çok öne çıkarmış kitapta. Yaşım gereği artık geçmişi daha çok düşünmeye başladığımı hissediyorum. Evlerimiz bir sığınak çok şükür. Şu pencere dışı korkunç bir dünyayı sahne edinmiş. Beton, çöpler, kuralsız insanlar, şiddet daha bir çok şey kol geziyor. Ama ev içi olmasını istediğimiz dünya için çabalıyoruz. İki insan, neredeyse otuz sene önce bir arada yaşamaya karar vermiş  karşılıklı oturuyoruz günün büyük bir bölümünde bu iki koltukta. Zaman bir sayıya dönüşüp anlamı komikleşiyor. Geçmişe ve hüzne gömülmemek imkansız.
                      Genelde yeşil koltukta eşim oturur, ben de diğerinde. Gelene gidene bakarız, müzik açarız, kahve içeriz, kitap okuruz. Bunca yıl hele böyle zamanda birlikteliği sürdürmek artık büyük başarı. Çok mu iyi anlaşıyoruz? Hayır.. Bizde de tartışmalar, ayrı düşünceler, farklı beğeniler çok ama bir arada tutan nedir dersek, belki bir arada olduğumuzda duyduğumuz huzur diyebilirim. Belki de Gottman'ların altın oranını tutturduk. Duymuşsunuzdur, şöyle bir teorisi varmış Gotman'ın ; evliliklerde tartışmaların sıklığından çok ilişkide mutluluğu sağlayan şey tartışma sırasında ortalama bir olumsuzluğun ardından mutlaka beş olumlu davranışın görülüyor olmasıdır. Buna sihirli oran deniyormuş. Çiftler sihirli oranı korudukları sürece tartışmanın sıklığı ilişkiyi kötü etkilemezmiş.
Yani biz çok yıllık evlilerde her daim tartışıyoruz ama gerçekten de sonrasında birbirimize olumlu dönütlerimiz daha fazla ( aman çok şükür 🧿)


Mutluluk bazen kırmızı kırmızı yolumuzu kesiyor. Gri sokaklara neşe katıyor.
İnsan güzeli gördüğü, birbirini anlamaya çalıştığı, empati kurduğu ölçüde hayat anlam kazanır. Sezai Karakoç yol göstermiş şu sözüyle;
''Anlamak masraflı iştir; emek, gayret, samimiyet ister. Yanlış anlamak kolaydır oysa. Biraz kötü niyet, biraz da cahillik kâfidir." 



Buz gibi bir haftayı geride bıraktık. Her yerde kar yağarken burada sadece buz dolu sokaklar var. Fabrikaların çokluğu bence kar yağışını etkiliyor. Öyle çok denetimsizce atık salan fabrika var ki böyle bir şeyi bizim Kocaeli'de dahi görmedim. Gece cam açamıyoruz, dışarı da yoğun kimyasal koku oluyor. Göz göre göre insan zehirleniyor.
Yürüyüş için yola çıktığımda trafik, araç gürültüsü insanın sinirini bozuyor. Ağaçlık bir alan vardı evin yakınlarında orada yürüyelim dedik. Bir kilometre gittik köpek sürüsünden zor kurtulduk. Geriye dönüp çöp dolu yollarda yürüyoruz.
Alışamadım arkadaşlar, bu çöp deryasına alışamadım. Biliyorsunuz eşimle iki kez mahalle temizliği yaptık ama iki saat sonra yine etraf poşet dolu oldu.
Oturduğumuz ev biraz şehrin gelişen yüzünde. Etrafta çok fazla inşaat var. Gürültü eklendi bir de bu çöplüğe.
Ya sabır!!



Bu görülenler sadece benim ev çevrem. Ana yol şurası. Görmesen araba çukura girse vay halimize. Devamlı şikayet ediyorum çünkü ALIŞAMADIM !
Ve bunu bir vatandaş olarak hak etmiyorum. Çünkü yaşam şeklim, çevre duyarlılığım, su-elektrik kullanma da ki dikkatim, geri dönüşüm olayını yıllardır sürdürmemle bunlara layık değilim.

Neyse bu hafta izlediklerime bakalım. İlk film Marketa Lazarova. Eski ve uzun bir film ama Tarkovski'nin Anderi Rubley filmine ilham olmuş denince izlemeye karar verdim. 13. Yüzyılda geçen klanlar savaşı, Çek bozkırlarında yaşayan insanların vahşi içgüdüsel yaşamları, otorite boşluğunun yarattığı ilkellik hepsi bu filmde. Ama kar görüntüsüne eşlik eden müzikler güzel.




                      2025 yapımı yeni bir film önerisiyle Twinless izlediğimiz ikinci film. Konu güzel aslında ama erkekler öpüşmeye başlayınca eşim '' ya yetti artık son yıllarda çekilen her film, her dizi  de bir eşcinsel dayatması mı olacak '' deyip izlemek istemedi ama ben açtık bakalım artık deyince bitirdik  ama çok da kayda değer bir film değil.




                      Sınıfımızda bu dönem iyilik kavanozu uygulaması yaptık. Her çocuk bir kavanoz evde tutarak dönem boyunca yaptığı iyilikleri, güzel işleri anne-babası yazarak içine attı. Sırayla kavanozları açıp okumaya başladık. Öyle şeyler çıkıyor ki 😇😇
Çarşamba günüydü sanırım ortodoks aleminin Noel arefesi ve katolik Epifani'si varmış. İnananlar ateş yakmışlar süsledikleri odunları ateşe atıyorlardı.
Bunlara  Ortodoks Noel geleneklerinden biri olan Noel kütüğü (Badnjak) deniyormuş. Kütükler yeşillik ve meşe dallarıyla dekore edilip sonrasında şenlik sırasında yakılıyormuş. Meşe gücü, dayanıklılığı ve inancı simgeliyor, yeşiller ise kışın en karanlık günlerinde bile sonsuz yaşamı ve umudu temsil ediyormuş. Noel kütüğünün yakılması, önümüzdeki yıl ev halkı için sıcaklık, koruma ve refahın güçlü bir sembolü, aynı zamanda İsa’nın doğumuyla dünyaya getirdiği ışığı hatırlatıyormuş.
Bunları yeni öğrendim. İnançlar ve insan yaşamları hakkında ne çok bilmediğimiz şey var değil mi?
Tüm çeşitliliği ile insanları kucaklamak ne kadar güzel. Biz ise sadece bir çok inanca ve inanana burun kıvırıp kategorize ediyoruz. Sonrasında bir çok sorun geliyor ne yazık ki..



      7 yıl önce bizim köye ne kadar çok kar yağmış. Tarihte bugün de çıktı. Çok seviyorum geçmişte yaşananlar çıkınca. Hey gidi günler diyorsun. Umarım bu kış da bu kadar çok kar görürüz. Bugünler de çok ılık geçiyor ne zamanlara geldik.
Bir cumaya daha ulaşmışken sağlık, sağlık, huzur diliyorum. Bunun değerini kaybetmeden anlayalım çünkü gerisi boş. Bunalımlara girmeye, depresyona batmanın hiç gereği yok. Sağlığımız var mı daha ne istiyoruz. Geçen gün instagramda ünlü olan ama ne yazık ki yakın geçmişte kansere yakalanan birinin yazdıklarını okudum, sizinle paylaşacağım. Ama ilk önce Allahtan tüm hastalara, derdi olanlara şifa diliyorum;

           ''Bedenine yeniden su değmesinin, saçlarının yıkanmasının, normal kıyafetle adım atmanın, sıvı beslenmeden normal yemeğe geçmenin, yeniden hayatına devam edeceğini hissetmenin şükredişini size anlatamam.

Ufacık bir adım bile ne lüksmüş…. Sağlıkla sınandığınızda hayatın anlamını keşfediş iyice yükseliyor. Önümde biraz daha süreç var ama çoğu bitti inşallah🧿










6 yorum:

  1. “Hiç kimse size huzur getiremez, kendiniz hariç” der Ralph Waldo Emerson'un sözü gerçekten çok doğru.
    Gospodinov'un bende bahçevan ve ölüm kitabını aldım.
    Kendine çok güzel bir sohbet köşesi hazırlamışsın camın önünde
    Eşinle birlikte okuyabildiğin, sohbet edebildiğin için çok şanslısın bunu yapmayan o kadar çok evli insan varki, kahvehaneler erkeklerin sanki sığınağı gibi
    Yazıların arasına yerleştirdiğin kitap ve yazar sözlerini çok beğeniyorum.
    Buralar da çok soğuk, akşam 16 dakika önce atılan bir instagram resmine itibaren (kar yağıyordu) cama bir heves koştum, kar yağarken keyif bulamamış durmuştu:)) Buranın kar yağması da böyle işte, bakalım pazartesi kar gösteriyor hava durumu haydi hayırlısı.
    Bizim buralarda fabrika ve Hamitabat doğalgaz bacalarından nasibini alıyor soğuk ve kar yağışı konusunda. Ergene nehrinde ağbimler çocukluklarında (61 doğumlu) balık tutar yüzerlerken şu an nehrin sığ olması ve rengi insanı çok üzüyor.
    Katolik Epifani sı ilk defa duydum orada mı kutlandı?
    Sana güzel bir hafta diliyorum,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de burada ki üç kütüphaneden sadece 2 kitabını buldum yazarın. Çok beğenince internetten ısmarladım. artık kitap satın almayacağım
      diyorum ama dayanamıyorum çünkü okumak isteyip not aldığım kitaplar var.
      Kütüphaneden bulamayınca mecbur alıyorum. Ne yapalım bizimde böyle
      lükslerimiz var di mi :)
      Dediğin ne doğru erkeklere sığınak olmuş kahvehaneler. Bizde beraber vakit geçirmeyi seviyoruz evet bu da çok büyük bir nimet gerçekten. Artık evlilikler de üzerine ölü toprağı serpilmiş hayatlara dönmüş halde.
      Sizin o taraflarda doğa çok daha güzel. Çerkezköy geniş ova, her yeri beton ya da fabrika. Ama Lüleburgaz'ı da baya kalabalık gördüm. Kimbilir eskiden ne güzeldi?
      Epifaniyi instagramda gördüm, ben de bilmiyordum ilginç geldi. Sobaya kurdeleli odun atıp yakıyorlardı. O yüzden paylaştım

      Sil
  2. Kavanozlar muhteşem ama öğretmenimizin seçimleri ve yönlendirmeleri de.. Bazı öğrenciler bu nedenle çok şanslılar çünkü diğer öğrencilere göre hatta diğer pek çok öğrenciye göre öndeler. Ve küçük bir katkı, Gospodinov candır, öğretmenimizin ilk de olsa bir kitabıyla tanışmış olması şahane:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında milli eğitim programında öyle güzel etkinlikler var ki. Her hafta bir
      proje yazısı geliyor bize. Gördüğüm kadar bir çok arkadaş bunları yapmaya
      çalışıyorlar. Bu sene mesela aile yılı, devamlı ailelerle beraber faaliyet yapmaya çalışıyoruz.
      Şu basit iyilik kavanozu bile öyle etkiledi ki çocukları. Her gün birinin kavanozunu açıp okuyorum. Yapan çocuk öyle mutlu oluyor ki. Hem iyi şeyler de pekişmiş oluyor.
      Gospodinovun iki kitabını okudum, 2 tane de sırada :)

      Sil
  3. Yazı su gibi akıp gitti, yine.
    Hüzün bazen yakamıza bir bahaneyle yapışıyor, gönderene dek hayli zaman geçiyor. Kış mevsiminin soğuk ve kısa günleri buna sebep oluyor, belki de. :)
    Sağlıklı günler dilerim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hüzün de olacak, acı da olacak hayatımızda ama umarım çabuk
      atlattığımız, üzerimizden atabildiğimiz sıkıntılar olur bunlar. İnsan
      her şeyi yaşıyor.
      Ben de sağlıkla huzurla geçireceğimiz günler dilerim..

      Sil

Ocak Cuması

                                                              Ocak ayına yani yılın ortasına geldik inanamıyorum. Şimdi nasıl ortası oluyor ...