16 Ocak 2026 Cuma

Tatil Cuması

 

                       Şöyle bir şey fark ettim; internette bir yazı okumak için açtığım sayfada yazının yanında okuma süresi 7 dakika yazıyordu. Sonrasında bir çok yazının yanında görmeye başladım. Belki ben yeni gördüm  bunu ama öyle anlamsız geldi öyle çok beni bu çağın dışına attı ki. Zaman sürat çağı oldu tamam ama buna boyun eğmemek lazım. Bilerek isteyerek açtığım sayfada ki yazının okunması için süre yazıyor, bu ne demek? Bu yazıyı okuduğunda bak bu kadar az zamanın geçecek,  bir şey kaybetmeyeceksin. Sırf o sayfada tutabilmek için algı yaratıyor. Ama öyle bir zamandayız ki herkesin elinde telefon, telefonda kaydırılan görüntüler, büyülenmiş gibi kafalar ekrana dönük, saliselik geçen görüntülere bakan insanoğlu. Kısa bir yazıyı bile okumak insana zulüm geliyor artık.

Bunlara anlam veremiyorum. İnsanlar nasıl bu hale geldi, hayatlarını nerede ve nasıl hızlıca tüketiyorlar , herkes nasıl bu duruma geldi dışarıdan bir göz gibi hissediyorum kendimi, öyle anlamsızlaşıyor ki bunu size açıklayamam. Beni çok rahatsız ediyor bu aceleci hayat, efsunlaşmış zihinler, boşlukta kaybolan ruhları bir ben mi görüyorum. Kimse rahatsız değil, artık normalleşti Black Mirror sahneleri. Okumak, bir görüntüye uzun uzun bakmak, onun hakkında düşünmek, hayallere dalmak ve daha bir çok şey bitmiş. İnsanlar robata dönmüş.

Ama bu düzenin tuzağına düşmediğim için kendimle gurur duyuyorum. İnstagram, blog, YouTube hepsinin içindeyim ama gün içinde beni tutsak etmez bunlar beni. Belirlediğim zamanda açar, seçtiğim yazıları okur, görüntülere uzun uzun bakar, hayal kurarım. Okumak için bana süre biçmeleri gerekmez. İnstagramda sevdiğim hesapların yazılarını okur, cevap yazar, iletişim kurarım. Devamlı kaydıran bir insan değilim çok şükür. Ya da elinde telefon wc de saatlerce oturan homo angus hiç değilim. (bu tiplere de aşırı sinir oluyorum)

Georgi Gospodinov’un Man Booker Uluslararası Ödülü kazanan eseri Zaman Sığınağı kitabını bitirdim ve yine çok sevdim. 2022 yılında Metis yayınları tarafından dilimize çevrilmiş. Gospodinov, Sofya Üniversitesi’nde Bulgar filolojisi okumuş. Yazarın ikinci okuduğum kitabı.Yine harika bir anlatım, kurgu, duyarlılık. Gospodinov ikinci kez beni mutlu etti. 



*Eğer birinin hafızasında değilsek, aslında var mıyız?
*Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır. Sonra tüm bu şahsi geçmiş nereye gider? Onu satın alan, toplayan, atan birileri var mı? Yoksa rüzgârın sokakta savurduğu eski bir gazete gibi yuvarlanıp durur mu?
* Geçmiş sırf başına gelenlerden ibaret değildir. Bazen sadece hayal ettiklerindir.
Yine hafta boyunca pencere kenarında oturdum-oturduk. Geçen insanlara baktım; çoğunun elinde telefon, bir şeyler izleyerek gidiyorlar. Okul çıkışı akın akın anneler ellerinden tuttukları çocuklarıyla geçiyorlar. Her gün aynı saatte köpeğinin tuvalet ihtiyacı için bir genç adam geliyor, elinde sigarası köpekle boş yeşillik alanda geziyorlar. Devamlı gördüğüm maskeyle gidip gelen bir adam var, hızlı hızlı bir yerlere gidip dönüyor. Çok çöp karıştıran kadın var burada ama bir tanesi gün içinde çok kez bizim mahallede geziyor; elinde poşetler, karton kutular. O kadar hızlı hareket ediyor ki yaşı baya var aslında ama baya bir enerjik. Karşı apartmanlarda oturanlar kimler diye keşfetmeye çalışıyorum ama bunca aydır çözemedim çünkü herkesin perdeleri sıkı sıkı kapalı. Bizim 12 saat açık olduğundan bana garip geliyor perde açmayan, hiç cam kenarına oturmayan insanların bunu neden yapmadıkları.
                  Kafka, Defterler’de diyor ki, 
''Yalnız yaşayan ve ara sıra kendini bir yere ait hissetmek isteyen insan,
tutunacak bir el aradığında,
her ne kadar dışarı bakmak istemeyen bezgin biri olsa da, pencere önünde durduğunda aşağıdaki karmaşa onu insanlığa has bir ahenge doğru çeker.

Hele yalnız yaşasam hiç ayrılmazdım buradan..



                         Okulda da kendime pencere kenarı yaptım. Daha önce ki öğretmen kapı tarafına masayı koymuştu, hemen okulu ve diğer çocukları görebileceğim tarafa yerleştim. Pencere önüne bebeklerimi de koydum, perdeler hep açık zaten evde olduğu gibi. Hem sınıfta ki çocuklarda daha farkında oluyorlar doğa olaylarını, kuşları, bahçeye gelen kedi köpekleri daha iyi görüyoruz.
Başka sınıfların öğrencilerine de laf atmayı severim. Başta çocuklara bu garip geldi ama artık teneffüse çıktıklarında kendileri gelip bir şeyler diyorlar. Orta okul öğrencilerine ingilizce parçalıyorum çoğu zaman, şaşkınlıkları daha da çoğalıyor 😄


Okulun karşı tarafında fırının yan tarafında ki elektrik direğinin üzerinde kocaman bir leylek yuvası var. Fırıncıya leylek geliyor mu diye sordum. O da her yıl mart ayının 10. gününde geldiğini söyledi. Yani bizim de Yaren'imiz var 😊
Mart geldiğinde onu göreceğim için çok heyecanlıyım, nasıl güzel bir şey bu böyle..





                      Bu hafta her telden film izledim ama yine gözdem 50'li yıllardan olan film. Harriet Criag filmi mesela ne kadar sürükleyiciymiş. Hele konusu ve oyunculuğu ne kadar güzelmiş. Ne varsa eskilerde var. Diğerleri de güzel izlenebilecek filmler, tavsiye ederim.
Yılmaz Güney'in bu filmini de izlememişim, günümüzde bir çok sahnesi kopuk ve saçma gibi geliyor ama yine de Yılmaz Güney performansı gayet iyiydi. 


                  Bizim burada tarihi bir cami keşfettim hafta içi. Merkez Çarşı cami 1902 yılında yapılmış, baya bir yıpranmış ama bu sene bakım onarım yapılmaya başlanmış. Gezdiğim yerler arasında bu hafta bir cami oldu.
Daha sonra Çerkezköy'de gezdim biraz. Ama trafik, araba ve insan çokluğu beni aşırı mutsuz ediyor. Bir an önce evime gitmek istiyorum.


                          O kadar yüksek binalar yapılıyor ki. Üst üste insanlar buralarda nasıl oturuyor aklım almıyor. Böyle olmaması için baya bir şehir dışında 2 katlı ev buldum çok şükür. Ama her şeyin tercih edeni farklı oluyor tabi ki, bu kadar insan nerede oturacaktı ki. Bu hafta kitaplarını okuduğum Rasim Özdenören yakınlarına şöyle dermiş;
“Yürürken çevreyi izlemek güzeldir ama eğer çevre gözünüzü ve zihninizi kirletiyorsa, en iyisi hayra dair şeyler konuşarak yürümeli” 
Yanımda konuşacak insan olmadığında  güzel bir yer bulup oturmak istedim.
Okul bitmiş biraz dinlenmek için farklı bir kafe arıyordum kendime. Yalnız gezmeyi de yalnız başıma oturmayı da çok severim. Hatta birileriyken ne içtiğim kahveyi anlarım ne nerede oturduğumu. Böylesi çok güzel oluyor. Gidin bir pastaneye ya da kafeye kendinize birşeyler ısmarlayın.


Hatta buraya gitmeden önce kütüphaneye giderek kitap aldım. Aslında internetten yeni kitaplar almıştım ama kütüphaneye gitmeyi, kitaplara uzun uzun bakmayı çok seviyorum. Rasim Özdenören'in iki kitabını seçtim, sonra da içime kurt düştü ''acaba bunları okumuş muydum ?'' diye. Çünkü bazen okuduklarımı da alır oldum.
Aman neyse deyip başladım onları okumaya.
Kahve de kitapta çok moralimi düzeltti o gün. Tüm yorgunluğum geçti gitti..



 
Kütüphaneden aldığım Rasim Özdener kitaplarını da bitirdim. Katılmadığım saptamaları da vardı kitapta. Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı kitabını yarım bıraktım, son kısımları sıktı çünkü. Zorlayarak ne olursa olsun bitirme zamanlarım sona erdi artık. Rasim Özdenören, üç yıl önce 23 Temmuz 2022 yılında vefat etmişti. 
Diğer kitabı daha çok beğendim. Denemelerini ve gözlemlerini okumak iyi geldi. Eşikte Duran İnsan kitabından aldığım bir paragrafı paylaşayım:

Ayağımıza takılan bir taşın bile "niçinini" bulmakta acze düşüyoruz. Kuşkusuz, bazı "dünyasal bahaneleri" yan yana getirmekte güçlük çekmiyoruz. Bir taşın, bulunduğu yerde bulunuşu ile oraya doğru hareket eden birinin, o belli noktada karşılaşmalarının "mukadder" olduğunu ileri sürmek kolaydır. Ama mukadderatın nasıl olup da gerçekleştiği veya daha isabetli bir ifadeyle o mukadderatin niçin o mukadderat olarak ortaya çıktığı gene de bir sorudur. Ve sırdır. Aklın buradan ötede ulaşabileceği hiçbir menzil yoktur. Böylece, Allah Resulü'nün (sav): "Ya Rabbi, benim hayretimi artır!" biçimindeki duasının taşıdığı hikmeti anlar gibi oluyoruz. Bu dua, ilmin arttırılması talebinden daha fazlasını içeriyor. İlim, son tahlilde, aklın eseri olduğu için onun da bir sınırının bulunduğunu söyleyebiliriz. İlmin arttırılması hususundaki talep, her şeye rağmen, sonlu ve sınırlı bir talep olma durumunda kalıyor. Miraç yolculuğunda, Allah Resulü'nün (sav) Cebrail aleyhisselam ile katedeceği mesafenin sınırı bir noktaya kadardır ve o nokta aklın sınırı ile özdeştir. Ondan sonrasına Refref ile gidilecektir, yani zevk ve hayret melekeleriyle. Akıl, kendisine tayin edilen sınıra ulaştıktan sonra, kendini inkârdan başka yapabileceği bir şey kalmıyor, kalmaz. Ama hayretin önü nihayetsiz biçimde açık durmaktadır.


                           Pazartesi beklenen kar geldi şehrimize. Sabah azıcık karı görünce hemen çıktım mahalleye, ekmek alma yolunu uzatarak ağaçlı bölgeye gittim. Biraz da olsa yürümek iyi geldi. Sıcacık ekmek ve simidi alıp eve döndüm. Bir gün kar tatili olunca değmesin keyfimize. Hemen çaylar demlendi, pencere önü masa hazırlandı. Aheste aheste kahvaltı etmek, acelesiz kitap okumak, dinlenmek ...



Vee karne zamanı..
Bugün karneleri dağıttık ve tatilimiz başladı. Hemen yola çıktık, istikamet memleket..
💗













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tatil Cuması

                         Şöyle bir şey fark ettim; internette bir yazı okumak için açtığım sayfada yazının yanında okuma süresi 7 dakika ya...