Şöyle bir şey fark ettim; internette bir yazı okumak için açtığım sayfada yazının yanında okuma süresi 7 dakika yazıyordu. Sonrasında bir çok yazının yanında görmeye başladım. Belki ben yeni gördüm bunu ama öyle anlamsız geldi öyle çok beni bu çağın dışına attı ki. Zaman sürat çağı oldu tamam ama buna boyun eğmemek lazım. Bilerek isteyerek açtığım sayfada ki yazının okunması için süre yazıyor, bu ne demek? Bu yazıyı okuduğunda bak bu kadar az zamanın geçecek, bir şey kaybetmeyeceksin. Sırf o sayfada tutabilmek için algı yaratıyor. Ama öyle bir zamandayız ki herkesin elinde telefon, telefonda kaydırılan görüntüler, büyülenmiş gibi kafalar ekrana dönük, saliselik geçen görüntülere bakan insanoğlu. Kısa bir yazıyı bile okumak insana zulüm geliyor artık.
Bunlara anlam veremiyorum. İnsanlar nasıl bu hale geldi, hayatlarını nerede ve nasıl hızlıca tüketiyorlar , herkes nasıl bu duruma geldi dışarıdan bir göz gibi hissediyorum kendimi, öyle anlamsızlaşıyor ki bunu size açıklayamam. Beni çok rahatsız ediyor bu aceleci hayat, efsunlaşmış zihinler, boşlukta kaybolan ruhları bir ben mi görüyorum. Kimse rahatsız değil, artık normalleşti Black Mirror sahneleri. Okumak, bir görüntüye uzun uzun bakmak, onun hakkında düşünmek, hayallere dalmak ve daha bir çok şey bitmiş. İnsanlar robata dönmüş.
Ama bu düzenin tuzağına düşmediğim için kendimle gurur duyuyorum. İnstagram, blog, YouTube hepsinin içindeyim ama gün içinde beni tutsak etmez bunlar beni. Belirlediğim zamanda açar, seçtiğim yazıları okur, görüntülere uzun uzun bakar, hayal kurarım. Okumak için bana süre biçmeleri gerekmez. İnstagramda sevdiğim hesapların yazılarını okur, cevap yazar, iletişim kurarım. Devamlı kaydıran bir insan değilim çok şükür. Ya da elinde telefon wc de saatlerce oturan homo angus hiç değilim. (bu tiplere de aşırı sinir oluyorum)
Georgi Gospodinov’un Man Booker Uluslararası Ödülü kazanan eseri Zaman Sığınağı kitabını bitirdim ve yine çok sevdim. 2022 yılında Metis yayınları tarafından dilimize çevrilmiş. Gospodinov, Sofya Üniversitesi’nde Bulgar filolojisi okumuş. Yazarın ikinci okuduğum kitabı.Yine harika bir anlatım, kurgu, duyarlılık. Gospodinov ikinci kez beni mutlu etti.
*Eğer birinin hafızasında değilsek, aslında var mıyız? *Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır. Sonra tüm bu şahsi geçmiş nereye gider? Onu satın alan, toplayan, atan birileri var mı? Yoksa rüzgârın sokakta savurduğu eski bir gazete gibi yuvarlanıp durur mu?
* Geçmiş sırf başına gelenlerden ibaret değildir. Bazen sadece hayal ettiklerindir.
Yine hafta boyunca pencere kenarında oturdum-oturduk. Geçen insanlara baktım; çoğunun elinde telefon, bir şeyler izleyerek gidiyorlar. Okul çıkışı akın akın anneler ellerinden tuttukları çocuklarıyla geçiyorlar. Her gün aynı saatte köpeğinin tuvalet ihtiyacı için bir genç adam geliyor, elinde sigarası köpekle boş yeşillik alanda geziyorlar. Devamlı gördüğüm maskeyle gidip gelen bir adam var, hızlı hızlı bir yerlere gidip dönüyor. Çok çöp karıştıran kadın var burada ama bir tanesi gün içinde çok kez bizim mahallede geziyor; elinde poşetler, karton kutular. O kadar hızlı hareket ediyor ki yaşı baya var aslında ama baya bir enerjik. Karşı apartmanlarda oturanlar kimler diye keşfetmeye çalışıyorum ama bunca aydır çözemedim çünkü herkesin perdeleri sıkı sıkı kapalı. Bizim 12 saat açık olduğundan bana garip geliyor perde açmayan, hiç cam kenarına oturmayan insanların bunu neden yapmadıkları.
Kafka, Defterler’de diyor ki,
''Yalnız yaşayan ve ara sıra kendini bir yere ait hissetmek isteyen insan,
tutunacak bir el aradığında,
her ne kadar dışarı bakmak istemeyen bezgin biri olsa da, pencere önünde durduğunda aşağıdaki karmaşa onu insanlığa has bir ahenge doğru çeker.
Hele yalnız yaşasam hiç ayrılmazdım buradan..
Okulda da kendime pencere kenarı yaptım. Daha önce ki öğretmen kapı tarafına masayı koymuştu, hemen okulu ve diğer çocukları görebileceğim tarafa yerleştim. Pencere önüne bebeklerimi de koydum, perdeler hep açık zaten evde olduğu gibi. Hem sınıfta ki çocuklarda daha farkında oluyorlar doğa olaylarını, kuşları, bahçeye gelen kedi köpekleri daha iyi görüyoruz.
Başka sınıfların öğrencilerine de laf atmayı severim. Başta çocuklara bu garip geldi ama artık teneffüse çıktıklarında kendileri gelip bir şeyler diyorlar. Orta okul öğrencilerine ingilizce parçalıyorum çoğu zaman, şaşkınlıkları daha da çoğalıyor 😄
Okulun karşı tarafında fırının yan tarafında ki elektrik direğinin üzerinde kocaman bir leylek yuvası var. Fırıncıya leylek geliyor mu diye sordum. O da her yıl mart ayının 10. gününde geldiğini söyledi. Yani bizim de Yaren'imiz var 😊
Mart geldiğinde onu göreceğim için çok heyecanlıyım, nasıl güzel bir şey bu böyle..
Bu hafta her telden film izledim ama yine gözdem 50'li yıllardan olan film. Harriet Criag filmi mesela ne kadar sürükleyiciymiş. Hele konusu ve oyunculuğu ne kadar güzelmiş. Ne varsa eskilerde var. Diğerleri de güzel izlenebilecek filmler, tavsiye ederim.Yılmaz Güney'in bu filmini de izlememişim, günümüzde bir çok sahnesi kopuk ve saçma gibi geliyor ama yine de Yılmaz Güney performansı gayet iyiydi.
Bizim burada tarihi bir cami keşfettim hafta içi. Merkez Çarşı cami 1902 yılında yapılmış, baya bir yıpranmış ama bu sene bakım onarım yapılmaya başlanmış. Gezdiğim yerler arasında bu hafta bir cami oldu.
Daha sonra Çerkezköy'de gezdim biraz. Ama trafik, araba ve insan çokluğu beni aşırı mutsuz ediyor. Bir an önce evime gitmek istiyorum.
O kadar yüksek binalar yapılıyor ki. Üst üste insanlar buralarda nasıl oturuyor aklım almıyor. Böyle olmaması için baya bir şehir dışında 2 katlı ev buldum çok şükür. Ama her şeyin tercih edeni farklı oluyor tabi ki, bu kadar insan nerede oturacaktı ki. Bu hafta kitaplarını okuduğum Rasim Özdenören yakınlarına şöyle dermiş;
“Yürürken çevreyi izlemek güzeldir ama eğer çevre gözünüzü ve zihninizi kirletiyorsa, en iyisi hayra dair şeyler konuşarak yürümeli”
Yanımda konuşacak insan olmadığında güzel bir yer bulup oturmak istedim.
Okul bitmiş biraz dinlenmek için farklı bir kafe arıyordum kendime. Yalnız gezmeyi de yalnız başıma oturmayı da çok severim. Hatta birileriyken ne içtiğim kahveyi anlarım ne nerede oturduğumu. Böylesi çok güzel oluyor. Gidin bir pastaneye ya da kafeye kendinize birşeyler ısmarlayın.
Hatta buraya gitmeden önce kütüphaneye giderek kitap aldım. Aslında internetten yeni kitaplar almıştım ama kütüphaneye gitmeyi, kitaplara uzun uzun bakmayı çok seviyorum. Rasim Özdenören'in iki kitabını seçtim, sonra da içime kurt düştü ''acaba bunları okumuş muydum ?'' diye. Çünkü bazen okuduklarımı da alır oldum.
Aman neyse deyip başladım onları okumaya.
Kahve de kitapta çok moralimi düzeltti o gün. Tüm yorgunluğum geçti gitti..


Kütüphaneden aldığım Rasim Özdener kitaplarını da bitirdim. Katılmadığım saptamaları da vardı kitapta. Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı kitabını yarım bıraktım, son kısımları sıktı çünkü. Zorlayarak ne olursa olsun bitirme zamanlarım sona erdi artık. Rasim Özdenören, üç yıl önce 23 Temmuz 2022 yılında vefat etmişti.
Diğer kitabı daha çok beğendim. Denemelerini ve gözlemlerini okumak iyi geldi. Eşikte Duran İnsan kitabından aldığım bir paragrafı paylaşayım:
Ayağımıza takılan bir taşın bile "niçinini" bulmakta acze düşüyoruz. Kuşkusuz, bazı "dünyasal bahaneleri" yan yana getirmekte güçlük çekmiyoruz. Bir taşın, bulunduğu yerde bulunuşu ile oraya doğru hareket eden birinin, o belli noktada karşılaşmalarının "mukadder" olduğunu ileri sürmek kolaydır. Ama mukadderatın nasıl olup da gerçekleştiği veya daha isabetli bir ifadeyle o mukadderatin niçin o mukadderat olarak ortaya çıktığı gene de bir sorudur. Ve sırdır. Aklın buradan ötede ulaşabileceği hiçbir menzil yoktur. Böylece, Allah Resulü'nün (sav):
"Ya Rabbi, benim hayretimi artır!"
biçimindeki duasının taşıdığı hikmeti anlar gibi oluyoruz. Bu dua, ilmin arttırılması talebinden daha fazlasını içeriyor. İlim, son tahlilde, aklın eseri olduğu için onun da bir sınırının bulunduğunu söyleyebiliriz. İlmin arttırılması hususundaki talep, her şeye rağmen, sonlu ve sınırlı bir talep olma durumunda kalıyor. Miraç yolculuğunda, Allah Resulü'nün (sav) Cebrail aleyhisselam ile katedeceği mesafenin sınırı bir noktaya kadardır ve o nokta aklın sınırı ile özdeştir. Ondan sonrasına Refref ile gidilecektir, yani zevk ve hayret melekeleriyle. Akıl, kendisine tayin edilen sınıra ulaştıktan sonra, kendini inkârdan başka yapabileceği bir şey kalmıyor, kalmaz. Ama hayretin önü nihayetsiz biçimde açık durmaktadır.

Pazartesi beklenen kar geldi şehrimize. Sabah azıcık karı görünce hemen çıktım mahalleye, ekmek alma yolunu uzatarak ağaçlı bölgeye gittim. Biraz da olsa yürümek iyi geldi. Sıcacık ekmek ve simidi alıp eve döndüm. Bir gün kar tatili olunca değmesin keyfimize. Hemen çaylar demlendi, pencere önü masa hazırlandı. Aheste aheste kahvaltı etmek, acelesiz kitap okumak, dinlenmek ...
Vee karne zamanı..Bugün karneleri dağıttık ve tatilimiz başladı. Hemen yola çıktık, istikamet memleket..
💗
Hayattan zevk alarak yaşadığınız öyle belli oluyor ki satırlarınızda. Dolu dolu her anın tadını çıkararak yaşmak ne güzel. Pencere önünde geçirilen farkındalık dakikaları, mevsim değişikliklerine uyum, baharda gelecek leyleği beklemek, kitap ve film saatleri...
YanıtlaSilMutluluğunuz daim olsun. İyi tatiller.
Selam sevgiler.
Merhaba Makbule Hanım,
SilAslında bunları yapmasak iyice bunalırız çünkü iç
karartıcı ortam her yer. İnsanlar yaşamak için çırpınıp duruyor, iş güç peşinde
ve bu ülkenin her yerinden gelmiş insanların çilesi. Oturduğumuz mahalle de dolu inşaat yapılıyor. Aslında bir çok şehir böyle artık. Zamanımızda bir koşturmacadır gidiyor ve bu çarka ya kapılıp gideceksin ya da kendi hayal dünyanı yaratacaksın.
Ben ikinci için çabalıyorum sadece.
Çok selamlar ve sevgiler de benden..
Yazılardaki süre belirtmeyi ben de gördüm. Bu dijital dünyada gerekli mi bilemiyorum. Olabilir. Bazen kısa bir zamanınızda açıp okuyabiliyorsunuz. Bu bakımdan olumlu gibi.
YanıtlaSilAma bu süreyi aşmak da bizim elimizde tabii. Aralarda düşünmek, bazı cümlelerde çeşitli duygular yaşamak bize kalmış.
Bunun nedeni bu galiba evet. Ama bana bir dayatma gibi geldi
Sil-ki bu tarz şeyleri kendime müdahale gibi görüyorum, böyle tepkisel
davranış gösteriyorum ben de :)
Merhaba. Güzel insan ne yapıyor ediyor çevresini güzelleştiriyor. Canlı kanıtsınız hepimizin gözünde 🙂🧿. Başka sınıftan çocuklara da sataşmanız içimi ısıttı ve baharın gelişiyle yolunu gözleyeceğimiz ikinci bir "Yaren" haberi :). İyi tatiller efendim. H
YanıtlaSilMerhaba Hülya sensin galiba :)
SilYarım çıkmış ya..
iyi tatiller iyi yolculuklar sevgiler...
YanıtlaSilçok teşekkür ederim.
SilOkuma süresi mi? Hiç karşılaşmadım yada fark etmedim. Zaten sınav stresiyle büyümüş biri olarak süreler her zaman beni germiştir sanki yedi dakikayı biraz geçse kaybetmiş gibi hissederdim ne tuhaf... ''Eğer birinin hafızasında değilsek, aslında var mıyız'' Bugün üstünde düşüneceğim ikinci alıntı gerçekten var mıyız? bir çok arkadaşımın yüzünü sesini geçirdiğimiz zamanları unuttum onlar hayatımın başka bir sezonunda kaldılar kimileri yanımdan geçse artık tanımam ne tuhaf... Karneler alındı sizin için güzel bir tatil başlasın bakalım :)
YanıtlaSilKarneleri dağıttık evet tatilimiz başladı çok şükür :)
SilBazı makale ya da yazıların sağ üst kenarına kaç dakikada okunacağı yazması bana göre uyarı niteliğinde. ''Bu kadar vaktin varsa oku, vaktin yoksa hiç başlayıp da yarım bırakma'' anlamında alıyorum ben. Okuru düşünmekten kaynaklı. Yoksa ki yazının kaç dakikada okunup biteceği değil, konu başlığı ve içerik önemlidir, misal benim için. Önemsediğim bir konu ise ve ''yazarın kendi fikirleri dahilinde'' yazılmışsa sayfalarca okuyabilirim. Konu kişiye göre değişir.
YanıtlaSilYalnız yürüyüşe ya da şehri keşfe çıkmak konusunda ise tam da senin gibi düşünür ve uygularım. Yanındaki kişi yapacağın keşif sayısını yarıya indirir çünkü:) Özgür iradesiyle istediği sokağa ya da caddeye yönelip gezebilmeli insan. Tabii ki her zaman değil, arkadaş, akraba vb. ile de ayrı güzellikler yaşanabilir.
İyi tatiller diliyorum.
Bu sürenin ne olabileceği ne çok çetrefilliymiş. Benimde dikkatimi çekti
Silama ben böyle yorumlamıştım. artık her şey hızla yarışıyor ya buna
çok sinir oluyorum.
çok teşekkürler..
İyi tatiller dilerim.
YanıtlaSilçok teşekkür ederim
SilMerhaba, mimledim sizi :)
YanıtlaSilöyle mi, gelip bakıyorum :)
Silkitap alıntısı çok hoşuma gitti, "zevk ve hayret"in sınırsızlığı düşündürücü,iyi tatiller:)
YanıtlaSilçok teşekkürler..
SilYine güzel bir yazı, tatildesin iyi tatiller. Eşikte duran insan kitabını merak ettim bakayım bizim kütüphaneye bir. Yalnız takılmayı bende çok severim.
YanıtlaSilSevgiler,
Evet çıktık tatile :)
SilBeautiful photos! Warm greetings from Montreal, Canada.
YanıtlaSilThanks Linda..
Silsosyal medya alıştırdı bizi herhalde hızlı tüketmeye :) iyi dinleen :)
YanıtlaSilTeşekkürler!
SilYazıdaki görseller içimi ısıttı resmen. Karlı havada güzel görseller. Şimdiden çok güzel tatiller değerli öğretmenim.
YanıtlaSilTeşekkür ederim..
SilYürüyüş yaptığınız yerlere resmen bayıldım. Benim de deniz kenarında yaşama hayalim var ama kalabalıklardan uzak da olsun istiyorum. Yani ne çok sakin ne de çok gürültülü bir yer olsun, Allah'ım inşallah duysun beni :)) Gerçekten mutluluk ve huzurunuz yazınıza da yansımış, ferahlama gelmiş sanki, çok mutluyum sizin adınıza :)
YanıtlaSilPelin öğretmenim son postunuzu okuyup daha sonra yorum yazayım dedim, onu da yanlış yere yazmışım galiba😅 telefondan girince böyle olabiliyor. Teknoloji konularında hâlâ vasat düzeydeyim🙃
YanıtlaSilEvet buraya gelmiş ama olsun. Gelenlere bakıyorum. Bizim buralar tam istediğin gibi. Deniz önümüzde dağlar arkamızda. Kocaelinin şirin bir ilçesi :)
Sil