27 Mart 2016 Pazar

Örgü Battaniye Mutluluğu

                          Sabahattin Ali  o muhteşem kitabı İçimizde ki Şeytan'da  şöyle sorar 37. sayfasında :
'' Bir insanı kendisi kadar, kendi düşünceleri, dertleri, korkuları ve noksanları kadar ne meşgul edebilir?”   Ne anlamlı bir sorudur bu. Başkalarının derdine, eksiklerine , olmuş bitmişine odaklanmayan insanın tek bir derdi vardır aslında ; kendisi.  Belki de ben böyle olduğumdan yakın geldi bu cümle. İçimde ki yargılama, eleştirme , inceleme mekanizması öylesine şahsıma dönük ki bu iyi mi kötü mü karar  veremiyorum. 
Etrafıma baktığımda herkes başkalarının ne olduğundan  şikayetçi. Eskiden böyle olsa da artık düşüncelerim bu şekilde değil. Birbirini anlayamama, kazık atma, insan ilişkilerinde beklenmedik durumlarla karşılaşma durumlarına artık şaşırmıyorum. Herkesten herşeyi bekleyebilirim . 
                           Beni uğraştıran ve yoran kendimim aslında. İçimde ki ses herşeyi didikliyor. Varolmaya , yaşama, ölüme, çabalar , işler güçler ve sonuçta ele geçen hiçlik duygusuna dair. Belki bu yüzden bu yönümü doyuracak filmler izliyorum , kitaplar okuyorum. Öte yandan hayatı olduğunca keyifli yaşamak istiyorum. Yaşamda ki keyfin de ayrıntılarda saklı olduğuna inanıyorum. Bu ayrıntılar aslında gözümüzün önünde kocaman duran ama koşturmacadan göremediklerimiz. Carl Sagan'ın '' soluk mavi bir nokta '' dediği dünyada biz neyiz ki? Biraz buna odaklanınca ne kadar basit geliyor insanların hevesleri, oyunları.. Sonra da  bu düzende yabancılaşıyorsunuz.
                      Aklıma Marcel Proust geldi. Yağmurlu  ve sıkıcı bir Paris günün de eve gelen ve çayın yanında yediği çörekle içine bir mutluluk yayılan yazar. Proust bu mutluluğun peşine düşmüş ve çocukluğunda haftasonlarında teyzesinin çiftliğine gittiğinde yediği çörekleri o mutlu günleri çağrıştırdığını keşfetmiş. Geçmiş Zaman Peşinde adlı eserin temelini bu duygular oluşturmuş. Böyle olmuyor mu zaten bir tat, koku bizleri alıp derin hazlara götürüyor nedense.  

                        

                   Kapalı ve durgun bir pazar gününü mutlu kılma çabalarım beni çocukluluğuma götürdü yine. Kardeşimle evde ki oyunlarımız , annemin bize hazırladığı pastalar, bebeğim, hayal dünyam.. Annemle uzun uzun ördüğümüz örtümüz bugünün en güzel yanı. Beraber  yatağa örtüp karşısında  durup baktık eserimize . İçimden ''işte önemli olan bu, annem yanımda ve sağlıklı. Bir gün belki bu günümü anımsayacağım ve bu anın mutluluğunu özleyeceğim. Şimdi keyfini çıkaralım bu anın'' diyerek anneme sarıldım. Giderken de bu sefer kendi  yaptığım kurabiyelerden vererek babamı benim için öpmesini istedim.
                       O dakika günümü güzelleştiren, anlam katan  ve beni strese sokmayan insanlarla mutluyum. İlişkilerde ki karmaşıklığa kafa yormayı soluk mavi nokta bilincine ulaştığımda bırakmıştım zaten. Mecburen yanında az konuştuğum, bir an önce bitsin bu eziyet dediğim insanlarda az değil ama genelde durumumdan memnunum. Asıl olan kendi duygularım,  saadetim...

















24 Mart 2016 Perşembe

Köyümüzde Bahar

                             Milletimiz, yurdumuz üzerinde ki kara bulutlar gezerken güzel şeyler düşünmek, paylaşmak olanaksız hale geldi. Yurt dışındayken bunu daha çok hissediyorsunuz. Yani orada ki sorunsuz , tatlı hayata kendini kaptırmak, iliklerine kadar yaşamın güzelliğini hissetmek, mutluluğun ortasında kendinizi bulmak olağan birşey. Ama Türkiye'de her geçen gün artan olumsuzluklar, düşmanca duygular, birbirine karşı tahammülsüzlükler, üstüne terörün eklenmesi insanı çıkmaza sürüklüyor. 
                          Bunca kötülüğe karşı duran , durmak isteyen sanatçılar, aydınlar, duyarlı insanlar da var. Bir de benim gibi bloggerlar var. Ne olursa olsun hayata umut ve güzellik katmak isteyenlerden biri olarak görüyorum kendimi. Bu yüzden bugün okulumuzun bulunduğu köyün güzelliklerini paylaşmak istiyorum.
Biraz sonra paylaşacağım bahar fotolarını havalar bu kadar soğumadan önce çekmiştim. Yani geçen hafta içi.  Yine bir okul çıkışı köy içinde biraz gezmiştim. Çimenlere çıkmış koyunları, açmış baharları görmek bana çok iyi geldi. Umarım sizi de mutlu eder ..













                 





                         Daha önce yayınladığım köyde ki kış için buraya  
                         Köyde sonbahar için  buraya  bakabilirsiniz..







12 Mart 2016 Cumartesi

Kastamonu Gezimiz

  • İstiklal Savaşı’nda toprakları işgal edilmemesine rağmen en çok şehit veren illerden birinin Kastamonu olduğunu... ( 253.000 şehitten 93.000’nin Kastamonulu )
  • Kastamonu Sancakbeyliğinin sınırlarını Üsküdar hudutlarına dek uzandığını,
  • Anadolu’da kurulan ilk lisenin ve ilk sanat okulunun Kastamonu’da olduğunu,
  • Kastamonu’nun ilk kurucularının da Türkler olduğunu,
  • İstanbul fethinde kullanılan kızakların kalaslarının Kastamonu ormanlarından getirildiğini,
  • Karadeniz’de en uzun sahil şeridinin ve en çok ilçeye sahip olan ilin Kastamonu olduğunu,
  • Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı türküsünün Kastamonu Türküsü olduğunu,
  • Dünyanın en kaliteli sarımsağının KASTAMONU Taşköprü’de yetiştirildiğini,
  • Dünyaca ünlü Efes harabelerinin bir eşi olan Pompeipolis antik kentinin KASTAMONU Taşköprü ‘de olduğunu biliyor muydunuz?

                 Kastamonu'ya gitmek için birçok sebebiniz var. Biz de 8 saat yolculuk yapıp 2 günlüğüne  geçen haftasonu  bu şehre gittik ve çok memnun ayrıldık. Bilmiyorum belki  de ben her gezdiğim yeri beğeniyorum. Seyahatı , gezmeyi, farklı yerler görmeyi seviyorum ve mutlu oluyorum.
                Kastamonu da öğretmenevinde kaldık. Cumartesi sabahı kahvaltı yapıp yollara çıktık. İlk olarak Kastamonu Kalesine çıktık. Yürüyerek , eski sokaklardan geçerek keyifle yorulmadan çıkabilirsiniz kaleye.



                    12. yüzyılda Bizans Döneminde Komnenoslar Sülalesi tarafından ilk inşası yapılmış. 112 mt. yükselikteki kale, döneminde surları Karaçomak Deresine kadar inmekteymiş. İç Kale Bizans yapısı iken, günümüzde görülen Kule ve Burçlar Candaroğuları ve Osmanlı Döneminde yapılmış. Kale’nin üst-orta kesimindeki dehliz şeklindeki merdivenli yol, Kale Kapısı Semti’nde dış sura yer altından ulaşmaktadır.

                   Kaleden aşağıya inip yakınlarda bulunan Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesine gittik. Anadolu'nun dört pirinden biri olarak kabul edilen bu evliyanın hem türbesi, iki dergah evi ve şifalı suyu burada.  Şeyh Şaban-ı Veli’nin asasını yere vurmasıyla çıktığına inanıldığı için ” Asa Suyu “, zemzem ile aynı tat ve kokuya sahip bulunduğundan dolayıda ” Ebizemzem ” olarak adlandırılan su, külliye alanın üst tarafında bulunan kayalıktan çıkmaktadır. Bazı hastalıklara şifalı olduğu inanılan ve Ramazan aylarında halktan bir çok kişinin iftarını açtığı bu sudan, külliyeye ziyarete gelenler de tatmadan gitmemektedir.


                      Şehir merkezine indiğiniz de nehrin üzerindeki 500 yıllık Nasrullah Köprüsünden geçerek Nasrullah Külliyesine gittik. Nasrullah Kadı adında bir hayırsever tarafından yapılan Köprüden milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy milli mücadeleyi destekleyen konuşma yapmış. 


                     Bu eşsiz cami de İsmailbey Camisi.. İsmail Bey mahallesinde bulunan cami 15. yüzyıldan kalma. Külliye içinde elsanatları çarşısı bulunmakta. Hatta burada Yöresel pamuklu fanila yapan bir dükkan var. Birer tane fanila alıp diğer dükkanları gezdik biz de..


                           Sokak aralarında meşhur Kastamonu sarımsağı satanlar..


                                       
                   
                    Daha sonra Kale altı mahallerin birinde Sait Nursi evini gezdik. 

                      


               Osmanlı Devletinin ilk  belediye teşkilatlarından birisi 1868 yılında kurulan Kastamonu Belediyesidir. Bugün restore edilip Osmanlı Sarayı adıyla otel olarak işletiliyor. 
Atatürk Kastamonu'ya geldiğinde burada dinlenmiş.


                   

                                    İlginç  camilerden biri de Kırk Direkli Cami..



               İnanışa göre Nasrullah Cami avlusunda bulunan bu sudan içenler tekrar Kastamonu'ya gelirmiş..



                                       Meşhur Kastamonu Simidi. Görünüşü sert gibi ama yumuşacıktı. İsteyenlere susamlı da var. Kastamonu'ya gidip alınması gerekenler;  Siyez bulguru, pirinç, sarımsak,Pastırma ve çekme helva.

                              

                    Şerife Bacı heykeli şehrin göbeğinde..

                      
           
                            Çekme helvanın yapılışını izlemek isteyenler Yakup Han Külliyesine gitmeli..




                            Kastamonu merkezine 17 km uzaklıkta bulunan Kasaba Köyünde harika bir cami bulunuyor. Kitabesinde M.1366 yılında Candaroğlu  Hükümdarı Emir Mahmut Bey tarafından yaptırıldığı  yazmaktadır. MahmutBey camisi  çivisiz cami olarakta anılıyor. Girişinde ki kapısı Liva Paşa Konağında sergilenmekte. Caminin ahşap işçiliği, kök boyasından yapılan süslemeler görmeye değer..



                           Liva Paşa Konağı  1800 lü yıllarda Mirliva Sadık Paşa tarafından özel malikane olarak yapılmış. 1997 Yılında etnoğrafya müzesi olarak hizmete açılmış. Haremlik ve selamlık hayata dair çok güzel odaları gezebilirsiniz.

                   

                                Güzel bir manzaraya karşı kahve molası için Yakup Han Külliyesi içinde ki çay bahçesi. 

                                  


                    Kastamonu mutfağı da harika. Farklı yerlerde güzel yemekler yedik. Özellikle zamanında Vedat Milor gidip denemiş ve 5 yıldız vermiş. Biz Altınöz Döner salonunda harika et döner, Hanedan'da pastırmalı pide, Cem sultan Bedestenin de sacta etli ekmek ve Cem Sultan Tatlısı yedik. Yemek için dolu seçenek var.
                  İki gün de gezebildiklerimiz bunlardı. Ayrıca birçok  türbe de gezdik.  Daha görmediğimiz yerler de vardı. 8 saat yapı geldiğimiz Kastamonu'dan çok memnun kaldık..








3 Mart 2016 Perşembe

İspanya Bask Bölgesinde Yemek


                    İspanya yemekleri meşhurdur. Gittiğimiz yer Bask Bölgesinde ki Bilbao şehri. Burada birbirinden güzel  tapas-pintxos barlar gördük. Ara sokaklarda eşsiz lezzetlerle karşılaştık. Ünlü restoranlar yine bu şehirdeydi. 
Güne otelimizin restoranında ki kahvaltıyla başlayarak yola çıkıyorduk.


Ünlü restoranlardan bahsetmişken Antonio Banderas, Denis Hopper, Frank Gehry ve Jeremy Iron gibi ünlülerin favori restoranı El Perro Chico’da  anmak lazım. Burada Bask mutfağının en leziz örneklerini tadabilirsiniz. 
Şık, 19. yüzyıl dekoruyla Zortziko Gourmet, Bilbao’nun en iyi restoranlarından biri. Şef Daniel Garcia’nın yaratıcılığını sergilediği Zortziko’da tuzlanmış morina balıklı ve trüf mantarlı risotto’yu mutlaka denemelisiniz.


Pintxo aslında Bask kökenli bir kelime. Türediği esas fiil ‘pinchar’ ise delmek, tutturmak manasından geliyor. Yani kürdana ya da ekmeğin üzerine tutturulan lezzetler manasında. Ancak Bask mutfağı geliştikce sınırları ekmek ve kürdanı aşmış durumda. 
Şehrin içinde birçokta tapas bar var.
Casco Viejo’da Rio-Oja, Bar Gure Toki, Cafe-Bar Bilbao ve Berton Sasibil ile, El Ensanche’deki El Globo ve Los Candiles mutlaka ziyaret etmeniz gereken pintxos barları. 


 İspanya'da her bölgede bulunan "Arroz con Leche" bir çeşit sütlaç, "Tarte de queso" İspanyol usulü cheesecake,  "Catalan crema" karamelli puding (krem karemel'e yakın) ve dondurmalar...Bu fotoğrafta gördüğünüz tatlı da oldukça büyük ve çikolatalı bir çeşitti. İki kişi zor bitirdik.



Akşamları yol üstü kafelerde dinlenme molası veriyorduk. Kahve eşliğinde gelen geçene bakma molası :)


Günde kaç pintxos bara giriyorduk hatırlamıyorum..



"Churros" meşhur İspanyol hamur tatlısı . Bizim  tulumbaya benziyor ama ağdasız. Ben çok beğendim, üzerine pudra şekeri de serpiyorlar. İsteyene yanında çikolata sosta veriyorlar. Sokaklarda bile külah külah satıyorlar.









Bask sosyal hayatında önemli bir yer tutan pintxo’ları San Sebastian’ın eski şehir bölgesindeki tüm barlarda tadabilirsiniz. "Parte Vieja" yani eski şehirde bulunan  ançuezin her çeşidini bulabileceğiniz Bar Txepetxa da pintxolara doyamadık.


Bilbao da bulunan  Sorginzulo ayak üstü insanların birşeyler yiyip içtikleri, oldukça hareketli, enerjisi yüksek bir bardı. Kalamarlar  oldukça lezzetliydi.





San Sebastian'da  verebileceğim diğer lezzet adresleri :
Bar Nestor :  Öğle 12 ya da akşamüstü 18 gibi gidip tortilla yemek için isminizi listeye yazdırın. Harika tortilla yapıyorlar. 
Gandarias:  Yine eski şehirde  kilisenin  bulunan  jambonları ile ünlü bar. İstediğiniz kadar kestirip servis alabilirsiniz.
Paco Bueno: Kızarmış kalamar ve karidesleri ile ünlü. Bizim olduğumuz dönem hep kapalıydı.
Bordo Berri : Muhteşem ahtapotları için gidilir.


Bunca gezme sonrası kahve keyfi :)















25 Şubat 2016 Perşembe

Atlantik Kıyısında Harika Bir Yer; BİARRİTZ

Şimdi harika görüntüler eşliğinde güzel bir yer hakkında yazı yazacağım. Burası Biarritz..San Sebastian da konaklarken günübirlik bu sahil kasabasına gittik. Kaldığımız otelin tam karşısında bulunan otobüs şirketinden biletleri aldık ve sabah erken saatlerde yola çıktık. Yaklaşık 1 saat  süren yolculuktan şehre Biarritz'deydik. 
Bask ülkesi deyince akla hemen İspanyol Baskı gelse de, Bask halkının önemli bir bölümü Fransa’nın güney batısında Atlantik okyanusu ile Pirene dağlarının kesiştiği ve Baskça’da Iparralde denen Fransa Bask’ınde yaşıyor. Biarritz tüm Avrupa’dan sörfçülerin yıl boyunca geldiği bol dalgalı ve upuzun plajları ile bu bölgenin en bilinen kenti. 


Otobüsten iner inmez nereye gideceğimizi bilmeden aşağıya doğru yürüdük. 


Ve karşımıza muhteşem okyanus çıktı. Güneşli bir gün olmasına rağmen oldukça rüzgarlıydı. Uçsuz bucaksız sahil ve deniz karşısında büyülendik , olduğumuz yerde kalakaldık.


Avenue de l’Impératrice denilen yer üzerinde Pointe St-Martin’de deniz feneri yer alıyor. 1834’de yapılmış, denizden 73 metre yüksekliğindeki deniz feneri Biarritz’in en yüksek noktası ve 248 merdivenini tırmanıp tepede soluklandığınızda, Biarritz sahil şeridinin, Biscay koyunun ve de arkasındaki dağların enfes panaromik manzaralarını seyredebiliyorsunuz.



İspanya prensesi Maria Theresa ile Fransa kralı XIV Louis’nin düğünlerinin yapıldığı Saint Jean de Luz ve Fransa İmparatoriçesi Eugenie’nin yazlık sarayını yaptırdığı bu sahil kasabası bir zamanlar Avrupa sosyetesinin uğrak yeriymiş. Eski günlerine dönmeye başlayan ve popülaritesini gittikçe arttıran Biarritz, nefis manzaraları, mağazaları, kumarhaneleri ve restoranları ile dikkat çekiyor.
Ernest Hemingway, Bette Davis, Rita Hayworth, Gary Cooper ve Frank Sinatra gibi ünlülerin yanı sıra, önemli politikacılar, sosyete, İngiliz aristokratları, şöhretli yıldızlar, büyük kumarcılar, hepsi görmek ve görünmek için Biarritz sahillerinde yazlarını geçirmiş. Seçkinlerin vazgeçilmez tatil beldesi, İkinci Dünya Savaşını da atlatmayı başararak, 1920’lerden 50’lere kadar ihtişamlı partilere, balolara, danslara sahne olmuş. Ancak Biarritz, 1950’lerden sonra yavaş yavaş şöhretini Akdeniz’in yükselen destinasyonu Côte d’Azur’a kaptırmaya başlamış. Ve de 1970’lerde neredeyse tamamen büyüsünü kaybetmiş.


Biarritz  en görkemli günlerini   20′li ve 30′lu yıllarda yaşamış. O dönem Fransız, İngiliz, İspanyol ve Rus aristokratlar, yaz aylarında plaj kıyısındaki büyük şatafatlı otellere gelirmiş. Carlton, Continental, Victoria, Grand, Angleterre, Miramar ve tabii aralarında bugüne kadar gelen Hôtel du Palais. 50′lerde diğerlerinin çoğu apartmanlara dönüşürken, Palais’nin de iflas etmesine ramak kalmış. Bölgenin kalkınmasına, son yıllarda ivme kazanmış sörf kültürü öncülük etse de canlanma öyle hemen olmamış. Biarritz’in eski parıltısı, Palais’nin okyanus, kasaba ve plaj manzaralı havuz başında hala hissediliyor. Otel 1850′li yıllarda III. Napolyon tarafından saray olarak yaptırılmış. Bordo ve krem rengi şatafatlı bina, Louis XIII dönemi stiline öykünerek inşa edilmiş.


  Kıyıdan denize doğru uzanan, üzerinde bir Meryem Ana heykeli yerleştirilmiş, Rocher de la Vierge – Bakire Kayası isimli adacık yer alıyor. 1865’de mercan kayaları ile çevrili bu kayayı oydurup tepesini bir Meryem Ana heykeli ile taçlandırmak ve de bir köprü ile kıyıya bağlamak, III. Napolyon’un arzusuymuş. Ve adacık önce ahşap bir köprü ile, ardından da Eyfel Kulesi çalışmaları sırasında Gustave Eiffel tarafından tasarlanan metal bir yürüyüş köprüsü ile kıyıya bağlanımış.



Cote des Basques plajını geçip Virgin  kayasına vardık. Denizdeki kaya ada demir köprüyle ana karaya bağlanmış üstüne Meryem Ana heykeli dikilmiş. Virgin kayasının hemen dibindeki eski liman denilen bölgede küçük Port Vieux plajı çok güzel. Grande Plage şehrin önündeki kumsal yazın çok hareketli imiş.


Üçgen çatılı Bask evleri, düşsel sahte 19. yüzyıl şatosu ve art deco villalarıyla yan yana. Mimarinin yanı sıra, plajlar çok hoş. Biarritz’in en büyük keyiflerinden biri, sahilde bir yürüyüş: geniş, kumlu Grande Plage, Plage Miramar’a doğru devam ediyor. Minik kulübeleriyle eski balıkçı limanına kadar uzanan kayalıkların; geceleri yükselen suyla hafif aydınlanan Rocher de la Vierge (Bakire Kayalığı); korunaklı küçük Plage du Port Vieux ve rüzgarlara açık Plage de la Coté des Basques’ın dev dalgalarının çevresinde yürüyebilirsiniz. 




Girdiğimiz bir kitapçı da bakın ne ile karşılaştık :)



1993’den beri her Temmuz ayında dünyanın her yerinden sörfçüler Biarritz Surf Festivali için burada toplanıyor. 



Bir gün boyunca zaman geçirdiğimiz Biarritz'e  biz bayıldık..

21 Şubat 2016 Pazar

SAN SEBASTİAN GEZİSİ

                            Bilbao'dan otobüse binerek 1,5  saatte deniz kenarında harika bir şehir olan San Sebastian'a  gittik. Otelimiz oldukça güzel ve otobüs terminaline çok yakın olan  Hotel Astoria 7  .  Konumu, lobisi, kafesiyle çok rahat ettiğimiz bir otel oldu. Sinema temalı otelde her oda bir sanatçıya adanmıştı ve bizim şansımıza Mel Gibson çıktı.



Tüm gün boyunca kilometrelerce  yürüdükten sonra hemen otelin kafesine geliyorduk. 




Eşsiz sahilleri, zenginliği, meşhur film festivali, muhteşem mutfağı, pahalı turistik zevkleri ile dördü Fransa üçü İspanya topraklarındaki 7 eyaletten oluşan Bask bölgesinin kültür başkenti San Sebastian'a hayran kaldık. Otelden ana cadde de dümdüz sahile doğru yürüyünce en önemli yerlerini de görmüş oluyorsunuz. Biz 20  dakikalık bir yürüyüşle o muhteşem Atlantik okyanusa ulaştık. Gördüğümüz manzara muhteşemdi. Yazın burası oldukça kalabalıkmış, denize girenler, güneşlenenler, sörf yapanlar..
Kışın boş olsada  farklı bir büyüsü vardı. Boydan boya kumsal, köpeği ile gezenler, hatta denize girenler..



Evet  gözlerimize inanamadık , biz kalın giysiler ile gezerken bazı insanlar denize giriyorlardı. Girenlerin  çoğu da yaşlılardı. Dalgalar oldukça korkunç görünmesine karşın millet denize giriyordu. İşte  Ünlü 1350 metre uzunluğundaki Bask kıyısının en ünlü plajı Playa de la Concha'nın kenarındaki Paseo de la Concha kordunu.

                                        

                    Sahilin bir yanında insanların oturduğu , güneşlendiği köprü ayrı bir güzel. Burada  La Concha Koyu’nun soluk kesen manzarasını seyrediyorsunuz. Yazın Motoras de la Isla’nın düzenlediği kısa motor turlarına katılabiliyorsunuz, koyun yanı sıra içindeki Santa Clara Adası’nı da yakından görüyorsunuz..


"Parte Vieja" yani eski şehir sokaklarında birbirinden lezzetli pinchos denemeleri için uzun saatler geçirdik. 19. yüzyıldan kalma Art Nouveau binaların ve küçük dükkanların olduğu, yayalaştırılmış kısmı Centro Romantico.



                          San Sebastian yakın çevresinde Michelin yıldızlı meşhur restoranlar da bulunuyor, Arzak, Akalare, Martin Berasategui...  Bu gurme mabetlerine aylar öncesinden rezervasyon yapılıyor ve fiyatlar cep yakan cinsten. Set menüler ve degustasyon menüsü de var ama adam başı 150 Euro civarı. Hiçbirine uğramasam da çok sorun değil çünkü eski şehir içinde çok sayıda pintxos bar ve kaliteli restoran geç saatlere kadar makul fiyatlarla harika lezzetler sunuyorlar. 



Urgull Tepesi’ndeki kiliseyi, dev İsa heykelini  görmek için eski şehirden geçerek tepeyi tırmandık.  





Koyun batı ucundaki fünikülere binip  Igueldo Tepesi’ne çıkıyorsunuz. . Biz gittiğimizde füniküler çalışmıyordu. Döne döne kıvrılan araba yolunu kullandık bizde.  Merdivenlerden tırmanırken, kentin geçmişiyle ilgili fotoğraflar, objeler göreceksiniz. En tepede ise sizi yeryüzünün en etkileyici manzaralarından biri bekliyor. Kulenin dibindeki lunapark çocuklu ziyaretçiler için yapılmış. Kulenin önündeki restoranın geniş terasında oturup bir kahve için ve bu güzelliğin tadını çıkarın.



Zurriola sahilinde, Gros semtindeki bar Ondarra günbatımında masalarını kaldırıma çıkarıyor. Eşsiz manzara karşısında büyülendiğiniz noktalardan biri.





Uzun yürüyüşlerden , yorucu geçen günlerin gecelerinde dinlendiğimiz  , harika kahvelerini içtiğimiz yer yine otelimizin lobisi oluyordu. Sinema kitap ve dergilerin resimlerine bakarak kahvenizi yudumlamak gibisi yok..Ah ah çok özledim ben bugünleri..

Nisanın Son Cuması

  '' Bahar yeniden başlamanın adıdır. Zorluktan sonra gelen kolaylık, zahmetin ardından oluşan rahmettir. Bahar tazelenmektir. Sadec...