Geçen hafta cuma gelip işten çıktığımda kendimi kuş gibi hafiflemiş hissettim. Bu haftayı da güzelce geçirdiğim için kendime ödül vereyim dedim. Çerkezköy'de ki en sevdiğim kütüphaneye gidip bir saat kitapları inceledim. Aslında geçen hafta istediğim ve kütüphane de bulamadığım kitapları internetten sipariş ettim. Gönül isterdi ki kitap satan bir dükkana gideyim, istediklerimi tek tek arayayım, kitabı elime alayım, sayfalarını karıştırayım, az biraz okuyayım, o dükkanın eşsiz kokusunda sarhoş olayım..
Yine de iyi ki kütüphaneler var. Hele bazı şehirler de ki kütüphaneler özel binaların içinde. Ne çok görmek isterdim her birini. Mesela Sinop'ta öğretmenlik yaparken şehirde ki kütüphane güzel bir binanın içinde ve deniz kenarındaydı. O zamanlar kütüphaneler böyle revaçta değildi. Okul sonrası uzun bir yürüyüşle - insanların minibüsle gideceği mesafeyi- giderdim kütüphaneye ve orada ki zamanım en güzel anlardı. Fazla arkadaşım yoktu, kendi halimde yaşadım gittim oralarda.
Sadece bir kitap verdiklerinden uzun uzun seçimimi yaptım. Ne alsam okusam diye küçük dertleri olmalı insanın 😇
Aylardır AVM'lere , mağazalara gitmemiştim. Biraz mağazalar arası dolaşayım dedim . Ne yazık ki alışveriş yapmak istemesen de insanları cezbeden, alışveriş yapmasına neden olan dolu ürün var. Artık giysi ve ayakkabı almak istemiyorum, yıllarca stok yapmışız.
Ama ev eşyalarını ve kırtasiye ürünlerine bayılıyorum. Böyle amaçsızca gezmek dolaşmak aman ne iyi geldi anlatamam. Bir kaç tane dergi ve eşim için de sudoku aldım. Hadi bir de kahve-pasta yapayım dedim ve daha önce gitmediğim bir kafeye gittim.
Daha önce de söyledim değil mi kahve-pasta ikilisinin bana verdiği mutluluğu.
Kahvemi içerken kafede çalan güzel bir müzik eşliğinde yeni aldığım kitabıma başladım, dergilerimi karıştırdım.
Robert Musil'in Niteliksiz Adam kitabını okumak istiyorum asıl ama bir türlü başlayamıyorum bu hacimce büyük kitaba. Yazarın ilk kitabı olan Genç Törless'in Buhranları kitabını okudum bu hafta. İlk romanı olmasına rağmen güçlü kalemi, psikolojik tahlillerinin derinliği hemen fark ediliyor.
Festivalde bir yönetmeni fark ettim ve onun hiç bir filmini izlemediğimi gördüm. Hemen araştırarak sadece iki filmini buldum nette. lldiko Enyedi 1955 doğumlu Macar yönetmen. İzlediğim Beden ve Ruh (Teströl es Lelekröl ) çok ilginç bir filmdi ve başrolde ki kadın oyuncunun oyunculuğu harikaydı.
Geçen günlerde Norveç gezimizden bir kaç fotoğraf paylaştım instagramda. Çünkü öyle burnumda tütüyor ki oralar. Bildiğiniz cennetten köşeler. İnsanlar doğaya değer veriyor, sokaklarını temiz tutuyor, insanca yaşıyor. Hep neden neden diye soruyorum. Bizimde cennet köşelerimiz var ama dağ başına gitsek bile çöpten geçilmiyor. Öyle dert ediyorum ki bunu anlatamam. Çünkü bu pislik içinde yaşamak istemiyorum ve hak etmiyorum.
Şuraya bakın. Bütün gün uzun bir yürüyüş yapmıştık farklı bir gezegendeydik sanki. Sadece doğanın güzelliği değil o ihtiyacımız olan sessizliğe kavuşmuştuk.
Henry David Thoreau Doğa ve Yürüyüş Üzerine'de ne doğru diyor;
“Aramızda manzaranın güzelliğini takdir edebilenler ne kadar da azdır!”
Hatta bir de şöyle der;
“Sadelik, dinginlik ,sessizlik - bunlardı ahlaki bir yaşamın, hakiki bir yaşamın ,felsefi bir yaşamın önkoşulları.”


Oturduğum mahalle de çevremde saydım tam 7 inşaat oluyor şu sıralar. Bir tanesi de tam karşımda. Eve dönmek istemiyorum çünkü akşam altıya kadar çekiç, beton mikseri sesleri oluyor. Artık pencere kenarında oturamıyoruz, perdeler hep çekik. Karşıya değil de sadece gökyüzüne bakıyorum nefes almak için. Çarşıya giderken bazı bahçelerde tek tük de olsa ağaçlar muhteşem bahar açmışlar, onları fotoğraflıyorum.
Çarşamba günü Çerkezköy'de tanıştığım ve arkadaş olduğum bir çocuk annesi Öznur'a davetliydim. Okul sonrası güzel balkonunda oturup mis gibi demlenmiş çay içip sohbet etmek çok iyi geldi. Hatta ondan ayrıldığımda öyle mutluydum ki neşe içinde eve döndüm ve akşam yemeğini hazırladım. Daha önce de söylemişimdir gün boyunca sosyal medyayı açmam. Zaten günün yarısında okuldayım hiç vaktim olmaz. Eve dönünce de dinlenme, kitap okuma, akşam yemekleri hazırlıkları falan vakit geçer. Yemekten sonra kahvemi yapar bilgisayarı açar `ve blog, instagram vakit geçiririm.
Nisan ayı boyunca yoğun etkinlikler içindeyiz. Bu sene her güne grup halinde yapılan etkinlikler koymuşlar. Bahçe de yapılanlar çok eğlenceli oluyor ve aynı zamanda yorucu. Ama Maarifin Kalbinde Çocuk programı kapsamında aileleri de işin içine koyup bunları uyguluyoruz.
Ama akşam bilgisayarı açtığım gibi haberler çıktı karşıma ve iki gün üst üste gerçekleşen okul saldırılarını gördüm. Öyle şok olmuşum ki neyin nerede yaşandığını tam kavrayamadım.
Herkesten bir ses çıkıyor, bu elim olayı gerçekleştiren gençlerin nasıl bu noktaya geldiği hakkında fikir beyan ediyorlar.
Bunca yıl eğitim hayatının içinde biri olarak benimde şöyle bir gözlemim var. Özellikle son 5 yıldır çocukların hal, hareket, konuşma ve oyunlarında çok büyük değişiklikler var. Bizim sınıfta bile -ki bu çocuklar 5-6 yaş grubu -
oyunlar şiddet eğilimli. Devamlı dizi isimlerini söyleyerek orada ki insanları taklit ediyorlar. Oyuncakları silah ya da bıçak yapıyorlar ve oyunlarında hep öldürme olayı var. Devamlı konuşuyorum velilerle, ev ziyaretleri yapıyorum, tv de ki ve internette ki izlediklerine dikkat edin diyorum ama bir noktadan sonra evlerde ne oluyor bilmiyorum. Bu sene yaptığım görüşme, bilgilendirme kadar başka bir yıl yapmamıştım. Velilerle konuşuyorum, toplantılar düzenliyorum, veli ziyaretleri yaptım her çocuğun evinde. Elimden gelebilecek her şeyi yapmaya çalıştım.
Bundan bir kaç sene önce bu durumlar çok azdı.Çocuklar evcilik, hayvanlar ve arabalarla oynamayı severlerdi. Ama özellikle bu sene ki davranışları gördükçe canım çok sıkılıyor. Velilerimin yaş aralığı 28-34 gibi. Yeni nesil anneler ve babalar.
Toplantılar, bilgi yaprakları paylaşımları, ev ziyaretleri ve okulda ortak etkinlikler ile bir de veli eğitimi yapıyoruz. Ama şöyle bir şey gözlemliyorum; değişim gösteren çok az. Çünkü bir çok şeyi yapmak için uğraş gerekiyor, çocuk yetiştirmek büyük emek istiyor.
Ortaokulda ki çocuklar arasında ki sorunlara çözüm bulmaya çalışan öğretmenimizi şikayet için soluğu okulda olan veliler vardı geçen hafta. Öğretmenden hesap soruyorlar. Ne yazık ki bu olaylar da çoğaldı. Bu durumda öğretmen mağdur oluyor hep. Çocuklar için iyisini ve doğruyu yapmaya çalışan öğretmenlerin önünde ne yazık ki böyle veli engeli çoğaldı.
Kahramanmaraş ve Urfa'da yaşanan olaylara çok üzüldüm.
Aylardır beklediğimiz köyümüzün leylekleri geldi. Bir sabah görünce nihayet dedim. Martın onu gibi gelir dediler ama nisan on oldu. Bu sene gecikmişler. İlk önce biri geldi ve bir kaç gün sonra eşi geldi. Yavruları da yakında olur.Okuldan leylekler gözüküyor, devamlı çocuklarla onlara bakıyoruz. Bu günlerde ki heyecanımız onlar 💖
Anneciğimden gelen fotoğrafla yazımı bitireyim. Akşam saatlerinde oturmayı sevdiği cam önü. Çocuklarına resimler gönderiyor bol emojili. Burada oturmayı, akşam saatlerinde etrafı seyretmeyi çok seviyor.
Hafta boyunca ülkece canımızı sıkan kötü olaylar yaşadık. Hala üzüntümü şaşkınlığımı üzerimden atamıyorum. Bu olayları Amerikadan falan duyardık. Nasıl bu aşamaya gelindi ?
Güzel zamanlarda öğretmenlik yaptım, velilerin öğretmenlere kıymet verdiği, saygı duyduğu ve bu yüzden de çocuklarında öğretmenlerini sevdiği saydığı yıllara denk geldim. Ama dediğim gibi son yıllarda yaşadıklarımızı duysanız şaşar kalırsınız. Bundan sonra ki yıllar daha zor olacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder