21 Mart 2025 Cuma

Cuma Geldi!

 "Gençliğin gözüyle bakıldığında yaşam sonsuz uzunluktaki bir gelecektir. Yaşlılık gözüyle ise epey kısa bir geçmiştir. Başlangıçta yaşamı bir opera dürbünüyle bakıyormuş gibi, sonlara doğruysa büyüteçle bakıyormuş gibi görürüz. Yaşamın ne denli kısa olduğunu öğrenmek için yaşlanmış olmak, yani uzun yıllar yaşamış olmak gerekir. İnsan ne denli yaşlanırsa insani olaylar tümden ve teker teker o denli küçük görünürler. Gençliğimizde sabit ve kararlı bir biçimde önümüzde duran yaşam, şimdi günübirlik olayların hızlı bir akışına dönüşür. Bütünün hiçliği öne çıkar." 

Schopenhauer nasıl da haklı.. Yıllar hızlıca aktı, hayatta bir çok şey rayına oturdu, beklenmedik olaylar olmazsa ömür bir çizgide geçiyor. Bu monotonluk gibi görünse de aslında rutinlerin güvenliğinde süren sorunsuz yaşam büyük bir lütuf. Yaş elliyi geçti, yolun yarısına geldik bile. Mart ayının 20'sinde doğmuşum, 70li yıllar. Bizim kuşak bir çok şeyi yaşamış, hatta bu hıza hala yetişememiş bir nesil bence. Şükürler olsun ki çok güzel şeyler yaşadım, harika bir eşim ve kızım var. Çocukluğumda ve gençliğimde il sınırlarından dışarı çıkmamış biriydim çünkü babam gezmeyi, bir yerlerde kalmayı hiç sevmemiş, bizi elimizden dahi tutup şehir içi bile gezdirmemiştir. Belki bunun etkisi gezmeyi dolaşmayı hep sevdim. Uçak fobime rağmen bir çok yere de gittim. 



Bu yeni yaşımı da ailem, öğrencilerim ve arkadaşlarımla karşıladım..



                       Birlikte kahve pasta keyfi yaptık iftar sonrası. Bazı yakın arkadaşlarımın bu sene bana uzak kaldıklarını, sadece bir mesajla günü geçiştirdiklerini de gördüm. Her güzel görüntünün arkasında can sıkıcı olaylar da oluyor. Bu gerçeği de paylaşmak istiyorum. Bir anda yakınındakiler farklı bakış açılarının kabul edilmemesiyle ağır ithamlara uğrayarak sizden uzaklaşıyorlar.Herkes gibi bu olanlara üzülüyorum, arada ki sürtüşmelerin uzamamasından yanayım ama benden bu kadar çabuk uzaklaşılmasına da yapacak bir şeyim yok. Ne olursa olsun hayat devam ediyor, sahne de roller değilşiyor. Bu da hayatın bir yönü..

Her zaman yoluma bakarım, beni kaybedenler düşünsün :)

Öğrencilerimin bana hediyelerinin güzelliğine bakar mısınız 💚


Ramazanı ortaladık, bereketini daha iyi hissediyorum. Elimizden geldiğince ibadetlerimizi yapmaya çalışıyoruz. Sadece oruç tutulan bir ay değil bu ay da zekat ve fitreler de veriliyor. Düşünüyorum da gerçekten tüm insanlar mallarının paralarının belli bir oranını verse, paylaşsa bu kadar yoksun insan kalır mıydı? Maldan, paradan vazgeçebilmek de büyük bir aşama.
   Sahurda sokağımızın fotoğrafını çektim. Apartmanlarda ki o karanlık gözler aydınlanmış, insanlar ortak bir duyguda birleşiyor. Sabah ezanıyla üzerimizde ki o karanlığa nurlar yağıyor.
O sırada canım annem de aynı hisler içinde tesadüf, o da camından bu anı fotoğraflıyor.


Günler oruç açmaya hazırlıkta yoğunlaşıyor akşam üzerleri. Fırından pideler alınıyor, sofralar kuruluyor. Velilerimden biri iftar yemeğine davet etti ona gittik. Kendisinin doğum günüydü, süpriz yaptık çok mutlu oldu.





            

     Cuma çiçeğimi aldım, eve geldim vazoya koydum. Sonra da bu güzelliği her açıdan seyrettim tüm hafta boyunca.



                     Evde çiçekler, boyalı taşlar, kitaplar, küçük objeler, nakış işlemeli örtüler, örgü battaniyeler ve yastıklar bulundurmayı seviyorum. Hatta zaman zaman değişim yapıyorum, mevsime göre güncelliyorum. 
Okulda pazartesi ve salı günleri baharı yaşadık. Hatta arka bahçemizi çapaladık, taşları temizledik. Daha tohum ekilmez, hava sıcaklığı geceleri düşük. Bahçeyi hazırlamış olduk. Bahçede derslere bile başladık.
Amaaa....



                 Çarşamba günü köye gittiğimde gözlerime inanamadım. Evimden arabayla on dakika sürmüyor okulum. Ama mevsim değiştiriyorum resmen.Sıcaklık gece düşmüştü ama kar yağacağını hiç sanmazdım. Kar yağmış, mevsim kışa dönmüştü..



Okuldan eve gelince annemin turşusu beni karşıladı. Kış bitmeden tekrar lahana turşusu yapmış, çocuklarını unutmamış. Dinlenmek için biraz da dikiş makinemin başına geçiyorum. Biraz patchwork işler yapıyorum. 




Sonat'ın hatırlatmasıyla yeni bir diziye başladım. Daha önce kitabını okuyup çok beğendiğim Amor Towles tarafından yazılan Moskova'da Bir Beyfendi diziye çekilmiş. Gayet başarılı yapılmış, o dönemi yansıtan görüntüler eşliğinde dizi oldukça keyifli..



İki etkili film de izledim bu hafta.




Belçikalı Lukas Dhont'un 'Girl'  filmi bir büyüme hikayesi. Trans bir çocuğun kimliğini bulma sancıları, akran zorbalığı ile beraber olunca insanın içine işliyor.

84 Brüksel doğumlu 'Laura Wandel' ilk uzun metrajlı filmi Un Monde  çocukların dünyasındaki güç savaşının, yetişkinlerin kendi arasındaki çekişmeden pek de farkı olmadığını anlatıyor. Akran zorbalığı, farklı olanı kabul etmeme daha ilk yaşlarda başlıyor ne yazık ki. Kendi öğretmenlik yıllarımda da buna benzer çok şey gördüm. Çocuklar biraz farklı, güçsüz ve sessiz arkadaşlarını kabul etmiyorlar, zorbalık yapmasalar bile aralarına almıyorlar. Bu tür olaylar daha anasınıfı yıllarında oluyor.
İki filmde de çekim tekniği birbirine benziyor. Yönetmenler hızlı kamera hareketlerini kullanmışlar. Genç yönetmenler de hareketli yaşama ayak uydurmuşlar sanki. 





Bu hafta aslında kendime hediye kitap sipariş vermiştim. Ama hala gelmedi. Ben de kütüphaneden üç kitap alıp ikisini okudum. Safiye Erol'un Leylak Mevsimi. Safiye Erol'u biraz araştırınca ne kadar değişik bir yaşam sürmüş olduğunu gördüm. Hayatı yurt dışında da geçmiş, edebiyata gönül vermiş.
Diğer kitap Ayşegül Genç'in Kuğu Boynu. İlk kez okuduğum bir yazar, daha önce Sabitfikir dergisinde yazılarını okudum sanırım. Dilini, romanını beğendim.

''Sonsuzluğu açıklamak için geçmiş ve gelecekle bağlarını koparıp anı anlamlandırır insan. Ol denilendir an. Olmaya çabalayan, ya da olduktan sonra çürüyen değil. Bu yüzden sonsuzlukta çürümek ve çabalamak yoktur. Ummak ve boşa çıkmak da. Öyleyse saatin çalışması ve çalışmaması değil, bu saatin size hatırlattıkları ve unutturdukları vardır. Zamanın unutturdukları ve hatırlattıkları.''

''İnsanların duygularının netleşmesi için ya acı çekeceksin, ya acı çektireceksin bu kadar basit.''


               Bu hafta da bu kadar . Mutlu ve huzurlu haftasonları herkese..










14 Mart 2025 Cuma

Cumaya Merhaba!

                 ''Avlanmak için önce birini , sonra diğerini seçen kasabın gözlerinin önünde eğlenen, çayırdaki kuzular gibiyiz. Bu yüzden iyi günlerimizde hepimiz, içimizde bulunma ihtimali olan kötü kaderden habersiziz - hastalık, yoksulluk, sakatlanma, görme yetisini veya aklı kaybetme.''

Ah bu Schopenhauer ! Gerçekler acıdır evet ama bu kadar da içimize işletme. Kitabın ismi dikkat çekici olunca alıp okudum. Daha önce de Schopenhauer okudum tabi ki, sert ve kötümser bakış acısını severim aslında ama ara ara okunmalı. 

Bu hafta okuduğum diğer kitap Nurullah Genç'in Omuzlarımda Hayat.  Prof. Dr. Nurullah Genç’in ömrü boyunca geçtiği zorlu yolları kendisinden okuduğumuz bir kitap. Yaşam öykülerini okumayı çok seviyorum. Dedesi Sibirya Gazisi,erdemli babası, annesi ve kardeşleriyle Erzurum'un Pinaduz köyünde başlayan yaşamı, zorlu okul yılları ve başarısıyla ibretli bir yaşam. Zaman zaman gözlerim yaşardı, hayretler içinde kaldım, takdir ettim.

Dedesinden miras kalmış söz tüm yaşamı boyunca beraberinde olmuş;

“Başkalarına yardım edin çünkü yardım etmek üzere uzandığınız her el kendi elinizdir.”


Ramazan devam ediyor. Çalışma hayatı olunca zorlanıyor insan ama Bu zorluk da bile Yaradan rızası, sevgisini kazanma umudu olunca kıymetleniyor. Ramazan ruhunu her an hissediyoruz; akrabaları ziyaret daha çok oluyor, komşuların kapısı bir tatlı verme bahanesiyle çalınıyor, mahallede ki durumu kötü olanlara yardım eli uzatılıyor, fitre zekatlar devreye giriyor. Gün boyunca kendinizde ki olumsuzlukları saptayıp onu yok etmek için uğraş veriyorsunuz. İnsanız tabi, bazı durumlarda yüreğimiz katılaşıyor, kin bile duyuyorsunuz ama Ramazan sana bunun gereksizliğini hatırlatıyor. Bana böyle oluyor gerçi. Duygularımı analiz edip bu hayatta bir çok şeyin ne önemsiz olduğunu farkediyorum.





                          Akşam iftar sofrası hazırlanıyor. Ailece ezan bekleme nasıl güzel bir duygu. Kızım yanımızda olduğundan mutluluğumuz tavan. Bazı arkadaşlarından bahsediyor; ailelerinden çekindiği için kendilerini oruçlu gösteriyorlarmış. Bu duruma çok üzüldüm. Hem inançlı insanların çocuklarının böyle olmasına üzülüyorum hem de gençlerin bu oyuna başvurmalarına. 
Annemden iftar  sofrası fotoları düşüyor akşam ezanına doğru. Allaha bir kez daha şükrediyorum; annem ve babam  bu dünyada ve bizimle. 
Kuzenlerimden biriyle bir gece iftar yapıyoruz, üzerine çaylar demleniyor, yaptığım şekerpareler yeniyor tatlı bir sohbet eşliğinde.

                       Hafta içi bir arkadaşımızın doğum gününü kutluyoruz iftar eşliğinde. Güzel bir sofra etrafında bol kahkaha, neşe.. Valla biz çalışan kadınlar daha mı becerikliyiz, üşenmeden hafta içi neler yapılmış, masa donatılmış..



                                Hafta içi okulda çocuklarla boyama işlerine ağırlık verdik. İnstagramdan takip ettiğim bir bayan sınıfımıza 60 renk keçeli kalem ve kitaplar hediye gönderdi. Bizim sınıfın sevincini görmelisiniz. Tekrar ayraçlar yapmaya başladık Ben de biraz taş boyayıp sehpamda sergilemeye başladım bile.



Okulda çalışmalar tüm hız devam ediyor.


Bahar gelince bahçelere attık kendimizi..



Bu arada ilk patchwork yani kırkyama yastığımı diktim. Gerçekten zor işmiş. Bu işin uzmanları milimetrelik hesaplarla dikiyorlar, ben hemen bitsin diye alelacele dikince çok yamukluklar oldu ama bu haliyle de çok sevdim.


Mahallede yol üzerinde ki çocukluğumuza ait son ev de yıkıldı. Burada ananemin evi vardı. Göresniz nasıl güzel, iki katlı , önü arkası bahçe. Arka bahçede kümesi bile vardı. Önde dedem 10 torunu için iki salıncak yaptırmıştı demirciye. Ananemin çiçeklerine zarar vermeden hep oynardık burada. Onlar vefat edince ev satıldı, hemen yıkılarak yerine 5 katlı apartman yapıldı. Her önünden geçişte yüreğim sıkışıyor.



Üç sene önce sahilde ki bu bahçede fotoğraf çektirmişim. Tarihte bugünde çıkınca yine yüreğim daraldı çünkü bu arsada şu an 6 katlı site yapıldı. Deniz kenarına yasak bir de bu kadar katlı yapmak ama bir yolunu bulup yaptırıyorlar.


Son olarak canımı sıkan olaylardan birini daha paylaşmak istiyorum. Kaldırıma ekilen ağaçlar orada oturanlar tarafından tek tek sökülmüş. Nedeni arabaları rahat parketsin diye sanırım. Bu kadar mı kolay bu ülkede, isteyen istediğini yapıyor. Öyle canım sıkılıyor ki bu işe ..
Bir haftayı daha bitirdik. Kuran-ı Kerim'den bir ayet ile bitirmek istiyorum;
“Onlar, tertemiz iken, meleklerin kendilerine “Selâm size; yaptıklarınıza karşılık buyurun cennete!” diyerek ruhlarını teslim alacağı kimselerdir” (Nahl 16/32).











7 Mart 2025 Cuma

Mart Cuması

 

          En son okuduğum Pandora Kutusu'nda ( Osamu Dazai ) roman şöyle bitiyor;

'' Bundan sonra hiç bir şey demeden , ne hızlı ne yavaş , tam olması gereken tempoda dosdoğru yürüyelim. Bu yol nereye gidiyor? Bunu büyüyen bir asmaya sormalısın. Asma sana cevap verecektir;

Hiç bilmiyorum. Ama güneşe doğru büyüyorum. Elvada..''

         Hayatta ne kadar planlarımız, hayallerimiz olsa da nereye gideceğimiz, ne olacağımız belli değil. Kitap bitmek üzereyken bu satırları okuyunca kapağını kapatıp düşündüm. Geçen bunca yıl -öğrencilik, iş hayatı, evlilik, çocuk büyütme derken - geçip gitmiş ve nereye gittiğimiz belirsiz şekilde, yaşam nasıl da hoyratça zaman çarkında tüketmişti bizi. İçinden çıkamadığım, hayatın olağanca anlamsızlığını hissettiğim her an bir şeylere sığınıyorum. Sığınmak da zorundayım, yoksa Dazai gibi olur sunumuz. 

Mevcut varoluş sorunu varken hayatta, bir çok şey saçma geliyor artık. Eşimle aynı yaş dönümünde benzer görüşlerde olduğumuzdan bir çok şeye hayretle bakıyor, olanlara karşı acımasız eleştiriler yapıyor, insan ilişkilerinden daha da kopuyoruz. Evet bu kadar sosyal olduğuma bakmayın, yavaş yavaş içimize çekildiğimizi hissediyorum. Çoğu insan bizi yoruyor, bizi yozlaştırıyor, bizden alıyor. O zaman ne gerek var? Almancadan bir kelime varmış , yeni öğrendim; "Mauerbauertraurigkeit". Sebepsiz yere yakınlarından uzaklaşma,araya duvar örme, yalnızlaşma isteği anlamına geliyormuş. Şu sıralar buna ihtiyacım var..

        Ramazan ayı belki de daha çok sorgulama yaptığım bir ay. Nefis denen o doymak bilmeyen, her şeyi isteyen, besledikçe içimizi kara bir boşluk ile dolduran şeyi inceliyorum. Ne çok şeyle besliyoruz onu; para, yeme içme, hırs, tutku, ego, bencillik.. Ateşe kürekle odun attıkça çoğalıyor ve yakıp yıkıyor. 

Sosyal medyayı, telefon nesaj sistemlerini, ekranı daha da azalttım. Bol okuma yapıyorum; anlamını bilmesem de Kuran ayetlerini okuyarak gönlüme ferahlık geliyor, evimin bereketlendiğine inanıyorum. Kitaplar almak için kütüphaneye gidiyorum, içimi sevinçle dolduran ender şeylerden biri kitaplar arasında olmak, yeni bir kitap seçmek, okumaya can atmak. Akşamları iftar hazırlığı yapıyoruz ailece. Öyle güzel bir şey ki bu duygu, küçüklüğümden beri geliyor benimle ve aynı heyecanı yaşatmaya çalışıyoruz ailemle.

Kızım bu dönem bizimle. Okulun hazırlık sınıfını nihayet geçen ay verdiği sınavla geçti, çok mutluyuz 💜  Ekimde 1. sınıfa başlayacak kısmetse. Bu dönem beraber olunca geçen sene yurda gittiğinde evimizi kaplayan o derin sessizlikten kurtulmuş olduk. Tek isteğim almancayı online konuşabileceği bir arkadaş bulmak. Varsa bir çözümünüz mutlu oluruz yardımınız için..



                                                             Bu hafta okunanlar...


                                           Ramazan başlamadan bir kafe de sadece kendim ve kitabım..


Bu hafta boyunca Mike Leigh filmleri izledim. Life is Sweet biraz daha hafifti diğerlerine göre ama o da insana dair, ilişkilere dair bir filmdi. İkiz genç kızları olan evli çiftin hayatından kesit, çevresindekiler ve aralarında olanlar insana ne tür adamlar var bu dünya da vay be dedirtiyor. 
Hard Truths yine insana dair. Pansy adında ki kadının ailesi, kendisi ve dünyaya olan öfkesini izliyorsunuz, sizi çok sinir ediyor, acıyorsunuz bir taraftan ama film ilerledikçe hak da veriyorsunuz.  Bir anti karakterin dünyasının zorlayıcılığını, onun yaşamla kavgasının  gerekçeleriyle anlayabiliyorsunuz. Babasının terk etmesiyle küçük yaşlardan itibaren yalnız ve sevgisiz kalıp, 5 yıl önce yitirdiği annesinin eleştirileriyle büyümüş, hesaplaşması ve yas süreci tamamlanmamış şekilde evliliği devam ediyor. Eşi ve obez oğlu Moses'ın rahatsız edici sessizliği onun çok sesliliğiyle anlamsız, iletişimsiz ve sevgisiz bir hâl almış. Onu kendi içinde değerlendirirken hak veriyorsunuz ama eşi ve oğlunun da ondan dolayı bu halde olabileceğini de anlayınca bu çıkmaz döngüde işte yaşam bu kadar zor diyorsunuz ..
Vera Drake yine bir hemşire üzerinden bir hikaye anlatıyor. Sade anlatımıyla yine hayatta ki bazı şeylere işaret ediyor..
Secrets and Lies  ise uzun bir aile dramı. Ben çok seviyorum böyle filmleri çünkü dünyanın her köşesinde ki insanların çilesinin ortak olduğunu gösteriyor, insanı anlamaya yardımcı oluyor, empatinizi geliştiriyor. Hep diyorum ne varsa eski filmlerde var.   Filmde anne rolünde oynayan Brenda Blethyn nasıl güzel oynuyor filmi, sizi de nasıl etkiliyor anlatamam.



                 Mike Leigh filmlerinden bağımsız olarak iki film daha izledim. Kendimce tavsiye ederim bunları da çünkü vasat bir çok filmin yanında izlemeye değer. Man From Earth tek bir mekanda geçen , konu ütopik de olsa konuşmalar takibe değer.



Köyde karlar eridi. Oldukça güneşli günler yaşıyoruz şu sıralar. Sabah bazen köyde ki bakkala uğruyorum. Gide gele sahibi amca da beni tanıdı, soba yanıyor gel otur biraz diyor ama iş başlayacak gitmem lazım diyerek ayrılıyorum.
Okula biraz yorgun gidiyorum, sahura kalkınca uyku bölünüyor ve azalıyor. Gece gece yemek yemek zor ama yemesen daha kötü. Hafif şeyler yiyerek sahurda en az bir saatimiz geçiyor Sonrasında uyuyup sabah erken kalkmak baya bir zor.


Okulda çocuklarla uğraşlar çok zevkli. Bu iki haftadır 'arı' konusuna taktık. Onunla ilgili etkinlikler yapıyoruz, inceleyiyoruz. 
Okul sonrası eve döndüğümde sabah çok uykusuz kalmışsam biraz uyuyorum, kendime geliyorum böylece. Akşam saat 7 de iftar olduğundan uzun zaman bana ait oluyor. Evde eşiniz de olunca yapılacak işler yarı yarıya azalıyor, beraber hemen yemek işinni hallediyoruz. Ben de biraz nakış, örgü , taş boyama işleriyle uğraşarak dinleniyorum.


İki defter işledim, hatta yeni evlerine gittiler bile. Arada bu işi de yapıyorum. Nakışla işlenmiş defter isteyenler instagramdan iletişime geçebilirler. Hatta ördüğüm battaniyeler de elimde çoğalmaya başladı, onları da satmayı düşünüyorum. İlgilenenlere duyrulur.
Akşam üzeri aile mesajlaşma grubumuzda hareketlenme oluyor. İftar sofraları, alınan pideler, tatlılar paylaşılıyor. Annem her gece özenle hazırladığı sofrayı gönderiyor bize. Babamla oturacakları masaya bende son dakikalarda bir tabak yemek gönderiyorum. Tabi ki evde ki genci yerinden kaldırıp gönderene kadar akla karayı seçiyorum, o ayrı :)




İftar sonrası namazlar kılınıyor, çaylar demleniyor, yapılan tatlılar ortaya çıkıyor ve tekrar bizim grupta 'afiyet olsun'lar havada uçuşuyor. 



Sonrasında herkes istediğini izlediği saatler geliyor. Her  gece teravihe gitmek istiyorum ama şu çayı da içince öyle bir yorgunluk bastırıyor ki anlatamam. İleri de emekli günlerimde yani yorulmanın koşturmanın azaldığı yıllarda gitmeyi hayal ediyorum, bakalım kısmet...



Bir hafta da böyle geldi geçti işte. Hatta ramazanın ilk haftası bitmek üzere. Ama telaşsız, sakince, içinde ki rahmeti hissettiğim bir ramazan geçiriyorum ya çok şükür çok huzurlu ve mutluyum. Tüm derdi, hastalığı olanlara da hep dua ediyorum. Allah herkese iyilik, güzellik nasip etsin. Hatta Lokman Peygamberin oğluna verdiği şu öğüdü paylaşmak isterim çünkü çok severim;

''Lokmân, "Sevgili oğlum" (dedi), "Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır."﴾Lokman Suresi 16﴿


Bir de canım Ayten'in  çok güzel bir yazısı var, gidin bir bakın derim.
Herkese Hayırlı Ramazanlar, Hayırlı Cumalar!




Merhaba Eylül !

  Hey Millet  !  Orada mısınız? Yaz sıcakları beni mahvetti. Temmuz başı tüm eşyalarımızı toparlayarak Kocaeli'ye döndük. Zaten kişisel ...