22 Temmuz 2019 Pazartesi

Bolzano'ya Geldik !

                                      İki gün İnnsbruck'ta kaldıktan sonra tren yolculuğuyla Bolzano'ya geldik. Çokta merkezde olmayan ama temiz ve imkanları güzel olan apartımız Loft 82 Apartments de kaldık. Daha sonra 7 günlük Tirol kartı aldık, kişi başı 28 euro. Başta çok gözükse de devamlı gezdiğimiz ve tren, otobüs hatta şehir içinde ki teleferiğe bindiğimiz için çok avantajlı. Dairemize giderken de devamlı şehir içi otobüsünü kullandık. 


                    Yukarı da klasik görüntümüz. Taksiye para vermek istemeyen, ellerinde bir ayağı kırılmış bavulla kan ter içinde otobüs arayan biz :)  Devamlı otelde değiştirdiğimiz düşünülürse zoru başarıyoruz :)


                      Şehrin ortasında bulunan tren istasyonu. Ve çevre kasabalara giden otobüs durakları da hemen yanında.


         Bolzano  hakkında biraz bilgi vereyim. Güney Tirol denen Avusturya ile İtalya arasında kalan hatta italyanca ve almanca iki dili olan bölge oldukça bereketli topraklar. Dolomit dağlarının güzelliği Alplerle yarışacak düzeyde.
                Bozen (Bolzano) ve Meran (Merano) gibi şehirlerin etrafında hemen başlayan ve dağlara doğru uzayan yerleşmelerde bundan 30-40 sene evvel bile hayvancılar inekleriyle otururmuş. Artık dağlık bölgede hali vakti yerinde İtalyanlar ve Avusturyalıların villaları yer alıyor. Yerleşmeler asfalt yollarla bağlı, hatta otobüs işliyor. Tek tük kalan ve şaraplık üzüm bağlarının sahibi çiftçiler eski devirlerdekinden çok farklı. Büyük yerleşmeler güneyden göç edenlerin veya büyük şehirden bunalan ihtiyarların inziva yeri haline gelmiş. Güney Tirol’ün sanayileşmiş bölgesi sayılan Bozen’in 100 bin nüfusunun sadece dörtte biri Avusturyalı. Avusturyalılar iki dilli ama İtalyanlar tek. 


                             Avusturya’nın trajik hayatı ve güzelliğiyle ünlü hem de avangarde imparatoriçesi Elizabeth (Sissy) bilhassa hafif tüberküloz geçirdiği zamanda Meran’ı çok sevmişti. Onun etrafında bulunmaktan zevk alan Viyana aristokrasisinin bütün tipleri kışın bile buradan ayrılmamakta direnen imparatoriçenin yakınında köşkler yaptırınca Meran, Kuzey İtalya’daki Avusturya oldu. Bugün sadece bir sayfiye ve pahalı alışveriş yeri; hava her zaman güzel ve sıcak, Avusturyalıların ve Almanların her mevsim akın ettiği bir bölge.
Bu bilgileri İlber Ortaylı'dan aldım.

                                Bolzano'da karşılaşacağınız ilginç bir şey de mumya Ötzi. Ötztal Alpleri’nde gezen Alman bir çiftin  beklenmedik karşına mumyalaşmış bir beden çıkmış. Yapılan araştırmalar sonucunda bu bedenin aslında 5300 yıl önce olmus bir insana ait olduğu saptanmış. Günümüze kadar bulunmuş en eski ıslak mumya olma özelliğini taşımakta. Şiddetli soğuğun ve yüksekliğin etkisiyle doğal yollardan günümüze kadar bozulmadan kendini koruyabilmiş. 


                       Biz Bolzano'yu ilk gün gezdik. Hatta Tren istasyonuna yakın yerde bir teleferik görüp yukarı çıkalım dedik. Ve iyi ki de gitmişiz. Ritten ya da Renon denen güzel evlerin, bahçelerin bulunduğu bir semt. 


                              Aldığımız Tirol kartlarıyla ücretsiz olan teleferik çok keyifliydi. Bolzano tüm güzelliğiyle altımızda, karşımızda Dolomit dağları enfes. Bolzano içinde ve çevresinde ki üzüm bağlarının her yeri sarmış olması görülesi güzelliklerden.


                         Burada teleferikten iner inmez karşımıza kırmızı bir tren çıktı. Aldığımız tirol kartınında bunda geçerli olduğunu öğrenince hemen binelim dedik. Çok keyifli bir gezi oldu bizim için. Yavaş yavaş giden Ritten treni kısa mesafede küçük bir gezi treniydi.


Etrafı seyrederek bir trende gitmek kadar güzel başka ne olabilir ki?


Bu bölgede görülmesi gereken Piramidi di terra (peri bacaları veya toprak piramitleri). Yürüyerek 25 dakika olduğunu gösteren tabelalar vardı, bizimkiler yürümek istemediğinden gidip göremedik. Aslında görsellerinden çok ilginç olduğu belli.







                     Zenginlerin yerleşim yerlerinden bir kasaba olduğu her halinden belli oluyordu. İsteyenler bu bölgede de konaklama yapıyor.



Evler ve bahçeleri arasında dolaşmak çok keyifli..


                         Ritten kasabasından dönüş için yerel otobüsü seçtik. Dağdan aşağı baya bir dolana dolana indik. Şehir merkezinde gezilecek olan yerleri görmek için acele ediyorduk çünkü Bolzano'da her ne kadar konaklasakta başka bir gün gezmeyi düşünmüyorduk.


Her Avrupa şehri gibi olan Bolzano..


Meydanda bir kahve ve apfelstrudel yemeden olmaz..


                        Bolzano'da tam gün gezdikten sonra ertesi gün dünya harikası bir yere gittik. Devam edecek :)



18 Temmuz 2019 Perşembe

İki Günde İnnsbruck

                                Seyahatimizin ilk iki günü, ortasından büyük bir nehir geçen Avusturya Tirol bölgesinin başkenti İnnsbruck'ta geçti. Zürih'ten neredeyse 3 saatlik tren yolculuğu ile şehre geldik. Otelimizi merkeze 2 km uzaklıkta seçmiştik çünkü bir çok otele göre oldukça uygun fiyatlıydı. Odasından ve özellikle zengin kahvaltısından memnun kaldık. 


                      Otel ayarlamalarını genellikle Booking üzerinden yapıyoruz. Bu otelde kaldığımız süre boyunca merkeze yürümek sorun olmadı. Yurt dışı seyahatlerinde bırakın taksiyi 3 kişi otobüse binmeyi bile hesaplıyoruz. Bu yüzden yürüme mesafesi oteller bizim için önemli. Önereceğim otelimizin adı Sommerhotel Karwendel 


                      Aslında İnnsbruck kış sporları ile tanınıyormuş. Çünkü 64 ve 76 yıllarında kış olimpiyatlarına,84 ve 88 yıllarında kış paralimpik olimpiyatlarına ev sahipliği yapmış. 2. Dünya  savaşından da ağır hasarlarla çıkmış bir kent. 


                     Her büyük kent gibi İnnsbruck'ta da Old Town var. Zaten elinizde harita da olmasa yollar sizi oraya çıkarıyor. Bizim bu şehri gezmemiz için aslında bir günümüz vardı. Tüm gün boyunca nehir kenarından başlamak suretiyle her yerini gezdik. Hatta sanırım pazar günüydü öğleye  kadar kurulan ikinci el pazarına rastladık ve 1-2 euroya birşeyler bulduk.




Triumhpforte
1765 yılında Arşidük 2. Leopold'un ispanyol prenses Maria ile evliliği şerefine yapılmış kemer..


                        Kentin simge yapılarından biri Goldenes Dachl. 1494 yılında kralları için yapılan balkon ve altın çatı.  Çatı tamamen orijinal olan 2657 ateş yaldızlı bakır fayans ile görkemli bir şekilde dekore edilmiş. Bu binanın üzerinde gizemi henüz çözülmemiş olan yazı  şöyleymiş: “Use every moment, dance every dance, you can’t take anything with you.” (Her anı kullan, dansa karşılık ver, yanına hiçbir şey alamazsın.)


Old Town zaten tüm turistlerin gezdiği, tarihi binalarla çevrili , keyifli kafelerin olduğu bir bölge. Tüm gün gezip bir kafede soluklanmak kadar güzel bir şey yok..


Suya kıyısı olan kentleri daha çok seviyorum. Kesinlikle farklı bir soluk katıyor ve insanı dinlendiriyor. Nereye gidersek gidelim hep bu nehrin kıyısına gelmek istedik.




                         İnnsbruck manzarasını çok daha yükseklerden izlemek isterseniz Alp Dağlarının bir bölümü olan Nordkette’ye , füniküler ve teleferik ile çıkabilirsiniz. Avusturya’nın en büyük doğa parkı olan Karwendel Tabiat Parkı‘na (ünlü Hiking rotalarına sahip) ya da Alpine Zoo‘ya (hayvanat bahçesine) ulaşabilirsiniz. Bu arada istasyonlar Zaha Hadid imzasını taşıyormuş.


16 Temmuz 2019 Salı

Hadi Başlayalım O Zaman !

                                    Neredeyse iki haftalık yaz tatilindeydim. Hem de görmeyi çok istediğim Dolomitlerde. Tüm kış hayaliyle yaşamış, oteller ayarlanmış, kendimize göre bir rota çizmiş ve bol bol para biriktirmeye çalışmıştık. Gün geldi çattı, ailede yaşanan hastalıklar, ameliyatlar acaba gidebilecekmiyiz derken evet gittik. Başımıza gelmeyen kalmadı ne yazık ki. Daha Sabiha Gökçene giderken Pelin midesini bozdu tüm yol boyu kustu. Sonrasında ben Zürih'e inince hasta oldum, trende aşırı bir şekilde baş ağrım tuttu, çok eziyet çektim. Zaten sabahın 4'ünde yollara çıktığımızdan uykusuzluk, yorgunluk bir de başağrısı trene binince uyudum. Eşimde benim gibi uyumuş meğer. El çantamızı normalde göbek bağımız gibi beraberimizde taşırız, bu kadar sorundan sonra ilk kez büyük bir hata yapıp trende oturduğumuz koltuğun üzerine koyup uyumuşuz.


                                     Görüntünün olası içeriÄŸi: daÄŸ, gökyüzü, açık hava ve doÄŸa


                      Vee en kötü şey oldu, cüzdanda ki tüm eurolarımız çalındı. Öyle az buz da değil, çok büyük bir meblağ gitti. Trenden inince ne yapacağımızı şaşırdık. Otele bile gidecek taksiye verecek paramız yoktu. Biz öyle ne yapsak diye şaşkın şaşkın konuşurken bisikletiyle yaşlı bir bayan gelip ne aradığımızı sordu. Otelin adresini gösterdik, yürüyemezsiniz taksiyle gidin deyince durumu anlattık. O da çok üzüldü. Daha ilk günden moralimiz çok bozuldu ama yapacak bir şeyde yoktu. Kadın bize 20 euro verip bir de Türk bir taksici çağırdı. Sağolsun bu taksici de bizden para almadı ve otele götürüp yardım etmeye çalıştı. Allahtan pasaportlar ve kredi kartımız çalınmamıştı. Bizi para çekebileceğimiz yere götürdü.
                  Diğer günler hep kredi kartıyla çektik, tabi ki bunca parayı da artık daha sonraki aylar çalışa çalışa toparlayacağız başka çaresi yok.
Onun dışında Verona'ya gittiğimizde o kalabalıkta Pelin'i kaybettik. Yanımzda ki telefonlarda hatta yok, tam 1 saat aradık ve sonunda polise gitmeye karar vermiştik ki bir polisle Pelinin arkamızdan geldiğini gördük. Allahtan o da bir polisten yardım istemiş.
                 Bunlar en önemli olanlarıydı, bir de uçaktan iner inmez bir bavulumuz  kayboldu, onu da yarım saat aramış ve bir yere atılmış bulmuştuk. Sonrasında tekerleği kopan bavul mu dersiniz, zencilerin çok olduğu tekin olmayan bir mahallede ki otelimiz mi dersiniz, tepemize yıldırımların düştüğü dolunun yağdığı  dağ tırmanışı mı dersiniz bir çok olay yaşadık, oldu bitti ve nihayet evdeyiz. Giden gitti artık önümüze bakalım diyorum.
         Yine de çok harika bir seyahat yaptık. Dolomit gezimizi bölüm bölüm ayrıntılı yazacağım.Çünkü bende bu seyahati planlarken  bu bölgeyi yazan fazla kişi olmamış. Bu bölgeye giden var ama tutulan arabalarla belirli yerlere gitmişler.Özellikle araba kiralamadan gezmek imkansız demişti herkes ama biz hep toplu taşımayla gezdik. Bu yüzden gideceklere rehber olması niyetiyle gezime başlıyorum..

29 Haziran 2019 Cumartesi

Köyde Yaz

                                       Görev yaptığım köyü devamlı anlatıyorum biliyorsunuz. Annem ne oldu sana, küçükken götüremezdik seni köye, nefret ederdin diyor. Sanırım yaşlandım, duygusallaştım, insandan bıktım, tek çarenin doğaya kaçış olduğunu anladım nihayet. Belki de Virgina Woolf'un  Dışa Yolculuk'ta yazdığını kavradım artık.

                       “herhalde tek yapılması gereken, bunu kabul­lenmek.” 
                       “Neyi?” 
                       “Dünyada konuşmaya değer beş kişiden fazlasının hiçbir za­man olmayacağını.”
Şimdi kızıma bakıyorum ve aynı şeyleri onda görüyorum. Köy hayatını,doğayı hayvanları sevmiyor, ilgisini çekmiyor. Sabırlı olmalıyım diyorum onun da zamanı gelecek..
Neredeyse 4 yıldır bu köy okulundayım. Doğayla iç içe geçen iş saatlerim yönünden çok şanslıyım. Her mevsimi ayrı güzel olan köyümüzde şu sıralar yaz günlerini yaşıyoruz.


Etrafın görünüşü. Sanki Karadeniz yaylalarındayız..

 


                            Bu iki hafta boyunca velilerimize  davetliydik. Her velimiz çok saygılı. Şehirde ki veli profiliyle çok büyük fark var. Çünkü ikisini yaşadım. Gittiğimiz her evde çok içten karşılandık.               


                         Bahçelerin hepsinde dizi dizi saksılar, çeşitli bitkiler dolu. Zaten doğanın güzelliğinin en çok gördüğümüz zamandayız.


Bağlarda inekler, koyunlar..



Kahvaltı sofralarında uzun uzun oturduk..


                      Gittiğim evlerden birinde öyle güzel bir köşe vardı ki. Oraya oturup uzun süre kalkmadım. Hatta bir anda fırtına geldi, hava karardı şimşekler çaktı. Çok severim böyle havayı. Bu köşede oturup seyrettim uzun uzun.


Yağmur durunca erik ve dut topladık.


                       Başka bir gün gittiğimiz köyde ki ev. Burada da ağaçların altında sıcak ama esintili bir havada uzun uzun oturduk.


Dallarda salkım salkım erikler...


Altında piknik yaptığımız erik ağacı.


Ve köyümüzün manzarası..



23 Haziran 2019 Pazar

Cuma Geçmiş Bile

Kaç cuma geldi geçti bile ama bir türlü yazamadım. Nasıl yoğun geçtiyse günler, blog alemine girmek fırsat olmadı. Aslında koca bir bayram tatili geçirdik, zamanımız boldu ama ne olduğunu, nasıl geçtiğini anlamadım bu sefer. Yine de geçen zamanda olanları kısa kısa yazayım, tarihe notumuzu düşelim diyorum.

Bayramın ilk günü ailemiz , akrabalarımızla beraberdik. Ziyaretler yapıldı, kahveler içilip tatlılar yenildi, eller öpüldü. Büyükler küçükleri aradı sordu. İyi ki dini bayramlarımız var, tüm yurtta bunu öyle güzel kutluyoruz ki. Annem bu bayramda meşhur tatlısını yaptı, harikaydı. Siz kalburabastı diyorsunuz biz boşnaklar Hurmanisa diyoruz.


Bayramın ilk gününün gecesi Antalya'ya gidip 4 gece bir otelde kaldık. Bu sene otel fiyatlarında ki yükseklik çok fazla. Eskiden gittiğimiz otellere baktığımda artık onlara gidişin imkansız olduğunu gördüm. Bütçemize uygun bir otel bularak ilk yaz tatilimizi gerçekleştirmiş olduk. 


Deniz kenarı yan gel yat, ye iç yüz tatilini artık sevmez olduğumu anladım. İnsanların kıtlıktan çıkmış gibi tabakları doldurup sonra da bırakmış olduklarını gördüm bolca. Bunları yapan yalnızca Türkler değil, çünkü otel yüzde 90 yabancı ağırlıklıydı.


Yine de bol bol denizde yüzmek çok güzeldi..


               Eve dönünce bir hafta daha okula gittik. Ramazan boyunca oruçlu olduğumdan bahçemde oturup bir kahve eşliğinde keyfini çıkaramıyordum. Hemen pastamı yapıp masama geçip uzun uzun oturdum.


Bahçem yaza bol yeşillik içinde girdi. Yaseminlerimin kokusu heryerdeydi. Şu an yasemin çiçeklerini döktü ama yemyeşil giriş kapısını kaplamış haliyle muazzam..


Dün de Kocaeli Değirmendere'ye gidip gezdik. Çok güzel bir sokak yapmışlar, eski evleri restore edip seramik, heykel evi diye oluşturmuşlar. 


Çok güzel bir kütüphanesi de vardı, burada yaşasam her zaman gelip bir köşesinde otururdum diye hayal kurdum.


Seramik sergisi görmeye değer..


Bahçemin en güzel halini yaşıyoruz, şu renklerin güzelliğine bakar mısınız ?



Hala okula gidiyoruz, bize tatil temmuz başı. Yaz gelince daha çok koşturmaya girdik gibi geliyor. Tüm gün evde de olsak sanki bir çok şeyi yapmamışım gibi geliyor. Blogları bile okuyamadım ne zamandır, bakalım ne zaman başlarım. 
Herkese iyi pazarlar !














3 Haziran 2019 Pazartesi

Okudum Bitti

                            Kitap fuarına gidip Nuri Pakdil söyleşisine katılmak sonra da kitabını imzalatmak kısmet oldu bu sene. Nuri Pakdil 1934 doğumlu. Oldukça yaşlanmış ama yine de konuşmasını yaptı. Bazı bana uymayan uç fikirleri olsa da çok kıymetli bir insan. Kitaplarından Otel Gören Defterler serisinin 6. kitabı Yazmak bir Mucize imzalattım. Sonra da bir çırpıda okudum.
          Nuri Pakdil uzun bir dönem otellerde yaşar. Otel Gören Defterler, otelde kaldığı süreçte yazdığı kitaplardır. Otel üzerine derin tahliller, sorgulamalar ve kendisiyle hesaplaşmaların olduğu bu defterler, susmak için inzivaya çekilmiş bir dervişin içinden geçirdiği cümleler gibidir: “cüssesi ne olursa olsun, her otel, kapasitesi değişen ruhlar mahşeri değil midir? Evlerde bu mahşerin gölgelerini bile tanıyamazsınız. İnsan ruhunun niteliksel, niceliksel dışavurumlarına değgin ne çeşitli sergiler açılır otel salonlarında! Otelde yıl birimleriyle kalmak, eğer yeteneğimiz varsa, bir Fakültede okumaya bedeldir.”


           Otel Gören Defterlerin içinde iki kitap kaldı. Nuri Pakdil'in bir tür bilinç akışı gibi bu seri. Okuyup bitidiğim diğer kitap Enis Batur'un Sekizinci Günahın Sonrası. Yine  yazarın zevkle okuduğum bir kitabı oldu bu. İçinde ki denemeler her zaman ki gibi bir tat bıraktı bana. Öyle çok seviyorum ki yazın tarzını, her kitabından memnun ayrılıyorum.


Adalet Ağaoğlu.. Her okuduğum kitabını beğendim bugüne kadar. Hayır yine beni yanıltmadı,zevkle okudum. Akademik bir bilim kadının yurdumuzda ki belki  hala aynı olan varoluş sorunları, ilişkileri, içsel yaşamı..


Kitap Dar Zamanlar üçlemesinin son kitabı. Roman da  1938’lerde dinlemeye başladığımız hikaye de  87’lerin sonuna gelirken “Osmanlı’nın esnaf kızı” olarak tanıştığımız Aysel “Cumhuriyet Türkiyesi Profesörü” olarak veda ediyoruz. 













TATİL CUMASI

Vee  bitti 💥💥 Bir dönem daha kapandı hayatımızda. Çerkezköy -Çatalca hattında neredeyse bir yıl süren gurbet hayatımız bugün karneleri dağ...