12 Mayıs 2013 Pazar

Annem için Portakallı Kek

                     Anneler günü  geldi  çattı.  Annelerimizi  hatırlamak için bir güne mi  ihtiyacımız var deriz  ama  bu gün onların evlerinde  sessizce  bekledikleri  gündür aslında. Olsun ,  dayatma bir gün de olsa güzel  bir olay.  Kızım  bana  değil de  ananesine  hediyeler  hazırladı,  süslü  bir  mektup yazdı.  Ben de  anneme  portakallı  kek  pişirdim.  Bu  keki   ben de  tatlı cuma  dan  öğrendim  .  Devamlı  yapıyorum.


Tarifini  ben  vermiyorum  ama  Tatlı  Cuma dan  alabilirsiniz.  Balkonumuza  geçip  
hediyeleri  verdik.  Keklerimizi  yedik. 




Tatlı  Cuma  gibi   ben de  kekime   çiçekler  koydum :)   Böyle  
daha  bir  renkli  oldu,  tabi ki  annem de   bayıldı..





 Portakalın  sona erdiği  şu  günler de  mis  gibi  kokusuyla  kek  çok  güzel  oldu.




                                                  Dün de  kızımla  kütüphaneye  gidip  kitaplar  aldık.  Aslında  ilimizde   dün  kitap  fuarı  başladı.  Bu  haftayı  da   geçirip  hafta sonu  gidip  saatlerce  kitaplar  arasında  dolaşmak  istiyorum.  Kendi  kitaplarımı  alıp  uzun  okumalar  yapmak  istiyorum.  Şimdilik  aldığım  bu  kitapları  bu hafta  bitirmek hedefim. Hadi  hayırlısı...

9 Mayıs 2013 Perşembe

Barselona da Yemek..

Barselona'ya   gitmeden  önce  ne yenir , nereye  gitmeli diye araştırma yapmadık. Şansımıza dedik ama
 çok  güzel  yerlerde yemek  yedik.  Yanınızda çocuğunuz  varsa  Mc Donalds,  Burger King, KFC  sizin  vazgeçilmezleriniz  oluyor. Günde  en az bir kez  gidiyorsunuz.




 Barselona, Katalan mutfağı ve Akdeniz mutfağının etkisi altında kalmış bir şehir. Deniz mahsülleri, balık, sebze yemekleri, zeytinyağlılar ve et ürünleri Katalan mutfağının önemli yiyecekleri. 
                      La  Rambla  caddesinde  bulunan  İtalyan restoranından  çok  memnun  kaldık..Pizza  zaten  herkesin sevdiği  bir  yemek.  




Gotik  mahalle de  gezerken  şirin  bir  çok  kafe  görüyorsunuz .  Burada  oturup  dinlenmek , bir  yandan da  insanları  izlemek,  kahvenizi  yudumlamak  en güzel keyiflerden  biri..




Özellikle  gidin  diyeceğim  bir  cafe  yok.  Hoşunuza  gidene  girip  biraz  soluklanmak  
iyi  olacaktır..



  

Barselona'ya  gelip  La  Rambla  caddesinde  bulunan , pazar  günleri  kapalı  olan  Mercatt  la  Bouqueria
gezmemek  olmaz.     




Açık  pazar  havasında  ,  her türlü  yiyeceğin  satıldığı,  yendiği  bir  yer.  İster  oturarak ister  elinize  alıp  gezerek  yediğiniz  bir çok yiyecek  bulabilirsiniz... Hem yerel hem ithal meyve ve sebzelerden oluşan reyonlar, küçük tapas dükkanları, jamboncular, balıkçılar, et reyonları, deniz mahsulleri…





Genel olarak ufak meze anlamına gelen Tapaslar ülkenin en sevilen yemeği.. Zaten ünü dünyaya yayılan Tapas barları şehrin bir çok yerinde bulunuyor. Karides, kalamar, ıstakoz gibi deniz mahsüllerinin ağırlıklı olarak kullanıldığı Tapaslar onlarca çeşit vardır. 





Biz  özellikle   sabahları  gidip  kahvaltılık  bir şeyler alıyorduk.  Sabahta  gitseniz  oldukça kalabalık. İnsanlar akın akın  gelip  geziyorlar.  Karışık  hazırlanan  meyveler  tatmaya değer.Öğlenleri   Tortilla  a la  Espanola  yı  denedik.  Patatesli  omlet  gibi bir şeydi  ama  çok  lezzetliydi.  Ayrıca  Bravas   denenmesi  gerekenlerden.  Patates  kızartması  ama  üzeri  soslu...




Barselonaya  gelip  Paella  yemeden  olmaz.  Belki  herkesin  beğeneceği  bir şey  değil  ama  biz  çok  beğendik. Özellikle  bizim  gittiğimiz  restoranda  bir  kişilik paella  öylesine  büyüktü ki  ..




Paellayı   Valencia  usulü  deniz  mahsullü  ya da  karışık  şekilde  sipariş  verebilirsiniz.  Gittiğimiz  restoran  oldukça  doyurucu  porsiyonlarla  bizi  oldukça  memnun  bıraktı.  El Rey  de  la  Gamba yı  kesinlikle  öneririz.  Deniz  mahsullerinden  oluşan tabak  o kadar  büyüktü ki  bitiremedik.  Yan masamıza  gelen  anne-kız  Türkle  tanışıp  yarısını  onlara  verdik. Onlarda  midye  tabağı  istemişti,  gelen  tabağı  görünce gözlerimize  inanamadık.  Buraya  gitmek isteyenler  için  bilgi




Biz  bunları  yerken  kızım  oturup  bize  baktı.  Sonra  ona  döner  aldık .  Döner  dükkanlarını  pakistanlı , hintliler  ele  geçirmiş. Çok ta  güzel  değildi  ama  dediğim  gibi  çocuk olunca  buraları da  ziyaret  ediyorsunuz...

5 Mayıs 2013 Pazar

Barselona Gezimiz


                          Geçen  hafta  kaçamak  bir  gezi  yaptık Barselona'ya.  Hava  çok  güzeldi,  şehir  güzeldi,  yolculuk  güzeldi .
                        Daha  ne  ister insan.  Uçaktan inişten  itibaren  ayrıntılı anlatmaya çalışacağım ilgilenenler için.  Çünkü  turla bir yolculuk değildi  bu .  Böyle yazılar  çok  yararlı oluyor araştıranlar için, biliyorum.  Uçaktan iner inmez terminal çıkışında  Aerobus  denen  otobüslerle  şehir  merkezine  rahatlıkla  geliyorsunuz. Kişi başı  6 euro. Daha  önce  kalacağımız  otelden  nasıl otele  ulaşacağımıza dair bilgi  istemiştik  zaten.  Onların  bilgisi  doğrultusunda  metro  bileti  aldık 3 günlük.  Eğer  az kalacaksanız  metro bileti almayın. 2  günlük şehir turu otobüslerinden bilet alın.  Tüm  gezilecek yerleri  gezdiriyor,  istediğiniz durakta inip dilediğiniz gibi  gezersiniz. Fazla  kaybolma şansınız da yok merak etmeyin.  Herkes  akın akın geziyor, takılın peşlerine  yeter.




                         Akdeniz'in Cenova ve Marsilya'dan sonraki üçüncü, dünyanın turizmdeki ikinci büyük liman şehridir  Barselona.  Barcelonalılar kendilerini önce Katalan olarak tanımlıyor.  Bayrakları, mutfakları ve dilleri farklıdır. Heryerde  İspanya  değilde  Katalan  bayrakları  asılıydı  zaten.  


  


Barselona’nın en güzel caddelerinden La Rambla   da  gezmek  yapılacak  işlerin  başında geliyor.
Cadde   trafiğe  kapalı  ve  çok  kalabalık.  Üzerinde  kafeler,  sokak  sanatçıları,  hediyelik  eşya 
satan dükkanlar  var.  Caddenin  bir ucu  Barcelona limanına  diğer  ucu  Catalunya  Meydanına  çıkyıor. 
Ulaşım  için   L3 yeşil hat - caddenin başı için Catalunya durağı, caddenin ortası için Liceu durağı. Bu güzel caddenin sonunda sırasıyla 1881 yılında yapılan Kristof Kolomb anıtı (Mirador de Colom), Maremagnum alışveriş ve eğlence merkezi ve   Akvaryum   (giriş ücreti 15€)   bulunuyor. Maremagnum'u sağınıza alarak yoldan düz devam edince birkaç yüz metre ilerde   Port Vell   marina ve   Barceloneta plajını göreceksiniz..


Biz  Kristof  Kolomb  anıtının  önünden  kalkan  gezi  tekneleri  ile  küçük  bir  gezi   yaptık.  Şehri  biraz da 
olsa  denizden  seyretmiş  olduk.  





İlk  müze  gezimizi  Miro  Müzesinden  yaptık.   Bahçeler içinde kurulmuş ve şehri yukarıdan izlemekte  olan  müze  ve çevresini  gezmak için  zaten  bir  gün  gerekiyor. Modernist  akımın üyesi olan Miro'nun müzedeki en etkileyici eseri   İç Savaş sırasında gerçekleştirdiği siyah-beyaz Barcelona serisidir. Sanatçının genellikle kuş ya da kadın şeklinde tasvir ettiği heykelleri tüm şehri süslemekte.





Müze  çevresindeki  parklarda  gezmek,  zaman  geçirmek  çok  güzeldi.  Buradan  bilmediğimiz  bir otobüse  binerek  yorgunluğumuzu  giderelim  dedik.  Şehrin  başka  bir  köşesinde  indik.  Ama  bilmediğiniz  
yerleri gezmek,  keşfetmekte  çok  eğlenceli.  Sonuçta  metroya  yakın  bir  durakta  inip  istediğiniz  yere  gidiyorsunuz.




Dağlar ve deniz arasında sıkışmış bir düzlükte kurulan Montjuick Tepesi Barcelona halkı için çok anlamlıymış. Gaudi'nin  ‘‘Tanrı’ya meydan okunmaz’’   tavsiyesine uyularak inşa edilen modern binaların hiçbirinin bu yüksekliği aşmasına izin verilmemektedir. Katalanlığın sembolü sayılan birçok bina Montjuick Tepesi'nin eteklerine yapılmış.

Gaudi'nin tasarım harikası eseri  Park Güell   (pasta evler) ve  içerisindeki Gaudi müzesi  var.   1900-1914 tarihleri arasında, varlıklı kişilerin oturması için yapılan bu evler daha sonra park olarak kullanılmaya başlanmış. Rengarenk kırık porselen parçalarının biraraya getirilmesiyle oluşturulmuş.   Barselona'nın simgelerinden biri olan mozaikten yapılmış kertenkeleyi    de görebilirsiniz.   

Buraya gitmek için L3 yeşil hat - Valcarca metro durağında inip 15-20 dakika yürümek  gerekiyor.




 La Sagrada Familia.    1926 yılında ölen Gaudi'nin  eseridir. Kendisi öldükten sonra, inşaatı halen halktan toplanan paralarla devam etmektedir. Ulaşım  için   L5 mavi hat - Sagrada Familia durağı.
Biz  gece de  görmek için tekrar  gittik.  İçeriye  girmek için  uzun  kuyruklar  var.  Yanılmıyorsam  15  euro gibi  giriş  ücreti  veriyorsunuz.



Şehre  damgasını vurmuş bir ünlü  de  Picasso.  Barselonada ki  Picasso  Müzesi  gezdiklerimiz 
arasında.  Özellikle  Avinyo 36 caddesinin  önemi  üzerinde  durmalıyım. Bu cadde  Picasso'nun  bohem  hayatında önemlidir. Avignonlu  Kızlar  tablosu,  bu caddede  görüştüğü  hafifmeşrep kızlar  üzerine..


Mademoiselle D'Avignon.jpg


Müzeler,   kiliseler  gezdik.  Sokak  aralarında  dükkanlar  keşfettik.  Bol bol  oturduk,  güneşin  keyfini çıkardık.  Mağazalarda  gezdik. Dükkanlar  çok  güzel.







Grafittiler  keşfettik  yine. Bol  bol  fotoğraf  çektik. 




Deniz  kenarına  gittik.  Kumsalda  yürüdük.  Hava güzel  olmasına  rağmen  çok  rüzgarlıydı.  Bu  da  üşümenize  neden  oluyordu. Millet  üşümüyor  ama  çoğunluk  güneşleniyordu.  Bu  bölgeye  Barceloneta   deniyor.   Barselona'nın halk plajının bulunduğu bölgedir. La Rambla'dan aşağıya yürüyerek sırasıyla Colomb Anıtı, Maremagnum alışveriş merkezi ve Portvell'i (marina) geçerek yaklaşık 15 dakika içerisinde buraya varabilirsiniz.




Passeig de Gracia caddesi ve bu cadde üzerindeki Gaudi'nin muhteşem eserleri  var.   Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alan 1906 yılı yapımı Casa Batlló    ve 1910 yılı yapımı    Casa Milà .   Bu caddeye Katalonya Meydanından yukarıya doğru dümdüz yürümek suretiyle 10 dakika içinde ulaşılabilir. Yürümek istemeyenler için ulaşım: L3 yeşil hat ve L4 sarı hat - Passeig de Gracia durağı. 




Aslında  daha  çok  yazıp  fotoğraf  yükleyecektim ama böyle  oluyor sıkılıyorum.  Şimdilik  bu  kadar .
Buradan  güzel bir  şarkıyla  bitirmek  istiyorum .
Buradan    izleyebilirsiniz..



.

2 Mayıs 2013 Perşembe

Çilekli Pasta Tadında...

                                  Elimde  kitabım  sabah  sabah  yola  düştüm.  Öğlene  kadar  kendime  ait olan  zamanı  dinlenerek, zevkle  geçirmek için sahil  yolunu  tuttum.  Evimiz  zaten  deniz kenarına  yakın. Bu  güzel  ayrıcalığı  her  zaman fazla fazla  kullanmak  isterim.  Hafta sonu  kalabalıklaşan  çay  bahçelerini  arkadaşlarımla  geçirmeyi seçsem de  hafta içi  kendimle  kalmak  isterim. Bu  gün de  çıktım  dışarıya.  Elim de  olmazsa  olmazım kitaplarımdan  biri..
                                 Deniz  kenarına  en yakın  masayı  seçip  oturdum.  Az  sonra  gelen  garsona  açık  bir  çay  ısmarlandı. Çok sevmesem de  simitle  gidecek  başka  birşey  bulamadım.  Herkesin  ya  işte ya da  ev de olduğu  bu saatlerin  sessiz  yalnızlığını  duymak  için  gözlerimi kapatıp  kulağıma  gelen sesleri  dinledim.  Uzaktan geçen  bir tekne,  bir kaç  martı, yan  masa da  oturan  iki amcanın fısıltıları..Öyle  güzel  bir  hava vardı ki.. Kitabımı  açtım ,  okumaya  başladım ..
                                 Ne  güzel  bir  tesadüf  Yahya  Kemal'in  Deniz  şiiri  :
                    Bir  gün  deniz  ölgündü.  Bir  oltayla  balıkta,
                    Kuşlar  gibi  yalnız  ,  yapayalnızdım  açıkta.
                    Şehrin  eleminden  uzak  bir  merhaledeydim
                    Fanileri gökten  ayıran perdeye  değdim...

                                Ne  kadar  güzel  yazıyorlar  bu  şairler  diye  düşünüyorum.  Biz beceremezsekte  bu  kelimeleri  bir  araya  getirmeyi, hissedebiliyoruz tılsımını  şiirin.  Daha  çok  zevk  alıyorum  bu gün okumadan.  Yahya  Kemalle  ilgili  bilgiler  okuyorum  devamında.
                               Annesinin  ölümüne sebep  olduğuna  inanan  bir  oğlan  çocuğunun,  yuvasını  terk  ettikten  sonra  yalnızlığı  bir  seçimmiş  gibi  yaşamasına  kimsenin  inanmadığı  bu  şair,  Nazım  Hikmet'in  annesi  Celile Hanıma  aşıkmış.  Karanlıktan  korkan  Yahya  Kemal  ıssız  saatlerde  yazmış  Deniz  şiirini..Bunları  okuyunca  şiir  daha  farklı  anlamlanıyor  gözümde.
                           Eve  dönüyorum..Tam eve girerken  komşum kahve  içelim mi  diye  soruyor. Tamam  diyorum , hadi  bana gel  diye  ekliyorum.  Tesadüf  dün gece  güzel  bir pasta  yapmıştım.



Hemen  kahveleri  hazırlayıp  balkona  geçiyorum.  Geçen  yazımda  balkon  hazır ,  tüm dostlara 
duyurulur demiştim  ya..Ne  güzel  insanın  birşeyleri  paylaşacağı  insanlarla   beraber  olması.  Bugün 
şu  birkaç  saatte  ne güzel  şeyler  yaşadım  diye  düşündüm.




Yine  işe   gitme  zamanı,  off  falan  derken akşamı ediyorum..





28 Nisan 2013 Pazar

Balkon Sefası

Nihayet  balkon  sezonunu açtım.  Tüm  dostlara  duyrulur !
Balkonda  bulunan  koltuklarım silindi, temizlendi,  minderler  ve  yastıklar  yıkandı.  Çiçeklerin  toprakları  ve  saksıları  değiştirildi,  ee  artık  herşey  hazır.  Geceleri  serin  oluyor  hala,  oturamıyoruz ama  gündüzleri  oturabiliyoruz.  Balkonuma  ıvır zıvır  ,  boncuklu ,  kabuklu  şeyler de asmayı,  köşelere  ,  duvarlara  koymayı  seviyorum.  Yavaş  yavaş  onları da  asmaya  başladım.




                    Baykuş  ailem  de  bizimle  balkona  çıktı.  Tüm  nesnerimle,  yastıklarımla,  seramiklerimle
olmayı çok  seviyorum.  Boş  balkonları  sevmiyorum.  Hele  ana  balkonlara  gereksiz  eşyalarla
doldurmak  öyle saçma geliyor ki..  




                                  Artık  mayıs  ayındayız.. Yaz  iyice  yaklaştı.  Neredeyse  altı ay  benim  sürekli
zaman  geçirdiğim  yer  işte  burası.  Dediğim  gibi,  tüm  arkadaş, akrabalarıma  duyrulur,
balkon  sefası  başladı,  beklerim :))

26 Nisan 2013 Cuma

Sıradan Bir Sabah...

                   
                       Dışarıdan  gelen seslerle  uyanmaya  başladığımda  ilk  gözüme  takılan  canlı renkli  tüllerimden içeriye  girmeye  çalışan  güneş oluyor. Bu her zaman ki  sabah  ritüelim. Ev de  kimse yok.  Eşim erken  saatlerde işe  gitti,  kızım  okula.  Daha  kalkmak  istemiyorum  yumuşak  yorganımın içinden. Öyle  çok seviyorum ki bu anı. Ev de olmanın  verdiği  sıradan  bir  sıcaklık  ama bu beni  besleyen  en  önemli  duygu.  Bir iki  saat sonra  evden  dışarıya çıkacağım,  bu  sefer  kendimi  iyice  yabancı  hissedeceğim.  Evin  sarmalayan,  iyi  hissettiren  güven  duygusu  yok olmaya  başlayacak. Her  nekadar  gezginliği  sevsem de  ev sıcaklığı  benim için çok  önemli.
                        Alain  de  Botton   Mutluluğun  Mimarisi   adlı  kitabında  şöyle  diyor:
''  Bir  binaya  yuva  derken  , o  binanın  içimizden  yükselen ezgiyle  ahenk  içinde  olduğunu  söylemek  istiyoruz. Bir  havaalanını,  bir  kütüphaneyi,  bir  bahçeyi,  hatta  otoyol  kenarındaki  bir  lokantayı  bile  yuvamız  olarak  görüyoruz.''
                        Kahvaltıdan  sonra sütlü  kahve  hazırlayıp  camın kenarına oturdum.  Bazen  iyi  gelir  sessiz  bir ev.  Sevdiğiniz  müziği  açarsınız  ya da  bir tv programını.  Kahvenizi de  yapar  sessizliği  dinlersiniz,  bu tüm  yorgunluğunuzu  alır.  Elimde  kahvem,  uzun uzun  dışarıya  baktım.  Öyle  manzaram  falan yoktur aslında,  kışın çiçeklerimi  camın  önüne  koyarım , onlara  bakarım  hep.
Uzun  sessizlikte  olmaz , az  sonra  sıkılarak , sevdiğim  Dvorak  tan  Rosalka  operasında bir  su perisinin  yaşadığı  aşkı  anlatan  aryayı açtım  ve büyük  bir  zevkle dinledim.






Bir  taraftan da  camın  önünde  masamda  duran  kaktüslerime  bakıyorum .Bu  mevsim açma 
zamanları  galiba.  Oldukça  canlı gözüküyorlar.




                                            Gorki'nin   Yol  Arkadaşım öykü  kitabında   Makar  Çudra adlı  öyküsü  vardır.                                                    Şöyle bir  bölüm  var :
''  Çok  gülünç  varlıklar senin şu insanların.  İçiçe  girmişler,  birbirlerini  eziyorlar. Oysa,  bak,  dünya  ne kadar  geniş.  (  Eliyle  bozkırı  gösterdi. )  Herkes  çalışıyor.  Niçin ?  Kimin  yararına ?  Kimse  bilmiyor.  Çift  süren  bir  insan  gördüğüm  zaman,  gücünü, ter damlaları  halinde  toprağa  akıttığını  ,  sonra da  aynı  toprağın  içinde  çürüyeceğini  düşünürüm.  Zavallı  adam!  Ondan  hiç bir iz  kalmayacak  geriye .  Dünyayı  tarlasından  ibaret  sanarak  ,  doğduğu  gibi,  boş bir  kafayla ölüp gidecek.  Peki ,  niçin  doğdu  bu adam?  Toprağı  kurcalamak ve  kendisine bir  mezar  bile  kazamadan  ölmak için.. Özgürlük  denen şeyden haberi  var mıdır?  Bozkırın sonsuzluğunu  ne  anlatır?  Bu dalga dalga yayılan ezgi onun yüreğine de  sevinç  salar mı? 
                               Bir yerlere  not aldığım bu  sözleri  okuyorum tekrar..  Biraz  sonra  işe  gitme zorunda  olmanın  sinir bozucu  tarafı  geliyor aklıma.  İçim bir an da  tekrar  sıkılıyor.  Müziğim ,  kahvem,  çiçeklerimle  keyiflenmiştim  oysa. Öyküdeki  gibi  özgür olmak istiyorum,  zorunluluktan yapmam gerekenleri düşünüyorum.. Neyse  tatile  2 ay  kaldı  diyerek  motive ediyorum  kendimi. Kalkıp  hazırlanmaya  başlıyorum...







18 Nisan 2013 Perşembe

Çerçeve Süsledim !

       
                 Kızımın  odasının  duvarında  fotoğraflar  asılıdır.  Bildiğiniz  beyaz  çerçevelilerden.  Böyle de
güzellerdi  ama  değiştirmek  istedim. Ne zamandır  aklımda olan bir fikir  vardı. Danteller, boncuklar  alarak
işe  başladım.




Dantelleri  sıra  sıra  yapıştırdım. Üzerlerine  sıra  sıra  dizilmiş  boncukları da
yapıştırdım. Önemli olan  tasarlamak.  Sonra yapıştırmak çok  kolay. Bir  kutumun  üzerinde  çiçekler  vardı. 
Onları da  yerinden sökerek çerçeve  monte ettim.





İşte  sonuç  böyle.  Darısı  diğer  çerçevelere ..

Ekim Cuması

                                  Ekim ayını neredeyse bitiriyoruz. Ekim ayının 15'i gibi eve döndük ve geldiğimizden beri temizlik, çam...