18 Ağustos 2011 Perşembe

KİTAPLIĞIM, LALE MÜLDÜR ve PORTAKALLI REVANİ

                               Evimin  en  sevdiğim  köşesi ,  kitaplığım..  Uzun  zamandır  kitap alıyorum , büyük bir mutlulukla  biriktiriyorum. Aslında  kitaplığım evliliğimin  ilk yıllarında siyahtı  , bu renkten sıkılınca  kendim çizip marangoza yaptırdım. Evime ilk gelenleri hemen yanına götürürüm,  kitaplara bakışından, ilgisinden  kitap kurdu olup olmadığını hemen anlarım. Ne yazık ki  şimdiye  kadar  bir kişiye rastladım bu özellikte..
                              Tamam ,  dolu kitabı  olup raflarda  sergileyen,  kimseye  vermeyen biri  değilim. Her isteyene veririm ama ikinci alışlarında kıstaslarım vardır:)  Aylarca  getirmeyene,  zarar  verene ikinci kez yok !   Ne yapayım bu da benim prensibim, aynı şekilde ben de böyle davranırım, aldığım kitap en fazla 1  hafta  kalır bende..
                              Kızım da  bu yıl  okumayı öğrendi ve o da  kitap okumayı  seviyor.  Kitaplığımın  fotoğraflarını  onunla  çektim..












                            Yeni  Lale Müldür'ün   Haller Leyla  adlı kitabını  bitirdim.  1999-2004 arasında yayımlanan insanın   kendisiyle ve  çevresiylesiyle kurduğu ilişkiye dair yorumlarının bulunduğu yazıları da yer alıyor.
Kitabın önsözünde; İlhan Berk, Perihan Mağden, Ahmet Güntan,  Balkan Naci İslimyeli, Enis Batur  gibi şair ve yazarların kaleme aldığı  Lale Müldür  portreleri de bulunmakta...

                            Lale Müldür’ün yazıları hakkında kendime sorduğum sorular. 

* Temiz kalmaya niyetli vicdanların nesi var?
                          Bilmem. Ama sana E. E. Cummings’in ilham aldığın o kelimesini hatırlatırım: mutsuzluksuzluk.
* Cummings’te bir de cehennemsiz cehennem deyimi vardı senin sevdiğin...
                         İyi hatırlattın. Bu, tarihin şişini almak oluyor, ben sevmem, şairce değil.
* Lale Müldür’de bir mutsuzluksuzluk arayışı yoktur mu diyorsun?
                       Tabii. Yok. O bir şair. Şairlerin düzyazı yazanlardan bir farkı var. Bizler eksiğimizi tamamladığını sandığımız her kimliğe öyle kolay kolay kapılanmayız. Yoksa o da bir Negrici kesilip küresel yurttaşlıkmıştır - dışarısı yokmuştur -küresel şenlikmiştir - bir cehennemsiz cehennem peşinde koşabilirdi. El üstünde de tutulurdu. Ama o hep sonumuzun geldiğini haber vererek deli diye anılmayı bile göze almıştır.
* Sana çok soran olmuştu: Bu yazılar Lale Müldür’ün kopartıp delirdiği noktadan mı çıkmıştır, yok
sa  araştırmacı bakan tarafıyla mı?
                     Bu sorunun cevabını kimse bulamaz. Bir gün gazetede okuduğunuz [ve size bağlantısız gelen] bir yazıyı şimdi bir de bu kitabın perspektifinden okuyun bakalım.
                                                                                                                               Ahmet Güntan


                        Lale  Müldür'ü  okurken  yemek   istediğim  revaniydi. Böyle bir şey oldu işte  ben de de  :)  Bir  kitap , bir kahve ,bir tatlı ...Güzel , hafif , portakallı bir  revani yaptım,  Haller Leyla'yı  aldım,  geçtim çam ağacımın  karşısına...Var mı böyle bir mutluluk !!












14 Ağustos 2011 Pazar

YEMEKLER VE YAZARLAR

        Hüseyin  Rahmi' yi  okudunuz mu hiç?  Bizim Emile  Zola 'mızdır  o..
        Müşkülpesent  bir  adamdı  Hüseyin Rahmi. Şimdi  Heybeliada'da  kaderine  terkedilmiş Köşkünün çizimlerini  bir zamanlar bizzat  üstlenmişti.
        Yemek  konusuna  gelirsek, özellikle  reçel  yapımında  ustalaşmıştı. Mürdüm eriği reçelini yardımsız yapar, ahududu ve  ayva reçelleri de ev de eksik olmazdı.
        Yazın her hafta yeğeni  Muzaffer Hanım ve en  sevdiği  dostlarıyla İstanbulun en sevdiği yerlerine  giderlerdi. Çırçır'a  ,Hünkar Suyuna, Su Bentlerine ve daha soraları keşfettiği  Şile'ye...Gittikleri yerler  değişebilir ama ne yeneceği  önceden  bilinirdi.  Çünkü Hüseyin Rahmi'nin mutlaka istediği yemekler  vardı. Biri  zeytinyağlı patlıcan dolması  sonra kaba köfte  ile haşlanmış tavuktu. İrmik helvası da olmazsa olmazlarındandı. Bu tatlı olmadan  yola çıkmazdı.

                                            huseyin-rahmi-gurpinar

                     Yaz  aylarında  böyle gezerken kış gelince de  İstanbulda zamanını  geçiren Hüseyin Rahmi  yakın arkadaşlarıyla   temizliğinden  emin olduğu lokantalarda masa hazırlatırdı.Artık  kış  yemekleri yenirdi buralarda.Tavuk  kızartması favorisiydi. Pilav ve komposto yenmeden masadan kalkılmazdı. Lokatadan çıkınca herkes dağılır ama o adaya dönmez, önce sinemaya giderdi.  Aşk filmlerine hiç itibar etmez, '' Bu yaşta aşkın filmi dahi çekilmiyor ''  derdi  yaındakilere..
                    Sıhhatine çok önem verirdi, evde kömür yerine odun yaktırır, evin ısısının 18 derecenin üzerine çıkmasına izin vermezdi. Yediklerine de çok dikkat ederdi. Gündüz sofrasını sevdiği yemeklerde donatan yazar, akşamları midesini  yormaz, yatmadan evvel yoğurt yemeyi yada biraz komposta içmeyi tercih ederdi.Yemek yerken su içmez, yakılarına da içirmezdi.
Heybeliadadaki köşkünün  sükuneti, nazikliği  sayısı  fazla olmayan  yakın dostlarıyla  oturduğu  sofrada  hissedilirdi.

                                                      Hüseyin Rahmi Gürpınar


                  Birgün  yolunuz Heybeliada'ya  düşerse,  şık giyimini  eldivenleri ve bastonuyla  bütünlüyen  bu zarif İstanbul beyefendisinin  gölgesini  çamlar arasında  görür  gibi  olur,  gülümseyen yüzüyle  hiç örtüşmeyen  hüzünlü  bakışlarının, zaman ötesinden  sizi  izlediği  duygusuna  kapılırsınız...


Tanımadığınız Meşhurlar,  Hikmet Feridun ES...
Ötüken yayınları

12 Ağustos 2011 Cuma

CAN YÜCEL

         Can  Baba'nın  bu  dünyadan  ayrılışı tam  on iki  yıl olmuş..Türkiyenin  en güzel  yerinde  dinleniyor şimdi.  Anlatımı  çoğu zaman yergici olsa da,  küfürün ağıza yakıştığı  en baba şair oydu.

                                            Üşüyormu deniz
                                            üstüne boşandıkça yağmur ?
                                            Ondan mı dersin
                                            tüylerin böyle ürperiyor  ?

                                            Bende gidersem bi gün bu biçim bi sağnakta
                                            Alı al moru mor bir sandal gibi acaba
                                            Yıllar sonra yılmayıp yine
                                            Çarpar mı yüreğim yurdumun sahillerine ?




                               Diyelim yağmura tutuldun bir gün
                               Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
                               Öbür yanda güneş kendi keyfinde
                               Ne de olsa yaz yağmuru
                               Pırıl pırıl düşüyor damlalar
                               Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
                               Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
                               İşte o evin kapısında bulacaksın beni

  
                      
                                        
                                        Diyelim için çekti bir sabah vakti
                                        Erkenceden denize gireyim dedin
                                        Kulaç attıkça sen
                                        Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
                                        Ege denizi bu efendi deniz
                                        Seslenmiyor
                                        Derken bi de dibe dalayım diyorsun
                                        İçine doğdu belki de
                                        İşte çil çil koşuşan balıklar
                                        Lapinalar gümüşler var ya
                                        Eylim eylim salınan yosunlar
                                        Onların arasında bulacaksın beni




          Fotoğraflar   geçen yıl  Datça  tatilinde  Can Babanın  izindeyken....

11 Ağustos 2011 Perşembe

BİR ADA...

                      Harita da  ada görmeyeyim. İçimdeki  dostluklar,sevgiler, bir  karıcalanmadır  başlayıverir.  Hemen  gözlerimin  içine  bakan bir  köpek, hemen,  az konuşan,  hareketleri ağır, elleri çabuk, abalar giymiş bir balıkçı,  yırtık bir  muşamba kokusuyla beraber  küpeşte tahtaları  kararmış  , boyası atmış ağır  ve  kaba sandal ,sandalın  peşini  bırakmayan bir kuş,  ağ , balık, pul, sahilde harikulade  güzel çocuklar,namuslu  kulubeler,  kırlangıç  ve  dülger balığı  haşlaması ,  kereviz  kokusu,  buğusu  tüten  kara  bir tencere,  ufukları  dar sisli  bir deniz...




...  Orada,  dört tarafı  suyla çevrili  yerde  insanların büyük,  sağlam  dostluklar, sağlam  adaleler,  namuslu  günler  ve  gecelerle  birbirlerine  sokulmalarını  ,  yardımlaşmalarını  buyuran  rüzgarlar, fırtıunalar,  deniz  canavarları,  kayaları  günlerce  haftalarca  döven  dalgalara  ancak  tabiatın    buyurduğu  şekilde  yaşanabileceğini  ;  sıkı  ve sağlam  adalelerin   çelimsizlere yardım için; keskin aklın  daha  kör,  daha  mülayim, daha  gürültüsüz  ve  yavaş akla;  hatta  akılsıza  arkadaşlık için  verildiğini;  çobanın  çorbasızlara  taksim edilmek için  mis  gibi  koktuğunu  öğreten,  belki de öğretmeden  öyle  iyi ,  öyle  mübarek anadan doğulduğunu  hayal  ettiren bir  düşünce  ile  haritalarda ki  maviliğin ortasında ,  kocman  kıtaların kenarında ki büyük denizlerin  bir  tarafına  kondurulmuş  adalara  bakar,  kurar   dururdum...
 

              Son  Kuşlar  /   S. F.  Abasıyanık

  

                        Çok  uzun bir  yolculuktu  bu.
                         Yıl  boyunca  ,  yalnız  sarp  kayaları 
                              ve  akarsuları  gördük.
                                  Hiç  insan  görmedik.
                                     Hiç  ağaç  görmedik.
                                         Yalnızca  köpekler.
                                            Geceleri  ise  yalnız çakallar.
                                                Sabah  olduğunda  sordum :  Buranın  insanları  nerdedir ?
                                                   Bilmiyoruz  dediler
                                                      Geleceğimizi  duyar  duymaz gitmiş olmalılar..

                                                                                          Do  Sesi  /   Ferit  EDGÜ


            fotoğraflar   Amasra  Gezimden...

9 Ağustos 2011 Salı

POE : Kısacık Bir Hayat

              Tatilim  başladı  ya,  doya  doya  kitap okuyorum, filmler  seyrediyorum.  House 'un  tüm sezonlarını  almıştım zaten, btirmeye  kararlıyım. :)
              Son  okuduğum  kitap ;   Poe, kısacık bir hayat...Edgar Allan POE,  zaman zaman okuduğum bir yazar. Asıl  sevdiğim yazarların, sanatçıların yaşantıları..Bu kitapta  yazar hakkında  bilgi  veren bir kitap.

            ''  26 Eylül 1849 akşamı Edgar Allan Poe, Doktor John Carter’ın Virginia eyaletinin Richmond şehrindeki muayenehanesine uğradı ve bir süredir devam eden ateşini düşürmek için bir ilaç aldı. Ardından yolun karşısına geçti ve oradaki bir handa akşam yemeğini yedi. Yanlışlıkla Doktor Carter’ın malakka kamışından kılıçlı bastonunu da yana almıştı.

                 Poe, Baltimore’a giden buharlı gemiye binecekti. Bazı işlerini halletmek için New York’a giderken ilk durağı orası olacaktı. Gemi yaklaşık yirmi beş saat sürecek yolculuğuna ertesi sabah dörtte başlayacaktı. Poe giderken arkadaşlarına neşeli ve ayık görünmüştü. Richmond’dan en fazla iki hafta uzak kalması bekleniyordu. Ama yanına bavulunu almayı unutmuştu. Poe’nun, altı gün sonra bir meyhanede ölmek üzereyken bulunmadan önceki en son görüntüsüydü bu. ''


              Kitap işte  bu iki paragrafla  açılışı  yapıyor. Okudukça  1800lerde  doğmuş, yetim kalmış,  yoksulluk içinde  hayatını  geçirmiş,  bunalım ve  çaresizlikten  kurtulamamış,  fazla alkol alma sonucu  hep  kaybetmiş birine   tanık  oluyoruz. Hayatının her  döneminde  beraberin de olan karamsarlığını,  depresyonunu  'kuzgun'  olarak  adlandırmış.. Böylesine kötü şartlarda  da olsa yılmadan yazmış, yazmış..4O  Yaşında  da  kendisine  yardım etmek isteyenlere  rağmen ölmüş olan bir yazar...

                                   

5 Ağustos 2011 Cuma

TATİLDEN İLK KARELER

             Başlığa  ilk  kareler  diye  yazınca anlamışsınızdır,  bu  postla  bitmeyecek  fotoğraflar..Tatil gibisi   yok,  dinlenme,  yapacak - düşünecek hiçbir işinin  olmaması,  istediğin  herşeyi yeme-içme,  bol  temiz hava,  eğlence,  bol uyku....
             Bu  yıl  Antalya  Belekteydik. Tatilimizin  tümünü  tek bir yerde kalarak  geçirmeyi  sevmiyoruz. İki  otelde kaldık, ikisi de çok güzeldi.  İlk  otel de fazla  çocuk olmayışı,  gürültünün de olmayışıydı. Çok  rahat  ettik. 





Otelin  havuzları  çok  temizdi  ve  oldukça  büyüktü.  Ben  denizi  tercih etmeme  rağmen  Pelin  havuz sever..







              Tüm tatil  boyunca  Pelinin yediği  patates  kızartması ve  pilavdı. 350  gün   Annesinin  müdehalesine   maruz kalan kızımı rahat  bıraktım :)









                               Çin  yemekleri  yemeden olmaz ...Bayılırımmm.......



Gece  eğlencelerinden  hiç eksik  kalmayan Pelin...





















2 Ağustos 2011 Salı

BAKIŞSIZ BİR KEDİ KARA

                     Yeni  bir  video  hazırladım.  Çektiğim  fotoğraflara  sevdiğim  müzikleri  ekleyip  sunmayı seviyorum.  Bu  videonun  adını  da  Bakışsız  Bir Kedi  Kara koydum.  Bu   Ece Ayhanın  güzel bir şiiri..

                     gelir dalgın bir cambaz.
                     geç saatlerin denizinden.
                     üfler lambayı.
                     uzanır ağladığım yanıma.
                     danyal yalvaç için.
                      aşağıda bir kör kadın.
                      hısım.
                      sayıklar bir dilde bilmediğim.
                      göğsünde ağır bir kelebek.
                      içinde kırık çekmeceler.
                      içer içki üzünç teyze tavanarasında.
                      işler gergef.
                      insancıl okullardan kovgun.
                      geçer sokaktan bakışsız bir kedi kara. ,
                      çuvalında yeni ölmüş bir çocuk.
                      kanatları sığmamış.
                      bağırır eskici dede.
                      bir korsan gemisi! girmiş körfeze


       Historia De Un Amor...Luz  Casal....videomun  müziği...Fotoğraflar  bizim buralarda sahilde  çekilmiştir.  Keyifle  izlersiniz  umarım...

                                                             

TATİL CUMASI

Vee  bitti 💥💥 Bir dönem daha kapandı hayatımızda. Çerkezköy -Çatalca hattında neredeyse bir yıl süren gurbet hayatımız bugün karneleri dağ...