11 Nisan 2025 Cuma

Bir Cuma Daha

                   ''Hayatım iyice sarpa sarmış, insanlar ve ilişkiler bana çok kalabalık ve yorucu görünmeye başlamıştı bunun üzerine kendimi eve kapatıp okumaya gömüldüm okumak iyi geldi iyi geldikçe daha çok okudum okudukça iyileşir gibi oldum..''

Diye yazmış Meltem Gürle en son okuduğum kitabında. Kırmızı Kazak ve İrlanda Günlükleri siparişini verip aldığım, bir çırpıda okuduğum, bitsin istemediğim kitapları. Altı çizilecek çok satır var, ama şu sıralar durumuma en uyan paragrafı görünce ' işte bu yüzden seviyorum kitap okumayı' dedirten anlar yaşadım. Yıllardır üzerimde ağırlık oluşturmuş meğer ne çok insan varmış, küçük bir sorunda sırtlarını dönüp gittiklerinde üzerimden kalkan o baskıyı hissedince düşündüm ve bir oh çekip kabuğuma çekildim. Kitap okumak hep şifa vermiştir bana, yine öyle yaptım. Okudum, okudum...

Ülkede ki gergin bölünme devam ediyor. Hatta ucu bana kadar dokundu, yıllardır tanışmasak da bu mecralarda birbirimizi takip ettiğimiz, yorum yazarak bir şeyler paylaştığımız insanların beni sildiklerini fark ettim, şaşırdım mı ? Hayır.. İnsanoğlu böyle işte dedim, bir taraftan şikayet ettiği konularda eline geçen fırsatta daha da faşist olabiliyor. Çoğu insan bazı konulara uzak kalmamı bir tercih olarak değil de kendi fikirlerine zıt anlayış olarak görüp yargısız infaz yapıyor. Zira her görüşe saygılı olmak ilkesi yok mudur? Neyse ki çok da anlam yüklemiyorum insanlara. Ama aptal değilim, her şeyin farkındayım, uğurlar ola!

Meltem Gürle'yi blog zamanlarından beri takip ediyormuşum, yeni aydım bu konuya. Yazdığı iki kitabı büyük bir keyifle okudum. Yine bana uyan paragrafları not aldım defterime;

"Kimi dostlar yavaş yavaş gider insanın hayatından. Telefonlar kesilir. Görüşmelerin arası açılır. Bir araya gelindiği zaman küçük anlamsız konuşmalar yapılır. Sonra bir gün ilk kez onun yanında sıkıldığınızı fark edersiniz. Eve döndüğünüzde ağır bir his olur içinizde. Söylenmesi gereken şeyler söylenmediği için değil, söyleyecek bir şey kalmadığı için olur bu."



                 Kitapta adı geçen Zelig filmini tekrar izledim. Zelig sendromu diye bir şey var, biliyor musunuz? İnsanın bir topluluk içindeyken kendini onlara kabul ettirme çabası gibi bir şey. W.Allen'ın 1980li yıllarda çektiği bu filmde bir belgesel tadında Zelig adında ki adamın ilk olarak içinde bulunduğu bir grupta Mobidick romanını okumadığı halde okumuş gibi gösterip onlardan ayrı düşmemek için şekilden şekile girmesiyle açılış yapıyor. Hatta buna bukalemun sendromu da deniyor, ortama göre renk değiştiren insanlar.. Bu film kitabı geçtiğini görünce tekrar izlemeye karar verdim, yeni bir bakış açısıyla izlemek güzeldi.

Sonrasında daha önce izlemiş olsam da Allen Filmlerini özlediğimi farkedip bir iki tane daha film izledim. İç Dünyalar ( İnterior ) koyu bir aile drama. W.Allen bu filmde Bergman'a göndermeler yapmış, bu da bana çok tatlı geldi. 




Bir de güzel bir belgesel izledim. Bir kadın hayatı ve başarısı..



Cuma günü çiçeğimi halama aldım bu sefer. Menekşeleri çok sever. Pazardan alıp ona uğrayıp verdim. Çiçeğin renkleri öyle canlıydı öyle yaşam enerjisi veriyordu ki. Bir taraftan içim neşeyle doldu sonrasında aslında hep içimde yara olan Gazze'de ki kıyım tekrar aklıma geldi, kolum kanadım aşağı indi. 
Güzel görüntüler oluşunca hayatımda hemen paylaşıyorum, çünkü bunu herkes görsün, benim gibi mutlu olsun istiyorum. Sonrasında önüme yaşanan olayların görüntüleri düşüyor, sahip olduğum konforlu hayat, güvenlik, huzur ve güzellik yüzünden suçluluk hissediyorum.
Aynı şekilde yüzlerce gencimizin hapiste tutulmasına kalbim dayanmıyor, kendi çocuğum üzerinden empati yaptığımda nefesim iyice sıkışıyor, tüm sahip olduğum hayat enerjisi damarlarımdan çekiliyor.



Sosyal medya dayatmalarından nefret ediyorum, tepkini göster gösterme yönergelerinden, bunca kötülük içinde senin cicili bicili dünyan.. diye başlayıp nefret kusan yorumlardan, herkesin çok bilmişliğinden nefret ediyorum. Ne yapacağımı size sormayacağım, kusura bakmayın.
Benim dünyam bu, istemeyen hiç girmesin!



Çok şükür ki bahçem, tarlam, bitkilerim, kuşlarım var. Ama ne yazık ki burada da huzurum kalmadı. Niye derseniz, bu arsayı alıp minik bir ev yaptığımız 3 sene önceye kadar etrafta fazla ev yokken şimdi yanımız, önümüz inşaat olmaya başladı. 
Bizde de hiç şans yok arkadaş!
Geçen yaz yan tarafımızda ki arsya büyük bir ev başlamıştı -ki hala devam ediyor, gürültüsü eksik değildi,. Şimdi ön arsa satılmış ve üzerine 15 tane villa yapılıyor. ( Buraya çığlık çığlık ağlama emojisi koyuyorum )
Benim köy şehir oldu anlayacağınız.



Hafta içi süpriz bir  mesaj aldım. Bir arkadaşım kütüphaneden bir kitap almış, okurken içinden küçük resim çıkmış, bu senden mi? diye mesaj attı. 
Her okuduğum kitaba minik resim koyuyorum biliyorsunuz.



                          Bayram sonrası güzel havalarda bahçede ot yolduk devamlı ama bitmedi. Pazar günü de artık bugün dinleyeyim dedim, evden çıkmayalım, bahçeye inelim bütün gün oturalım dedim. Hemen yiyecek bir şeyler pişirdim. Bahçede ki oturma köşemizi düzenledik, kitap, dergilerimizi, çayımızı alıp oturduk tüm gün.



Ortancam yavaş yavaş yapraklanmaya başlamış, ağaçlar yeni filizlerini vermiş, her yer yemyeşil olmuştu. Hava da öyle güzel, sakin ve ıılıktı ki..


                            Nisan 4 kardeşimin doğum günü..
                      Tek kardeşim, erkek ve artık o bile 48 yaşında..
                   Çocukluğunuzun beraber geçtiği, oyun arkadaşınız, sırdaşınız, dayanağınız..
                      Hala öyle 💜



Pazartesi sabahı saati kurmuştum ama çalmasına beş dakika uyanınca kalkayım hazırlanayım dedim. Giyindim, toplandım, yola çıktım, okulun önüne geldiğimde saate baktım , saat 8.00 gösteriyor. İlk önce anlam veremedim, acaba saatler geri mi alını da haberim yok diye düşündüm. Cep telefon saatine baktım, evet saat 8. NASIL YANİ?
Olayı idrak etmem, başımdan aşağı kaynar suların dökülmesi bir anda oldu. Saat çalmadan baktığımda sadece dakikaya odaklanmış, sabah sersemi uyanma ssatim geldi sanmış, bir saat önceden okula gitmiştim. 
Okul açılmış değildi, herkes hala uykudaydı. Dışarıda da deli gibi yağmur yağıyordu. Yapacak bir şey yok deyip bir saat arabada oturdum. Allahtan dergim vardı, onu okudum bir saat. Şöyle bir şey var, her ne kadar aktif instagram ve blog kullansam da belli saatler dışında bunlara girip saatlerimi öldürmem. Bu bir saatlik zamanı telefonla öldürmek benim yapacağım bir şey değil. Hiç aklıma bile gelmedi açıp birşeyler izleyeyim vb.

 

                    Sonra okula gitmi vakti geldiğinde arabadan çıktım. Hava birden öyle değişmişti ki anlatamam. Kırk dakika boyunca yağmur aralıksız yağmış, gri bulutlardan güneş gözükmüyordu. Ama bir anda ortam böyle oldu. Nasıl pırıl pırıl, tertemiz bir hava..

Burası benim sabah köşem. Okula girmeden bazen burada oturuyorum, etrafı dinliyorum, derin derin nefes alıp kendime geliyorum. 

        Tesadüf bu ya E.E. Cummings şiiri karşıma çıktı;

'' teşekkür ederim Sana Tanrım bu en bi şaşırtıcı 

gün için: ağaçların sıçrayan yemyeşil cıvıltıları 

için

ve gökyüzünün apaçık gerçek düşü için; her bi

şey  için..




Sınıfta yaptığımız çalışmaları çok seviyorum. Sene başında kalem tutmayı bilmeyen parmaklar artık çok güzel resimler yapıyorlar, bir şeyler tasarlıyorlar. 



Beslenme çantasından çıkan süprizlere o minik kalpleri mutlulukla doluyor. Toplantılarımızda ailemizde ki küçük süprizleri anlatmıştım. Ah anneler, ah kadınlar! Veli Toplantılarına  yüzde 95 kadınlar gelir, hep kadınlar dert yanar, işlerinin çokluğu, babaların ilgisizliği, çok yorgun olduklarını anlatırlar. Artık yarı yaşım olan bu genç annelere dert ortağı olmaya çalışıp yol göstermeye çalışırım. 

Anneler çocuklarına çok fedakarlıkta bulunuyor, bu gerçek. Ama babanın ailede ki rolü, hele erkek çocuklar üzerinde ki etkisi öyle büyük ki. Sınıfta her an buna şahit oluyorum. Çocuklar bilinçli gelip bana bir şey anlatmıyorlar ama özellikle oyunlarında bunu çok yansıtıyorlar. Geçen gün erkek öğrencim direksiyonuyla oynarken serçe parmaklarıyla tutmaya çalıştı direksiyonu. Sonra da yanında ki arkadaşına;

''Babam hep böyle sürer arabayı '' dedi.Ne ilginç değil mi, çocuklar her anımızı gözlemliyor, her lafımız ruhlarına etki ediyor. Bu bilinçle çocuk yetiştirmeye çalışsak zaten 1den 2den fazla çocuk yapamazdık sanırım, sorumluluk çok fazla aslında.


           Sınıfta diğer odadayken öğrencilerim koltuğumu böyle yapıp beni çağırdılar. Öğretmenim sana süpriz yaptık diye 😍



Geçen gün karşıma çıktı. Tam 10 yıl önce böyle bir foto paylaşmışım. Bakar mısınız ben hep aynıymışım :) Hep börtü böcek peşinde 💚


                        Vee haftanın süprizi. Bu fotoları bu sabah okula geldiğimde çektim. Dün gece kar yağmış ve hava öyle soğuk ki anlatamam. Minibüsle köyü şöyle bir turlayıp okula girdim. Güneş açmıştı ama tekrar bulutlar yoğunlaşıp kar yapmaya başladı. Tarihe bir not düşelim bugün 11Nisan !

















4 Nisan 2025 Cuma

Nisan Cuması

                 Nisan geldi, bahar başladı. Ramazanın bitmesiyle bayram oldu ve uzun bir tatile girdik. Bu tatiller sayesinde bir nefes alıyoruz ya çok mutlu oluyorum. Geçen cumadan beri neler mi oldu hadi bir bakalım. 

İlk önce hemen bir şiir paylaşayım, Sabahattin Kudret Aksal'dan;

Yaşamak sahiden güzel şey Sabahleyin evimizin kapısından Sokağa adım atmak. İlk kahveyi İlk sigarayı içmek Denizde maviyi Ağaçta yeşili görmek Denize ağaca dalıp dalıp Maviyi yeşili görmemek Köpükler dalgalar kasırgalar Yosunlar deniz anaları balıklar Sonra bütün bunlar kadar Bunlar gibi Caddeler apartmanlar tiyatrolar Park Homurdanarak geçip giden kamyon Tıpkı bunlara benzer gene Dostlar İnsan yüreğimizde sevgi Öfke hürlük Güzel şey hayal etme gücü.



             
 Okullar tatil olmadan cuma günü çıkışta bir öğrencimle köyde gezdik. Annesi hemen gelemeyeceğini söyleyince onu beklerken okul civarında yürüdük. Hadi gel çiçek toplayalım dedim. Havada öyle güzeldi ki! 

                 Annesi gelince onlar evine ben de şehrime döndüm. Okul işi bitmiş ama benim pazar işim vardı. Pazara gidip haftalık meyve sebze alışverişimi yapıp kızımla buluştum. Haftanın çiçeğini alalım mı deyince ben de odama alacağım dedi. Ben bu hafta kırmızı güller seçtim, kızımda renkli çiçekleri seçti. Çiçekçimiz bir demette fazladan hediye etti. Onu da ananemize götürdük. 


                                    Eve gelince vazoya koyup sehpamı güzelleştirdim.



Cumartesi bayram öncesi arife olduğundan anneme gidip bütün gün temizlik yaptım. Camları dahi sildim. Öyle yoruldum ki anlatamam ama annem iki gün gözünden bir operasyon geçirdiğinden bir şey yapamıyordu. Bayramda da çok gelen giden olacağından evin temiz olması gerekliydi. Evin kızı da sadece ben olunca tüm işler bana kalıyor. 
Yaşları da artık seksene dayandığı için çok yorucu işler yapmalarını istemiyorum. 


Annemin manzarası..

          Ertesi gün Ramazan Bayramı başladı. Üç gün boyunca akraba büyüklerimize, komşularımıza ziyarete gittik. Bu bayram bir yere gitmek istemedik, ne zamandır görmediğimiz akraba eş dost ziyaretiyle hasret giderdik. 
Bol bol tatlı, kahve yedik içtik.


Çeşitli evlerden ..
Bazı pencereler çok güzel..



                                  Bazı evlere giden yollarda ki ağaçlar da çok güzel...


Nihayet sipariş verdiğim kitaplar geldi ve ikisini okudum bile.





                Bu hafta ilginç filmler izledim. Triangle Of Sadness filmi daha önceden izleyip beğendiğim Turist filminin yönetmeni Ruben Östlund diğer filmi. Büyük hevesle başladığım bu film çerezlik çıktı. 
               La Virgen Roja bir annenin kızı üzerinde ki baskıları, emelleri, hatta faşist davranışlarıyla kadın olarak kendini var etme savaşını anlatıyor. 
Yeni nesil kadın yönetmenlerden 1979 doğumlu Paula Ortiz  gerçek olaylara dayanan başarılı bir dönem hikayesini anlatmış, 1930'lar İspanya'sına geçiyor olaylar.



                        System Sprengeren en etkilendiğim film oldu. Tüm ebeveynler, öğretmenler, psikologlar izlesin bence ama film bitene kadar kadar sinirlerim alt üst oldu.

                      82 doğumlu Çinli yönetmen Chloé Zhao'nun çıkış filmi  Ağabeylerimin Bana Öğrettiği Şarkılar ( Songs My Brothers Taught Me) amatör oyunculardan kurulu kadrosuyla çorak topraklarda, düzlüklerde geçen bu film, iki kardeşin birbirini sevme ve tutunma hikayesi.


                          Bayram sonrası bağda ki evimize gidince gözlerimize inanamadık. Yağan bahar yağmurlarıyla o kadar çok bitki çıkmış ki bahçede. Dolu şifalı ot vardı ama çoğunu tanımıyoruz. Bildiklerimizi topladık ve daha toprak yumuşakken otları toplamaya, temizlemeye başladık. 4 gündür iki kişi temizliyoruz ama bitecek gibi değil. Birisini tutalım dedik ama ücretler almış başını gitmiş. Biz hem bu işlerle uğraşmayı sevdiğimizden başladık. Daha bitmedi devam ediyoruz.
Lahanaları yetiştiremedik nedense. Hiç kafa oluşmadı, şimdi de çiçeklenip tohuma kaçtı ama bu hali de çok güzel.

''Fesleğen ekiyorum, sardunya dikiyorum
Arsızmış, öyle diyor komşum,
Artık siz istemeseniz de
Açar tohumunu, yayılır toprağınızda.

Ne güzel ne güzel ne güzel Tanrım
Fesleğen ekiyor, sardunya dikiyorum
Bitiyorum arsızlığına çimenin çiçeğin
Arsızlık bugünden geri
Umut ve direnç demektir
Sokulmak demektir yaşamın koynuna
Özdeşlik demektir yaşamla.
İnan olsun dostlar, inan olsun
Dalından kopan sardunya
Bozulmadı bu kez, eğmedi başını
Açmayı sürdürdü diktiğim toprakta.”
 G.Akın



Sabahları hava soğuk olduğundan sobamızı yaktık.
Bir gün arkadaşlarım geldi ziyarete, bahçeden topladığım yabani pırasalar ile börek, yeşillikler ile patates salatası yaptım. 


Böylece koca bir tatil geldi geçti bile. Neyse ki sağlıkla güzellikle geçti. Yeni bir haftaya da başlayacağız kısmet olursa.
Herkese mutlu cumalar!








Ekim Cuması

                                  Ekim ayını neredeyse bitiriyoruz. Ekim ayının 15'i gibi eve döndük ve geldiğimizden beri temizlik, çam...