Evi yıkık dökük bir haldeyken kendi başına öyle bir hale getirmiş ki inanamadım. Sonuçta hayatta oğluyla yalnız ve '' kadın başına '' . Ama kadınların gücüne hep inanmışımdır.
Bindiğimiz köy minibüsü virajlı yollardan ve köylerin içinden geçerek Avcı Köyüne bizi getirdiğinde hava oldukça bulutluydu. Arkadaşım bizi karşılayıp evine gittik.

Tam bir köy eviydi karşılaştığımız, kendi başına boyamış tamir etmişti. Bembeyaz ev yeşilliklerin içinde çok güzel gözüküyordu. Bahçede kahvaltı masasını hazırladık hep birlikte. Arkadaşım bir kaç odun yakmıştı , köz olunca çayı da üzerine koyduk. Sabah saatlerinde o odunun kokusu beni yıllar önce gittiğimiz köyümüzün sabahlarına götürdü. Uzun bir kahvaltı sonrasında köyü gezmeye çıktık.

Bahar ne güzel bir mevsim böyle. Güneş, açan çiçekler, yemyeşil otlar , etrafta ki hayvanlar insana tüm sıkıntılarını unutturuyor. Güzel ağaçların altından geçtik, köy sokaklarında dolandık, bir dere gördük, yürüdük yürüdük...


Bu çitin yanından geçerken Tarkovskinin şiirsel filmi Zerkalo aklıma geldi. Filmde ki çitin üzerinde oturan kadını gördüm sanki. Filmde ki o sahne şöyledir : Çitin üzerinde oturan kadına doğru yaklaşan bir adamın gidişini seyrederiz . Sonra çitin kırılması ve arı vızıltılarını duyarız . Şöyle der adam :
’ Dinle, düştüm ve ilginç bir şeyler buldum. Şu köklere, şu otlara bak. Hiç bu bitkileri merak ettin mi? Şu bitkiler hisseder, bilir, hatta anlarlar… ağaçlar, bu fındık çalılığı…
- O bir kızıl ağaç
- Fark etmez! Biz etrafta koşuştururken ve basma kalıp konuşurken…
Bu içimizdeki doğaya güvensizliğimizden kaynaklanıyor. Her zaman bu şüphecilik, telaş ve durup düşünecek zamanımız yok! ‘’
Fark etmek için düşmek gerek gerçekten de. Başımıza birşey gelmesi gerek! Ve evet dibimizde duran şeylerin gerçekte ne olduğunu farkedemiyoruz; ha kızıl ağaç ha fındık ağacı… Doğayı fark etmek, güvenmek, durup düşünmek…

Uzun uzun, köy dışı yollarında yürüdük. Yorulduk ama ne güzeldi. Şimdi bir anı olan dünkü günü özledim bile. Daha çok kalıp otlara uzanmak, yalnızca doğanın sesini dinlemek isterdim.

Uzak bir tepede siyah korkuluk tüm varlığıyla selamladı bizi. Rüzgarda yalnızlığından memnun gibi görünüyordu. Yanına gidemedik ama çok sevdik onu. Aklım onda kaldı. Gece acaba karanlıkta ne yapıyordur diye düşündüm.
Güzel bir günün sonunda kızımın saatlerce sevdiği evin köpeğinin fotoğraflarına bakmaya geldi zaman. Onun yavruları doğacak. Bir tane de Pelin istiyor. Ama bakabilir miyiz bilmiyorum.


























