Dün gece bir belgesel izledim. Slovaj Zizek Belgeseli. Kitaplarından tanıdığımız Zizek, belgeselde kendine has tarzıyla birşeyler anlatıyordu..Biliyorsunuz Zizek felsefi , politik ve psikanalitik kavramlarıyla uğraşan bir insan..
Belgesel Zizek 'in konuşmasıyla açılıyor :
Evren karşısındaki, kendiliğinden tavrım ne olurdu? Herhalde çok karanlık bir tavır olurdu.
Birinci tez olarak tam bir boşunalığı ve yararsızlığı öne sürüyorum: Temelde
“hiçbir şey” var. Kelimeyi gerçek anlamında kullanıyorum.
Sonuçta yitip giden nesnelerin kırıntıları gibi. Evrene bakın, büyük bir boşluk.
Belgeselde geçen diğer bir diyalog : Barry Nolan isimli bir sunucu ekranda Zizek ile konuşmaktadır:
b. n.: hoş geldiniz, bay jejek. doğru söyledim mi? doğrusu nasıl?
s.z.: -slavoj zizek.
b.n.: -zizek.
s.z.: ama öte yandan ben yanlış söylenmesini yeğliyorum. doğrusunu duymak bende paranoyaklığa yol açıyor.
b.n.: bu benim bugüne kadar okumaya çalıştığım en karmaşık kitap.
s.z.: bu garip çünkü kitabın amacı tam tersine lacan’ı babaannenizin bile anlayabileceği biri haline getirmekti..
Oldukça meraklanarak seyrettim belgeseli..Eğer sizde izlemek isterseniz burada...
Daha sonrada The Sunset Limited isimli filme denk geldim. Tommy Lee Jones ve Samuel jackson'ın oynadığı film, tek bir mekanda karşılıklı konuşmalar şeklinde geçiyor..
Eğer merak ettiyseniz buyrun, burada...

