17 Mayıs 2026 Pazar

Babaeski ve Alpullu Gezimiz

 

                       Edirne'de bir gece kaldıktan sonra sabah erkenden yola çıktık. Eve dönüşümüzü köylerden kasabalardan geçerek durarak ve orayı gezerek tamamlamayı düşünüyorduk. İlk olarak adını çok duyduğumuz Babaeski ilçesine giderek başladık. Hatta oraya vardığımızda sabah saat 10 gibiydi, şehir pazar olduğundan çok sakindi. Havada soğuk ve yağmurlu olunca insanlar hiç evinden çıkmıyor gözüküyordu.  Kahvaltı yapmadan yola çıktığımız için bir fırın bulmak istiyorduk ve çarşının ortasında köşebaşında açık olan pastane bulduk. İnsanlar sabah sabah sıraya girdiğine göre lezzetli şeyler yapıyor deyip bizde girip sıcak çay eşliğinde çıtır çıtır simit ve peynirli börek istedik. 



              Koşturmaya gerek yoktu, biraz çarşı içinde gezer sonra tarihi bir köprüsü olduğunu duymuştum onu bulmaya gideriz dedik. Babaeski'nin tarihine bakınca şöyle bilgiler edindik. Bulgarophygonadıyla anılmış, Osmanlı döneminde ise BabaAtik olarak bilinmiş. 
Çarşıda gezerken tarihi olduğu belli olan güzel bir camiye denk geliyoruz. Cedid Ali Paşa Camisi olduğunu öğreniyoruz.
16. yüzyılda Sadrazam Semiz Ali Paşa’nın talimatıyla inşa edilmiş olan cami  dönemin ustalık anlayışını yansıtıyor. Tek kubbeli yapısı, sade ama etkileyici iç mekân süslemeleri ve taş işçiliğiyle dikkat çekiyor.
İçini gezdiğimiz sırada kimse yoktu, rahat rahat o sade ama etkileyici havasını içimize çektik.



       Bahçesinde ulu çınar ağaçlarının altında da esen rüzgarı, sessizliği dinlemek öyle iyi geldi ki..


Camiden çıktığımızda yolun ortasında tarihi bir çeşme gördük. Çevresinde bilgilendirici bir levha yoktu. 
Burası Babaeski Tarihi Dört Yüzlü Çeşmeymiş. İsminden de anlaşılacağı gibi Dört tarafında çeşmesi olan bir yapı. Çeşmenin her yüzü farklı desenlerle süslenmiş. 
Biraz ilerisinde günümüzde yapılan bir çeşme vardı.



                         Buradan yürüyerek Mimar Sinan tarafından yapılan köprüye gidiyoruz.
Köprüye giderken çeşmenin karşısında Tarihi Hamamı da görüyoruz ama içine girilmiyormuş, sadece dışarıdan inceliyoruz.  



                    Babaeski Köprüsü, İstanbul-Edirne asfaltının Babaeski Deresi'nin (Şeytan Dere) geçtiği, Babaeski’nin Lüleburgaz çıkışında yer alır. 1633 (H.1043) yılında 4. Murat Devri'nde yapılmıştır. Anadolu'dan Balkanlar'a giden askeri ve ticaret yolu üzerinde bulunmaktadır. Muntazam kesme taş kaplı, kargir bir köprüdür. Nehir taştığı zaman zedelenmemesi için 6 kemerli köprünün kemer aralarında büyük delikler bulunmaktadır. Nöbet hücreleri birer dantel gibi taş işlemedir. Kuzeydeki nöbet hücresi aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır. 
(Bilgiyi buradan aldım.)




                      Köprüyü geçerek yeşil bir parka geldik. Burada bir kaç kafe vardı, hadi sabah kahvemizi burada içelim diyerek girdik birine. Yeni gelmiş tatlıları da görünce dayanamayarak bir saat süren bir keyif yaptık. 




             Buradan kalkarak arabaya atlayıp 10-15 dakika sonra Alpullu ilçesine geldik. Alpullu adını da coğrafya dersinde çok duyardık. Yıllar sonra buraya gelip şeker pancarının buralarda yetişip cumhuriyet tarihinde ki ilk şeker fabrikasını göreceğimiz aklıma gelmezdi. 


              İlk olarak Alpullu Tren İstasyonunu görmek istedim. Ama bina da restorasyon vardı. Sadece bir kısmında küçük bir gar yazısı vardı, burada hatıra fotomuzu çekerek yolumuza devam ettik.1926 yılında Rumeli Demiryolu tarafından inşa edilen Alpullu Tren İstasyonu İstanbul Edirne arasında bulunan bir durak. 
Garın arka tarafında Alpullu Şeker Fabrikası bulunuyor ve hala işleyen bir fabrika.



Merkezden biraz ayrılınca tarihi köprüsüne gidiyorsunuz. 
Alpullu’ya Hayrabolu tarafından girişte, Tekirdağ-Edirne asfaltı üzerinde bulunmakta olup, 16'ncı yüzyıl ortalarında Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Koca Sinan’a yaptırılmıştır. Bu yol aynı zamanda Tekirdağ-Edirne arasında ticaret yoludur. Mimar Koca Sinan’ın en muhteşem abide köprüsüdür. Sivri kemerlidir. Koca Sinan, bu büyük kemeri teşkil eden 76 cm.lik çevre taşlarını da tek taş olarak kullanmıştır. Bu genişlikte kemer taşına hiçbir köprüde rastlanmaz. Bu taşların boyları 2,5 metreyi bulmaktadır. Korniş profili aynı olup, korkuluk taşı ile dış yüzleri birleştirilmiştir. 
Bilgi buradan




               Ortaya doğru dikleşen bir köprüydü. Bunun nedeni de zamanında nehrin çok akışının olması, sele karşı korunması içinmiş. Orta yerinde oturup etrafa bakmak inanılmaz güzeldi. 
Karşıdan da fotoğraflarını çekip merkeze doğru döndük. 





                   Yine merkezde güzel bir cami vardı, bahçesi biraz bakımsız ama çok güzeldi. Galiba Şeker Fabrikası çalışanları yaptırmış bu camiyi. Şeker Cami'nin içine girip gezdik ve çok beğendik. Dediğim gibi bahçesi biraz daha düzenli olsa çok iyi olur. 


                           Fabrikanın tarihçesi çok ilginç. Zamanında 1926 yılında Atatürk'ün isteüğiyle bu fabrika yaptırılmış. Türkiye'de bulunan sayılı şeker pancarı fabrikalarından biri. Fabrikaya çalışmaya gelen işçiler ve aileleri için de bildiğiniz küçük bir köy inşa edilmiş o yıllarda. Lojmanları, itfaiyesi, okulu, sinemasıyla her şeyi içinde bir yerleşim olmuş. 
Bunları nereden mi öğrendik, yeni açılmış sayılan Alpullu Sanayi Müzesinden. 


                                 Müzeye giden yol çok güzel. Bu yerleşim merkezi yani zamanında binlerce insanın yaşadığı bu küçük sanayi köyü korumaya alınmış. Lojmanlar olduğu gibi duruyor, evlerde artık kimse yok, hayalet şehir gibi doğanın içinde. Sadece bir binası retore edilmiş. Yakında burası da kafe müze gibi olabilir bence. Yürüdüğümüz yolda ki lambalar Ş şeklindeydi. Böyle güzel ve küçük ayrıntılar korunmuş. 
Biz gittiğimizde gezen kimse yoktu, ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz burayı. İçine girdiğimizde bir müze görevlisi karşıladı bizi. Ve bizi gezdirmeye başladı. O kadar ilgili ve ayrıntılı anlattı ki inanamadım. Öğrendiklerim çok kıymetliydi. İnsanların buraya çocuklarıyla gelmeleri lazım. Soframıza gelen kesme şekerin öyküsü, aynı zamanda cumhuriyetin ilk yıllarında ki böylesine büyük bir gelişim ve insanların el birliğiyle yaptıkları başarıya hayran kaldım.



                      Müzede ki her şey oo yıllardan kalma eşyalar. Atalık tohumlar, sinema salonun sandalyeleri, o yıllarda yapılan resimler, kullanılan eşyalar, Atatürk'ün buraya geldiğinde kullandığı eşyalar daha onlarcası. Mutlaka gezilmesi gereken yerlerden.
1 Mayıs tatiliyle üç gün boyunca değişik yerler gezdik, gördük ve çok memnun kaldık. En son Edirne gezimizi video yaptım. İsterseniz buyurun buraya..






2 yorum:

  1. Beautiful photos. Thank you so much for sharing your journey. Warm greetings from Montreal, Canada. ❤️

    YanıtlaSil

Babaeski ve Alpullu Gezimiz

                         Edirne'de bir gece kaldıktan sonra sabah erkenden yola çıktık. Eve dönüşümüzü köylerden kasabalardan geçerek du...