14 Mart 2025 Cuma

Cumaya Merhaba!

                 ''Avlanmak için önce birini , sonra diğerini seçen kasabın gözlerinin önünde eğlenen, çayırdaki kuzular gibiyiz. Bu yüzden iyi günlerimizde hepimiz, içimizde bulunma ihtimali olan kötü kaderden habersiziz - hastalık, yoksulluk, sakatlanma, görme yetisini veya aklı kaybetme.''

Ah bu Schopenhauer ! Gerçekler acıdır evet ama bu kadar da içimize işletme. Kitabın ismi dikkat çekici olunca alıp okudum. Daha önce de Schopenhauer okudum tabi ki, sert ve kötümser bakış acısını severim aslında ama ara ara okunmalı. 

Bu hafta okuduğum diğer kitap Nurullah Genç'in Omuzlarımda Hayat.  Prof. Dr. Nurullah Genç’in ömrü boyunca geçtiği zorlu yolları kendisinden okuduğumuz bir kitap. Yaşam öykülerini okumayı çok seviyorum. Dedesi Sibirya Gazisi,erdemli babası, annesi ve kardeşleriyle Erzurum'un Pinaduz köyünde başlayan yaşamı, zorlu okul yılları ve başarısıyla ibretli bir yaşam. Zaman zaman gözlerim yaşardı, hayretler içinde kaldım, takdir ettim.

Dedesinden miras kalmış söz tüm yaşamı boyunca beraberinde olmuş;

“Başkalarına yardım edin çünkü yardım etmek üzere uzandığınız her el kendi elinizdir.”


Ramazan devam ediyor. Çalışma hayatı olunca zorlanıyor insan ama Bu zorluk da bile Yaradan rızası, sevgisini kazanma umudu olunca kıymetleniyor. Ramazan ruhunu her an hissediyoruz; akrabaları ziyaret daha çok oluyor, komşuların kapısı bir tatlı verme bahanesiyle çalınıyor, mahallede ki durumu kötü olanlara yardım eli uzatılıyor, fitre zekatlar devreye giriyor. Gün boyunca kendinizde ki olumsuzlukları saptayıp onu yok etmek için uğraş veriyorsunuz. İnsanız tabi, bazı durumlarda yüreğimiz katılaşıyor, kin bile duyuyorsunuz ama Ramazan sana bunun gereksizliğini hatırlatıyor. Bana böyle oluyor gerçi. Duygularımı analiz edip bu hayatta bir çok şeyin ne önemsiz olduğunu farkediyorum.





                          Akşam iftar sofrası hazırlanıyor. Ailece ezan bekleme nasıl güzel bir duygu. Kızım yanımızda olduğundan mutluluğumuz tavan. Bazı arkadaşlarından bahsediyor; ailelerinden çekindiği için kendilerini oruçlu gösteriyorlarmış. Bu duruma çok üzüldüm. Hem inançlı insanların çocuklarının böyle olmasına üzülüyorum hem de gençlerin bu oyuna başvurmalarına. 
Annemden iftar  sofrası fotoları düşüyor akşam ezanına doğru. Allaha bir kez daha şükrediyorum; annem ve babam  bu dünyada ve bizimle. 
Kuzenlerimden biriyle bir gece iftar yapıyoruz, üzerine çaylar demleniyor, yaptığım şekerpareler yeniyor tatlı bir sohbet eşliğinde.

                       Hafta içi bir arkadaşımızın doğum gününü kutluyoruz iftar eşliğinde. Güzel bir sofra etrafında bol kahkaha, neşe.. Valla biz çalışan kadınlar daha mı becerikliyiz, üşenmeden hafta içi neler yapılmış, masa donatılmış..



                                Hafta içi okulda çocuklarla boyama işlerine ağırlık verdik. İnstagramdan takip ettiğim bir bayan sınıfımıza 60 renk keçeli kalem ve kitaplar hediye gönderdi. Bizim sınıfın sevincini görmelisiniz. Tekrar ayraçlar yapmaya başladık Ben de biraz taş boyayıp sehpamda sergilemeye başladım bile.



Okulda çalışmalar tüm hız devam ediyor.


Bahar gelince bahçelere attık kendimizi..



Bu arada ilk patchwork yani kırkyama yastığımı diktim. Gerçekten zor işmiş. Bu işin uzmanları milimetrelik hesaplarla dikiyorlar, ben hemen bitsin diye alelacele dikince çok yamukluklar oldu ama bu haliyle de çok sevdim.


Mahallede yol üzerinde ki çocukluğumuza ait son ev de yıkıldı. Burada ananemin evi vardı. Göresniz nasıl güzel, iki katlı , önü arkası bahçe. Arka bahçede kümesi bile vardı. Önde dedem 10 torunu için iki salıncak yaptırmıştı demirciye. Ananemin çiçeklerine zarar vermeden hep oynardık burada. Onlar vefat edince ev satıldı, hemen yıkılarak yerine 5 katlı apartman yapıldı. Her önünden geçişte yüreğim sıkışıyor.



Üç sene önce sahilde ki bu bahçede fotoğraf çektirmişim. Tarihte bugünde çıkınca yine yüreğim daraldı çünkü bu arsada şu an 6 katlı site yapıldı. Deniz kenarına yasak bir de bu kadar katlı yapmak ama bir yolunu bulup yaptırıyorlar.


Son olarak canımı sıkan olaylardan birini daha paylaşmak istiyorum. Kaldırıma ekilen ağaçlar orada oturanlar tarafından tek tek sökülmüş. Nedeni arabaları rahat parketsin diye sanırım. Bu kadar mı kolay bu ülkede, isteyen istediğini yapıyor. Öyle canım sıkılıyor ki bu işe ..
Bir haftayı daha bitirdik. Kuran-ı Kerim'den bir ayet ile bitirmek istiyorum;
“Onlar, tertemiz iken, meleklerin kendilerine “Selâm size; yaptıklarınıza karşılık buyurun cennete!” diyerek ruhlarını teslim alacağı kimselerdir” (Nahl 16/32).











7 Mart 2025 Cuma

Mart Cuması

 

          En son okuduğum Pandora Kutusu'nda ( Osamu Dazai ) roman şöyle bitiyor;

'' Bundan sonra hiç bir şey demeden , ne hızlı ne yavaş , tam olması gereken tempoda dosdoğru yürüyelim. Bu yol nereye gidiyor? Bunu büyüyen bir asmaya sormalısın. Asma sana cevap verecektir;

Hiç bilmiyorum. Ama güneşe doğru büyüyorum. Elvada..''

         Hayatta ne kadar planlarımız, hayallerimiz olsa da nereye gideceğimiz, ne olacağımız belli değil. Kitap bitmek üzereyken bu satırları okuyunca kapağını kapatıp düşündüm. Geçen bunca yıl -öğrencilik, iş hayatı, evlilik, çocuk büyütme derken - geçip gitmiş ve nereye gittiğimiz belirsiz şekilde, yaşam nasıl da hoyratça zaman çarkında tüketmişti bizi. İçinden çıkamadığım, hayatın olağanca anlamsızlığını hissettiğim her an bir şeylere sığınıyorum. Sığınmak da zorundayım, yoksa Dazai gibi olur sunumuz. 

Mevcut varoluş sorunu varken hayatta, bir çok şey saçma geliyor artık. Eşimle aynı yaş dönümünde benzer görüşlerde olduğumuzdan bir çok şeye hayretle bakıyor, olanlara karşı acımasız eleştiriler yapıyor, insan ilişkilerinden daha da kopuyoruz. Evet bu kadar sosyal olduğuma bakmayın, yavaş yavaş içimize çekildiğimizi hissediyorum. Çoğu insan bizi yoruyor, bizi yozlaştırıyor, bizden alıyor. O zaman ne gerek var? Almancadan bir kelime varmış , yeni öğrendim; "Mauerbauertraurigkeit". Sebepsiz yere yakınlarından uzaklaşma,araya duvar örme, yalnızlaşma isteği anlamına geliyormuş. Şu sıralar buna ihtiyacım var..

        Ramazan ayı belki de daha çok sorgulama yaptığım bir ay. Nefis denen o doymak bilmeyen, her şeyi isteyen, besledikçe içimizi kara bir boşluk ile dolduran şeyi inceliyorum. Ne çok şeyle besliyoruz onu; para, yeme içme, hırs, tutku, ego, bencillik.. Ateşe kürekle odun attıkça çoğalıyor ve yakıp yıkıyor. 

Sosyal medyayı, telefon nesaj sistemlerini, ekranı daha da azalttım. Bol okuma yapıyorum; anlamını bilmesem de Kuran ayetlerini okuyarak gönlüme ferahlık geliyor, evimin bereketlendiğine inanıyorum. Kitaplar almak için kütüphaneye gidiyorum, içimi sevinçle dolduran ender şeylerden biri kitaplar arasında olmak, yeni bir kitap seçmek, okumaya can atmak. Akşamları iftar hazırlığı yapıyoruz ailece. Öyle güzel bir şey ki bu duygu, küçüklüğümden beri geliyor benimle ve aynı heyecanı yaşatmaya çalışıyoruz ailemle.

Kızım bu dönem bizimle. Okulun hazırlık sınıfını nihayet geçen ay verdiği sınavla geçti, çok mutluyuz 💜  Ekimde 1. sınıfa başlayacak kısmetse. Bu dönem beraber olunca geçen sene yurda gittiğinde evimizi kaplayan o derin sessizlikten kurtulmuş olduk. Tek isteğim almancayı online konuşabileceği bir arkadaş bulmak. Varsa bir çözümünüz mutlu oluruz yardımınız için..



                                                             Bu hafta okunanlar...


                                           Ramazan başlamadan bir kafe de sadece kendim ve kitabım..


Bu hafta boyunca Mike Leigh filmleri izledim. Life is Sweet biraz daha hafifti diğerlerine göre ama o da insana dair, ilişkilere dair bir filmdi. İkiz genç kızları olan evli çiftin hayatından kesit, çevresindekiler ve aralarında olanlar insana ne tür adamlar var bu dünya da vay be dedirtiyor. 
Hard Truths yine insana dair. Pansy adında ki kadının ailesi, kendisi ve dünyaya olan öfkesini izliyorsunuz, sizi çok sinir ediyor, acıyorsunuz bir taraftan ama film ilerledikçe hak da veriyorsunuz.  Bir anti karakterin dünyasının zorlayıcılığını, onun yaşamla kavgasının  gerekçeleriyle anlayabiliyorsunuz. Babasının terk etmesiyle küçük yaşlardan itibaren yalnız ve sevgisiz kalıp, 5 yıl önce yitirdiği annesinin eleştirileriyle büyümüş, hesaplaşması ve yas süreci tamamlanmamış şekilde evliliği devam ediyor. Eşi ve obez oğlu Moses'ın rahatsız edici sessizliği onun çok sesliliğiyle anlamsız, iletişimsiz ve sevgisiz bir hâl almış. Onu kendi içinde değerlendirirken hak veriyorsunuz ama eşi ve oğlunun da ondan dolayı bu halde olabileceğini de anlayınca bu çıkmaz döngüde işte yaşam bu kadar zor diyorsunuz ..
Vera Drake yine bir hemşire üzerinden bir hikaye anlatıyor. Sade anlatımıyla yine hayatta ki bazı şeylere işaret ediyor..
Secrets and Lies  ise uzun bir aile dramı. Ben çok seviyorum böyle filmleri çünkü dünyanın her köşesinde ki insanların çilesinin ortak olduğunu gösteriyor, insanı anlamaya yardımcı oluyor, empatinizi geliştiriyor. Hep diyorum ne varsa eski filmlerde var.   Filmde anne rolünde oynayan Brenda Blethyn nasıl güzel oynuyor filmi, sizi de nasıl etkiliyor anlatamam.



                 Mike Leigh filmlerinden bağımsız olarak iki film daha izledim. Kendimce tavsiye ederim bunları da çünkü vasat bir çok filmin yanında izlemeye değer. Man From Earth tek bir mekanda geçen , konu ütopik de olsa konuşmalar takibe değer.



Köyde karlar eridi. Oldukça güneşli günler yaşıyoruz şu sıralar. Sabah bazen köyde ki bakkala uğruyorum. Gide gele sahibi amca da beni tanıdı, soba yanıyor gel otur biraz diyor ama iş başlayacak gitmem lazım diyerek ayrılıyorum.
Okula biraz yorgun gidiyorum, sahura kalkınca uyku bölünüyor ve azalıyor. Gece gece yemek yemek zor ama yemesen daha kötü. Hafif şeyler yiyerek sahurda en az bir saatimiz geçiyor Sonrasında uyuyup sabah erken kalkmak baya bir zor.


Okulda çocuklarla uğraşlar çok zevkli. Bu iki haftadır 'arı' konusuna taktık. Onunla ilgili etkinlikler yapıyoruz, inceleyiyoruz. 
Okul sonrası eve döndüğümde sabah çok uykusuz kalmışsam biraz uyuyorum, kendime geliyorum böylece. Akşam saat 7 de iftar olduğundan uzun zaman bana ait oluyor. Evde eşiniz de olunca yapılacak işler yarı yarıya azalıyor, beraber hemen yemek işinni hallediyoruz. Ben de biraz nakış, örgü , taş boyama işleriyle uğraşarak dinleniyorum.


İki defter işledim, hatta yeni evlerine gittiler bile. Arada bu işi de yapıyorum. Nakışla işlenmiş defter isteyenler instagramdan iletişime geçebilirler. Hatta ördüğüm battaniyeler de elimde çoğalmaya başladı, onları da satmayı düşünüyorum. İlgilenenlere duyrulur.
Akşam üzeri aile mesajlaşma grubumuzda hareketlenme oluyor. İftar sofraları, alınan pideler, tatlılar paylaşılıyor. Annem her gece özenle hazırladığı sofrayı gönderiyor bize. Babamla oturacakları masaya bende son dakikalarda bir tabak yemek gönderiyorum. Tabi ki evde ki genci yerinden kaldırıp gönderene kadar akla karayı seçiyorum, o ayrı :)




İftar sonrası namazlar kılınıyor, çaylar demleniyor, yapılan tatlılar ortaya çıkıyor ve tekrar bizim grupta 'afiyet olsun'lar havada uçuşuyor. 



Sonrasında herkes istediğini izlediği saatler geliyor. Her  gece teravihe gitmek istiyorum ama şu çayı da içince öyle bir yorgunluk bastırıyor ki anlatamam. İleri de emekli günlerimde yani yorulmanın koşturmanın azaldığı yıllarda gitmeyi hayal ediyorum, bakalım kısmet...



Bir hafta da böyle geldi geçti işte. Hatta ramazanın ilk haftası bitmek üzere. Ama telaşsız, sakince, içinde ki rahmeti hissettiğim bir ramazan geçiriyorum ya çok şükür çok huzurlu ve mutluyum. Tüm derdi, hastalığı olanlara da hep dua ediyorum. Allah herkese iyilik, güzellik nasip etsin. Hatta Lokman Peygamberin oğluna verdiği şu öğüdü paylaşmak isterim çünkü çok severim;

''Lokmân, "Sevgili oğlum" (dedi), "Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır."﴾Lokman Suresi 16﴿


Bir de canım Ayten'in  çok güzel bir yazısı var, gidin bir bakın derim.
Herkese Hayırlı Ramazanlar, Hayırlı Cumalar!




28 Şubat 2025 Cuma

Son Şubat Cuması

 

                         Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Geçmiş yılların fotoğraflarına bakıyorum ne çok özenli, güzel şeyler ile çevriliymiş etrafımız. Her hafta çiçek alabiliyormuşum mesela. Uygun fiyatlar da olunca hayatımızda estetik daha çok oluyordu gibi geliyor. Pazarda köylülerin getirdiği nergisler bile masumluğunu kaybetti. İki sap nergis için ilk haftalarda 30 tl istenirken sonra ki haftalar 100 tl oldu. Durmadan zam yapmak neye dayanıyor anlamıyorum . Benim gibi yaşamında böyle küçük mutluluklara tutunmak isteyenler yine de alıyor. Mesela bu frezyaları  almışım geçen senelerde. Özenle sarılıp sarmalanarak elime verilmişti. Bu sene frezya da yok piyasada..



Bu hafta geri gelen soğuk hava dalgası ile kara doyduk. Eksilere düşen sıcaklık ile sabah sokaklar beyazlara büründü. Sabah ayazında kalkıp yollara dökülmek çok zordu ama bir de çıkınca, o taze havayı ciğerlerime çekince hep derin bir ''ohh'' çektim.
İki gün okullar da tatil olunca değmeyin keyfimize. 


                        Karla kaplanan sokağımızı görünce eşyaları topladık, bağ evimize gittik. Sabah erken saatlerde yola çıkınca daha çamura dönmemiş yollarda ilk yürüyen olmanın keyfiyle dolaştık. Eve gidene kadar mahalleler arasında ki kış manzarasıyla uzun zamandır özlediğimize kavuşmuş olduk.




Bağ evimize geldiğimizde ortam öyle güzeldi ki. Etrafta kuşlar cıvıl cıvıl koşturuyorlar, sabah sessizliğinde cennetteymiş gibi hissediyorduk. Uzun zamandır evde olmayınca evin ısısı da buzhane gibiydi. Sobanın iyi tarafı kısa sürede her yeri ısıtması. Hemen sobayı yaktık, odunları taşıdık ve kahvaltıyı hazırladık. Prefabrik evler ısınır mı ısınmaz mı diye çok soruluyordu. Yakarsan güzelce sobayı hemen ısınıyor. Ama çok çabuk da soğuyor.



                        

                 Kış sebzelerim hala büyüme döneminde. Kış bitecek onlar hep aynı. Bence bu sebze büyütme de ilgi alaka da çok önemli çünkü sadece ekilip bırakılan bitkilerde fazla büyüme olmuyor. Biz de devamlı gelemiyoruz buraya, yazın ektik sonra da yağmurlarla büyüttüler kendilerini.



                      ''İnsan, çektiği ıstırap nispetinde zevk duyar: Ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar yorulursa dinlenmekten, ne kadar ararsa bulmaktan o derece zevk alır. ''
diyor Peyami Safa Bir Tereddüdün Romanı'nda. Her şey zıttıyla anlam kazanıyor. Keyif, mutluluk, huzur istiyoruz devamlı ama bize bunların değerini bildiren karşıtları.

                             Pazartesi okullar açıldı ama bizim köyde kış tüm şiddetiyle devam ediyordu. Okulun suları donmuş ve iki gün çözülmedi. Yollar karlar ile kapanmış, tuzlama yapılınca açılmıştı, minibüsle kolaylukla gittim. Fazla çocuk gelmedi bu soğukta, sonrasında okul normale döndü.

               Okul çıkışı yollara koyuldum, soğuk demeden gezdim dolaştım.



                          Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde; “Bir kimse kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmi ile ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden ayrılamaz.” buyurmuş.
Her anımın dolu ve verimli geçmesi için çabalıyorum. İşimde zaten elimden geldiğince olması gerekeni yapıyorum. Sonrasında da okuma, yazma, bir şeyler üretme ile geçsin istiyorum. 
Okumak için kütüphaneye giderim hep. Hatta ilçede en çok okuyan vatandaş seçilmiştim zamanında :)

Kütüphaneye gidip dergileri okumak en büyük zevkim. Her zaman yapamıyorum, iş çıkışı mutlaka yapılması gerekenler oluyor. Belki bir gün emekli olunca buralarda daha fazla zaman geçiririm. Arkadaşlık, akrabalık ilişkilerimde de her insan da olan inişler çıkışlar oluyor. Bunlardan fazla etkilenmiyorum artık, insanız işte çok da umut bağlamamak lazım insan ilişkilerinde. Belli zaman birlikte olduk, güldük eğlendik, şimdi yollar ayrıldı, yapacak bir şey yok modundayım şu elli yaşımı da gördükten sonra.

Asıl ne yapılması gerektiğini Selçuk Baran Günlüklerinde yazmıştı, dediklerine katılıyorum;

"Velhasıl bilmiyorum, insani ilişkiler üzerine bu kadar kafa yormaya değer mi? En iyisi okumak, okumak… Kafamı olumlu şeyler üzerinde işletmeliyim. Geriye fazla gürültü etmeden yaşamak ve sevmek kalmalı."


                        Bu hafta içinde gidip Yukio Mişima'nın iki kitabını aldım. Birisini okumuşum meğer, ilk satırlarda aklıma geldi ama devam ettim ve bitirdim. Denizi Yitiren Denizci güzel bir kitap. Kitapta konu olan ergen çocuk gibi Sartre'ın Bir Yöneticinin Çocukluğu kitabında da benzer mevzu vardı. Bu oğlan çocukları ergenlikte ne kadar çok yönlerini kaybedip boşlukta kalıyorlar diye düşündüm. Erkek çocuk ebeveyni olmak farklı bir şey galiba, zorlu tarafları fazla.

"Bir kitap, bir roman, bir şiir okuduktan sonra okuduklarımız aklımızda kalmasa bile asla aynı insan olmayız" demişti Doğan Cüceloğlu. 



Şu kafelere gitmeyeceğim artık diyorum ama mecburda gidiyoruz arkadaş buluşmaları için. Bir kafe vardı bizim burada, dışarıdan beğeniyordum. İçeri girdiğimde sigara içiliyor mu diye sordum ( nereye gitsem soruyorum ve çoğunda da hemen heyecanla tabi içilir diyorlar )
Sahibi genç çocuk tabi ki deyince, o zaman girmiyoruz deyince, kimse yok zaten siz girin içirtmeyiz dedi. Kabul edip girdik.
Ne yazık ki çoğu yer böyle olmuş. Sigara yasağına rağmen kafelerde içmeye izin veriyorlar. 
Geçenlerde bir araştırma okudum; Avrupa^da en çok sigara içen ilk üç ülke;
1. Makedonya
2. Türkiye
3. Bulgaristan 
sıralamasındayız. Zaten şöyle etrafınıza bakın sigara içmeyen çok az insan olduğunu gözlemliyorsunuz. İçilen bir yer de oturduğum zaman eve geldiğimde montuma kadar her şeyimi yıkıyorum, duş alıyorum mutlaka. Bu kadar mı bir şeyden nefret edilir..



Bu hafta boyunca izlediğim filmler. Artık filmleri uzun uzun mu çekiyorlar anlamadım. Neyi açsan en az iki saat. abau hafta ki filmlerin  ilk ikisi belgeseldi. Dans First Samuel Beckett hayatını anlatıyor. Bye Bye Tiberias köklerini özleyen ortadoğulu birinin geçmişine yolculuk..
My Favourite Cake merak ettiğim filmdi, düşmüş internete nihayet. İnceden inceye kalp sızlatan cinsten, fena değil. It Ends With Us biraz kafam dağılsın , günümüz aşkları bakim nasılmış diye izlediğim film. Çok da iyi değil tabi ama mevzular hep bilindik. Kadın her yerde, her ülke de benzer sorunlarla boğuşuyor. Güzelcene bir kadın, eğitimli falan yakışıklı, biscolata erkeğiyle tanışıyor. Adam üstelik eğitimli ve zengin. Olaylar sıra sıra geliyor sonrasında. Ya artık çok film izlemekten mi ya da artık sosyoloji psikolojide master yapacağım artık en baştan ne olacak ne bitecek anlıyorum. Ama şu her filmde olan kadının aleyhinde ki alt metinler, kafa yıkamalar yok mu!
Sevgili hemcinslerim, aman aldanmayın aşkmış, özgür cinsellikmiş gazına gelip kendinizden vermeyin, sonuçta hep aynı sorunlarla boğuşuyorsunuz!


                          Dün bir arkadaşımla buluştuğumuzda kütüphaneden kitaplar aldığını söyleyip bana gösterdi. Baktım bir tanesi benim aldığım, okuduğum ve içine öğrencilerimin yaptığı küçük bir resim koyduğum kitap. Ona açıp içine bakmasını söyledim. Gerçekten de minik resmi bulduk. Benim için de günün süprizi oldu. Her okuduğum kitabın içine koyuyorum böyle resimler, acaba kimlere çıkıyor?




Bu haftanın videosu geldi 💚

Yarın Ramazan ayı başlıyor. Bu gece teravihe başlıyoruz, sabaha karşı sahura kalkacağız kısmetse. Her sene heyecanla beklenen aya ulaştığımız için çok mutluyum. Diyanetiin bugün ki hutbesinden bir bölüm;
''Teravih ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in kıldığı, kıldırdığı ve ümmetinin kılmasını istediği,  sahabe-i kiramdan beri günümüzdeki şekliyle kılınagelen sünnet bir namazdır. Teravih; yorulan ruhlarımızı dinlendiren, daralan gönüllerimizi ferahlatan, günahlarımızın affına vesile olan müstesna bir ibadettir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Kim, inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek teravih namazını kılarsa geçmiş günahları bağışlanır.”
Ramazan, oruç ayıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Mübarek Ramazan ayı geldi. Yüce Allah bu ayda oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır…” buyurmaktadır. Mukim, akıllı ve büluğ çağına ermiş, hastalık ve yolculuk gibi dinen geçerli bir mazereti bulunmayan her Müslümanın Ramazan ayında oruç tutması farzdır. 
Ramazan, Kur’an ayıdır. Yüce Rabbimiz, “Ramazan; insanlar için bir hidayet rehberi, hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır...”  buyurmaktadır.
Hayırlı Ramazanlar 💜












TATİL CUMASI

Vee  bitti 💥💥 Bir dönem daha kapandı hayatımızda. Çerkezköy -Çatalca hattında neredeyse bir yıl süren gurbet hayatımız bugün karneleri dağ...