Merhaba cumaseverler!
Merhaba Tatil geldi diye sevinenler!
Merhaba Blog arkadaşlarım !
Sağlıkla, huzurla geldiysek şu günlere daha ne olsun. Ne yaşarsak yaşayalım olumlşamayı, iyi düşünmeyi bırakmayalım. İstedikleri kadar polyanna desinler karamsar olacağıma, boyumu aşan dertleri üzerimde taşıyacağıma bunu seçiyorum. Ama oh ne ala, bu dünya hep gülücükler dağıtmıyor dediğinizi duyar gibiyim çok haklısınız. Bırakırsam ipin ucu kaçacak çünkü iyimser olmak için çeşitli yollar bulmaya çalışıyorum fark ettiğiniz gibi.
Yoksa kendime her daim dert edinecek konular buluyorum. Bakınız, mesela şu fotoğraflara. En sevdiğim köşemde oturuyordum geçen hafta. Karşı apartmanın alt tarafına eşyalar geldi, bir hafta düzenleme yaptılar ve sonunda ev yemekleri yapılan bir lokanta açıldı. Her oturuşumda onları gözlemeye başladım. Her gün takım elbise giyip kravatla lokantasına gelen iri yarı 6o yaşlarında bir adam, onun kızı mıdır karısı mıdır kısa sarı saçlı bir kadın ve arada sırada iç taraflardan çıkan tahminen aşçı kadın. Sabah erken saatlerde gelip akşam saat 8 gibi dükkanı kapatıyorlar.
Ee ne var bunda diyeceksiniz, bir çok esnaf gibi işinde gücündeler. Ama ne yazık ki kimse gelmiyor bu lokantaya.Yani ben şöyle oturup yemek yiyen iki kişi görmedim daha. Adam hareketliydi etrafta iş bulurdu kendine ama artık dükkanın bir köşesinde oturuyor. Başı önüne eğik hep. Tahmin edersiniz kitap okumuyor :)
Akşam olunca dükkan ışıkları açık bırakılıyor, kapı kapatılarak eve dönüyorlar. Bu kadar müşterisiz olmalarına çook üzülüyorum.
Dertlenecek hep bir şeyler oluyor bu dünya da. Görmezden gelip hayatımıza devam ediyoruz ne yazık ki. Kalkıp biz yemek yesek hadi bir kez kurtarır mı. İşlek bir sokakta olsaydı şansları olurdu ama ne yazık ki öyle de değil.
Her pencere kenarına oturduğum da onlara bakıp üzülmekten canım sıkılıyor. Yoksa cam kenarı oturmalarımı çok severim. Dinlendiğim noktadır, kitap okurum, bir şeyler içerim, gelene gidene bakarım.
Okul tüm hızı, işleri ve yoğunluğuyla devam ediyor. Milli Eğitimin bu hafta ki projesinden bahsedeyim. Aile ve okul işbirliğinde nezaket etkinlikleri yaptık hafta boyunca. Okul dışı öğrenme ortamlarından yararlanarak kamusal alanda nezaket kurallarını öğrenmek için fırına gittik.
Hem fırında çalışanlar,ekmek yapımı öğrenildi hem de alışveriş yaparken nasıl konuşmalı, hangi nezaket sözcüklerini kullanmalıyız konulu çalışma oldu. Çocukların çok ilgisini çekti.
Sınıfımda ki çocukların eylül ayımda yani okula ilk başladığımız zaman yaptıkları resimleri görünce umutsuzluğa kapılmıştım. Neredeyse 6 yaşına gelmiş ama kalem tutmayı bilmeyenler vardı. Yaptıkları resimler de karalamaydı. Şimdi bakıyorum da okula gelir gelmez hemen yanıma gelen ve boya kalemlerini getirip resim yapan çocuklar var. Bunu gördükçe çok mutlu oluyorum.
Mesela bu kaplumbağayı içinden gelerek yaptı ve sevinçle bana gösteriyor. Bol bol kuş ve arı resimleri çiziyoruz. Öğretmenin ilgisi neyse o yönde daha çok gelişiyor bence çocuk. Mesela benim müzik yönüm zayıftır, bu konu da yetersiz olduğumu kabul ediyorum.
Kuş sevgim gün geçtikçe artıyor. Geçen gün instagramda kuşları seven diğer arkadaşları paylaştım. Ben de artık nakışta çok kullanmaya başladım. Defter işlemelerini kuşlarla yapmaya devam ediyorum.
Durmadan işleme yaptığım için elimde birikiyor. Kendime ayırdıklarım dışında satışta yapıyorum çünkü malzemelerini en azından alırken rahat olmak istiyorum. Terapi gibi geliyor nakış ve örgü. Fazla olanları da sattım ve yeni evlerine doğru yola çıktılar.
Yine işlemelere başladım, hadi kendinize bir hediye alın. İçine günlük, anı, anekdot ne yazmak isterseniz artık yazar ve bu tatlı deftere baktıkça mutlu olursunuz.
Yakında yenileri olacak 💖
Paketlemeleri yapıldı ve postaya verildi.
Bu hafta izlenenler aşağıda. İlk olarak Sore filmini izledim. Filmi Drifter in sayfasında gördüm hatta o da çok güzel anlatmış bu filmi. Diğer film Hedda oyunculuk harika. Henrik İbsen'in oyunundan uyarlama hatta günümüz cinsinden uyarlama olmuş bence. Konu olarak vay be böylemiymiş bu Avrupalı zenginlerin hali, hep bir dalavere hep aldatma hep çarpık ilişkiler. Ama günümüzde de bu tür illişkiler yaşanıyor, skandallar her geçen gün çoğalıyor.


Ben en çok şu sakızıyla balon patlatan kadının filmini sevdim. Oldukça uzun film 2 saat 40 dakika sürdü ve ben iki gece boyunca izledim. Romanya^dan bir film. İş, özel hayat arasında mekik dokuyan bir kadının bize de çok tanıdık gelen içler acısı hayatı. Onun koşturmacasını , düzene isyanını izlerken kendinizden de çok şey buluyorsunuz. Gün boyu ettiği küfürler çok yaratıcı :)
Couples Therapy ise dizi film. Ben YouTube üzerinden bulup izledim. İkili ilişkileri bir terapist önünde izliyorsunuz. Koşun izleyin evli arkadaşlarım, burada da çok benzer sorunlar işleniyor. Ne garip bu diziyi izlerken bir çok ilişkiye şahit oluyorsunuz; çok yıllık, evli, sevgili, beraber yaşayan, eşcinsel vb. Ama ortak sorun hep aynı. Aynı şeylerden hepimiz dertleniyoruz. Ve aylarca yıllarca terapilere gidiliyor, çözülüyor mu bilmiyorum..
Bir de bu hafta önereceğim bir belgesel var. Hep yabancı belgeseller, yabancı başarılı insanların yaşam öyküleri izliyoruz. Zaten milli gururumuz İHA'lar ve onun perde arkası hakkında herkesin izlemesi gerekir bence. Çalışkan,hırslı, istikrarlı ve çocuklarına örnek olmuş, yetiştirmiş bir insanın; Özdemir Bayraktar'ın hikayesi.

Bu hafta okuduğum kitap Macar yazar Gyula Krudy'nin Günebakan. Kitabın başında Macar asıllı Amerikalı tarihçi John Lukacs yazar hakkında oldukça geniş bir bilgi vermiş. Neredeyse 40 sayfa. Böyle bir bilgilendirme işime geliyor çünkü ne zaman farklı bir yazar okusam acaba kimdir, nasıl yaşamıştır diye merak eder ve araştırırım.
Kitabın yazarı hakkında bir şeyler öğrenince iri yarı, sorumluluklarına aldırış etmeyip kafasına göre yaşamış, alkol, kadın ve kumar batağında ömrü tükenip hazin bir erken ölümle dünyadan göçmüş insanın böylesine şiirsel bir kitap yazmış olduğuna inanamadım.
Kitap dönemin hayatına ışık tutan tavrı ve betimlemeleri, zaman algısında ki kopuklarla okuması zor bir kitap olsa da o lirik anlatım sizi götürüyor.
Küçük bir alıntı kitaptan;
''Yalnızca insanoğlu baharın gelişiyle hayretler içinde kalabilirdi. Altmış, yetmiş yılda bu görüntüyü görmekten sıkılmazdınız. Her bahar, kaybedeceğiniz ya da kazanacağınız yeni bir oyun demekti.''
Okul sonrası komşu kahveye çağırdı, yorgunluk üzerine iyi geldi ama yine de eve döndüğümde hemen koltuğuma oturmak, kitabımı almak okumak istiyorum. Belki bütün gün konuştuğumuz, aksiyon halinde olduğumuz için böyledir. Ama okul sonrası bir buluşma da konuşma olayı olduğundan o bile beni yoruyor artık. Hatta ben konuşmayayım oturup dinleyeyim ondan bile yoruluyorum.
Kafa yorgunluğu bir şeye benzemiyor gerçekten. Hele tansiyonum artık her şeyden etkilenmeye başlamışken kendime özen göstermeliyim diyorum.
İşte benim harika köşem.
Huzurlu saatler..
Mum ışığı..
Yağmur da yağsa..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder