20 Şubat 2026 Cuma

Ramazan Cuması

 

                   Perşembeye kadar her şey gayet normaldi. Sağlıkla, enerjiyle işe gidip geliyor, günleri huzurla bitiriyorduk. Hatta Çerkezköy'de instagram sayfasına rastladığım butik bir pastacının 14 şubat sevgililer günü pasta çekilişine katılmıştım. İçime de sanki doğdu da böyle bir şey yaptım. Gerçekten de yapılan çekilişte pasta bana çıktı. Ben de hayaller kurmaya başladım, eşime pastayla sürpriz yapar, bu sene de böyle kutlarız diyordum ama siz planlar yaparken kader gülermiş ya... 

               Perşembe gecesi akşam yemeğinden sonra yavaş yavaş artan bir karın ağrısı başladı. Geçsin diye üç saat bekledim ama daha da şiddetlendi. Acile gidip tetkiklere başladık. Gerçekten de bir anda kendimi işlemler içinde bulunca korktum galiba apandistim patladı demeye başladım. O sırada mide bulantısı kusmada başladı. Gece 2 ye kadar yapılan tetkikler sonucunda şikayetimin sadece gaz sancısı olduğuna karar verildi. Ertesi güne de rapor alıp dinlenmeye çekildim. Ama asıl ertesi gün aşırı baş, eklem ağrısı, mide bulantısı, halsizlik başladı. Hatta yediğim hiç birşeyden tat almıyordum. Koku alıyorum ama ağzımın hiç tadı yok. Eşime kaç çeşit su aldırdım çünkü suların bile mekanik tadı vardı ve hepsi aynıydı. Bence coronanın bir değişik versiyonunu oldum.  


                         Gelen pasta da çok güzeldi ama tadına dahi bakamadım. O kadar midem bulanıyordu ki, bizim sevgililer günü benim koltukta iki büklüm oturduğum ağrı çektiğim bir gün oldu. Ah sevgili eşimde kahvesini kendi yaptı ve günlerce pasta yedi. Pastanın üzerine kaç yazayım deyince ilk sevgili olduğumuz yılı yazdırdım. Valla maşallah bize, bunca zaman böyle bir devir de ikili ilişki yürütmek takdire şayan.💓
Ben ise haftasonu da iyice dinlenip okula gittim pazartesi günü. Ama halsizliğim ve ağrılarım hiç geçmedi. Zaten bu coronaysa hemen geçmez. Ağzımın tadı hala aynı. Bence ne zaman bu düzelir o zaman iyileştim demektir. Okuldan eve gelince tekrar hasta oluyorum. Kanepeye geçip sadece bakıyorum dışarıya. Onca el işi yaparım ama onları yapacak ne enerjim ne de hevesim var. Hastalık zamanı sadece dinleniyorsunuz ağrıları çeke çeke. Eninde sonunda bitip iyileşeceğiniz umudunuz varsa o güzel. Bu bile insanı iyileştiriyor bence. Ne olacağınız bence bu dünya da hiç belli değil. Çünkü küçük bir grip hastalığından bile ölüm o kadar çok var ki. Teyzem covid döneminde evinden çıkmayan, kimseden o mikrobu alma şansı olmayan  biriydi ve bir  anda hastalanmıştı. Başta normal seyreden hastalıkla hastanelik oldu o dönem. Orada corona tedavisi yapıldı özenli, iyi de tepki ve verdi hatta son çıkacağı gün çocukları onu almaya gittiklerinde şok bir haberle karşılaştılar. Tekrar yoğun bakıma kaldırılmıştı ve o gece vefat etti.
Demek istediğim her hastalık riskli her hastalıktan şifa bulmamız büyük bir lütuf. Tabi ki inancım gereği bunun Allah'ın bizlere verdiği bir durum olarak kabul ediyorum. İyileşme sürecinde bol 'Ya Şafi' diyorum ve umut ediyorum.



                               Bakalım ne zaman iyileşirim. Hastalık yataklarda süründürmüyor çok şükür. İşe gidip geldiğim için tam dinlenemiyorum tabi ki. Daha çok rapor alsaydın ya onca çocuğun yanına gidiyorsun diyenler çıkabilir ama öğretmen olanlar anlar. Bir gün rapor aldığın zaman bile geçmiş olsun deyip kinayeli mesaj yazan veliler var ve bunlar her sene oluyor. Zaten bana da bu hastalık hasta çocuk okula gönderilmesin dediğim halde ısrarla gönderen veliler yüzünden geçti. Okulöncesi yaş dönemi çocukları ısrarla gönderiyorlar ama sonra ki yıllar orta okul ya da lise de sürmüyor bu titizlikleri..
Blogları ara ara okuyorum. Meslektaşım Kuyruksuz Kedi nin yazılarını okurken onu o kadar iyi anlıyorum ki. Bizi yıpratan ne yazık ki eğitim sisteminde ki bu faktörler. Kendisi aile yaşamında mutlu bir insan, güzel bir eşe ve çocuğa sahip. İşinde çalışkan ve istekli. Ama şu sıralar yaşadığı bunalımların esas nedeninde öğretmenliğin olumsuz yönlerinin onu çok etkilediğini görüyorum. Hepimizin iş hayatında tatsızlıklar, sinir bozucu bir patron, haksızlıklar var. Hepimiz bu yüzden mutsuzuz. Bizim de en büyük derdimiz başımızda patron kesilen veliler. Kötü bir idareci, iş imkanlarının azlığı, olumsuz okul şartları.
Kuyruksuz Kedi blog yazısında sömestr tatilinde ne kadar mutlu ve huzurlu olduğunu yazıyor ama sonra;
''Tatilin sonlarına doğru okul açılacağı için üzülmeye başlamıştım, Ankara dönüşü stres seviyem giderek yükseldi. Pazar gecesi tüm vücudum ağrımaya başladı ve tüm gece kıvrandım. Sabah uyandığımda dayak yemiş gibiydim ama yine de okula gittim. Hafta boyunca ayaklarımı sürüyerek gidip geldim okula. Sınıfa girip ders işlemeye başlayınca bir şekilde geçiyor tabi ki zaman ama işte evden çıkıp okula gitmek için motivasyonum sıfır maalesef. Umarım bir an önce alışıp bu durumu aşarım. ''

Onun bu kadar kötü durumda olmasını öyle iyi anlıyorum ki. Arkadaşıma şifalar diliyorum. Bunları yazdım çünkü okuduğumda etkilendim. Ben de ilk emekli olmak istiyorum diye yazmaya başladığımda nedenlerini sıralayıp duruyordum. Bir kere 32 yıldır bir sınıf dolusu çocukla olmanın sabır, ruh halimi olumsuz etkilediğimi fark etmeye başladım. Bir o kadar da patron veliler ve her sene tekrar baştan gelen sinir yıpratıcı durumlar . Neyse ben böyle yazarken biri de yoruma şöyle yazmıştı; bu kadar mızmızlanan biri zaten öğretmenliği bıraksın.
Ne yazık ki öğretmenlikte ki o kutsallık sizi de aziz yapıyor galiba. Hiç derdiniz olmayacak, sonsuz hoşgörüyle sızlanmadan işinizi yapacaksınız. Biraz bir şey yazınca sizden kötü öğretmen yok!
O yüzden öğretmen öğretmeni anlar. O yüzden arkadaşıma destek çıkıyorum, eski enerjisine de kavuşmasını diliyorum. 
Neyse geldik bu cuma yazısının sonuna. Ramazan ayının ilk günlerinde bazı kararlar aldım. Genelde kararlarımı uygularım. Bayram sonrasına kadar bloglar içinde olamayacağım. Yazı da yazmaya ara veceğim. Aynı şekilde instagram vb. geçirdiğim saatleri de çok azaltmayı düşünüyorum. Mesela yarım saat takip ettiğim kişilerin paylaşımlarına bakarım bir dinlenme anında. Çünkü Instagram fotoğraflarını severim, hele bilerek isteyerek seçtiğim kişilerin paylaşımlarına bakmayı çok seviyorum. Okumak gibi fotoğraf bakmak da benim için önemlidir. Ama şöyle bir şey var ki; instagram genel sayfanızda artık sizin seçtiğiniz değil de sponsor ve reklamları aşırı çıkıyor. Bildiğiniz görsel çöplük size dayatılıyor. Artık takip ettiğiniz kişileri göremez olduk. Bu durum iyice beni germeye ve instagramdan uzaklaştırmaya başladı.

Ramazanla birlikte daha fazla istiğfar, daha fazla Allah'ın rahmetini isteyeceğim. Çünkü bu günler bulunmaz değerde. Elimizden geldiğince dinimizi okumaya, öğrenmeye devam edeceğim. Kuran Kerim okumanın rahmeti tartışılmaz, nasiplenmek için çabalayacağım. Oruçla gün boyu bedensel ve ruhsal arınmaya geçtiğimi hissedeceğim. Zekatlarımız hesaplanacak ve ihtiyaç sahipleri bulunacak, fitreler verilecek. Komşulara iftar için ikramlar gidecek gelecek, teravih için umarım enerjim gelir.Sınıfta da gün gün etkinlikler yapamaya başladık.
O yüzden herkese hayırlı ramazanlar dilerim.
Kısmet olursa bayram sonrası görüşmek üzere.. 









13 Şubat 2026 Cuma

ŞUBAT CUMASI

 

                       Merhaba cumaseverler!

                       Merhaba Tatil geldi diye sevinenler!

                       Merhaba Blog arkadaşlarım !

                      Sağlıkla, huzurla geldiysek şu günlere daha ne olsun. Ne yaşarsak yaşayalım olumlşamayı, iyi düşünmeyi bırakmayalım. İstedikleri kadar polyanna desinler karamsar olacağıma, boyumu aşan dertleri üzerimde taşıyacağıma bunu seçiyorum. Ama oh ne ala, bu dünya hep gülücükler dağıtmıyor dediğinizi duyar gibiyim çok haklısınız. Bırakırsam ipin ucu kaçacak çünkü iyimser olmak için çeşitli yollar bulmaya çalışıyorum fark ettiğiniz gibi.

Yoksa kendime her daim dert edinecek konular buluyorum. Bakınız, mesela şu fotoğraflara. En sevdiğim köşemde oturuyordum geçen hafta. Karşı apartmanın alt tarafına eşyalar geldi, bir hafta düzenleme yaptılar ve sonunda ev yemekleri yapılan bir lokanta açıldı. Her oturuşumda onları gözlemeye başladım. Her gün takım elbise giyip kravatla lokantasına gelen iri yarı 6o yaşlarında bir adam, onun kızı mıdır karısı mıdır kısa sarı saçlı bir kadın ve arada sırada iç taraflardan çıkan tahminen aşçı  kadın. Sabah erken saatlerde gelip akşam saat 8 gibi  dükkanı kapatıyorlar.

 Ee ne var bunda diyeceksiniz, bir çok esnaf gibi işinde gücündeler. Ama ne yazık ki kimse gelmiyor bu lokantaya.Yani ben şöyle oturup yemek yiyen iki kişi görmedim daha. Adam hareketliydi etrafta iş bulurdu kendine ama artık dükkanın bir köşesinde oturuyor. Başı önüne eğik hep. Tahmin edersiniz kitap okumuyor :)


                   Akşam olunca dükkan ışıkları açık bırakılıyor, kapı kapatılarak eve dönüyorlar. Bu kadar müşterisiz olmalarına çook üzülüyorum. 
Dertlenecek hep bir şeyler oluyor bu dünya da. Görmezden gelip hayatımıza devam ediyoruz ne yazık ki. Kalkıp biz yemek yesek hadi bir kez kurtarır mı. İşlek bir sokakta olsaydı şansları olurdu ama ne yazık ki öyle de değil.
Her pencere kenarına oturduğum da onlara bakıp üzülmekten canım sıkılıyor. Yoksa cam kenarı oturmalarımı çok severim. Dinlendiğim noktadır, kitap okurum, bir şeyler içerim, gelene gidene bakarım.

Okul tüm hızı, işleri ve yoğunluğuyla devam ediyor. Milli Eğitimin bu hafta ki projesinden bahsedeyim. Aile ve okul işbirliğinde nezaket etkinlikleri yaptık hafta boyunca. Okul dışı öğrenme ortamlarından yararlanarak kamusal alanda nezaket kurallarını öğrenmek için fırına gittik.



                             Hem fırında çalışanlar,ekmek yapımı öğrenildi hem de alışveriş yaparken nasıl konuşmalı, hangi nezaket sözcüklerini kullanmalıyız konulu çalışma oldu. Çocukların çok ilgisini çekti.
                        Sınıfımda ki çocukların eylül ayımda yani okula ilk başladığımız zaman yaptıkları resimleri görünce umutsuzluğa kapılmıştım. Neredeyse 6 yaşına gelmiş ama kalem tutmayı bilmeyenler vardı. Yaptıkları resimler de karalamaydı. Şimdi bakıyorum da okula gelir gelmez hemen yanıma gelen ve boya kalemlerini getirip resim yapan çocuklar var. Bunu gördükçe çok mutlu oluyorum. 


                                Mesela bu kaplumbağayı içinden gelerek yaptı ve sevinçle bana gösteriyor. Bol bol kuş ve arı resimleri çiziyoruz. Öğretmenin ilgisi neyse o yönde daha çok gelişiyor bence çocuk. Mesela benim müzik yönüm zayıftır, bu konu da yetersiz olduğumu kabul ediyorum.



              Kuş sevgim gün geçtikçe artıyor. Geçen gün instagramda kuşları seven diğer arkadaşları paylaştım. Ben de artık nakışta çok kullanmaya başladım. Defter işlemelerini kuşlarla yapmaya devam ediyorum. 
Durmadan işleme yaptığım için elimde birikiyor. Kendime ayırdıklarım dışında satışta yapıyorum çünkü malzemelerini en azından alırken rahat olmak istiyorum. Terapi gibi geliyor nakış ve örgü. Fazla olanları da sattım ve yeni evlerine doğru yola çıktılar.
Yine işlemelere başladım, hadi kendinize bir hediye alın. İçine günlük, anı, anekdot ne yazmak isterseniz artık yazar ve bu tatlı deftere baktıkça mutlu olursunuz. 
Yakında yenileri olacak 💖 



Paketlemeleri yapıldı ve postaya verildi.



             Bu hafta izlenenler aşağıda. İlk olarak Sore filmini izledim. Filmi Drifter in sayfasında gördüm hatta o da çok güzel anlatmış bu filmi. 
Diğer film Hedda oyunculuk harika. Henrik İbsen'in oyunundan uyarlama hatta günümüz cinsinden uyarlama olmuş bence. Konu olarak vay be böylemiymiş bu Avrupalı zenginlerin hali, hep bir dalavere hep aldatma hep çarpık ilişkiler. Ama günümüzde de bu tür illişkiler yaşanıyor, skandallar her geçen gün çoğalıyor.



                   Ben en çok şu  sakızıyla balon patlatan kadının filmini sevdim. Oldukça uzun film 2 saat 40 dakika sürdü ve ben iki gece boyunca izledim. Romanya^dan bir film. İş, özel hayat arasında mekik dokuyan bir kadının bize de çok tanıdık gelen içler acısı hayatı. Onun koşturmacasını , düzene isyanını izlerken kendinizden de çok şey buluyorsunuz. Gün boyu ettiği küfürler çok yaratıcı :)
Couples Therapy ise dizi film. Ben YouTube üzerinden bulup izledim. İkili ilişkileri bir terapist önünde izliyorsunuz. Koşun izleyin evli arkadaşlarım, burada da çok benzer sorunlar işleniyor. Ne garip bu diziyi izlerken bir çok ilişkiye şahit oluyorsunuz; çok yıllık, evli, sevgili, beraber yaşayan, eşcinsel vb. Ama ortak sorun hep aynı. Aynı şeylerden hepimiz dertleniyoruz. Ve aylarca yıllarca terapilere gidiliyor, çözülüyor mu bilmiyorum..




                              Bir de bu hafta önereceğim bir belgesel var. Hep yabancı belgeseller, yabancı başarılı insanların yaşam öyküleri izliyoruz. Zaten milli gururumuz İHA'lar ve onun perde arkası hakkında herkesin izlemesi gerekir bence. Çalışkan,hırslı, istikrarlı ve çocuklarına örnek olmuş, yetiştirmiş bir insanın; Özdemir Bayraktar'ın hikayesi.


                      Bu hafta okuduğum kitap Macar yazar Gyula Krudy'nin Günebakan.  Kitabın başında Macar asıllı Amerikalı tarihçi John Lukacs yazar hakkında oldukça geniş bir bilgi vermiş. Neredeyse 40 sayfa. Böyle bir bilgilendirme işime geliyor çünkü ne zaman farklı bir yazar okusam acaba kimdir, nasıl yaşamıştır diye merak eder ve araştırırım. 
Kitabın yazarı hakkında bir şeyler öğrenince iri yarı, sorumluluklarına aldırış etmeyip kafasına göre yaşamış, alkol, kadın ve kumar batağında ömrü tükenip hazin bir erken ölümle dünyadan göçmüş insanın böylesine şiirsel bir kitap yazmış olduğuna inanamadım.
Kitap dönemin hayatına ışık tutan tavrı ve betimlemeleri, zaman algısında ki kopuklarla okuması zor bir kitap olsa da o lirik anlatım sizi götürüyor.
Küçük bir alıntı kitaptan;
''Yalnızca insanoğlu baharın gelişiyle hayretler içinde kalabilirdi. Altmış, yetmiş yılda bu görüntüyü görmekten sıkılmazdınız. Her bahar, kaybedeceğiniz ya da kazanacağınız yeni bir oyun demekti.''



                  Okul sonrası komşu kahveye çağırdı, yorgunluk üzerine iyi geldi ama yine de eve döndüğümde hemen koltuğuma oturmak, kitabımı almak okumak istiyorum. Belki bütün gün konuştuğumuz, aksiyon halinde olduğumuz için böyledir. Ama okul sonrası bir buluşma da konuşma olayı olduğundan o bile beni yoruyor artık. Hatta ben konuşmayayım oturup dinleyeyim ondan bile yoruluyorum.
Kafa yorgunluğu bir şeye benzemiyor gerçekten. Hele tansiyonum artık her şeyden etkilenmeye başlamışken kendime özen göstermeliyim diyorum. 



İşte benim harika köşem.
Huzurlu saatler..
Mum ışığı..
Yağmur da yağsa..




Asıl özlediğim 💙






6 Şubat 2026 Cuma

Bugün Cuma

 

                    Geçen cuma eve dönmemize iki gün kalmış, üzerimize biraz hüzün çökmüş, ben de oldukça okul hayatından kopmuş durumda anneme hadi bugün sadece ikimiz deniz kenarında kahvaltı yapalım dedim. Bizimkileri evde bırakıp sahile indim, annemi alıp bir kafeye oturduk. Saat 10 buçuk gibiydi ve hala fazla insan yoktu etrafta. Güzel bir kahvaltı tabağı ve demlenmiş çayla anneciğimle neredeyse iki saat bu manzarada oturduk. Dışarısı oldukça soğuk ve yağmurluydu. Biz de sıcak mekanda keyfimiz yerinde çayımızı yudumluyorduk. Bazen böyle kaçışlar yapmalı insan. Bazen rutinden çıkmalı, yarın ne olacak düşünmeden oturmalı..

                 Kızımdan da habersiz çıkınca beni aramış, biraz mızmızlanmış ama yapacak bir şey yok. Ona hadi gel desem o saatte kalkmayacak, beni bekletecek ve saati öğle yapacaktık. Ben de hiç haber vermedim ama ertesi gün tüm aile sofra başındaydık. Bu sefer evde kahvaltı yapıldı, gitme hüznünü dağıtmaya çalıştık.




Annemin evi zaten sahilde özellikle yaz aylarında denize bakan balkonunda kahvaltı yaparız. Ama yol geçtiği için özellikle akşamları oturulmuyor çünkü çok fazla araç gürültüsü oluyor. Ama sabah saatleri daha az insan, daha az araba. Denizden gelen o sabah esintisinin hiç tarifi yoktur.
Hikmet Anıl Öztekin'in şöyle bir mısrası vardır;

Halbuki her şey sadece bir kaç kelimeydi..
Yağmur, çay ve şiir..
Cennet için tefekkür
Tefekkür için de bunlar yeterdi..




                              Annemden ayrılıp pazardan bir iki şey alıp eve dönme niyetim varken bir arkadaşım üzerine bir de kuzenim arayarak buluşmak istediler. Çok şükürler ediyorum ki beni seven arayan insanlar olmuş hayatımda. Tatilin ilk gününden itibaren bir çok arayan arkadaşım oldu, çoğuyla buluştuk görüştük hasret giderdik. Bu iki arkadaşımla da hemen bir yere oturup kahvemizi içerken sohbet ettik.
Güzel kafelerde oturmayı çok severim. Alelade bir yerde hemen oturup bir şeyler yemeyi hiç bir zaman yapmadım. Her köşeye de oturmam. Keyif ve haz alacağım mutlu olacağım yerleri seçerim. Bİr çok buluşmada buna önem veririm.




Sonrasında yani pazar günü dönüş başladı. Eskihisar arabalı feribotla dönecektik ama öyle şiddetli rüzgar vardı ki ödüm koptu. Arabalı vapurlar çalışıyordu ama benim fobilerim yüzünden Osmangazi köprüsünü kullandık. Ve neredeyse 5 saatte eve geldik. Arada kızımı da yurduna bıraktık. 
Pazartesi okulumuz ikinci dönem için açılmış oldu.
Tüm yurtta Bayrağımıza Sevgi temalı hafta geçirdik. Tüm okullarda bu tema işlendi. Aslında bakıyorum da Milli Eğitimde çok güzel projeler, konular işleniyor tüm yıl boyunca. Aile, arkadaşlık, dayanışma, vatan sevgisi odaklı haftalar ve projeler yapılıyor ve biz öğretmenler onca iş güç içinde bunları gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
Mesela ocak ayında iklimsel olaylar, çevre duyarlılığı ile ilgili projeler de yapmaya çalıştık. Sadece okulda değil öğrenci evlerinde de süren bir sürecin olmasına dikkat ediyorum..
Pazartesi günü tüm yurtta bayrak konusu işlenirken kırmızı ve beyaz renklerde giyinmeye davet ettik öğrencilerimizi.


                       Pazartesi günü ayrıca kandil günüydü. Ramazan ayına çok az kaldığını müjdeleyen bu günde ben de köyümüzde ki camiye gidip namaz kılıp dua etmek istedim. Kaç aydır buradayım ama camimizi içten görmemiş, merak ediyordum. Gerçekten çok heybetli bir cami yapmışlar. Zaman olarak da kimsenin olmadığı saatlerde dua etmek, ibadet etmek çok iyi geldi.
Sonrasında okula döndüm çünkü akşam saatlerine kadar süren dönem başı toplantımız vardı.
Eve dönüşlerimde dinlenmeyi seçiyorum. Özellikle film izlemek çok iyi geliyor. Bu hafta boyunca Tim Mielants filmlerini izledim. Özellikle Small Things Like These filminin kitabını okuduğumdan çok merak ediyordum. Diğer filmlerden de bulduklarımı izledim hafta boyunca..


                                Bu hafta boyunca okuduğum tek bir kitap oldu. Onun ağırlığını, şaşkınlığını üzerimden hala atamadım. Bu tarz olayları inanır mısınız neredeyse 30lu yaşlardan sonra duymaya , öğrenmeye başladım. Şimdi bakıyorum da bu tarz olaylar dünya var olduğundan beri oluyor da biz bunlara muhatap olmuyorduk hiç. Şimdi bu yaşımda bile bunların olmasını aklım almıyor, olayları her duyuşumda bunu  insan oğlunun hangi yönüne koyacağımı bilemiyorum. Ne bunlar; her türlü şiddet, ensest ve pedofil olaylar, hatta rızaya bağlı seks şiddetleri dahil. Üzerine bir de dünyayı çalkalayan Epstein Adası olayları da çıkınca tüm metabolizmam alt üst oldu. Şu olayları bile böyle anlatışımız bile basite indirgediğimizi, kanıksadığımızı gösteriyor.
Epstein Davasında olanları okuduğumda aklımı kaçıracağım sanıyorum.
Adam son röportajlarında 2018 de pedofilinin eşcinsellik gibi tabi bir yönelim olduğunu savunmuş. Bakın şimdi bize mide bulandırıcı gelen bir çok şeyin normal gelmesi azdır. Özellikle şu ayıla bayıla izlediğiniz Netflix dizileri, filmleriyle bu hızlanmış durumda.
Sosyal medyada şu saptamalara rastladım ;

▪️Çocukların cinsiyetini değiştiren cerrahların Epstein tarafından fonlandığı belgelendi.
▪️Netflix gibi platformlarla pedofili küresel ölçekte “alıştırmaya” açıldı.
▪️Ayın tarihlerde Türkiye’de ise “Trans çocuklar vardır” kampanyası başlatıldı.
▪️Akademik kurullar, 18 yaş altı çocukların cinsiyetini katleden ameliyatlara dair makaleler yayımlayarak deşifre oldular.

                                  Gelelim eş zamanlı okuduğum kitaba. Kitabın adı Hüzünlü Kaplan. Neige Sinno tarafından yazılmış bir kitap. Yaşananlar gerçek ve yazarın neredeyse 6-7 yaşlarında başlayan üvey baba tacizi. Ama anlatımı, olayları bize sunuşu o kadar insani, o kadar gerçek ve o kadar acı ki.

''Zira benim de en çok ilgimi çeken, aslında celladın aklından neler geçtiği. Kurbanlar kolay, hepimiz onların yerine koyabiliriz kendimizi.''
Diyerek yaşananları babası yönünden anlamaya çalışıyor ama olmuyor. Kurban olarak kendisini öne koymaktan çok dünya üzerinde nasıl böyle bir kötülük yapılabileceğini anlamaya çalışıyor ama tabi ki olmuyor.
️“Sustuğum her yıl, içimdeki kaplan biraz daha yaralandı… Konuştuğum günse ilk kez pençelerini değil, özgürlüğünü hissettim.”


İnsanı ayakta tutanın umut olmadığını anladım: Umut diye bir şey yoktur, ne de irade: Hangi iradeden bahsedebiliriz ki burada? Ama içgüdü, koruma ruhu - ağacı, taşı, hayvanı yaşatan budur.

Kitapta ki anlatım bana yazarı merak ettirdi ve internette aradım. Doğrudan cesurca gözlerinize bakan 40lı yaşlarda ki bu kadının içine hapsedilmiş o karanlığı o acıyı farkediyorsunuz. Çok çok üzgünüm bunca olanlara..



                  Pazartesiden itibaren Trakya baya bir soğuk oldu ve kar yağdı. Burada evimiz ve sabah 8 de okula gitmek üzere çıktığımda arabamızı görüyorsunuz. Kış lastiği de yoktu Allaha emanet çıktım tipide yollara. 40 -50 hızla neredeyse kırk dakikada okula ulaştım ama hayatımda ilk kez karlı bir günde araba sürmüş oldum.




                              Okula gelince de manzaram böyleydi ama ilginç olan 20 km ötede ki bu köyde fazla kar yoktu. Hemen olanla kardan adamlarımızı yaptık çocuklarla. Penceremizin önüne koyduk. Köyün ortasında ki bu direk üzerinde büyük bir  leylek yuvası var. Mart ayının 10'u gibi leylek geliyormuş Az kaldı çok heyecanlıyım. 

                     Çarşamba gününde tansiyon sorunum tekrar çıktı. İki gündür süren başağrım çarşamba aşırı olunca tansiyonumu ölçtüğüm de 15-10 çıktı. Okula gidecek durumda değildim o yüzden iki gün rapor alıp dinlenmeye geçtim. Çok şükür bugün okula geldim biraz daha iyi iyiyim. Ama dün gece de erken yatayım okulda daha iyi olurum dedim. Erken yatınca yatakta dön dön yine yatış saatime geldim. Sonrasında sadece 2 saat uyuyup gecenin bir yarısı uyandım ve kabus gibi sabaha kadar uyuyamadım. Sadece sabah kalkışıma bir saat kala uyuyakaldım ve şu an zombi gibiyim.
Neyse olanlar böyle işte. Bence bu haftasonu dinlenir kendime gelirim. Geceleri yine tansiyonum çıkıyor ama nefes teknikleri, limon ve pancar suyu ile tedavi uyguluyorum. Biraz da stres yönetimi. Ama benim gibi her şeyden etkilenen insanlar için çok zor. Ne de olsa balık burcuyum 😢

Herkese  mutlu ve huzurlu iki gün dilerim!
Not ; instagramdan haftasonu işlediğim defterleri satışa çıkaracağım.
İlgilenenleri beklerim..💚


























Ramazan Cuması

                     Perşembeye kadar her şey gayet normaldi. Sağlıkla, enerjiyle işe gidip geliyor, günleri huzurla bitiriyorduk. Hatta Çer...