Okuduğum ''Dünyanın Tüm Güzellikleri'' kitabı beni hayallere sevk etti. Patrick Bringley genç yaşta geldiği kariyerini bırakarak biraz da ölen abisinin yasını tuttuğu zaman işini gücünü bırakarak New York'un en ünlü müzesi Metropolitian Müzesinde bekçilik işine başlıyor. Bu belki yasını yaşama şekliydi belki yıllarca süren okuma, iş, mevki koşturmacasına abisinin genç yaşta ki ölümüyle farklı bir açıdan bakma şekliydi, belki de dünyanın en büyük kentinde önünden koşan bedenine yetişemeyen ruhunun bir tepkisiydi. Sanat eserleriyle dolu bir müzede insan selinin ortasında bir şeyler öğreneceğine, şifa bulacağına inanıyordu. Hatta yıllar sonra şöyle diyordu;
"On yıl önce bu işe başladığımda, anlayamadığım bazı şeyler vardı. Bazen hayat, ışıltılı sanat eserlerinin arasında nöbet tutan bir bekçinin dinginliği ve sadeliği gibiydi . Ama aynı zamanda mücadele etmek, büyümek ve yaratmak için verilen bir çabaydı."
Kitabı okumaya başlayınca güzel bir işi varken bir insanın bir çoklarının gözünde bu can sıkıcı işe girmesinin büyüleyici güzelliğini gördüm. Uzun yıllar okuyarak didinerek toplumun gözünde yüceltilmiş meslekleri edinmeye çalışıyor, başarırsak da ömrümüzün yarısını bu yolda geçiriyoruz. Kendi yaşamıma bakınca hasbelkader öğretmen olmuş şu anki yaşımın yarısından fazlasını bu meslekte geçirmiş durumdayım. Tamam kutsal bir meslek, hayatına dokunduğum yüzlerce kalp oldu, anne-babalar tanıdım yüzlerce başka bir işte bu doygunluk zor ele geçer ama mesela her beş yılda bir meslek değiştirmek isterdim. Ne yapmak isterdim sorusu bile şu an zihninde kocaman boşluk oluşturuyor. Bende bir müzede bekçi olmak isterdim mesela. İnsanların yaşamına fazla girmeden anlık karşılaşmalar ile hayaller kurmak iyi gelirdi. Ya da bir kütüphanede bir memur olabilir ama yarı zamanlı :)
Belki küçük bir kafede garson, şehir şehir gezen belgeselci, atölyesi olan seramikçi, güzel ve butik bir kitapçıda çalışan biri, yaşlı bakımevinde hemşire, bir serada çiçekçi yapabileceğim işler. Ama geç değil yine yaparsın demeyin yoruldum arkadaşlar hiç enerjim yok :)
Yazarda bekçiliğe geçiş yapmasının nedenini şöyle açıklıyordu;
''Ve bu dünyada ilerlemek için çırpınıp duracağım hiçbir yola da girmeyecektim. Birini kaybetmiştim. Kaldığım yerden yola devam etmek istemiyordum. Aslına bakılırsa hiçbir yere kıpırdamak istemiyordum.''
Kitabı sevdim, sanatın iyileştirici gücünü gösteriyor. Yazar hem müzede ki günlerini anlatırken hem de abisiyle yaşadığı zaman dilimini de işliyor. Müzede geçen günlerinde görev yeri İslam Bölümüne alınınca gözlemledikleri çok etkileyici.
Bu bölümde bekçi olduğu günlerde bir Müslüman ziyarete geliyor ve Mihrap adında ki esere bakarak doğu yönü burası mı diye soruyor. Burada namaz kılabilir miyim deyince bazı sakıncalarını anlatıyor ve ziyaretçi kabullenip gidiyor. Sonrasında yazar müslümanların günde beş kez secde etmesini sorguluyor;
'' İnsan zihnini birliğe odaklamak için tasarlanmış bir ritüeli günde beş kez tekrarlamanın nasıl bir şey olduğunu düşündüm. İngiüzcede din anlamına gelen 'religion' kelimesi 'ligature' bağ kelimesinde olduğu gibi ligio kökünü içeriyordu. Temel anlamıyla din 'yeniden bağlanmak'tı yani yani kişinin odağını , topluluğun temel hakikat olarak benimsediği şeylere tekrar yönlendirmesi demekti. Herhangi bir dini geleneğe bağlı değildim ancak sık sık yeniden bağlanma ihtiyacı hissediyordum, önemsiz endişeleri bir kenara bırakıp daha temel bir şeyle bütünleşme arzusu duyuyordum.Bu güzel mihraba ibadet eden bir dindar olarak değilse de taparcasına uzun uzun baktım.''
Hep derler ya Allah'ın sizin ibadetinize ihtiyacı mı var, niye namaz kılınır dualar okunur diye. Onun yok evet ama bizim bu odaklanmaya ihtiyacımız çok fazla. Kalpler Allah'ı anarak huzur bulur. Günde beş kere anma mecburiyeti olmasaydı bu koşturup durduğumuz dünyada kaç kez aklımıza gelirdi ki?
Çok ilginç bu müzede İslam Bölümünde değişik eserlerden bahsetmiş. Hz. Muhammed'in 6 yüzyıllık bir Orta Asya tablosunda ki belli belirsiz bir tasviri varmış.
Okuyup bitirdiğim Dünyanın Bütün Güzellikleri kitabında yazar Patrick Bringley evliliklerinin beşinci yılında erkek çocuk sahibi oluyor. Üç aylık ücretsiz izininde yaşam alanının Met Müzesinin herhangi bir sergi alanından daha küçük 65 metrekarelik evlerinde bebek bakımı yapmasıyla değişen hayatını anlatıyor.
''Nasıl oluyorsa 65 metrekarelik bu dairede Met'in iki buçuk milyon karelik alanında yaptığım her şeyden daha fazlasını yapmam gerekiyordu. Dürüst olmak gerekirse buna alışmakta zorlanıyordum. Eskiden önemsiz şeylerden büyük ölçüde azade bir hayat yaşıyordum; biricik meselem , külfetsiz dünyada etrafı kolaçan etmekti. Ebeveynliğin en temel kısmının,bitmek bilmeyen küçük dertleri yönetmek olduğunu keşfettiğimde yaşadığım şoku hayal edin.Dağ gibi çamaşırlar.Düzenli doktor ziyaretleri.Bir türlü sonu gelmeyen bebek çantası hazırlama ve boşaltma işleri.Nihayetinde çoğu zaman kendimi bir çiftçi gibi hissediyordum, yaptığı işlerden o kadar yorulmuş ki sonuçları görmeye mecali kalmamış biri..''
Öyle tanıdık ki..
Pelin doğduğunda bizde beş yıllık evli, bu süre içinde hiç kavga dahi etmemiş, evliliği huzur ve neşeyle sürdüren bir çifttik. Çocuksuz evlilik rahatlığı denen bir şey var ve çocukla yüzseksen derece değişen hayatlar var. Okumayı ve seyahati çok sevmeme rağmen ilk iki sene bunu yapamadım. Çocuktan çocuğa fark var tabi ki ilk doğduğu günden itibaren normal sürece katılan bebekler var, alıştırma meselesi değil bu bir de çok zorlu bebekler var, yaşayan bilir.
Bir bebekle tüm evlilik süreci değişiyor ve yıllar geçtikçe sorunlara yenisi ekleniyor. Çok şükür bebeklik, çocukluk, ergenlik süreçlerini alnımızın akıyla atlattık ama bir de bize sorun. Ama bu kadar meşakkatli geçen yıllar zamanı ve bu her senenin büyüsünü aldı elimizden. İçimde hızlıca ve yorgunlukla geçen yıllara ait burukluk var. Artık istesek de geriye dönüş yok, kızım koca bir yetişkin oldu. Rahata kavuşunca geçmişin güzel yanlarını hatırlayıp elden kayan zamana üzülüyorsunuz.
Şimdi rahatız, sakin çocuk öncesi yaşamımıza döndük, sabah erkenden uyandıran, bakımı size ait bir canlı yok. Dilediğimizce okuyup evde sessiz günlerimiz geçiyor. Ama içimde bunca yıl süren çabanın, yorgunluğun sızısı var. Çocuğumuzun bunca yılı nasıl ve ne çabuk geçti ?
Bu hafta François Ozon filmlerinden izlemediklerimi seçerek devam ettim. Daha önce Havuz, 8 Kadın, Kumun Altında, Frantz filmlerini izlemiştim. Seçtiğim filmlerden ilki EstaTudo Bem yaşlılık sürecini, baba kız ilişkilerini anlatan güzel bir filmdi. Gouttes d’Eau sur Pierres Brûlantes Fassbinder’in aynı adlı sahnelenmemiş bir oyunundan uyarlanan filmmiş. Absürd komedi ve dram karışık diye okuyunca konusunu merakla başladım ama sübyancı eşcinsellikten girip saçma sapan Fransız cinsel serbestliğiyle birleşince atlaya atlaya bitirdim. Grace A Dieu filmi yıllarca süren belki de her ülkede rastlanan çocuk istismarını konu ediniyor. Kilisede görevli papazın sınıfında ki erkeklere tacizini ve bu erkeklerden birinin yıllar sonu hesap sormasını anlatan güzel bir film. Son olarak Ricky ilginç bir film. Başlangıçta yine bilinen bir konu, bir bebeğin dünyaya gelişiyle değişen aile dinamikleri, babanın sorumlulukların altında pes edip evden ayrılışı sizi filme çekiyor ama sonrasında bu bebekte absürd değişiklikler başlayınca kapattım bende.
Yani François Ozon dosyası benim için kapanmıştır 😕
Bu hafta sınıfımızda...
Okulumuzda İlkbahar ..
Bu hafta kütüphaneye gidip dönüp dolaşıp yine çok sevdiğim Selim İleri kitabı aldım. Zihnime ve ruhuma iyi gelen yazardır Selim İleri, o yüzden tekrar tekrar okuyabilirim. İstanbul Mayısta Bir Akşamdı daha çok eski İstanbul'u ve çeşitli yazarlar hakkında yazdığı denemelerden oluşuyor.
Salı günü hava 20 dereceyi bulunca hemen mangalı aldık ve oturduğumuz yere çok yakın bir göle gittik. Uzun zamandır evlere kapalı kaldığımız için bu piknik çok iyi geldi. Özellikle ilkbaharda dışarıda geçireceğimiz zamanları düşündükçe bir çok şey katlanılır geliyor . Yoksa öyle sıkılmış durumdayım ki kendime devamlı telkinler vermesem küçük umutlarla beslenmesem tansiyonum her an yükselme eğiliminde. Bedenimizin sağlığının en büyük faktörü stres. Bunu çok iyi yönetmek gerekiyor biliyorsunuz.
Haftam güzelce geldi geçti, yavaş yavaş nisan ayının ortasına doğru geldik.
Mutlu haftasonlarımız olsun 💖
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder