Ramazan geldi geçti işte. Zamanın akışına kendimi kaptırmış durumdayım, hızının baş döndürücü etkisini artık hissetmiyorum bile. Büyük bir telaşenin içindeyiz ve bu beni çok rahatsız ediyor. Ramazan ile ilk defa dünyadan kendimi bu kadar çok soyutladım. Dünya bensiz de kolayca dönüyor, herkes işine gücüne devam ediyor, bu siliniş çok korkutucu. Ama bir yandan da aslında bu durumdan anlam çıkarmaya çalışıyorum; bak çok da mühim değil bu gezegende olup bitenler, çok anlam yükleme, çok üzülme, geçiciyken her şey fazla planlar yapma diyorum.
Ramazan da neredeyse hiç bir şey yapmadım. Gün boyu oruç tutup hem çalışma hem günlük işlerine devam etme kolay değil tabi ki ama amacımız , inancımız bu zorluklarla bunu sürdürme gayretimiz ile birleşince farklı bir doyum farklı bir huzur yaşatıyor. Bir aydır blog okumadım, ara ara instagrama baktım ama bir anda soğuma yaşadım çünkü hep aynı şeyler dönüyor hep aynı copy paste laflar, durumlar, videolar. Blog yazmama bile üzerimden sanki büyük bir yükü kaldırdı. Çok sevdiğim okuma işini bile yapamadım, elime bir tek kitap dergi almadım. Ara ara Kuran'ı okudum. İnancıma, ibadetlerime yoğunlaşmak istedim. Zekat vermek için araştırdığımızda çok dokunaklı ailelere denk geldik, onları görünce dertlendiğim konulardan utandım çünkü bu dünya da gerçekten ele avuca gelen somut dertler var ve insanların neyin içinde olduklarını görmek çok üzdü.
Oruç zaten başlı başına müthiş bir ibadet. İnsanı insan olmaya zorlayan, güdülerini dizginlemeyi öğreten, sabırlı olmayı işaret eden bir ibadet. Sezai Karakoç'un oruçla ilgili dediklerini severim;
''Orucun getirdiği yorumla dünyayı ve tarihi yeniden yorumlamak, zapt etmek, fethetmek, kurmak ve inşa etmek zorundadır çağımızın müslümanı. Oruç bize bu misyonu yüklüyor. Oruç bize bu mesajla geliyor.''
Ramazanın bitmesiyle büyük bir boşluğa düşüyorsunuz. Ramazanı yaşayanlar bilir; otuz gün boyunca oruçla hayatına sınırlar çizmek, buna göre yaşamak, okuduğun ayetleri düşünmek, hayatın hangi köşesinde olduğunu fark etmeni sağlıyor. Gerçekten ramazan rahmeti var, bu sizi sarıyor, gerçekten bunu hissediyorsunuz. Biraz tecritle, biraz düşünmeye yoğunlaşmayla, biraz da bu çılgın dünyadan kopmayla bir ayım geçti.
Okulların ara tatili de başlayınca yola çıktık, evimize geldik. Anne-babama kavuştum, minik evime kavuştum, kızıma kavuştum çok şükür. Diğer evimizi de kiraya vereceğiz, gidip gözden geçirdik biraz bahçeyi temizledik, budamalar yaptık. Gözüme ağaçlar daha bir büyümüş geldi, limonlar sararmış, galalar açmış, portakal ve mandalina ağaçları çiçeklenmeye başlamış. Bunları görünce burnumun direği sızladı çünkü her ağaç her bitki de yıllardır süren emeğim var. Daha minicik fidanken ektiğimiz ağaçlar kocaman büyümüş, betonlar arasında bir vaha yaratmışım. Şimdi kiraya vermek zorundayız çünkü iki bahçeli evle ilgilenmek çok zor. Hem niye boş dursun ki diyoruz. Umarım doğa dostu bir kiracı buluruz ama insanların genel tablosunu bilince umutsuzluk yaşıyorum.






