9 Aralık 2014 Salı

Uzak Çok UZAK

                       Son  bir  yıldır aileme  ciddi  ciddi  söylediğim  bir şey var. Gerçi  onlar  gülüp  geçiyorlar  ama  bir gün  bakmışsınız  bu  hayalimi  gerçekleştirmişim. İsteğim  uzak  bir yerde,  ıssız  bir köyde ineklerle   keçilerle  yaşamak :)   Fazla  insan olmasın,  yemyeşil  dağların  eteğinde,  mümkünse  deniz  kenarında olsun  ,  bir  köy evim,  bahçem  ve  hayvanlarım  olsun  istiyorum. Annemler  zaten  evin  bahçeli  ve  denize  yakın  oturuyorsun diyor  hem de  bir  kasaba da.  Ama  o  kadar  çok  insanın  içindeyim ki..Yaşım  çokta  değil  inzivaya çekilmek  için  ama  çok  yorgun hissediyorum .  Her  geçen  gün ruhum  insanlarla  daha  da  kirleniyor.  Haketmediğim  çirkin  yaşantılara ,  canımı  sıkan  durumlara,  gündelik  rutinlere  maruz  kalıyorum  ve  mecburen  dahil  oluyorum  herşeye.  
                      Milan  Kundera    şöyle  bir  yerde  : '' Sadece  bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz "..  Tek  bir  hayatımız  var  diyorum  kendime  bir  taraftan.  Buna  rağmen  boyun mu  eğmeliyim  sevmediğim durumlara.  Öyle de  bir  çarkın  içindeyim ki ,  işe  git gel,  işteki olumsuzluklar,  boşa kürek  çekmeler,  içinde  yaşadığım sokak,  kasaba ,  kent,  ülke.  Özelden genele  yayılan  mutsuzluk. 
                     Geçenlerde  içimi  mutlulukla  dolduran, bana belki  gerçekleştiremiyeceğim   hayaller  kurduran  fotoğraflara  rastladım.  Bu Avrupa'da ki  ıssız  köylerdi.  İşte  gitmek,  kalmak  istediğim yerlerin kanlı  canlı  hallerine  rastlamıştım. Mesela  Gasadalur  denen  şu  köye  bakın..


Fraoe  Adalarında   bulunan  bu  köy tam  17 kişiden  oluşuyor.  Diğer  köye  bakalım bir de.  Ben  bayıldım.  






Burası  Gjógv..Toplam  49  kişi  yaşıyor.


Fámjin   Köyü :  108 kişi...


Burası da  Elduvik. Köyün  nüfusu  23. Herkes  sıkılacağımı,  üç  günden  sonra  biteceğini  söylüyor  ama  imkanım  olsaydı  herşeyimi  brakır  ,  burada  yaşamaya  giderdim. Artık  emekli olmak istiyorum, iş  güç koşturmaca, seçmediğim yüzlerin hayatıma girmesini istemiyorum. Ama bunlar  koca  bir  hayal.  Emeklilik  uzun yıllar  sonra. O gün  geldiğinde  ne  olur  bilemem.  Dediğim gibi  herşey  uzak mı  uzak   bir   hayal  :(

23 yorum:

  1. Öyle 20-30-40 kişilik köylerde olmasa da en az bir 3000-5000-hadi güzel hatırın için 10000 kişilik kasabalarda yaşamayı isteyebilirdim ben de. ;) Az insanlı bir hayata geçmek iyi fikir gerçekten. Gerçi ben koca şehirde bile bunu beceriyorum bir bakıma, ama dediğin şeyi de çok iyi anlıyorum: ne olursa olsun, dışarı adımını attığın anda içinde yaşamasan da yaşanan çirkinliklere "maruz kalıyorsun". Ve bu çirkinliklerin de giderek arttığı bir toplumda, ülkede yaşıyoruz. İşimiz zor. Biraz daha sabredip Kaş'a ya da belki bir Yunan Adası'na kapağı atmak güzel bir hedef olabilir benim için şahsen. ;)

    YanıtlaSil
  2. evet bu köyler imkansız. dediğin gibi küçük bir yer, herkesin birbirini tanıdığı, belki daha az
    çirkinliklerin yaşadığı..kasabamız da küçük ama yine de gürültüsü, trafiği, istemediğin bir
    sürü çirkinliği mevcut. hergün işe gidip gelme, zorunlu olduğun mecburluklar, hep
    aynı işler, günler, aylar, kısır döngü. sırf 3-4 ayda bir bir kaç günlüğüne özgür olmak
    için çektiğimiz bunca şey..

    YanıtlaSil
  3. Faroe Adaları`nı biliyorum. Blogumda bir ara bahsetmiştim. Peer Ole`nin gittiği CISV kampıyla oradan 4 çocuk da buraya geldi. Ellerinde haritaları açıp bakmıştık nerden geldiklerine:)
    Biliyorsun İzlanda`ya gittik bu yaz. Harika, enfes yerler. İnsanların hala güveni bitmemiş, herkes saygılı, birbirini tanıyor vs. Tanıştığımız biri Belçikalı ve ordan kalkıp yerleşmiş başkente. O kadar memnun ki! Trafik yok, gürültü yok, tertemiz bir hava, okulların eğitimi iyi, suç oranı nerdeyse sıfır vs.
    Ordayken de düşündüm, yaşamak nasıl olur acaba diye. Yaşamı farklı şekillendirmek lazım. Hava, doğa büyük rol oynuyor. İnsanlar doğa ile birlikte yaşamayı öğrenmiş, bizim gibi iki yağmur yağdı diye kimse "yazı özledim yaaa!!!" diye yakınmıyor:) Aktif volkanların olduğu, sürekli deprem yaşandığı ve insanların buna da alıştığı bir yerden bahsediyorum. Kışın zor olur orası kesin. Mesela şu anda hava 15.30 gibi kararıyor, gün ışığı olan saatler son derece az.
    Aslında önemli olan yer değil. İnsanın sadece tüketmek için çalışması ve farkına varmadan bu çarkın içine girmesi. Hep daha iyisi, daha güzeli, daha daha dahası için. Düşünürsek eğer insan çok az şeyle yaşayabilir, öncelikle kendi ekip biçebilir, karnını doyurabilir, gerekiyorsa takas yöntemiyle elinde olmayanlara ulaşabilir vs.
    Uzun lafın kısası; ben böyle yerler gördükçe aklıma gelen tek soru şu oluyor: kim daha gerçek yaşıyor? Onlar mı biz mi? Cevap belli:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlanda'ya bir arkadaşım gitmişti de aynı şeyleri anlatmıştı. Polis yok, suç yok,
      sessiz, sakin yaşayan insanlar. Bu nasıl oluyor diye çok kafa patlatıyoruz eşimle. Avrupa
      ya gidişlerimizde artık küçük kasabaları seçmek istiyoruz. orada geçen bir kaç gün
      bile ömre bedel. doğa, sessizlik, keyifli insanlar, herşey çok güzel. Sıkıntım hızla geçen günleri hoyratça yaşamak. sanki böyle az insan, az iş , az modernlik olunca derdime
      çare bulacakmışım gibi geliyor.

      Sil
  4. Bu sabah Yonca Tokbaş'ın yazısını okudum. Toplumsal durumumuzu anlatan duyarlı bir bireyin çığlığı olarak aldım o yazıyı. Altında öyle çirkin yorumlar vardı ki! Etrafımızdaki çoğu insan başkalarını mutsuz ederek, kalplerini kırarak ve kötülük yaparak mutlu oluyorlar. Ekrandaki saçma dizilerden ve ''yok artık!'' dedirten kötülüklerden zevk alıyorlar. Dün akşam eşimle aynı şeyi konuştuk.
    ''Lise biter, Selçuk buralardan gider!'' dedi. Hemen hesap yaptım. iyi ihtimalle beş senemiz daha var. Bu yaşımızda insanlardan bu kadar kaçmaya çalışmamız iyi bir şey değil; ama benim de ruhum bu kirliliği kaldırmıyor.
    Gidesim var, hem de çook!
    Yeşile, ağaca, suyun sesine, uzun yürüyüşlere, sabah içten verilen selamlara, kendi hayatını yaşamaya....
    Ahhhh....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte demek istediğim de bu. ne kadar çok insan tanıyorsak o kadar derdimiz,
      sıkıntımız oluyor. zaten iş hayatından doğru dürüst memnun olan yok. herkes bir bitse
      emekli olsam diye bekliyor ama o zaman da bir çok şey elden gitmiş oluyor. biz en iyisi
      hayallere devam :)

      Sil
  5. Bu uzak hayallerinin bir ortağı da benim!!! Daha basit yaşamak istiyorum, daha huzurlu.. Hayatımın daha az zorunluluklar içermesini istiyorum. Yapamadıkça da kendime kızıyorum:(
    Umarım gün gelir devran döner hayallerimiz gerçek oluverir:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ah hele sen nasıl koşturuyorsun tahmin edebiliyorum. hayal kurmakta güzel ama
      insan bir an önce olsun istiyor. siz yazlıkta biraz o günleri yakalıyorsunuz ama
      geçici günler , hemen de bitiyordur. sinopta ilk öğretmenlik yıllarım geçti. hem küçük bir şehir hem de az insan tanıyordum. uzun uzun zamana sahiptim, uzun geceler, uzun günler.. meğer ne güzelmiş :) kıymetini şimdi anlıyorum. hayat koşturmacasından boğulduk mudur nedir. en azından tatile gitmem lazım benim :)

      Sil
  6. Fotograflar muhtesem, Alp'lerin eteklerinde bir yerler mi acaba, google'lamadim bilemiyorum ama Heidi'nin cizgi filmini izler gibi oldum baktikca 😘 Demek ki yalniz degilmisim sessiz sakin yerlerde yasama hayalleri kurarken, gerci ben emekliyim ve yilini buyuk bolumunu Bodrum-Gundogan koyunde yasiyorum ama bu fotograflardaki yerlerin ozlemini hala icimde yasiyorum. SIkIlirmiyim himmm sanirim sIkIlmam 😘 Umarim hayallerini gerceklestirebilme imkanlarin olur ileride Buketcim.. Ama yasadigin ani da en iyi sekilde yasamaya bak canim, sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu köylerin hepsi Faroe Adalarındaymış. zaten fazla insanın yaşamadığı yerler. bunlar bizim için fazlaca ütopik ama çok güzeller. geçenlerde bu resimlere rastlayınca ahh keşke burada yaşasam dedim hemen. sonra da oturdum işte, birşeyler yazdım. gündoğanda ne güzel . bir çok kişinin hayali. komşu olsak :)

      Sil
  7. herşey bir hayal ile başlıyor...bizim köyümüz de 200 hane, herkes kendi halinde, bekleriz:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gerçekten mi ??
      ne kadar şanslısınız!

      Sil
  8. Böyle fotoğrafları gördükçe oralara gidip görme isteğim daha da çoğalıyor. Sonra o evlerden birini seçip orada yaşadığımı hayal ediyorum. Ama en sonunda alıştığım bunca şeyi bırakıp öyle bir yerde yaşayabilir miyim diye düşünüyorum. Alışmak kolay tabii ki de keşkeler giriyor bu sefer. Öyle bir yerde doğmuş olsaydık memnun olur muyduk bilemiyorum. Bu hayatı çekip yorulduktan sonra dinlenmek için güzel yerler ama tüm hayat geçer mi bilemiyorum. Yine işin içine para girecek. Sıkıldıkça gez toz diye :) Hayat zor :)) Hayal kurmak bile zor. Düşünürken bir anda gerçekliğin içinde buluyor insan kendini.
    Ben evimi seçtim :) Fámjin köyünde, sahilin tam karşısındaki ev öbeğinde, açık mavi çatılı bir ev var. İşte orası.. Beklerim bir kahve içmeye :))
    Bu arada, blog tasarımı için Sawako Kuronuma'nın bloğunda çekilişi hala devam ediyor. Bir şansını dene istersen. Linki burada http://koregunluklerim.blogspot.com.tr/2014/11/aradgm-blog-sen-misin.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. blog tasarımı için bakacağım ben de. biri el atsa bloguma bir değişiklik gelse :)

      Sil
  9. sevgili Buket,
    henüz 30 bile değilim ama ben de benzer bir yazı yazmıştım dün:) büyük şehir tüm katkı ve nimetlerinin yanı sıra, gerçekten yıpratıcı. 15 milyonluk şehir mi olur hem ya!! gerçi benim derdim kalabalıktan ziyade, doğadan kopmak ve koşturmak. yani isteğim, sdoğanın içinde ve sakin bir hayat sürmek...
    ve dediğin gibi, bir yaşamımız var, neden istediğimiz gibi yaşamak bunca zor?!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. senin yazını görmemişim hemen geliyorum!

      Sil
  10. Buketcim;
    Çok güzel söylemişsin aslında. Her bir kısmına katılıyorum. Ben yıllardır uzağım memleketin keşmekeşinden, kalabalığından. Burası nitekim daha sakin, insanlar daha az bozulmuş, daha sessiz bir ortam. Ama ne kadar uzak da olsan, kafandaki sıkıntıları yanında götürürsen gittiğin yere pek fark etmiyor uzakta olmak. Ben hep gitmeyi seven biri oldum, ama şimdi bakıyorum da gitmek de bir yere varmak değil aslında. Tüm kafa karışıklığımla doğduğum yerde olmayı yeğlerim şimdi. Yine de sakin bir hayat gerçekten güzel. Bünyesi karmaşaya alışık insanlar olduğumuzdan o halleri de arıyoruz aslında. Yani ben tamamen her şeyin dışında kalmayı tercih etmiyorum artık, uzak durmak iyi ama istediğinde varabileceğin bir şeyler olmalı. O fotoğraftaki minicik sevimli köyler şu an benim için içinde bulunduğum hapishaneden farksız. Sadece bir süre katlanabilirim sanırım doğanın hatırına. Bilmiyorum şu an böyle izole yaşamlar içimi daraltıyor:):) Anlarsın sen söylemek istediğimi:) Öpüldün..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediklerinde haksız değilsin, ben de bu kadar çok insan içinde bunaldıkça böyle şeyler yazıyorum işte. belki yine tatili özledim. nereye gidersek gidelim , herşeyi ; mutluluk, sıkıntı, dert, tasa , huzursuzluk bizimle aslında. Kavafis boşuna mı demiş: '' Yeni bir ülke bulamazsın , başka bir deniz bulamazsın Bu şehir arkandan gelecektir..

      Sil
  11. sanki böyle yerlerde hayat daha yavaş akıp gidiyormuş gibi geliyor; hırslardan uzak,telaşsız... birçoğumuzun istediği ama gerçekleştiremediği :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hep aynı şeylerden dertliyiz, benzer şeyleri hayal ediyoruz değil mi ..

      Sil
  12. Köyler çok güzel, özellikle ilki. Artık herkesin hayali bu sanırım...

    YanıtlaSil
  13. Ne de güzel yaşanır buralarda! Yeşili yeter.

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma