12 Kasım 2018 Pazartesi

Köyde Tekbaşınalık

                                      Kalabalıktan, yozlaşmış sahte ilişkilerden, yıllarca ömrümüzü verdiğimiz iş hayatından, gereksiz muhatap olduğumuz sosyal yaşamdan belki de dünyanın tüm gerçekliğinden kaçış noktası olarak sakin bir yere yerleşme hayali kurarız çoğumuz. Genelde nüfusun az olduğu yerler, köylerdir bunlar. Emekli olunca gideceğim dersiniz, yetti bu kalabalık,kaos, keşmekeş dersiniz, bazılarımız daha şanslıyızdır daha çalışıyorken bir ev yaparız köyde haftasonu kaçamakları yaşarız. Yaş ilerledikçe şehrin karmaşasından kaçma hayalleri kurmayan yoktur herhalde. 
Ünlü düşünür Martin Heidegger  Güney Almanya'nın Kara Orman dağlarının yükseklerinde inşa edilen kulübesinde çoğunlukla tek başına elli yıl yaşadı. Bu kulübe de yazdığı yazılarını topladığı kitabı hakkında yazdığım post burada. Kitap yalnızlıktan çok seçilmiş, tercih edilmiş bir yaşam tarzını yansıtıyor. 
                           Heidegger kitabında şöyle der :
'' Şehirliler çoğu zaman, dağların arasındaki köylülerin uzun, tekdüze Yalnız olma durumuna hayret ederler. Oysa bu Yalnız olma değil, tek başınalıktır. Gerçi insan büyük şehirlerde de neredeyse başka hiçbir yerde olamayacak kadar kolaylıkla yalnızlığa düşebilir. Ancak insan orada asla tek başına olamaz. Çünkü tek başınalık bizi tecrit eden değil, aksine bütün varoluşumuzun, bütün şeylerin özünün geniş yakınlığının içine doğru açılmasını sağlayan kendine özgü güçtür.”



               
                            Seçilmiş tek başınalığa en güzel örnek Sait Faik'in Lüzumsuz Adam'ı Mansur. Kendini toplumdan bilinçli olarak izole etmiştir. Kimseyle iletişim kurma ihtiyacı içinde olmayan Mansur'un  dostları bile nerede oturduğunu bilmiyordur. Yaşamını küçük bir dükkândan aldığı kira ile idame ettiriyordur. Bir köye çekilmemiştir belki ama kendi mahallesinden de 7 yıldır dışarı çıkmamıştır. 
                           Kimi insanı izole ettiren,insanlardan uzaklaştıran o duyguyu çok merak ederim, bazen de özlem duyarım buna. Acaba bunu denemiş olsam ne kadar dayanırım diye hayal ettiğim çoktur. Bu yüzden belki de şehir de yaşamı, hatta şehirlerde gezmeyi sevmem. Kimbilir belki Heidegger gibi bir gün kırsala gider orada oyuz yıl yaşarım. Hem onun yaptığı yaşamdan tamamen kopuşta değildi. Kulübesinde karısıyla yaşamış, yazmış, çizmiş, isteyince de şehre inmiştir. 
                            Şu fotoğrafta görülen cami bizim okulun hemen bitişiğinde. Bu ev de okul çıkışı gidiğ baktığım , hayal kurduğum ev. Terk edilmiş.
                           Ne garip özlemlerim var böyle..









12 yorum:

  1. bu özlemlerin de yalnız değilsiniz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birbirimizde benzer özellikler olunca
      burdayız değil mi :)

      Sil
  2. Çevremdeki çoğu insan aynı duygularda...
    Büyük şehirlerdeki kalabalığın içindeki yalnızlık en fenası , yalnızsın ama kendi başına değilsin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalnızlık başka tercih edilmiş tek başınalık başka
      birşey bence de. İkincisini seçmek ve uygulamak ayrı bir
      olgunluk mu desem bilemedim. Buna karar vermek uygulamak çok zor
      bir taraftan.

      Sil
  3. Merhabalar.
    Ben de kendimi toplumdan izole ederek, eşimle birlikte bir dağ evinde yaşamayı çok istiyorum. Ancak, belli bir yaştan sonra sağlıkla ilgili sorunlar yaşamaya başlıyorsunuz. İşte bu nedenle şehir hayatını terk edemiyorsunuz. Köyler de bile yaşarım. Hem Martin Heidegger, hem de Sait Faik'in Mansur'u gibi olmayı her gün, her saat, her dakika hep hayal eder dururum. Ama maalesef bizi bu şehirlere mahkum eden sebepler var.

    Bu güzel paylaşımınızdan dolayı emeğinize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Bu paylaşımınızı çok sevdim ve beğendim. Gelir gider okurum artık.
    Selam ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Issız bir yerde ( köy ya da kasaba) yaşama hayallerini
      emeklilik yıllarına bırakıyoruz ama dediğiniz gibi o zaman da
      insan sağlık problemlerini düşünüyor. hep özlem olarak mı
      kalacak bu içimizde bilmem.

      Sil
  4. Şehirlerden çok ülke bunaltıyordur. Stokcholm ve Oslo şehir düzenleri başlı başına keşmekeşlikten uzak, varoş mekanları salaş ayağına yutturanlar yok. İsveç'te ve Norveç'te medeni, özgür, baskıdan uzak, refah içinde, gelecek ve gün kaygısı uzak yaşıyorlar. Kısada olsa gördüm. İspanya'da daha önce yaşadığım deneyimime göre İskandinavya olmasa da bizlere göre rahat, özgür ve medenidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet aslında asıl problem bu olsa gerek. ülke gündeminden yorgun
      düşmüş bedenlerimiz ve zihinlerimiz bu tür yaşamlara hep
      özlem duyacak herhalde. Oslo ya ben de gittim, dediğin gibi
      şehir ama bir adım ötesi deniz, orman, fiyortlar. ülkenin
      çok kalabalık olması da canımı çok sıkıyor. metre başına 4 kişi
      düşüyor

      Sil
  5. harika fotolar... Çok anlamlı fotolar... :)

    YanıtlaSil
  6. çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık, insan zaman zaman inzivaya çekilip kendini dinlemek istiyor gerçekten, resimler de çok güzel, sevgiler:)

    YanıtlaSil
  7. Fotoğrafa bakınca derin bir hüzün kapladı içimi hikayesi olan bir ev...Anlamlı ve ruhu olan bir ev...

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma