19 Şubat 2019 Salı

Bu Hafta Seyredilenler

                  Her gece film ya da belgesel seyretmeye devam  ediyoruz. Çok etkilendiğim ya da güzel bulduğum bir filme ya da diziye rastlayamıyorum ne zamandır Bu gidişle büyük ustaların filmlerini izlemeye tekrar geri döneceğim. Yada belgesel seyrediyorum devamlı en azından bir şey ifade ediyorlar.
Herkesin kitaplarda olduğu gibi sinemada da beğenisi  göreceli. İzleyip karar vermek lazım. 
              Bu hafta başında ilk seyrettiğim belgesel 3 bölümden oluşan, sırayla Karl Marx, Nietzsche ve Freud'un yaşamının kabataslak anlatan Modern Düyanın Dahisi oldu.
                             

              History Channel'den  aşina olduğumuz tarihçi Bettany Hughes tarafından bu üç şahsiyet hakkında bilgi ediniyorsunuz. 
             Diğer belgesel benim gibi nedeni bilinmez ağrılara, hastalıklara sahip olanları rahatlatacak bir belgesel Heal.. Bilmediğimiz şeyler değil ama bir çok hastalığın   kökeninde  stres, üzüntü ve olumsuz duyguların yattığını söylüyor. Geçmişte yaşanan  ve zihnin derinlikerine atılan travmaların  bulunup ortaya çıkarılmazsa kansere kadar götürdüğünü örneklerle işliyor . 

                              heal belgesel ile ilgili görsel sonucu

               İzlediğim bir film de 7.7 lik imbd puanı ve bir kaç yerde okuduğum iyi yorumlarla  Burning oldu. Film  güney kore yapımı, lee chang-dong'un yönettiği 2018 yapımı bir film. Murakami öyküsünden uyarlama. 3 Murakami kitabı okumama rağmen onu sevememiş biri olarak filmi de fazla beğenmedim. Yalnızca müzikler iyiydi bence. Yine de seyredip karar vermek lazım diyorum ya bir Haneke seyrettikten sonra filmlerde işlenen duyguları onun gibi vermelerini bekliyorum.


                               
                                 Jane belgeseli bir ömür filmi. Eşiyle birlikte balta girmemiş ormanda yaşayıp maymunları, gorilleri uzun yıllar gözlemleyen Jane Godall'ın uzun yılları içine alan belgeseli bu. 60lı yıllarda Tanzanya da başlayan bu yaşam şekli Philip Glass tarafından bestelenen müziklerle eşsiz sahneler sunuyor.

                         jane belgesel ile ilgili görsel sonucu

                        Dün gece seyrettiğimiz Sabit Alışkanlıklar Diyarı fazla kafa yordurmadan orta yaş krizinde ki adamın, bir avuç umutsuz genç saçmalıkları ve her zaman ki gibi hangi ülkede olursa olsun yapıcı olmaya çalışan, koşturan, çabalayan kadın hikayesi . Seyredilmese de olur.

                                                     Ä°lgili resim

15 Şubat 2019 Cuma

MUTLU CUMALAR !


Günaydın, günaydın !
 Bugün coşku dolu bir başlangıç yaparak enerjimizi yükseltmek niyetim.  Elimdekilere, sağlığa, huzura, yürüyor, konuşuyor, yiyor içiyor oluşuma, gücümün halimin yerinde oluşuna sonsuz şükür ediyorum. Bunlar bugün olur yarın olmaz, bizimleyken değerini bilelim ve şükredelim. Yoksa hayat pahalı, hak ettiğimiz değerde bir yaşam sürmüyoruz ve bizim dışımızda binlerce kötülük dönüp dolaşıyor. Oturup karamsarlık içinde düşünmüyor değilim ama kendimi olumlamalıyım.



Sevdiğim ağaca kadar yürümek, her mevsim halini seyretmek, onunla karşılaşmalarımda huzur dolmam öyle iyi geliyor ki. Dünyanın her haline şükür ve huzur dolu bir kalple bakmak için çok çalışmalıyız. Bunu başarmak için artık çok mu gelişim kitabı okuruz, çok mu ibadet ederiz yoksa bu tür insanları bulup takip ederiz bilmiyorum ama bir şeyler yapıp öz duygularımızı açığa çıkarmalıyız, kendimizi bulmalıyız başka çaresi yok.


                    Rabbimiz kendisine kulluktan sonra anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, arkadaşa, yolcuya ve insanların ellerinin altında bulunanlara ihsanı emretmiştir. (Nisa, 4/36.) Bir evliliğin yürütülemeyip boşanmanın gerçekleşmesi hâlinde bile ihsan üzere davranmayı emretmiştir. (Bakara, 2/229.) Rabbimiz hikmetle dolu Kitabımızın bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş ayetlerinde (Lokman, 31/2-3.) muhsin kimseleri şöyle nitelendirmiştir: Onlar bollukta da darlıkta da malını Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Çirkin bir iş yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler ve bile bile işledikleri günahta ısrar etmeyenlerdir ''
İhsanda bulunmak kavramı islam dininde çok önemlidir. İhsan gerekenden daha fazla verip hakkından vazgeçmesi veya daha azına razı olmasıdır. Ne kadar ince işler değil mi? Biz ne kadar böyleyiz ?


Bu hafta okuduklarıma gelince gördüğünüz gibi Ursula'nın öyküleriydi.


Diğer okuduğum Ali Ural'ın  Makyaj Yapan Ölüler.  Yazar gazete haberlerini kısa öykülerle denemeler oluşturmuş ve insana bakış açısı yaratmış. 




Kıymetli arkadaşımız Esmanur'un 27. yaşını hep birlikte kutladık. Ne yazık ki arkadaşımızdan ayrılıyoruz, tayini çıktı gidiyor. Siirt Eruh ilçesinde bir liseye atandı. Var mı oralarda olan biri ?


Bu hafta içinde güzel bir buluşma gerçekleştirdik bu mekanda. İnstagram güzel arkadaşlıklara imkan veriyor, bir zaman geliyor sizde bir araya geliyorsunuz.



Okulda boyamalar, mandalalar, renkler, taşlar ...
Bir hafta daha böyle geçti. Dün gece seyrettiğim belgeselde dünyayı yorumlama gücünüzü olumlayınız, düşünce yapınız size hakkınızı verir bu yüzden olumlu ve güzel bakma yolunu geliştirin diyordu. Bu beden sağlığınızı koruyacak, hayatınızı güzelleştirecektir . Yazdıklarıma paralel söylemle karşılaştım, bazı şeyler üst üste gelir ve bu da size doğru olduğunu hissettirir. 
Ben de paylaşayım dedim, mutlu tatiller herkese..

12 Şubat 2019 Salı

Bu Haftanın Belgeselleri


                Her seyrettiğim belgeselin sonunda ağlarım. Özellikle otobiyografik belgesellerin sonunda bu kaçınılmaz oluyor. Bir hafta boyunca çok etkileyici belgeseller seyrettim ve kısaca bahsetmek istiyorum.
                      Joan Didion: The Center Will Not Hold;
Joan Didion   Amerika’lı çok büyük bir gazeteci ve yazarmış,   ben de belgeselde öğrendim. Kendisi gibi bir yazarla evlenip 50 ve 60 lı yıllarda fırtına gibi bir yaşam sürmüş. Kendisiyle özdeşleşen dev siyah gözlükleri, Corvette Stingray modeli üstü açık spor arabası, Malibu’da malikânesi, ünlü dostları, Obamadan aldığı devlet madalyasıyla Ne hayat”dedirtecek kadar göz kamaştırıcı bir geçmişi var. Ne yazık ki yaşamına erken giren iki ölümle yaşamının yörüngesi değişiyor.  Belgesel girişimlerini hep reddetmiş ama sonunda aktör olan yeğenine yenilmiş .


                     Yaşamları boyunca çok ilginç olaylarda yaşanıyor. Bunlardan biri, çiftin Malibu’daki evinde aylarca marangoz olarak çalışan kişi ise bundan kısa bir süre sonra dünyanın en büyük yıldızlarından biri olacak Harrison Ford olması.
                       Diğer belgesel 7 bölümlük  Wild Wild Country..  Osho adını duymayan ya da en azından bir kitabını okumayan yoktur herhalde.  Uzun sakallı Hintli yazarın kitapları, 60’tan fazla dilde çevirildi ve 200’ün üzerinde yayınevi tarafından yayınlandı. Belgesel  Bhagwan Shree Rajneesh olarak da tanınan ve daha sonradan “Osho” ismi verilen gurunun ve topluluğunun hikayesi. Oldukça ilginç şeyler öğreniyorsunuz ve bir çok kavramı sorguluyorsunuz belgesel boyunca.


Çok ilginç bir hayata şahit olacağınız diğer belgesel de  Mücadele: Szukalski’nin Hayatı ve Kayıp Sanatı.
EN ünlü heykeltraşlardan Rodin ya da Michelangelo'yu bilmeyen yoktur ama Szukalski denince fazla tanıyan yok gibi geliyor. Seyrettiğim belgesel de onun sıradışı hayatına şahit oldum. 
Polonya kökenli sanatçının eserleri mitolojik kahramanlardan beslenmiş, savaş yıllarına kadar birbirinden eşsiz bronz heykeller yapmış ama dünya savaşında neredeyse tümü parçalanıyor. Kendi halinde yaşamıyla hayatı sürüp giderken Pop kültür sanatçısı Glenn Bray tarafından tesadüf eseri keşfediliyor. Bu belgeselle kendi dünyasında ki bu sanatçının tüm yaşamına tanıklık ediyorsunuz.


                                     Belgesel seyretmeyi çok seviyorum, sonlarında çok duygusallaşsam da bana açılan bu kapılar sayesinde farklı bir çok yaşama şahit oluyorum. En azından saçma dizi ve filmlerle vakit kaybetmemiş oluyorum. Bu üç belgesel gerçekten çok güzeldi, izlemenizi tavsiye ederim.


8 Şubat 2019 Cuma

Yaşasın Cuma


Ne kadar güzel bir gün ! Çünkü cuma bugün. Tüm hafta çalıştık, erken kalktık, yorulduk ve dinleneceğimiz , en önemlisi geç kalkacağımız iki koskoca günümüz var. O yüzden şu cumaları çok seviyorum. Bakın cumartesi ve pazar değil, cuma. Beklenen günlere gebe olanı sevmek belki de.
Geçen gece seyrettiğim Just Another Love Story filminde ''  Her şey sıradan ama hayat bir cumartesi günü alışverişinden daha fazlası..'' diyordu.
Hayata anlam katmaya çalışan tüm fanilere selam olsun diyerek başlıyorum cuma yazıma.


Şu kış mevsiminde en sevdiğim haftasonu evi saran kek kokusu. Bir de portakallı ise kek, aman yarabbim nasıl bir koku bu , resmen neşelendirir sizi. Ev de olmuyor mu sinir bozucu durumlar, bir sürü. Daha cumartesi sabahı başlar; kahvaltıyı hazırlarım, çay demlenmiştir hatta arada kek çırpıp fırına koymuşumdur ama bizim ergen bana yardım etmeyi bırakın saatlerce seslenişlerime cevap vermez, duymazlıktan gelir. Koyduğum çay  soğumaya başlar ama o elinde tablet dünyayla bağlantısı kesilmiştir. Her cumartesi tekrarlanan bu durumda benim çığlık çığlığa bağırmamla son bulur :)


Sonrasın da hava güzelse, rüzgar çok esmiyorsa deniz kenarında yürüyüşe çıkarız.


Son model taşlar, tuğlalarla yapılmamış , geçmişi olan  bahçe duvarlarına rastlarım bazen. Öyle güzeller ki. 


Eve dönünce ıhlamur ya da yeşil çay yaptım hafta içinde. Akşam olmadan ara ara etamin işledim. Ne zaman bitecek diye sabırsızlansam da terapi gibi bir şey bu.


Cuma pazarından bu lahana çiçeklerini aldım anneme. Onun pencere önünde yerini aldı. Annelerimiz hayattayken her buluşmamız eşsiz olmalı, hep mutlu etmeliyim diye düşünüyorum. Babam biraz kıskanıyor ama ona da torunu çok ilgi gösteriyor çok seviniyorum buna..


Okullar açıldı ve canım öğrencilerime kavuştum. Nasıl tatlılar, beraber yaptığımız her işte mutlu oluyorum. 



Bizim eve giderken yol kenarında ki şu evi çok seviyorum. Aslında çok eski ve bakımsız ama ne güzel değil mi? Bir gün bunu da yıkıp en az 5 katlı apartman yapacaklar :(



İnstagramda herkesin elinde nergisleri, sümbülleri gördükçe çok kıskanıyorum bu mevsimde. Bizim buralara gelmiyor çünkü. Neyse ki canım arkadaşlarım tatilde İzmir'den dönerken bana da almışlar, nasıl sevindim. Sümbül de ekili olarak vardı ben de ..
Onu da kesip koydum bardağa.


Bir de bu hafta bir ağaç daha ektim bahçeme. Kumkuat. Büyüyecek mi acaba, yerini sevecek mi çok merak ediyorum. Fotoğrafını çektim hemen , belki bir gün kocaman olduğunda bu bebek hali hatıra kalır.


Ve son olarak benim aşkım, minik kuşum, sevgili kızımla baş başa yemek yedik dün. Yapmasını istediğim bir şey vardı ama bir türlü yapmıyordu ama pizza ısmarlamaya kandırdım. Ne yazık ki durum böyle, iletişim sıfır..
Bir hafta bilançosu da böylece sona erdi. Şükür ki ağzımızın tadı, sağlık ve huzurla geçirdik. Daha ne olsun ki. 
Herkese musmutlu haftasonları !











6 Şubat 2019 Çarşamba

Edebiyat ve Patates Turtası Derneği

                        Ne zamandır keyifli bir film seyretmemiştim. Özellikle Netflixte seyrettiğimiz dizi ve filmlerde tam aradığımı bulamıyorum. Üst üste izlediğim dizilerde dozu kaçmış çıplaklık ve kendi değerlerimize olan terslik canımı çok sıkıyordu. Başladığımız You dizisini ilk bölüm bitmeden kapattım. La casa de las flores in çiçeklerle dolu cazibeli görüntülerine kapılıp sonuna kadar seyrettik ama içinde ki ilişkiler midemi bulandırdı. Günümüzde diziler seks bazlı olmadan alıcı bulmuyor ne yazık ki ya da şidddet dolu olmadan.
                    Neyse  dün gece keyifli bir film seyrettim. Aslında bildik bir hikaye, sonunu hemen kestiriyorsunuz fazla şaşırtmıyor sizi ama üst üste seyrettiğim fiyaskolardan sonra iyi geldi. 


İngiltere'nin deniz kıyısında ki bir kasaba da geçen filmde edebiyat okumaları, kitaplarla , eşsiz manzarayla geçen iki saat boyunca oldukça keyif aldım. Zaten kocaman ciltli kitaplarla ellerinde dolaşan film kahramanlarını düşünün , kasabanın taşlı yollarında denizden gelen esintiyle dönemin elbiselerini havalandırarak yürüyorlar, nazilerin zulmünden biraz olsun kaçabilmek, insanlıklarını unutmamak için bir kitap klubü kuruyorlar. Acının içinde kitaplara sığınıyorlar. 
Bir tarafta harika bir coğrafya diğer tarafta kitaplar, edebiyat hatta yoklukta yaptıkları patates turtası nasıl romantik. Haa bir de aşk hikayesi de var sevenler çok olacaktır ben hoşlanmam ama bu atmosferde bu da eksik değil. 
 Neyse uzun lafın kısası  seyredilecek hoş bir film, bilginize..

















2 Şubat 2019 Cumartesi

Gecikmiş Cuma Yazısı


İki haftadır yani sömestr tatili boyunca evde zaman geçirdik. Bir yerlere seyahat  planımız vardı ama olmadı. Eh ne yapalım kısmet böyleymiş. Eşim yine de bir haftalık tatil aldı ve tüm tatil evde birşeyler yaparak zaman geçirdik. Gerçi böyle birbirinin aynı günleri yaşamak baştan güzeldi hatta emeklilik provası bu deyip gülüştük ama zor yaa. Ne bileyim hem emeklilik hem yaşlılık bindirecek  60 lı yaşlarda , bunalıma girmezsek iyidir. 
İlk hafta hava serin ama güzeldi. Hadi hep beraber bahçenin temizliğini yapalım budama yapmak lazım diyerek  bizimkileri harekete geçirmek istedim ama eşim zaten bahçe işlerini sevmez, kızım ondan beter. Tatille internet  özgürlüğünü elde edince her dakikasını kullanmak için karşı çıktı. Ailenin tek birleştirici unsuru olarak taviz vermedim çeşitli tehditlerle dediğim oldu ve bahçeye indik.


Kışın gelmesi ile her yer çıplak. Sanki mola da hayat. Budayarak, kurumuş bitkileri temizlerek bahçede zaman geçirdik.


Evin dış kapısına kozalaklardan süs yapmıştım..


Bizim evden aşağı inerken büyük bir dut ağacı var, ona her mevsim bakmayı çok seviyorum.


Plajımıza  doğru yürüyüş yaptık havayı güzel bulunca..


Halamla onkoloji koridorlarında birgün uzun uzun bekledik. İnsanları hasta görmek, duadan başka birşey yapamamak çok zor. O gün moralim çok bozuldu, eve hasta döndüm resmen. Neyse ki halama dair iyi haberler aldık, şükrettim çokca. Ama ya geri de kalanlar..


Sonrasında halamla küçük bir kutlama yemeği yedik. Sağlıkla, ağız tadıyla yemek ne güzel birşey..


Evde olunca bol bol blogları okudum.


Yeni kaktüsler ektim..


Yılın ilk kitaplarını okumaya başladım..


Bir ara Bursa'ya gittik , avmlerde alışveriş yaptık gezdik dolaştık ama yine yok bu şehirlerde yaşamak bize göre değil dedi. 


Kendime alışveriş sırasında bu saksıyı ve sümbül soğanını aldım. Sabırsızlıkla açmasını bekliyorum.


Ördüğüm sehpa örtüm nihayet bitti ve yerini aldı.


Diğer taraftan geçen seneden beri duran kurumuş frezyaların yenilerinin çıkmasını bekliyorum. Şu ocak ve şubat hatta mart ayları çok sıkıcı gibi gözükse de nergis, sümbül, frezya çıkarak
sırayla merak  etmeyin diyorlar sanki bizlere yakında bahar gelecek, biraz sabredin diyorlar bize. 
Pazartesi okul başlıyor, bu tembelliğe alışmıştım ama olsun çalışmakta güzel !





29 Ocak 2019 Salı

Taşları Yemek Yasak

                       Harika bir İsmet Özel kitabı okudum. Yurdumuzun en büyük aydınlarından biri bence. Tüm kitaplarını satır satır, iyice anlamaya çalışarak, özümseyerek okumaya niyetliyim. Taşları Yemek Yasak kitabının sonunda bu adı niye verdiğini yazmış yazar. Tüm kitap boyunca inancımı, imanımı sorguladım, düşündüm düşündüm. Alıntı yaparak Taşları yemek yasak ne anlama geliyor açıklamak istiyorum. Çünkü aşağıda ki bölüm kitabın son bölümünde ki yazı.


               '' Ormanın derinliklerinde yürümekte olan bir avcı ağaçlardan biri üzerinde bir levha görmüş. Levhanın üzerinde şu sözler yazılıymış: “Taşları Yemek Yasaktır !” Bu alışılmadık uyarı karşısında avcı meraka kapılmış. Levhanın asılı olduğu ağacın önündeki ayak izlerini takip etmeye başlamış ve izlediği yol onu bir mağaraya götürmüş. Mağaranın ağzında bir derviş oturmaktaymış ve avcı yeterince yaklaştığında konuşmaya başlamış: -Zihnine takılan soruyu biliyorum. Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçları yok. İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye ? İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var ? Ancak şuna dikkat et: İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar vardır ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten daha çok zarar veren işlerdir bunlar. Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz niteliklerine yabancı tutum ve davranışlardır.Eğer insanlar acınacak haldeyse,insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi; insanların sanki yermişcesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil ( benzeyen) tavırlardan doğmaktadır. Senin levhayı gördüğün yerde bir pınar olmuş olsaydı ve ben oraya “Su Zehirlidir” yazsaydım sen bunu manalı bir söz sayacak, yerinde bir uyarı kabul edecektin. Büyük bir ihtimalle de benim ayak izlerimi takip edip buraya gelmeyecektin. Çünkü yasaklanan şey aklına uygun gelecekti. Gerçekte suyun zehirli olduğunu yazan insanın emrine uymuş olacaktın.
                      Kendi aklına uyduğunu sanarak benim keyfime uygun davranmış olacaktın. Ama orada taş yemeyi yasaklayan bir levha gördün ve acaba bunun hikmeti nedir diye kendine bir yol açtın. Ben de sana gerçekte insanların yaptıkları birçok işte taş yemeye benzer davranışlar gösterdiğini ve aslına bakılırsa taş yediklerini söyledim. Eğer söylediklerimi anladıysan aramızda hakikatin bir parçası tecelli etti. İşte Allah’ın insanlar için gönderdiği emir ve nehiyler (yasaklar) böyledir. İnsan ancak bu emir ve nehiylerle hakikatin nasıl tecelli edebileceğini öğrenebilir.Eğer Allah’ın emrettiği ve yasakladığı şeylerle ilk karşılaşan insan bunu tabî karşılarsa, aklına uygun bulursa bu emir ve nehiylerden hiçbir şey öğrenemez. Ama bazı izleri takip edip bu emir ve nehiylerin nelere tekabül ettiğini öğrenebilirse hakikate varabilir.
                İnsanın taş yemeye ihtiyacı yok diyorsun. Öyleyse şunu düşün: İnsanın ihtiyacı olandan fazlasını elinde tutması kendisi için taş gibidir. Bu yalnız mallar, servet, güç gibi nesnelerde geçerli değil. Merhamet, şefkat, tevazu gibi şeyler için de böyle. Bilgi için de böyle. Eğer herhangi bir şey insanların istifadesine açıksa ancak istifade edildiği kadar o “şey” olur. O şeyden istifade edilmezse artık o taştır ve gerçekten onu istifadeye konu etmeksizin kullananlar taş yemiş olurlar. Sana yaramıyorsa bırak başkasına yarasın. Sana yaramadığı halde sende olan hem senin hem başkasının aleyhinedir. Taşları yeme, taşları yemek yasak.''


23 Ocak 2019 Çarşamba

Filmler, Belgeseller ve Ev Halleri

                       Okullar kapandı, tatil başladı ve biz ilk defa tatilde ev de oturmaya, hiç bir yere gitmemeye karar verdik. Neredeyse beş gündür bir şey yapmadan ev de oturuyoruz. Niye mi böyle? Yurt dışına gitsek euro, dolar malum , bu hakkımızı kısmetse yaza kullanalım dedik. Yurt içi gitmediğimiz Doğu ve Güeydoğuda bazı şehirler kaldı, e onlara da bu karda kışta gitmeye hiç hevesim yok. Kar istesek yakın çevrede Kartepe ve Uludağ var. Onlarda malum sömestr tatili, çoluk çocuk herkes orada. Artık kalabalık yerleri hiç istemiyorum. Yani anlayacağınız kendimizi kapattık eve. Çokta memnunuz, daha canım sıkılmadı bu durumdan. 
                       Biz de bol bol film seyrediyoruz evde. Kitap, dergi okuyoruz, tv de sevdiğimiz programları açık tutuyoruz tüm gün. Sanki karı koca emekliyiz ve ömrümüzün geri kalan yıllarını yaşıyoruz. Bir kaç yıl sonra böyle olacak kısmetse. Ve bir şey yapmadan  sıkılmadan aylarca oturabiliriz gibi geliyor. Seyrettiğimiz bir kaç belgeselle vay be ne ilginç olaylar oluyor şu dünyada dedik. Bunlardan ilki Röntgenci..

                           


                           Gerald Foos adında bir adam Colarado eyaletinde Monar House adında bir motel alıyor. Odalardan birinde uzun süren tamiratlar sonucu gözetleme yeri yapıyor. Sonra da müşterileri bekliyor. Gelen müşterileri uzun yıllar odanın tavanında bulunan havalandırma boşluğundan seyrediyor. Kim ne yaptıysa kayıt tutuyor. Sonra 80 yaşlarına gelince kendi gibi yaşlı gazeteci Gay Talese'i bulup ona yaptıklarını anlatıyor.
                   Bu bana daha önce seyrettiğim Peeping Tom'u hatırlattı. Michael Powell'ın yönettiği 1960 yapımı film dönemin gerilim filmlerinden..

                                

                        İlginç belgesellerden biri de First contact lost tribe of the Amazon..2016 yılı yapımı 50 dakikalık bu belgeselde çok ilginç. Dünya da keşfedilmemiş bir yer, insan topluluğu var mıdır diye sorulsa yok deriz herhalde. Ama varmış.  35 kişilik Sapanawa kabilesini bu belgesel de gördüm. Brezilya da ki vahşi doğa da saklanarak yaşayan insanlardan dördü uzun zaman yağan yağmurlardan ateş yakamadıklarından aç kalıyorlar ve yakınlarında ki köye bir şeyler almak için inince keşfediliyorlar. Dilleri, görünümleri, hareketleri çok değişik ve yabaniler. Hayretle seyrettiğimiz bu belgeselden bir diğerine geçiyorum.

                              first contact lost tribe of the amazon ile ilgili görsel sonucu

                                    Bu seyrettiğimiz belgesel de Mormonlar hakkında. Daha önce Mormonları duymuş muydunuz ? Belgeselin adı  3 Kadın 1 Erkek.. Dört bölümden oluşan belgesel Utah Eyaletinin Rockland Ranch'te yaşayan Mormonların bir yılını gösteriyor. 2017 yapımı belgesel  büyük bir kayanın dibinde evler yapmış insanların dini inançları gereği birden fazla kadınla evlenip yaşamlarını konu ediyor. Belgesel 4 bölüm. Farklı erkekler ve evli oldukları kadınlar arasında ki ilişkiyi seyredip nasıl olur da kadınlar bunu kabul edebiliyor diye uzun uzun düşünüyorsunuz , bitene kadar da sorunuza cevap arıyorsunuz.
                          Belgesellerden başka bir de Bookshop filmini seyrettim. Konu olarak benzerleri çok ama kitap kurduysanız bir de güzel ve sakin kasaba da çekilmiş kasabaları seviyorsanız keyifle bu filmi de seyredersınız.  

                                           bookshop filmi ile ilgili görsel sonucu


                                     Ellili yılların İngilteresinde geçen film de bir kitapçı dükkanı açan kadının yaşadıklarına şahit oluyoruz. Dediğim gibi konuyu anlamadan etrafa, raflarda ki sıra sıra kitaplara bakmak bile insanı rahatlattırıyor.
Şu 4 güne baya bir film sığdırmışız, ilerleyen günler de neler seyrederiz bilmem ama önerilerinizi de alabilirim. 







18 Ocak 2019 Cuma

Mutlu Cuma

                                            Herkese mutlu, huzurlu, ışıl ışıl bir cuma dileyerek başlıyorum bu güne. Biz öğretmenler ve öğrenciler için ayrıca güzel bir gün çünkü on beş günlük tatile çıkıyoruz. Bu kış tatilinde hiç bir yere gitmeyerek tamamen evde oturarak geçireceğimiz günlerimiz olacak. Bunun için sabırsızlanıyorum. Sabahtan temizliğe gelen bayan gelerek tüm tül ve perdelerimi yıkayacak, evi süpürüp silecek ve bana tertemiz bir ev bırakacak . Bunu bile düşününce çok mutlu oluyorum. 
Öğlene doğru karneleri vereceğiz, öğrencilerimizle vedalaşacağız. Dün küçük bir karne partisi yaptık benim miniklerle. Neredeyse koskoca dört ay bir çırpıda geçip gitti. Kısmetse yaz tatili de böyle gelecek. 
Bu hafta da oldukça yoğun geçti. Kısa kısa neler yaptık , neler şükran oldum yazacağım ama en başta ailem, aile büyüklerimizin sağlığı, bizle olan birlikteliği için sonsuz şükür etek istiyorum . Şükrettikçe ya da bunun farkında oldukça olumlamış olduğumu hissediyorum yaşamı. Güzellikleri böyle etrafıma çağırdığıma inanıyorum çünkü. 


Bu hafta en yakın arkadaşımızın doğum günüydü, o ve diğer arkadaşlarıma sahip olduğum için, 


Tek tek çarpı yapa yapa oluşan örtümün güzelliğine,


Hayatta en çok sevdiğim okuma saatlerime,


Sabahları çocukluğumdan beri değişmeyen ekmek fırınından kepekli ekmek almaya, 


Anne evine ansızın yapılan sabah baskınında hemen hazırlanan kahvaltıya,


Blog arkadaşlarımdan en özeli Macerakitabım Özlem'den gelen süprize,


Sımsıcak dostlu kahve saatlerine,


Buz gibi havanın güneşle birleştiği günlerde deniz kenarında yapılan yürüyüşlere,


Mandala çizdiğim saksıların sonucuna baktığı anlara,


Okulda içilen sabah çaylarına,


Renklerin içinde kaybolduğum örgü saatlerine,


Evimin en sevdiğim köşelerine,


Farklı arkadaş buluşmalarına, içilen kahvelere ve çaylara sonsuz şükür ediyorum. Hayat farkında olmakla, şükretmek, paylaşmak, güzellikleri göstermekle çekilir hale geliyor bence. Yoksa can sıkıcı o kadar çok şey var ki..
Hayat iyiye yönelmekle güzel olacaktır, herkese hayırlı cumalar..






















Tasarım:Sawako Kuronuma