28 Mayıs 2020 Perşembe

Peyami'nin İnsanları

             Tekrar okumak, tekrar tecrübe edinmek, tekrar tat almak.. Ne zaman mı olur? Daha önce okuduğunuz kitabı yıllar sonra elinize aldığınızda, şimdi ki yaşınızda, geçen her günle üzerine konan artılarınız, eksilerinizle birlikte okuduğunuzda başka bir anlam kazanıyor. Yıllar önce okumuştum Peyami Safa'nın eserlerini. İçeriklerini unutmuştum tabi ama dimağımda güzel bir lezzet kalmıştı, bunu hatırlıyordum. Bu ay üç tanesini tekrar okuduğumda gördüm ki Safa'nın kahramanları hala günümüzde. Hepsi capcanlı, aykırı ve çoğu hastalıklı. Dokuzuncu Hariciye Koğuşunda ki çocuğun fiziki acılarıyla birlikte çektiği manevi ıstırap, Fatih-Harbiye de ki Neriman'ın şimdi de bir çok benzerlerinin oluşu ve Matmazel Noraliya'nın Koltuğu kitabında ki hastalıklı tıbbiye öğrencisi Ferit'in Raskolnikovdan aşağı kalmayan buhranları...



           Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nda şöyle bir sahe vardır.  Ferit Selma'yı arkadan yürürken görüp topukları açıkta bırakan ayakkabılarını farkedince tahrik olması, peşinden koşup alelacele onu bir apartmana sürüklemesi, orada elinden kurtulan Selma'nın bir kafede oturmayı istemesi ve burada yaptıkları konuşma çok ilginçtir. Selma niye böyle davrandığını sorar, hatta ben de ruh yok mu diye sorar. O da şöyle bir açıklama yapar;

           '' Demin Amerikan mecmualarını karıştırıyordum. Bacak yağıyor. Operetler,müzikholler,filmler, caddeler her yer bunlarla dolu değil mi? Babam söyler; Eskiden vücuttaki uzuvlardan pek çoğunun adını söylemek ayıpmış. Meme, karın, bacak,kalça, baldır,ayak gibi sözlerden birini ağzına almadan evvel bir ''affedersiniz'' deyip sesi alçaltmak lazımmış.Şimdi bacağını göstermek ve beğendirmek bile ayıp değil.Senin ipek çorabının içinde bir ruh varsa bunu benim avucum anlar.Onunla başka türlü bir temas ve muhabere vasıtası bilmiyorum.Belki diz kapağının  da ruhu var. Ruh, ruh..Yürürken belin bir kıvrılışı...Oradan bir seyyale geçiyor şüphesiz.Fakat o ben de aynı cinsten bir seyyale arıyor.Sen boyadığın ve süslediğin vücudunla ben de hangi duyguya hitap ediyorsan ondan cevap alıyorsun. İskarpinin açık penceresi önünde oturan ve seyredilmekten hoşlanan topuğun  benden merhamet mi istiyor?Kainatın sırlarına ait düşünceler mi istiyor? Milli heyecan mı istiyor? Ruh , ruh..''

            Satırları okuyunca oturup tekrar düşündüm erkek bakış açısını. Ne değişti sanki. Dedim ya Peyami Safa'nın kahramanları bunlar, hala aramızda hem de dolu...


22 Mayıs 2020 Cuma

Bayram Cuması

            Şükürler olsun bir hafta da afiyet ve sağlıkla geçti. Ne günlere geldik değil mi, hayattayız hasta olmadık bugün de diyoruz. Kimle konuşsam normale dönülmeyeceğinden, sonbaharda daha da kötü bir dönem yaşanacağından dem vuruyor. Zaten evhamlı bir insanım, bunları dinledikçe kendimi kötü hissediyorum. Sonra da aman bari bu günümüzü zehir etmeyelim oluyorum. Yaşanacak şeylerin önüne geçemiyoruz, kötü zamanlar yaşanacaksa eh ne yapalım modundayım artık. 
            Bu hafta içinde çoğunlukla ev de geçen zamanlarım oldu. Öruç tutma döneminde evde  olmanın kıymeti çok büyük. Hiç yorulmadan, ibadetlerimizi rahat rahat yapmanın tadına vardık çok şükür. Yarın son oruç günümüz, bu ramazan da kuş gibi uçtu gitti. İnsanın içinde gerçekten bir boşluk oluyor, mahsunlaşıyorsun. Allah tüm çabalarımızı kabul etsin..
           65 yaş üzerine hafta sonu çıkış izninde sıcakta yürümekten gelen annemle babamı şöyle bir balkondan görüp özlem giderdik yine.


             Ah yaşlılarımız ne günler gördüler değil mi?  Annem de hobileriyle, çiçekleriyle, eviyle güzel zaman geçiren,oldukça pozitif bir insandır. Öyle sevgi doludur ki tüm sülale olarak ona polyanna deriz. Allah enerjisini bitirmesin.Şimdi 68 yaşında. Babam tam tersi daha pimpirik, tez canlı, sinirli bir insandır ama altın gibi kalbi vardır. iç hobisi falan yoktur, devamlı tv seyreder. 
Bize şöyle bir uğrayıp eve döndüler bu hafta da. Annem eski fotoğrafları karıştırmış, kendi anneannesinin fotosunu gönderdi. Uzun uzun baktım ben de..


             Orta da  benim anneannem, yanında ki kızı yani teyzem,öbür yanında kendi annesi. Allah rahmet eylesin..
Havalar iyice ısındığından balkonumu temizleyip kullanıma açtım. Saksılarımı da değiştirdim, balkona dizdim, yeni çiçekler ektim.


                   Tüm yaz balkonda geçiriyorum zamanımı. Bu yüzden en sevdiğim objeler benimle birlikte olmalı diyorum. İkinci kat ve yol üstü olunca çok tozlu oluyor ama hiç üşenmem her gün yıkar, yastıkları çırpar, saksıları indirir temizlerim :)


En güzeli mayıs ayında ki çiçek bolluğu galiba. Bakın şu güllerin şımarıklılığına ...


Perşembe günü köye gidip öğrencilerimi gördüm. Nasıl özlemişim anlatamam. Onlar hallerinden memnundu, doğanın içinde oyunlar oynuyorlardı. Köy havası almak bana da çok iyi geldi.


            Dönüşte geçen hafta içinde bana uğrayan arkadaşıma gittim. Benim bahçeyi gezmiş, taş boyamalarımı görünce ben de yapmalıyım deyip dolu boya ve fırçalar almış, çiçekleri görünce seraya gidip saksı saksı çiçekler almıştı. Bahçeyi düzenle gelip bakacağım demiştim. İyi ki gitmişim, öyle zevkli yapmış ki. Hatta instagramda paylaştım. 
Daha önce hiç ilgim yoktu, hatta böyle bir yeteneğim var mıydı bilmiyordum sayende kendimi keşfettim diyor.


              Ve ramazan da bitmek üzere. Buruk ve insanların birbirinden uzak bir bayram yaşayacağız bu yıl. Ama sağlık olsun demekten başka çaremiz yok. Ailemizle birlikteyiz, daha sıkı sarılalım birbirimize.
Ramazan Bayramı hepimize hayırlı olsun, Bereketi ve güzelliğiyle gelsin bize..
Hayırlı Cumalar..









16 Mayıs 2020 Cumartesi

Dün Cumaydı




            Cuma yazımı bugün yazabiliyorum çünkü dün oldukça yoğun geçti. Neredeyse iki aydır evde geçen, insanlardan uzak, içe dönük bir yaşam sürüyoruz. Cuma günleri pazarımız olduğundan erken kalkıp önlemleri alıp pazara gidiyordum her hafta. Bizden ayrı 3 evin alışverişini de yapıyorum ve tüm hafta uyuşuk halde durmuş vücut için oldukça yorucu oluyor.Gençlerin dışarı çıkma günü de bugün olunca kızımda bir kaç arkadaşıyla buluştu. Hiç dışarı çıkmamış gençlerin psikolojisini düşünerek bunu engellemedim. Tamam maskesini taktı, yanına kolonya falan da verdim ama 4 saat arkadaşlarıyla gezdi dolaştı, yiyecek almışlar onları yemişler. Valla bilmiyorum, bizim dikkat ettiklerimize gençler ve çocuklar hiç etmiyor.


            Evde uğraşlarıma, hobilerime zevkle devam ediyorum. Yavaş yavaş bir şeyler yapıyorum, biraz daldan dala atlıyorum ama olsun. Bunlar beni mutlu ediyor. Elde işlemeler yapıyordum, bunu defter kaplama da kullandım ve çok da beğendim.


Taş boyamalara devam ettim, yaptıklarımı saksılarımın dibine koydum. 


Ağaçlarımın altında kitap okudum.


             Mor salkımının çiçeklerini buz kalıplarına koydum, dondurdum. Yaza doğru kullanmayı düşünüyorum.


Kızımın yaptığı çilekli pastayı iftarda yedik. Aslında tarifi rusyena da görüp kızıma göstermiştim. Ona da heves gelince aman bir şeylerle uğraşsın diye teşvik ettim. Gerçekten çok güzel ve hafif bir tatlı oldu. 


Hafta içi yasaktan dolayı sahillerimiz bomboş. Yazın dolup taşan banklar şimdi yalnız. Sessizlik çok güzel doğa da ama her şey de insanlar için. Kimsenin olmayışı da burukluk..


    Rusyenanın tarifini anneme de vermiştim, o da hemen denemiş fotoğrafını çekip bana göndermiş.


           Dün pazara gidip alışveriş yapınca aldıklarımı tezgaha koyunca içim huzur doldu nedense. Allahım ne güzel şeyler veriyorsun bize, her şey ne muntazam,doğanın renkleri ne muhteşem diye düşündüm. Allah Fatır Süresinde demiyor mu;

''Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın ve onlar üzerinde düşünün. Allah’ın dışında, sizi gökten ve yerden rızıklandıracak başka bir yaratıcı var mıdır? O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da Allah’tan yüz çevirip yanlış yollara düşüyorsunuz?


Annemlerin karşı apartmanın en alt katında oturan teyzenin çiçeklerini fotoğrafladım dün. Demin annem aradı, ambulans geldi teyzenin oğluna covid testi yapmışlar. Aman bu taraftan gelmeyin diye paniklemiş. Anne dedim bu yolda yürümeyle hastalık kapana kadar dün bütün gün pazarda üst üste gezdim, kaç kişiyle temas ettim, kızım arkadaşlarıyla buluştu, eve geldi. Artık her şeye kader gözüyle bakıyorum yoksa ruh sağlığımız bozuldu iyice. 
Bir hafta daha geçti işte, sağlıkla geçti ya şükür daha ne olsun. Hepimize sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum..

















8 Mayıs 2020 Cuma

Yine Yeniden Cuma


                  Salgın günlerinin kaçıncı cuması bu, değil mi?  Zaman geçiyor yaşayanlar için. Hastalıktan bir bakıyorsunuz 90 yaşında ki kurtulmuş öte yandan 30 yaşlarında ki ölmüş. Bu nasıl bir şey anlam veremiyorsunuz. Önümüzde ki yıl da bu hastalık devam edecekmiş, ne olacağını kimse bilmiyor. Henüz sağlıklıyken güzellikleri görmeye ve paylaşmaya devam o zaman.
Bahar bahçeme olanca neşvesiyle geldi. Bu sene elimde tam olarak üzerinde olunca çiçekler daha bir güzel açtı. Yaprakları çoğalmaya başladı dalların. 



            Mor salkımlarım iyice coştu.Bir duvar boyu dizi dizi dizilip bana tüm gün bakıyorlar sanki. Havalar çok sıcak değil daha, uzun süre bahçede oturabiliyorum bu yüzden. Bu mor salkımdan hem sirke hem de şerbet yapıyorlarmış. Ben biraz toplayıp anneme verdim, o sirke yapacak. İlk kez deneyeceğiz. Ben ayrıca mor salkım çiçeklerini dondurup buz küpleri yaptım.



Limon ağacımın üzerinde limonlar kalsın istediğimden çoğunu toplamadım. Komşulara dert oldu gerçi, niye toplamıyorsun diye
soruyorlar hep. Ama görüntü çok güzel,değil mi?


Bahçede kızımla kabakları boyamaya başladık. Boyama ve çizme işleri mandala öyle zevkli ki. Denemeyenler varsa başlasın bence. İlk olarak kırtasiyeden akrilik boyalar alın. Çizim yapmak için ben Posca kalemlerini kullanıyorum.


        İki tanesi bitti. En son verniklemek gerekiyor hem daha dayanıklı olup uzun süre kalıyor.


          Çiçekçiye gidip bir kaç sardunya ve yıldız çiçeği aldım. Saksılara ekip bahçenin bir çok köşesine yerleştirdim


            Annem 68 yaşında olduğundan babamla dışarı çıkmıyorlar neredeyse iki aydır. İhtiyaçlarını kardeşimle karşılıyoruz,kapıda ayak üstü kouşuyoruz, biraz hasret gideriyoruz. Kayınvalidemle de aynı şekilde. Annem fotoğraflar gönderiyor devamlı; çiçeklerini,balkonunu, pencere önünü. Anneannemde çiçek, bitki hastasıydı,genler geçmiş demek. 



          Ekmek almaya giderken birinin bahçesinde gördüm bu saksıyı.Sahibine bana satar mısınız dedim. Ama satılık olmadığını, hediye edebileceğini söyleyip hemen bana verdi. Bahçem de yerini aldı bile


             Arka bahçeyi güzelce belleyip temizlemiştik ama geçen günlerde bodrumda kanalizasyon borusunun patladığını gördük ve ustaları çağırdık. Tüm borular değişti ve bahçe çok fena oldu. Büyük sardunyalarım vardı onları da hep kırmışlar. Bu hafta sonuna dolu iş çıktı yine.


Bazı taşlarımı tek renk boyadım böyle. Sonra saksı diplerine konuldu. 


           Çarşıya giderken sahilden geçtim. Parklar bomboş yasak olduğundan Etraf sessiz ve tertemiz.


Bahçeler en güzel zamanını yaşıyor..


                     Gün boyu tutulan oruçlar açılınca iftardan sonra en güzeli bir Türk kahvesi. En son kalan Rus çikolatam Alenka da bitti. İçim buruk oldu son lokma çikolatayı da elimde tutarken. Moskova seyahatimiz sonrası bu pandemi başlamıştı çünkü. Bakalım  bir daha ne zaman yolculuklar olur.










6 Mayıs 2020 Çarşamba

Yaşamaya Mecbursun

                                       Bulutsuzluk Özlemi'nin ne güzel bir şarkısıdır Yaşamaya Mecbursun. Geçen hafta Oslo,31 Ağustos  filmini seyrettiğimde aklıma geldi. Filmin kahramanı Anders belki de hepimizin kıyıda köşede kalmış, karanlık köşesini açıkça ortaya koyuyordu bu film de . Kendisi uyuşturucu bağımlısı, kalemi güçlü ama bundan yararlanmayan, Norveç'te yaşayan, günümüz gençliğinin yapması gereken bir çok şeyi yaşamış, tüketmiş sonuçta dibi boylamış 34 yaşında bir erkek. Son çırpınışlarına şahit oluyoruz bu 31 Ağustos tarihinde. Tutunacak dallar arıyor aslında aramıyor da, karşısına çıkıyor bu anlar. Onları gözlemliyor, anlam veremiyor yine de hayatın amacına. Anlamın herkese göre değiştiğini görüyor. Dediğim gibi ne kadar hevesli olursak olalım yaşamaya, bir yanımız tatmin olmaz. Süregelen rutin canımızı sıkar, ne anlamsız her şey deriz bir çok zaman. Var oluş kaygısı genlerimiz de var bence.



                     Film de bir kafe de otururken kulağına sohbet eden iki kızın cümleleri geliyor. Onları dinliyor Anders. Ben de söylenenlere şahit olunca işte bu, basit ama gerçek dedim.Daha ne olsun ,yaşamak için öyle büyük amaçlara gerek yok. Tam da kafe de ki kızın okuduğu metinde yazanlardı yaşamamızın nedeni. Kız şöyle diyordu;

                        "evlenip çocuk yapmak istiyorum.
                         dünyayı dolaşmak, bir ev almak... romantik tatillere gitmek, gün boyu
                         sadece dondurma yemek istiyorum.
                        başka ülkelerde yaşamak.
                        ideal kiloma inip orada kalmak.
                        harika bir roman yazmak.
                        eski arkadaşlarla haberleşmek.
                        bir ağaç dikmek istiyorum.
                        nefis bir akşam yemeği hazırlamak.
                        kendimi başarılı hissetmek.
                       buz banyosu yapmak, yunuslarla yüzmek.
                       gerçek bir doğum günü partisi vermek.
                       yüz yaşına kadar yaşamak.
                       ölene dek evli kalmak.
                       bir şişede coşkulu bir mesaj yollayıp,
                       aynı derecede ilginç bir cevap almak.

                      tüm korkularımın üstesinden gelmek.
                      bütün gün bulutları izleyerek yatmak.
                      antikalarla dolu eski bir ev almak.
                      bir maratonu sonuna dek koşmak.
                     harika bir kitap okuyup, güzel
                     cümleleri hayatım boyunca hatırlamak.
                     hislerimi yansıtan
                     harika resimler yapmak.
bir duvarı sevdiğim resimlerle
ve sözcüklerle kaplamak.
sevdiğim dizilerin
tüm sezonlarına sahip olmak.
önemli bir konuya dikkat çekip,
insanların beni dinlemesini sağlamak.
paraşütle atlamak, helikopter kullanmak,
çırılçıplak yüzmek.
her gün aradığım türden
iyi işi bulmak.
romantik ve eşsiz bir evlenme
teklifi almak. gece açık havada uyumak.
besseggen dağına tırmanmak, bir filmde
ya da ulusal tiyatroda rol almak.
piyangoda milyon kazanmak.
faydalı işler yapmak.

ve sevilmek istiyorum."

1 Mayıs 2020 Cuma

cuma bugün!

                Ilık ve güneşli günler başladı, sanki doğa insanların yaşadığı şu çaresiz duruma inat tüm albenisiyle ortaya çıktı. Belki de hakkı var, özlenen temiz hava, temiz sular ve temiz sokaklar insansız ne de güzel. Bizim İzmit körfezi fabrikaların yoğunluğundan çok kirlidir ama şu corona günlerinde onlarca yunus dansetmeye başladı denizde. Çalışma kapasitesini düşüren fabrikaların etraftan elini ayağını çekmesiyle doğa nefes alıyor. 
Ve özlenen Ramazan geldi. Öyle bir gücü var ki ramazanın, inananlara moral oluyor, rahmet oluyor, bereket oluyor. Hatta 8 gününü geçirdik bile.


              Ramazan gecelerinde ıhlamur, yeşil çay içmeyi seviyorum. Şu sıralar fazla hamur işi de yapmak istemiyorum. Çünkü iftardan sonra yemek gerekiyor ve üst üste biniyor her şey.


               Gün içinde bahçede oturuyorum.Çay, kahve içememek zor oluyor. Keyfi de olmuyor insanoğlu yemeden içmeden ama bunun da değerini anlıyor insan.


             Kaktüslerimi bahçenin köşesine koydum ve bu sene ilk kez sümüklü böcek ilacı attım her yere. Öldürmeye kıyamıyordum daha önce. Her şeyi yemeye başlayınca bunu yapmak zorunda kaldım. Kaktüs bile yiyorlar, çok ilginç.


            Mor salkımlarım açtı nihayet ve bu sene en güzel açtığı zaman. Geçen sene çok budadığımdan bana küsmüştü, hiç açmamıştı. Bu yıl ki haline bayıldım.


Bahçenin bir köşesinde kendiliğinden çıkan galalar.


Evde geçirilen günler olunca bol bol bahçe fotoğrafı oluyor ama içimiz açılsın biraz..


Bahçe de dergi ve kitap okuma saatlerim..


    Balkonumdan kiraz ağacımı çektim. Artık baharları dökülmeye başlıyor ve yaprakları çıkmaya başlıyor.


Bahçe de güneşi tüm kış özleyenler olarak sırtımızı verip saatler geçirdik bu hafta .


Doğanın gücü şehir içinde de muhteşemdi. Alışverişe çıktığım gün çektim bu ağacı. 


Ara ara gittiğimiz yerlerin magnetlerine bakıp özlem duymak da vardı..


Ramazanın geleneksel tatlısı şaklak dediğimiz tatlı biz de çok yapılır. Diğer adı sanırım yassı kadayıf. Ahçı olan dedem çok yapardı, kızlarına da öğretmişti, şimdi de annem yaparak bizlere gönderiyor.


Gökyüzü her zaman ki gibi çok güzeldi bu hafta...


Cuma yazımı Gökhan Özcan'ın ramazan yazısıyla bitiriyorum:

''On bir ayın kurtarıcısı… İrkilme ve yeniden şekillenme mevsimi… Hayatı geri yaşayıp ana rahmine geri dönme zamanı… Kıvrılarak can tohumuna, varlığı yeniden öğrenme zamanı… Canın bütün arzuları, bütün açlıkları, bütün hırsı, şehveti kolordularını gönderirken üstümüze, bir fısıltıyla bu koca yalana direnebilme gücünü otuz gün otuz gece hissedebilme zamanı. Otuz gün otuz gece süren eza cefa şöleni… Varız, buradayız, acıkıyor yalanın her türlüsüne ruhumuz, arzularımız zorluyor gemlerini, ama buradayız, ayaktayız, kuruyan dudaklarımızla dualar fısıldıyoruz. İşte bu bizim en güçlü zamanımız. Biz burada hayata değil sadece, zamana, zamanın üstümüze yığdığı ağır kire, koca yalana direniyoruz. Üstümüze bulaşan pisliğe bakmadan Allah’a sığınmaya sığınıyoruz. Dünyada gidilecek hiçbir yere gitmeyerek gidilecek en sahih kapının, rahmet kapısının eşiğinde toplanıyoruz. Avuçlarımızı açıp bekliyoruz. Beklemeyi başarmak bile, aceleci ruhlarımıza karşı kazandığımız bir büyük zafer… Durup beklemek, geceleri imsak vaktini, akşamları iftar vaktini, anların içine gizlenen rahmet vaktini… Rızkın boğazın düğümlerinde kazandığı lezzete merhaba diyoruz. Rahmete dikilmiş gözlere merhaba diyoruz. Gökyüzünü dolduran kandillere merhaba diyoruz. Hayr için alınan soluklara merhaba diyoruz. Sabrın, metanetin, teslimiyetin insan kılığına girip sokaklarda dolaşmasına merhaba diyoruz. Vicdanları dolduran engin muhasebeye, yanlışı mahkum eden pişmanlıklara merhaba diyoruz. Merhaba diyoruz on bir ayı şereflendiren bir aya, zamanın boynundaki emsalsiz gerdanlığa merhaba diyoruz. Merhaba ey şehr-i Ramazan!



















28 Nisan 2020 Salı

Nisan Ayı Okuma Listesi


         Bakıyorum da okuma hızıma, hafta da bir kitap gibi gözüküyor. Acelesi yok tabi. Bazı kitaplar hiç bitmesin isteniyor; yavaş yavaş okunup üzerinde uzun uzun düşünülüyor. Bazıları çok uzun oluyor, 4 yüz 5 yüz sayfa olanlar okuması uzun sürüyor tabi. 
Bakalım nisan ayında hangi kitapları okumuşum.
İlk kitap Diyarbakır'ı yemekleriyle, adetleriyle, azınlık halkıyla tanıtan Amida'nın Sofrası.


          Yazar Silva Özyerli kendi ailesi üzerinden Diyarbakır yaşam kesiti sunmuş bize. Öyle çok seviyorum ki böyle kitapları, sanki o yıllara dönüp o mahallede o şehirde yaşamış , o havayı solumuş, o zorluklara katlanmış kadar oluyorum sanki. Bir de yanında neredeyse kaybolmuş yemek tarifleri olunca...


       Arkadaşımın hediye ettiği Fatma Barbarosoğlu kitaplarından biri de İki Kişilİk Rüyalar. Yazar kitapta günlük yaşam döngüsünde kadının yerini anne, eş, kardeş rollerinde sorgularken çağın ritmine ayak uydurma sürecinde çoklu görevler üstlenerek değerlere yabancılaşmasına da dikkat çekiyor.


       Diğer okuduğum kitap Uzakların Saldırısı. Furkan Çalışkan yazılarını  dergiden de takip ediyorum, sevdiğim bir yazar. Ayrıca güzel şiirler yazan bir şair. Bu düz yazı kitabı şiirlerini oluşturan günlük tuttuğu notlar, Meksika'dan Bosna'ya uzanan dip notlardan oluşmuş bir kitap.


             Diğer kitabım Peter Wild Ketebe Kitaptan çıkan Akira Kurosava'nın yaşamının ve filmlerinin anlatıldığı kitap. Kurosava sevdiğim yönetmenlerden. Bir çok filmini seyretmiştim zaten, kitapta her filmin arka sahnesi de anlatıldığından oldukça yararlı bir okuma oldu.



                 Vee gelelim en sevdiğim yazar Benhard'a. Daha önce okumadığım bir kitabını aldım Ucuzayiyenler. Güzel bir çeviri sayesinde yeniden Thomas Bernhard okumak güzeldi. Oldukça kısa bir kitap, 2 günde bitmişti.


              Ve ayımızı yine Fatma Barbarosoğlu kitabı ile bitirdim. Yine çok güzel bir okuma oldu benim için.




































Tasarım:Sawako Kuronuma