16 Ocak 2017 Pazartesi

Uyuyan Adam İzinde

                                '' Çalar saatin çalıyor ama kılını kıpırdatmıyorsun, yatağından çıkmıyorsun, tekrar kapatıyorsun gözlerini.Önceden düşündüğün eylem değil hatta eylem bile değil  eylem yoksunluğu. '' 
Diye başlamıştı geçen gece seyrettiğim film. Okumadığım George Perec kitaplarından biri Uyuyan Adam .  Aynı isimle bir de hiç diyalog olmayan , tek kişilik oyuncusunun olduğu filmi çekilmiş. Seyrettikçe koşturup duran, buna rağmen bir şeye yetişemeyen kendimle özdeşleştiriyorum. İlgimi çekiyor 25 yaşında ki bu adamın bir oda da oturup düşünmesi. Kendini hamamböceği olarak bulan bir insan çaresizliği gibi. Yatağında oturuyor, her sabah kalkti[i gibi neskafesini yapıyor,  dingin bir kayıtsızlık içinde; duyarsız değil yansız; adsız dünyanın efendisine” doğru değişimi başlıyor düşündükçe. Dış dünyayı yorumluyor, kendisine rağmen geçip giden zamanı irdeliyor. 
                           ''Notları okuyor, kâğıtları buruşturup top yapıyorsun. Sana randevular veriyorlar ama sen gitmiyorsun. Kollarını ensende birleştirip, dizlerini büküp, dar sedirinin üzerinde uzanmış yatıyorsun. Tavana bakıyor, tavanda çatlaklar, kabarmalar, lekeler, süsler olduğunu keşfediyorsun. Ne kimseyi görme, ne de konuşma, düşünme, dışarı çıkma, yerinden kımıldama isteği duyuyorsun.''
                         Bir gün herşeyi umursamadan, korkmadan tüm cesaretimle dünyaya nanik yapıp böyle olmak istiyorum. Verdiğim randevulara gitmemek, çalan saati kapatmak, işe gitmemek, arayan telefona bakmamak, kimseyle görüşmemek. Yatağımda oturup bu değişimde olmak ..

                           


                    Bunu hayal ederken bile sonuçları düşünüyorum. Belki üç dört kişi telaşa düşer, iki üç gün evime gelip giden olur, sonra bıkarlar ve aramaz olurlar diyorum içimden. Yine bağlıyım birşeylere ne kötü..

                 ''Dostların bıktı artık, kapını çalmıyorlar. Onlarla karşılaşabileceğin sokaklarda pek yürümüyorsun artık. Sorulardan, rastlantı eseri karşına çıkan birinin bakışlarından kaçıyor, sana ısmarlamak istediği birayı ya da kahveyi kabul etmiyorsun. Sadece gece ve odan, üstüne uzandığın dar sedir, her an yeniden keşfettiğin tavan seni koruyor; geceleyin, Grands Boulevards'ın kalabalığı ortasında tek başınayken, gürültülerden ve ışıklardan, hareketten, unutuştan zaman zaman adeta mutlu oluyorsun. Biriyle konuşmaya, bir şey istemeye ihtiyacın yok.''
                    Bu derece hayattan kopmak nasıl olur diye düşünmek hoşuma gidiyor. Hep söylerim hayatta bir çok şey yaparım; gezerim , dolaşırım, hobilerim, iş hayatı, evlilik, koşturma koşturma.. Bir tarafım her zaman herşeyi sona erdirmeyi özler aslında. Belki bu yüzden bunu anlatan filmler, kitaplar, yazılar, böyle yaşayan insanlar ilgimi çekiyor. Uyuyan Adam'da ki o çocuğun  yatağında oturup saatlerce düşünmesi duyduğum özlemi, merakımı arttırıyor. Perec'in ilk kitabıymış alıp okumalı..













13 Ocak 2017 Cuma

Tatil Filmlerim

                  Kar tatiliyle birlikte haftasonu tatilimiz dört gün olunca evde geçirilen zaman harikaydı. Bazen kitap okudum bazen kurabiye yaptık bol bol da birşeyler izledim. Şu sıralar tv de bazı kanalları çok seyretmeme rağmen ( onları da başka bir zaman anlatacağım ) bu tatil günlerinde dört film seyrettim. Rahatlıkla seyredilebilir ama çokta etkilenmediğim filmlerdi. Şimdi kısa kısa filmlere bakalım.
                  CAMINO      
              İspanyol sinemasının en fazla ses getiren filmlerinden biri sayılan ve ülkesinde en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo gibi birçok ödülü kazanan etkili bir film Camino. Üzüntüye , çaresizliğe hazırolun bu filmde. Küçük kızın çektikleri şuan bile birçok çocuğun , gencin ıstıraplarına ayna tutuyor, bu konu bir de masum aşkla birleşince gözyaşı bol oluyor..

                                                  


                                       BİNLERCE KEZ İYİ GECELER
                    Juliette  Binoche filmde ünlü bir fototğrafçı . Biir tarafta severek yaptığı zaman zaman canını ortaya koyduğu işi diğer tarafta kızları ve eşi. Nedense böyle durumlarda kadın hep ortada kalıyor. Seçim yapması için zorlanan taraf oluyor. Filmde bu eksende geçiyor. Çok beğenerek izlemedim benim için vasat bir filmdi. 


                               

                                           A MAN CALLED OVE
                   Böyle filmleri seviyorum işte. Konu basit ama insani duygulara o kadar yakın ki. İsveç filmi olması nedeniyle oralara ait tekdüzelik  ve sıkıcılık var ama zaten ben de bunun için seviyorum. Aksiyon, komedi ve korku film izleme faslını kapatmış benim gibiler için ideal. Onca yaşanmışlık, hızlı yaşamın sonunda çoğumuzun durumunun nereye varacağını gözümüzün içine sokan gerçekçi bir film. 
                         
                                               En man som heter Ove Movie Poster

                                           SULLY
                            Hernekadar  uçak filmlerinden korksam da acaba Tom Hanks ne yaptı diyerek merak ettiğim bir film oldu. Düşen uçaklar hep canımı sıkmıştır. Zaten uçuş fobim var, yine de korka korka seyrettim ama Tom Hanks'in diğer filmlerinin altında kalmış. Tekdüze giden bir film, Tom Hanks'i filmde yaşlandırmışlar ama yine de gerçekte oldukça yaşlanmış. 

                                       sully-movie-poster




5 Ocak 2017 Perşembe

Cuma Şükür Zamanı

                                   Yeni yılın ilk cuması ve ilk haftası, tabi ki bana şükür cumasını yazmak düşer. Her hafta düzenli olarak yazamasam da bir haftanın ya da o günlerin değerlendirmesi oluyor deyip yazmak istiyorum. Biliyorsunuz ,ülkemiz zor zamanlardan geçiyor. Kötü haberler neredeyse her hafta alıyoruz. Nice canlar yanıyor, elimizden birşey gelmiyor üzülüyoruz ve kabuğumuza çekiliyoruz. Böyle olmamalı..Birbirimizin farklılıklarına, düşüncelerine düşman olmamalı, ne olursa olsun birlik olmalıyız.
                                    Yeni yılla birlikte yeni kararlar var tabi ki. Mesela canımı sıkan iki insanı tamamiyle hayatımdan çıkardım. Bu tür çıkarmalarda kırıcı olsanız da  kendi ruh sağlığınız için bu mükemmel.
Yeni yıla girmeden iki gün önce sevdiğim arkadaşlarla toplandık, güzel bir masa hazırladık, ışıl ışıl yaptık etrafı ve sanki bir baloya gidiyormuşuz gibi giyindik süslendik. Güzel ve keyifli bir gece geçirdik.



                          Şükürler olsun ki bu yıl kış erken geldi. Okulumun  bulunduğu köye öyle çok kar yağdı ki. Sınıftan karda oynayan çocukları seyretmek, gürül gürül yanan soba eşliğinde dersler, huzur, çocukların neşesi, herşey için Allahım sana şükürler olsun..

                          Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve iç mekan

                       Köy içinde dize kadar karda gezmek, doğanın güzelliği,sessizliği,  bacalarından siyah duman çıkan evlerin kar altında suskunluğu..



                      Sınıfta ki çocuklarımın kurdukları oyunlar,aralarında ki konuşmaların güzelliğine tanık olmak beni mutlu eden anlar şükürler olsun..

                                Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yiyecek

                              Sabah  karanlıkta zar zor kalkıyorum, daha yataktayken şimdi  hangi gündeyiz, haftasonu tatiline kaç gün kaldı diye hesaplarım başlıyor. Şehrin araçlarla dolu yollarında neredeyse 3 km lik yürüyüşle köy minibüslerinin olduğu yere geliyor ve 8 buçukta kalkmasını bazen aldığım simidi yiyerek bazen kitap okuyarak bekliyorum.



                              Bu hafta içinde en sevdiğimiz arkadaşımızın doğumgününü kutladık. Şükürler olsun nice yanlış arkadaştan sonra gerçekten iyi insanlara rastladım. Bir söz var ya; sizin ne olduğunuz  arkadaşınızın özelliklerinin toplamı diye. Arkadaşlarınızın ne okuduğuna, ne konuştuğuna, ne izlediğine, nerelere gittiğine, kimlerle vakit geçirdiğine dikkat edin diyor ya. Bakıyorum ve şükürler olsun ne meziyetli arkadaşlarım var..





                                  Kış ortasındayız neredeyse ama kar olmadığından bizim bahçe de hala sonbahar izleri hakim.Geçen gün çektiğim bu fotoya bakın, yansımalar, yağmur gölcükleri,kurumuş yapraklar harikaydı. Bizim kasaba yağmurlu iken yani yukarıda ki gibiyken ilginç olan 15 dakika da gittiğimiz köyde de durum şöyleydi.


Sınıfım önünde mutlu, neşeli ve barış içinde oyun oynayan çocuklara şükürler olsun..



                                 Şükürler olsun ki taşların verdiği enerjiyi  hissedenlerden biriyim. Doğada ki herşey gibi taşlar da aslında ne kadar değerli..Üzerine bir de bir şeyler çizince,  renkleri de ekleyince tam bir mutluluk anları. Bana eşlik eden öğrencilerimle geçen saatler ayrı bir güzel..


                                   Bir cuma daha geldi, bu cuma da hafta içini şöyle bir gözden geçirip güzellikleri farkedip şükredelim. Herkese hayırlı cumalar!


28 Aralık 2016 Çarşamba

Geçen Bir Yılın Ardından

                                    Yeni bir yıl geldi çattı bile. Yaş ilerleyince hüzün her geçen yıl ağırlaşıyor, anılar biriktikçe baskı yapıyor insana hele bir de kaybedilenler varsa kocaman delikler açılıyor insanın ruhunda. Her yeni yıl üzeri, her aralık ayında ki süsler püsler, pırıltılar , ışıltılar beni mutlu ediyor aslında.Bu tür kandırmacalar iyi ki var yoksa nasıl katlanır insan hayatın gri ve gerçek yüzüne. Aslında  hüzünlendiğim anlar çoğunlukta.. Geçmişe dair bilançoya bakarım tabi ki. Bu sene önemli hastalık, kayıp yaşamadım şükürler olsun ki.Doktor kapısını bu yılda çok aşındırdım ama olsun önemli sorunlar olmadığı sürece ne mutlu bize.  İçinde bulunduğumuz ortamı düşünmek istemiyorum. Kurduğum dünya da acıdan uzak yaşamaya çalışsam da olmuyor ama çoğunluk kendimi soyutlamaya çalışıyorum. Bir kızım var ve geleceğini düşündükçe daha da batıyorum dibe. Uzun vadeli düşünmemeye çalışıyorum.
                                  Neyse ,  şöyle geçmişe bakalım bir.  Geçen ocak ve şubat ayı benim için tatil demekti. Okulların 1. yarıyılının bitmesiyle daha önce oldukça uygun fiyata aldığımız Bilbao uçuşuyla başlayan gezimiz harika geçmişti. Beklediğimden de güzel yerler görmüştük. Farklı tatlarla tanışmıştık. Şu seyahatlar olmasa ne olurdu  psikolojim bilmiyorum..

                              

                                 Dönüşte okullar açılmış, kar kış burada da devam etmişti. Soğuk günlerde kendime harika bir uğraş bulmuş ve battaniye örmüştüm. Şimdiye kadar ilgimi çekmeyen örgü ile terapiye giriyorsam yaşlılık sınırına gelmişim demektir. Herşeyin bir zamanı var demek ki..


                                Görüntünün olası içeriği: iç mekan

                             Bu arada  gezilerimize yurt içi devam etmişiz. Gitmediğimiz bir yer olsun deyip haftasonu da olsa 10 saat gidip Kastamonu  gezisi yapmıştık. İyi ki de yapmışız, çok güzel bir seyahat olmuştu.Arkadaşlarla bu şehirde iki gün gezdik dolaştık. Kalesine çıkıp şehre baktık, geçmişe yaslanmış camilerini ziyaret ettik, el sanatları çarşısından hatıralar aldık, yöresel tatlara baktık.

                                        Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü ve açık hava

                           Nisan ayının gelmesiyle bahçem canlanmaya başlamış bunu görünce bir post yazmışım, fotoğraflarını çekmişim. Daha sonra ki güzel günlerde dostlarla, akrabalarla uzun uzun oturduğumuz günlerimizin olduğu bahçemi hep sevmişimdir. Çünkü artık bahçeli evlerin kalmadığı, yüksek katlı apartmanların yapıldığı sokağımızda direnen bir kaç aileden biriyiz. Daha fazla bahçe de oturmak isterdim, iş hayatı olmasa bahçe işlerini kendim yapmak isterdim ama zaman her zaman ki gibi  hızlı geçti. Bahar , yaz , sonbahar derken işte yeni bir yılın arefesindeyiz.


                              

                     Mayıs gelince durmamışız yine kaçamak bir tatil daha yapmışız. Fethiye de cennet bir köşe de cennet bir otelde kalmışız. Çok iyi dinlendiğim üç gün olmuştu , buraya bayılmıştık. 10 saat otobüs yolculuğu yapmıştık, az kalmıştık ama buna değmişti.

                             

                     Mayıs, haziran derken temmuz gelmiş benim için tatil başlamıştı. Yine harika planlarımız vardı, biletlerimizi önceden almıştık, şükürler olsun ki bunları iptal edecek bir durumla karşılaşmamıştık. Uzun uçuşlar yapamadığım için yine Avrupa da bir yerlere gittik. Ama hiç bıkmam herhalde, Avrupa şehirleri birbirine benzese de hep gitmek ,gezmek , kafa dinlemek istiyorum. Avrupa şehirleri düzenli, kurallara uyanlar, güzel evler bahçeler, parklar tam bana göre. Hele köylerine bayılıyorum. Şehirlerde güzel kafelerde oturmak, müzeleri ,kaleleri gezmek, gece de bir konsere gitmek tam benlik. Hiç bıkmayacağım galiba bunlardan.  Geçen temmuz da da uzun süren İsviçre gezisi yapmıştık. Hele Alpler beni öyle mutlu etti ki. Heidinin evini bile bulduk İsviçre de.

                          

                  İsviçre seyahatinden sonra eve dönmüş,  yazı evimiz de dinlenerek geçirmiştik. Bol kitap okudum yine. Film, tv seyredemedim nedense. Devamlı balkonda oturdum. Arkadaşlarla küçük bir Karadeniz gezisi yapalım dedik, organize olup yerlerimizi ayarlayıp 3 gece Sinop'ta  3 gece İnebolu'da kaldık. Harika ve farklı bir yaz tatili oldu bizim için . İki kız arkadaşım , ben ve Pelin ile olaysız sorunsuz bir tatilimizdi bu. İnsan kendine uygun kişileri bulunca gayet iyi bir tatil gerçekleştiriyor. Birbirimize uymayan noktalarda empati ve özveri devreye giriyorsa her sorun atlatılıyor. Ortada özellikle kapris yoksa herşey çözülüyor bence. Çünkü artık çok genç değiliz ve herşeyi sorun yapabilecek durumdayız aslında. Tahammüllerimiz gençlikte olduğu gibi ucu açık değil. Ama bir yerlerde uzlaşma yolunu bulduk hep. Bu grubumla her zaman her yere gidebilirim.

                                      Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, açık hava ve doğa



                                     Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, gökyüzü ve açık hava


                                   Görüntünün olası içeriği: ev, gökyüzü, ağaç ve açık hava
                               

                      Temmuz da ülkemizde gerçekleşen darbe girişimlerinin şokunu atlatıp yine aylar önceden ayarladığımız İtalya seyahatini ailece gerçekleştirdik. Tam on gün Floransa, Bologna, Roma, Pisa, Gaeta gezdiğimiz yerlerdi. Yine  müthiş bir gezi oldu, ailemle yaptığımız her seyahat çok güzel oluyor. Pelin de bizim tempomuza ayak uyduran bir çocuk oldu. Babasıyla didişmelerini duymazdan geldim hep. Bol yürüyüş, bol pizza ve dondurmalı günleri hiç unutamayacağım. Floransa da  kalırken depreme de yakalandık. Gece olan depremi bir ben duydum. Ertesi gün Roma'ya gittik. Oradayken tv den öğrendik depremi. O gün panik yaşadım, nasıl kalacağım ben otelde falan dedim, ama herkes işine bakıyordu. Roma da  da çok hissedilmesine rağmen kimse dert etmiyordu bunu.                      


                              Ağustos bitip eylülde okullar açılmış ama Kurban bayramı da bu döneme denk gelmişti. Bunu da fırsat  bilip Antalya da deniz tatili yapalım dedik. Tekrar bol dinlenmeli ve deniz dolu tatil yaptık. Dönüşte artık okullar açılmış , kızımın okulunda darbe nedeniyle kapatılan okullardan olduğunu öğrenmiştik. Bu oldukça canımızı sıktı. Çünkü kızım artık 7. sınıfta ve şimdiye kadar çok memnun olduğumuz okulumuz bir anda yokolmuştu. Parasını aylar önceden ödemiştik. Ne yapacağımızı şaşırdık. Olan özel okullar bile dolmuştu. Ve ilçemizde bulunan bir devlet okulunda 7.sınıfa başladı. Alışma dönemi falan derken  şimdi 1. dönem bile bitiyor işte. Pelin hayatından memnun, daha farklı şartlara daha fazla özgürlüğe kavuştu , bundan da çok memnun.

                                       Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, okyanus, ağaç, bulut, açık hava ve doğa

                            Ekim oldukça keyifli geçti. Hava genelde güneşli olduğundan hep deniz kenarındaki kafelerde, piknik masalarında oturduk. Güzel havanın, mis gibi deniz kokusunun keyfini çıkardık eşle dostla.

                                         Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, okyanus, açık hava ve su

                                  Aralık  ayı bu yıl kışı erken getirdi bize. Bir anda soğuyan hava ile ilk kar köyümüze düştü. Her taraf bembeyaz oldu, bir kaç gün bu süprizi yaşadık. Yılın son günlerindeyiz ve hava buz gibi ama güneşli. Arkadaşlarla yeni yıl yemeği yiyeceğiz perşembe gecesi. Bu yıl iyisiyle kötüsüyle böyle geçti . Blog hayatımda da 7. yılıma gireceğim , gerçekten de zaman nasıl da geçmiş gitmiş. İyi ki blog yazmışım, neler gelmiş geçmiş neler. Bir tür hayat dökümü bu benim için.
                                Yeni yıldan huzur bekliyorum ben de , tabi ki de en önemli olan sağlık, barış, güzel ve hakettiğimiz bir yaşam. Daha ne olsun ki sonra yavaş yavaş gerçekleşir herşey. Herkese mutlu yıllar !


                                         Görüntünün olası içeriği: kar, gökyüzü, bulut, ağaç, açık hava ve doğa

                             2017



23 Aralık 2016 Cuma

Cesur Bir Kadın ; Lizzie Velasquez

                           Geçen gece saat 10 dolaylarında bir programa denk geldim. Daha önce okuduğum Mucize kitabına benzer bir olayı anlatıyordu. Merakla seyretmeye başladım. Lizzie Velasquez   anlatılan kişiydi. Aslında o kendisini anlatıyordu. Ekranda ki bir deri bir kemik genç bir kızdı. Çocukluğunu, yaşadığı zorbalıkları, anne ve babasının ağzından doğum öyküsü, youtube kanalından birinin onu dünyanın en çirkin kadını ilan edişini ve altına yazılan yüzlerce acımasız yorumu anlatıyordu. 
                        Teksas da yaşayan Lizzie sıfır yağ hücresiyle doğmuş. Bu yüzden hiç kilo almıyor. Bunun  ne demek olduğunu düşünebiliyor musunuz? İnsanı en başta yazılan kaderinin zaten acımasız oluşuna, dünyada ki diğer insanların kötü yaklaşımları, etiketlemeleri ekleniyor. Yıllarca savaştığı hastalıklar, hastane de geçirdiği günler, araştırmalar, araştırmalar.. Bunlar yetmiyormuş gibi şu insanın insana yaptıkları ne kötü. Bunun neden böyle olduğunu düşünüyorum ve cevap bulamıyorum.

                              lizzie
                       
                       Düşünün yalnızca 28 kilo ağırlığında olmak nasıl bir şey. 4 yaşındayken sağ gözünü kaybetmiş. Kendisine yapılan bunca saldırıya karşı youtube aracılığı ile karşı çıkmış ilk olarak. Yüzlerce insan karşısına geçip kendisini anlatıyor bıkmadan . Özellikle siber zorbalığa karşı savaşıyor ve bunun için yasa çıkması için çabalıyor hala.
Okullarda çocuklar arasındaki aşağılamalar ve dalga geçmelere karşı konferanslar düzenlemeye başlayan genç kadın, bir taraftan da çalışmalarını sürdürebilmek için internette başlattığı kampanyada binlerce dolar para yardımı toplamış. Velasquez, kendisine destek veren isimler sayesinde 2013’te ünlü TED Konferansları’nda konuşmacı olarak yer almış. Bu konuşması YouTube’da 7 milyondan fazla kişi tarafından izlenmiş.
                           Eğer anlattıklarımı merak ederseniz bir de  2015 yılında çekilmiş belgeseli var. 

                                   A Brave Heart: The Lizzie Velasquez Story


                           film



















17 Aralık 2016 Cumartesi

Beklenen Kar Manzaraları

                              Hepimiz kar yağsın, her yeri kaplasın , kendimizi dışarıya atalım, bol bol kartopu oynayalım istiyoruz. Bu yıl kar bizim buraya geçen yıla göre erken yağdı. Aslında yaşadığım yerde şu an hiç kar yok. Bugün yani cuma ( biraz sonra cumartesi olacak aslında ) sabah kalktığımızda hava kapalı ve yağmurluydu. Kızımla kahvaltı yaparak okula doğru yola koyulduk. İlk önce kızımı bıraktım okuluna. Sonra köye doğru yola çıktım. Takip edenler bilir , geçen seneden beri kasabamıza yakın bir köyde öğretmenim. Minibüsle onbeş dakika ve tepede bir köy. Yolu virajlı, yukarıdan körfeze bakan ve neredeyse 10 km uzaklıkta bir köy. 
                        Neyse bugün yola çıktık, bir iki virajı geçtik ve kar başladı. Minibüsten inip zincir takmak zorunda kaldık. Yolda bir iki araba da kalmıştı. Bir anda yollar kapanmaya başladı. Yeniden köy minibüsüne binip ilerlemeye başladık. Yavaş yavaş okula doğru çıktık. İki dakika önce başka bir yerden sanki kutuplara gelmiştik. Her  yer kar altında kalmış, harika bir manzara olmuştu.
                       Okulda bol bol kartopu oynadık, çocuklarla kardan adam yaptık ve köy içinde gezdik. Şimdi bugünden kış manzaraları. 












8 Aralık 2016 Perşembe

İtalyan Güzeli Sophia

         


                ''Gerçek özgürlük insanın istediğini yapabilmesi değil, niyetlerini başkalarıyla da paylaşabilmesidir.'' 
                Cümlenin altını çizmiştim okurken Sophia Loren kitabını. Otobiyografi okumayı çok seviyorum, kim olursa olsun merakla okuyorum. Bir taraftan da acı bir tat duyuyorum okurken. Onca ünlü, sanatçı, bilim insanının hayatına bakmak, koca bir ömüre tanık olmak ve sonlarının yalnızlık , çaresizliğe mahkum oluşlarına şahit olmak kendi yaşamınızı sorgulamanıza neden oluyor.
                 Sophia Loren gözümde İtalyan sinemasının vamp kadınıydı. Zenginlik ve sefa içinde geçmiş bir hayatı vardı sanıyordum. Kitabı okuyunca ne kadar çok yanıldığınızı anlıyorsunuz.
Piyano öğretmeni olan annesi Romilda Villani ile mühendis babası Ricardo Scicolone'nin  1934 yılında  evlilik dışı olarak doğmuş. Annesinin bile ilginç bir hayat hikayesi var. Kitaptan İtalya da ki kadınların kaderinin uzun yıllardır 2. ya da 3. kadın olma durumunun olduğunu öğreniyoruz. Evliliklerde sadakat çok az, erkeklerinin çoğunun metresi var. Sophia da zaten uzun yıllar Carlo'nun ikinci kadını. 

                                         

                 Babasının kendisini ve kardeşini redetmesi yüzünden belki kendisinden oldukça büyük Carlo Ponti ile ilişki yaşar uzun yıllar. Baksanıza şu fotoya küçük bir kızın babasına sarılışı sanki.  Çocukluğu savaş, yokluk içinde geçer. 16  yaşında annesinin yarım kalmış hayalleri doğrultusunda güzellik yarışmasına girer ve burada Carlo'nun ilgisini çeker. Bundan sonra uzun mücadele dolu yıllar başlar. Bir ara kısa da olsa hapiste yatıyor. Kitabı tavsiye ederim, bir çırpıda okunan kendi yazdığı bir kitap. 
                 Kitaptan sonra Fİlmlerini seyredeyim dedim. Kitabında da çok bahsettiği Kızım ve Ben filmi ilk seyrettiğim.

                           

                 İtalya da ki çocukluk yıllarına benzediği için çok bahsetmiş sanki. Savaş yıllarının zorluğunu başka böyle güzel nasıl anlatabilirdi acaba. Diğer seyrettiğim filmi   Vittorio De Sica’nın yaptığı Napoli Hikayeleri  (The Gold of Naples)  ..1950 li yıllarda ki Napoli.

                                              
                 
                 İtalyanlara  sormuşlar   “Makarnadan başka neyiniz var?”  diye  “Sophia Loren” yanıtını vermiş. İtalya da geçen filmleri seyretmeyi çok seviyorum. O sokaklarda hep gezdim, yaşadım gibi geliyor. Konuşmalar, hareketler, kahkahalar yaşam enerjisini bana yansıtıyor o iki saat boyunca o yüzden keyifle seyrediyorum Sica filmlerini. Daha seyredeceklerim var tabi. Nasıl olsa geceler uzun..




   








2 Aralık 2016 Cuma

Hayırlı Cumalar !


Bir cuma daha geldi hayırlısıyla. Ülke gündemi bitmiyor, her an yeni bir olay hayatımıza giriyor. Üzülmeden, kahrolmadan geçen bir haftamız niye yok artık. Olumsuzlukları yazmak istemiyorum, güzel bir haftasonu yazısı yazmak amacım. Her normal geçen günümüze şükretmek bile bir parçamız oldu. 
Kasım bitti, aralık başladı şükürler olsun bunu da gördük. Aralık güzelliklere açılan bir ay olur umarım. Bizim buralarda havalar iyice soğudu, bulutlar gökyüzünde şekilden şekile giriyor her gün.


Şükürler olsun ki , böylesine güzel bir manzaraya on adım yakınım..


                             Geçen hafta Yalovada ki arbetoryuma gittik. Sonbaharı tam anlamıyla yaşayan bir yer. Şükürler olsun bu renklere, bitkilere, doğaya..


Dostlarla denize sıfır içilen çaylara, muhabbete, deniz kokusu, balıklar, martılar, teknelere..


Apartman yığınları arasında tek başına kalan iki katlı evime, içinde dolu çeşit ağaçlarıma, çiçeklerime ve bahçeme...


Her sabah servisi beklerken koşa koşa yanımıza gelen ve kendini sevdirmeye çalışan kedimize...


Geçen gün yolda rastladığım bu güzel arabaya..


Tek tükte olsa sokakta kitap okuyan insanlara  şükürler olsun. Hayırlı cumalar 

Tasarım:Sawako Kuronuma