10 Aralık 2018 Pazartesi

Ormandaki Yabancı

                 Kırsalda yaşamaya özlemim olduğunu biliyorsunuz. Yıllarını şehrin konforuna bırakmış, yirmi yıldır memur yaşamıyla iyice rutin hayata kelepçelenmiş biri olarak bu özlem hep hayallerimi süsleyecek. Belki bu yüzden konuya dair filmler seyredip kitaplar okuyorum çokca. Her rastladığım karaktere imrenerek bakıyorum, neler yapabiliyor bu insanlar diye şaşırıyorum.
Henry David Thoreau tanımalısınız. Kariyeri “yaşamak” olarak tanımlayan Thoreau, Emerson’a ait bir arazi içinde, Walden Gölü kenarında yaptığı barakada yaşayarak Walden, or Life in the Woods (Ormanda Yaşam ) kitabını yazmış. Throeau insanlardan ve modernizmden kaçarak ormanda yıllarca yaşamış. Kitabı büyük  bir heyecanla okuduğumu hatırlıyorum. 
            Elime yeni bir kitap aldım. Ormandaki Yabancı..Yirmi yaşında evden kaçarak ormana yerleşen, yirmi yedi yıl boyunca yalnızca tek kelime eden, ihtiyaçlarını hırsızlık yaparak karşılayan ve sonunda tutuklanan Chiristpher  Knight’ın hayat hikâyesini okuyorum şu sıralar. Michael Finkel sade bir anlatımla Knight yaşamını veriyor bize. Ormandayken düşünerek ve doğayı seyrederek, dinginliğin yardımıyla “kendisinin yargıcına dönüşen” Knight,  “doğanın sessizliğinde geçirilen zaman bizi daha akıllı yapar” diyor.  Böyle bir yaşam sürdüğü için “deli” olarak yaftalanmaktan hoşlanmıyor. 


Kitabı daha bitirmedim. Pazar günü National Geo da bir belgesele denk geldim tam da bu okuduklarıma uygun. Live free or die..
Şansıma üst üste 4-5 bölüm yayınlandı. Colbert, Derik, Thorn, Tony gibi farklı özelliklere sahip karakterlerin çöl,orman,dağ gibi farklı coğrafi özelliklere sahip bölgelerde yaşam mücadelesini konu alıyor. Bazıları yeni evlenmiş ve dağda küçük bir kulübede yaşamaya başlamış, bazısı evini barkını işini bırakmış ormanda bir çadırın içinde hiçbir araç kullanmadan yaşamaya çalışıyor, kimisi yıllardır münzevi olarak derme çatma tahtalardan oluşan yapıda avlanarak hayatını sürdürüyordu. 
Benimde bu tür hayata yakın yolu seçmiş bir arkadaşım var. Karı koca ve kızları ile bizim buradaki evlerini, işlerini bırakıp Ege de dağlarda bir arsa satın alıp yerleştiler. Fotoğrafta ki evlerini kendi elleriyle yaptılar. Öyle güzel bir yaşam kurdular ki onları izlemek ben de mutluluk yaratıyor.


Münzevi olarak hayat sürmek ilgimi çok çekiyor, yaşanan hayatlar, insanlar hakkında düşünüyorum bir taraftan , neden diyorum zorluğuna rağmen doğaya dönmek ister insan..

















7 Aralık 2018 Cuma

Yaşasın Cuma

Bu hafta aralık ile başladı, umudumuz kar yağmasına dairdi. Soğuk ve sisli günler yaşadık. Kar soğuğu oldu ama yağmadı. Özellikle sabahları sis çok yoğundu köyde. Hangi ara aralık ayı geldi, neredeyse okullarda ilk karneler dağıtılacak diye düşünüyorum devamlı. Şükürler olsun ki günlerimiz sağlık ve huzurla geçiyor. Oldukça rutin bir hayat. Sabah kalkıp okula gelmek, öğleden sonra eve gidiş, sonrasında yaptıklarım bile hep aynı. Yemek yeme ailece, kızımın odasına çekilip ders çalışması, bizim her gün aynı kanepede oturuşumuz bile bu rutinin parçası. Monotonluk canımı sıkmıyor hatta huzur veriyor bana, daha ne olsun diyorum. En sevdiklerim yanı başımda ya..Tek canımı sıkan kızımın odasına kapanıp zamanını orada geçirmesi. Ben de böyleydim diye hatırlıyorum sonra. Ama annem bunu sorun etmezdi, farkım her seferin de 'Peliiiin ' diye yarım saatte bir bağırışım, yanıma gel kızım biraz oturalım deyişim..


                          Bu hafta içi bahçemden topladıklarıma bakar mısınız ? Renklere , şekillerine hayran kalıp Yaradana şükretmemek imkansız..


          Gittiğim İzmit şehir merkezinde bile ağaçlık yerleri bulup nefes alabildim biraz da olsa..


Okula, işe güce giderken ikinci kattan inince bahçede karşıma çıkan limonlardan biri..


Yağmurda ıslanmış halleriyle duran sukulentlerim..


Okulda her sabah kapımıza gelen köpeğimiz, müdürün ekmek verip buraya alıştırmayın diye beni uyarması ve bir daha gözükmeyen bu hayvancağız...


Sonra sakinleşmek için koşa koşa  gittiğim evim, işlediğim güllerde huzuru arayışım..


Haftasonu evde yaptığım tarçınlı,zencefilli ve elma parçacıklı kekim..


Örüp bitirdiğim minik yeni yıl battaniyem..


Tarçınlı kurabiye eşliğinde okunan kitaplar...




Koleksiyonumun büyümesi. Her dilden Küçük Prens..


Örgü, kahve ve kek üçlüsü.. Hayatımdan hiç çıkmaması dileğiyle..


Hepimize güzel ve mutlu bir haftasonu dileğiyle...


3 Aralık 2018 Pazartesi

Sonbahar Gecemiz


Küçük bir kasaba da yaşayan kadınlar ne yapar ?  Bizi tanıyan bilir konsept gecelerimiz meşhurdur. Özellikle her kasım ayında toplanıp sonbahar gecesi düzenleriz. Çocukları eşlere bırakıp sonbahar renklerini içeren elbiselerimizi giyip hazırladığımız güz paketlerini de alıp hangi arkadaştaysak onun evine gideriz. Tabi ki yiyecekleri de herkes yanında getirir. Evin de toplandığımız arkadaşımız da temaya uygun soframızı hazırlar.


Bu yıl da Hanife'nin evindeydik. Bize yine harika bir masa hazırlamış, mumları ve şömineyi yakmış, elmalı tartını da pişirmiş bekliyordu.


Küçük ayrıntıların yaşamı zenginleştirdiğine inanan insanlarız. Sofra da ki sonbahar havası hepimizi sardı sarmaladı..


Yanımızda ufak tefek hediyelerde getirmiştik. Paketlerin güzelliğine bakar mısınız..


Sofra örtümüz, servis peçetelerimiz , meşe palamutları...


Gecenin yıldızı kabak pastamız. Yine bu eseri yapan Gezgincibulut.. 


Gecenin sonuna doğru kahvemizle pastamızı yaparken gelecek yıl açmak üzere bir kağıda dileklerimizi yazdık. Küçük bir kutuya koyup mührümüzü de bastık..


Tüm dileğim daha bir çok partiyi birlikte kutlamak, bir arada olmak, çocuklarımızı ortamızda büyütmek. Size bir sır vereyim, böyle mutluluğu yakaladığınız, güldüğünüz ağladığınız, birlikte olmaktan hoşlandığınız, bu saçma dünya da sizi saran arkadaşlarınızın olması kadar güzel bir şey yok..

23 Kasım 2018 Cuma

Şükür Cuma

                           Cuma günü gelmişken kendimize rehber almamız gereken kitabımızdan bir ayet paylaşmak istiyorum.  ''Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara (zerre kadar) zulmedici değildir,''   der Fussilet Suresinin 46. ayetinde. Biz yaptıklarımızın, eylemlerimizin karşılığını alırız. Eğer bunun tersi  oluyorsa , iyi güzel ve hayırlı olmamıza karşı yaşantımızda bir çok olumsuz durum söz konusu oluyorsa hakettiğim bu değil diyerek Yaradanı suçlamak bizde ki eksikliği gösterir. Ayette Rabbimizin zerre kadar haksızlık yapmadığını, zulmetmediğini söylemiyor mu ?
                           Dünyayı yaşanır kılmak, güzel bakmaya çalışmak sorunları görmezlikten gelmek değil aksine bunlardan daha fazla etkilenmenin sonucu geliştirilen reflekstir bana göre. Bu yüzden cuma yazıma hafta içinde gördüğüm güzellikleri paylaşarak başlıyorum.


Her cuma köyden görüntüler paylaşmasam olmaz. Bahçeler hala renk renk, sonbahar kasım ayıyla beraber etkisini yoğunlaştırdı. Bu hafta içi bol bol sis vardı bizim köyde. Aşağıdan minibüsle köye çıktığımızda neredeyse her sabah böyleydi. 


Okul dönüşlerinde arkadaşımın arabasıyla geldiğimden yürümem gereken 2 km lik bir yol oluyor. Bunu da çok seviyorum çünkü mecburi olan bu yürüyüşle biraz da olsa hareket etmiş oluyorum. Geçen gün yolumu değiştirdiğim de daha önce görmediğim merdivenlerle karşılaştım. 


Sabah okula gitmek için minibüslerin bulunduğu otogara giderken apartmanların arasından geçiyorum. Etraf çok katlı apartman , önlerinde dizi dizi arabalarla dolu. Ama bu çirkinlikler arasında ruhu olan bir balkon var ki onu gördükçe içim ısınıyor . 8 katlı bir apartmanın yer altında kalan katında saksılarla dolu bu balkona bakar mısınız..Kendilerine sımsıcak dünya yaratanlara şükürler olsun!


                  Geçen haftasonu evden çıkmadan geçirdiğim iki gün benim için dinlenme ile geçmiş oldu. Evde olursam tabi ki kek yapıyorum. Bu haftasonu kekim fındıklı portakallı. Sehpama arkadaşımın annesinin çeyizinden bana hediye ettiği işlemeli örtüyle..


Ve huzur içinde oturup elime aldığım nakışım...


Bu hafta okuduğum kitap. Cemile Sümeyra Alver'in Derin Dalış. Kim bu yazar diye biraz araştırma yaptığımda çıkanla hüzünlendiğim kadın..Geçen sene 40 yaşına gelmeden arkasında iki evladını, eşini, öğrencilerini bırakıp giden yazar bir kaç kitap çıkarmış edebiyat öğretmeni aynı zamanda. Eşi ve babası da edebiyatçı. 


Bahçemde ki bebek Japon akçaağacı en sevdiğim dönemini yaşıyor. Yapraklarını biraz toplayıp kitap aralarına koydum. İnanılmaz rengiyle beni öyle mutlu ediyor ki..


Bir cumaya daha sağlık , barış, huzurla ulaşmanın şükrünü tüm kalbimle yapmak istiyorum. Yarın öğretmenler günü..Tüm öğretmenlerimizin, arkadaşlarımın günü kutlu olsun !





19 Kasım 2018 Pazartesi

Köyümde Güzün Son Günleri

Görev yaptığım şehre de yakın olan köyde sık sık gezdiğimi herkes bilir. Aslında köy olan bu yer ilçemize mahalle olarak eklendi bir kaç yıl önce. Neden köylere mahalle denmeye başladı anlamıyorum ama ben  ne olursa olsun köy diyeceğim.
Bazılarınız merak ediyor, nerede bu köy diye mesaj yazanlar çok. Fazla deşifreyi sevmediğimden Kocaeli'nde bir köy diyorum çoğunluk. Benim yaşadığım kasabaya da çok yakın olması avantajım. Şehir hayatından on dakika sonra kendimi doğanın içinde buluyorum. Tayinimi niye köye çıkardığımı anlayamayanları ben hiç anlamıyorum.


Gezerken bazı kareler yakalıyorum ki ben bile hayret ediyorum. Bu fotoğrafa baktıkça vay be yoksa Portofinoya mı ışınlandım ben diyorum. 


Okulumuz bu caminin hemen yanında. Şu minik ağaç üzerinde böyle turuncu sarı ağaçlar doluydu. Bugün bir baktım bir tane kalmamış.


Uzak dağlara bakan üst mahalleden bir görüntü..


Köyde ki evlerden biri. Keşke hep böyle kalsalar. Gerçi biz kaloriferli dairelerde yaşarken onların bu zor koşullarda kalmasını istemek nasıl bir şey..


Okul bahçemizde sonbahar izleri..


Evler ve önlerinde asılı çamaşırlar. 


Güz bitmeden bir kaç fotoğraf çekmeliyim deyip yine gezdim yollarda. Kış haline de bayılıyorum ve çocuklarla dört gözle bekliyorum bu mevsimi. Bu hafta biraz soğudu hava ama tekrar ısınacakmış hava durumu haberlerine göre. Aralık gelmeden kar yağmayacak gibi..


16 Kasım 2018 Cuma

Hayırlı Cumalar

Bugün Cuma !
Çalışmaya, erken kalkmaya, koşturmacaya iki gün ara vereceğiz.
Kısa kısa cumaya kadar neler yapmışım bir bakalım..


Geçen cuma pazardan çiçeklerimi aldım tabi ki..


Haftasonu tatlımız olarak Norveç'te yediğimiz tarçınlı rulolardan yaptım. Norveç'in en güzel şehri” olarak bilinen Bergen kökenli “Bergen'in Skillingsboller” adlı klasik Norveç tarçınlı çörekler.


Pazar günü eski okul arkadaşlarımızla bize yakın doğa içinde bir mekanda kahvaltıya gittik.


Gölcük Eriklitepe Tabiat Parkı..İsteyenler bungalov evlerde konaklayabilir. 


Bu hafta ne yazık ki tek bir kitap okuyabildim. Ay boyunca okuduğum bir kaç tane dergi olunca okumam yavaşladı. Evsiz gezgin bir çiftin kaleminden işini gücünü bırakıp yollara çıkanların dökümanı..


Okulda çok güzel işler yapıyoruz. Çocuklarla olmanın gerçekten iyileştirici gücü var. Çocuk sayısının öğretmenin verimi açısından da rolü çok büyük. Köye geçtiğimden beri öğretmenlik yıllarımın altın dönemini yaşıyorum bence.


Bu hafta hep beraber doğadan meşe palamudu toplayıp saksımıza ektik.


Hafta içi okulda soğuk ama güneşli günler geçirdik..


Okul çıkışı köyde gezmenin tadı hiçbirşeyde yok..



Sonbaharın güzelliğini evlerin bahçelerinde görmek, tavukların, koyunların sesini duymak, araba gürültüsü olmadan saatlerini geçirmek benim için büyük nimet. Sonra eve mutlu dönme şansına sahip kaç kişi var ki şu dünya da diyorum kendime. Ve yalnızca şükredebiliyorum. 
Herkese mutsmutlu, sağlık ve enerji dolu haftasonu dilerim :)

12 Kasım 2018 Pazartesi

Köyde Tekbaşınalık

                                      Kalabalıktan, yozlaşmış sahte ilişkilerden, yıllarca ömrümüzü verdiğimiz iş hayatından, gereksiz muhatap olduğumuz sosyal yaşamdan belki de dünyanın tüm gerçekliğinden kaçış noktası olarak sakin bir yere yerleşme hayali kurarız çoğumuz. Genelde nüfusun az olduğu yerler, köylerdir bunlar. Emekli olunca gideceğim dersiniz, yetti bu kalabalık,kaos, keşmekeş dersiniz, bazılarımız daha şanslıyızdır daha çalışıyorken bir ev yaparız köyde haftasonu kaçamakları yaşarız. Yaş ilerledikçe şehrin karmaşasından kaçma hayalleri kurmayan yoktur herhalde. 
Ünlü düşünür Martin Heidegger  Güney Almanya'nın Kara Orman dağlarının yükseklerinde inşa edilen kulübesinde çoğunlukla tek başına elli yıl yaşadı. Bu kulübe de yazdığı yazılarını topladığı kitabı hakkında yazdığım post burada. Kitap yalnızlıktan çok seçilmiş, tercih edilmiş bir yaşam tarzını yansıtıyor. 
                           Heidegger kitabında şöyle der :
'' Şehirliler çoğu zaman, dağların arasındaki köylülerin uzun, tekdüze Yalnız olma durumuna hayret ederler. Oysa bu Yalnız olma değil, tek başınalıktır. Gerçi insan büyük şehirlerde de neredeyse başka hiçbir yerde olamayacak kadar kolaylıkla yalnızlığa düşebilir. Ancak insan orada asla tek başına olamaz. Çünkü tek başınalık bizi tecrit eden değil, aksine bütün varoluşumuzun, bütün şeylerin özünün geniş yakınlığının içine doğru açılmasını sağlayan kendine özgü güçtür.”



               
                            Seçilmiş tek başınalığa en güzel örnek Sait Faik'in Lüzumsuz Adam'ı Mansur. Kendini toplumdan bilinçli olarak izole etmiştir. Kimseyle iletişim kurma ihtiyacı içinde olmayan Mansur'un  dostları bile nerede oturduğunu bilmiyordur. Yaşamını küçük bir dükkândan aldığı kira ile idame ettiriyordur. Bir köye çekilmemiştir belki ama kendi mahallesinden de 7 yıldır dışarı çıkmamıştır. 
                           Kimi insanı izole ettiren,insanlardan uzaklaştıran o duyguyu çok merak ederim, bazen de özlem duyarım buna. Acaba bunu denemiş olsam ne kadar dayanırım diye hayal ettiğim çoktur. Bu yüzden belki de şehir de yaşamı, hatta şehirlerde gezmeyi sevmem. Kimbilir belki Heidegger gibi bir gün kırsala gider orada oyuz yıl yaşarım. Hem onun yaptığı yaşamdan tamamen kopuşta değildi. Kulübesinde karısıyla yaşamış, yazmış, çizmiş, isteyince de şehre inmiştir. 
                            Şu fotoğrafta görülen cami bizim okulun hemen bitişiğinde. Bu ev de okul çıkışı gidiğ baktığım , hayal kurduğum ev. Terk edilmiş.
                           Ne garip özlemlerim var böyle..









9 Kasım 2018 Cuma

Yaşasın Cuma !


Eveet  güzel bir hafta sonuna daha gelmiş bulunuyoruz. Geçmiş olan bir hafta içinde bazı sağlık sorunları canımı sıkmış ve bir sonuca bağlanmamış olsa da karamsarlığa kapılmamaya, kendimi motive etmeye çalışıyorum çokca. Yaşıyoruz, sorunsuz nefes alıyoruz, yiyoruz içiyoruz daha ne olsun. 
“Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim. Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven. Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu. Herhalde bunu ona hiç kimse söylemedi ki, uçuyor. Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar, sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar. Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme! Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir. Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın. İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder. İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır: Kendisi!” diye yazmış Aldous Huxley, ‘Algı Kapıları’ adlı eserinde.
Geçen hafta sonu yani cumartesi hava o kadar güzeldi ki kahvaltımızı balkonda yaptık. Kasım olmasına rağmen gölgede kalan balkonumuz hiç soğuk değildi. Havanın bize yaptığı bu kıyağı kaçırmadık tabi ki. Ne yazık ki kızım yoktu, günümüz çocukların çilesi haftasonunda bile kurslar, dersler, antremanlar bizi onlardan koparıyor. Neyse ki her kurs bize yürüme mesafesinde ve bizim onu bir yerlere getirip götürme eziyetimiz yok. Bu bile bizim için büyük bir lütuf.


Kendimi sabah sabah enerjik hissedince ne yaparım ? Tabi ki ıspanaklı fındıklı kek.


Kendini mutlu etme çalışmalarımdan eve bir demet çiçek ..


Pazar günü eski çalıştığım okul arkadaşlarımla Abant, Gölcük gezisi yaptık. Bu mevsimde en güzel halinde oralar. Tabi ki haftasonu olunca çok kalabalık.




                        Pazartesi iş başı. Belki de öğretmenlik yıllarımın içinde en mutlu ve huzurlu dönemi yaşıyorum. Köy çocuklarının kaybetmedikleri masumiyet ve saygı ( ebeveynleri de )  , sınıfımda geçirdiğim huzurlu saatler, yaptığımız etkinliklerle geçen zamanımız herşey çok güzel. Daha ne isteyebilirim ki..


Sabah küçük bir elle gelen köy çiçekleri her daim masamızda.


Sınıfımızın arka camından gördüğüm manzaram.


Bu hafta okuduğum iki kitap. İlki Milli Eğitimin her sene sonunda seminer döneminde öğretmenlere tavsiye kitaplarından biri. Okul Sıkıntısı Daniel Pennac tarafından yazılmış. Gerçekten her öğretmenin okuması lazım. Kendisi öğrenciyken tembel, uyumsuz ve hırsız olan yazarın eğitim hayatını sorgulayışını, sonuçta buna rağmen öğretmen ve yazar olmasının hikayesini okuyoruz.


İkinci kitap Bütün Bir Ömür. Alp dağlarını ne kadar sevdiğimi bilirsiniz. Bu dağların eteğinde yaşamış, zorluklarını çekmiş, şimdi teleferiklerle ordan oraya koşturan turistlerin rahatlığı için çalışmış, sakatlanmış Egger'i okuyunca bu işlerin bir de perde arkası olduğunu anlıyorsunuz. İçim burkularak okudum ve sevdim.


Yeni bir haftaya inşallh mutlulukla, sağlıkla, sevdiklerimizle başlarız. Herkesin gönlüne göre olsun..















Tasarım:Sawako Kuronuma