25 Eylül 2016 Pazar

Herman Hesse Müzesi


                        Lugano da beni bir süpriz bekliyordu. En sevdiğim yazarlardan Hermann Hesse müzesi buradaydı. Almanya ile İsviçre arasında bir sınır oluşturan Constance Gölü’nün hemen kenarında yer alan, filmlerden fırlamış gibi görünen Hermann Hesse’nin evi 2004’te restore edildikten sonra müzeye dönüştürülmüştü. 1877 doğumlu Hesse ailesiyle birlikte bu evde 1907-1912 yılları arasında yaşadı. Bozkırkurdu, Siddhartha gibi kitaplarıyla tanınan İsviçreli yazar 1946’da ‘yazılarındaki geleneksel insanlık idealleri ve stilinin yüksek kalitesi örneklerinde olduğu gibi, cesaret ve anlayış ile büyüyen ilham veren eserleri’ sayesinde Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Hesse hayatının hiçbir döneminde bir yerde uzun süre kalmadı. Hindistan’a gitti, Avrupa’da pek çok yerde yaşadı.




                    Lugano da bulunan müze de yazarın 1919-1931   yılları arasına yaşamını sürdürdüğü evden oluşuyor. Luganoya yakın Montagnola da ki Torre Camuzzi adresinde.

                              

                             

                           Yazarın vaktini geçirdiği odalarda gezmek, yadığı daktiloyu görmek, özel eşyaları, kalemleri arasında dolaşmak çok ilginçti.

                              
















18 Eylül 2016 Pazar

LUGANO GEZİSİ

               

                          Bernina Ekspresinin son durağı Tirano'da indikten sonra buradan kalkan Lugano otobüsüne bindik. Amacımız Lugano'yu da görmekti. Burada  Hotel Zurigo da kaldık ve memnun kaldık. Lugano, gölün üst tarafında kalan Lugano ve Malcantone bölgeleriyle alt tarafında kalan Mendrisiotto bölgesinden oluşuyor. Ana yerleşim alanı Lugano bölgesi. Önemli turist aktivitelerinin başında gölü çevreleyen tepelere çıkış yer alıyor. Bunlardan 912 metre yüksekliğindeki Mount San Salvatore’ye, Paradiso’dan yarım saatte bir hareket eden kablolu sistemle ulaşılıyor. 933 metrelik Mount Bre’ye finükülerle çıkılıyor. Mount Lema ise tam 1624 metre yüksekliğinde. Teleferikle 10 dakikada ulaşılıyor. Çevredeki dağların en yükseği ve önemlisi Mount Tamaro 1961 metre yüksekliğinde. 

                           




                  Lugano’nun güzelliklerinin önemli bölümü park ve bahçelerde. Bunlar tepelerin üzerine kurulu. Belvedere, Ciani Park, Tassino adlı botanik bahçeleri arasında en önemlisi: San Grato  ve Parco Civico..



                                   

                Sıcakta gezmek çok kolay değil, herkes denizdeyken şehir boş genelde. Biz daha çok parkları tercih ettik gündüzleri. Göl kenarında parklarda oturmakta güzel. 



                    Lugano da çok ilginç bir  katedral bulunuyor. Cattedrale di San Lorenzo. Aynı zamanda freskleri harika bir o kadar da eski bir kilise olan  Chiesa di Santa Maria degli Angeli. Mutlaka gezilmeli. 

                              



                            Lugano gölü çevresinde gezerken ilginç heykellere de rastlamak mümkün.

                                  

                              Şehrin üst taraflarına doğru yürüdük , çok yorulduk ama manzara müthiş. Bu arada farklı  parklara da rastladık. İsteyenler San Salvatore tepesine dik trenle tırmanabilir. Buradan da manzara harika. 
         
                                              

                      Günün en zevkli saati pizza yediğimiz zamandı. Burada da güzel pizza yapan restoranlar var.

                    

                      Lugano sokaklarında gezmek, kendi başınıza şehri keşfetmek aslında yapılacak en iyi şey. Kaybolmak imkansız, aşağıya doğru yürüdüğünüzde mutlaka göl karşınıza çıkıyor. Kaybolmak bir çok şehirde olduğu gibi burada da imkansız. Chur'dan Luganoya geldiğimiz de gözümüz korkmuştu ama şehirde bir kaç saat geçirince alışıyorsunuz.


               

                   Kısaca Lugano herşeyiyle harika bir yerdi. Biz bayıldık. Şehir büyük , yapacak çok şey var, çevre köylere gitmek ayrı bir güzel olsa gerek. 





10 Eylül 2016 Cumartesi

Heidi Evine Yolculuk

Chur kentinde kalmanın en güzel taraflarından biri  buradan 17 km uzaklıktaki  Heidi'nin  gerçek kasabası olan  Maienfeld 'e gitmektiMaienfeld İsviçre'de yaklaşık 2.000 nüfuslu ve Alplerin arasına sıkışmış küçücük bir yer..Heidi'nin evi ise dar bir yoldan sadece yürüyerek gidilebilecek bir mesafede. Chur'dan kalkan  trenle kısa sürede burada olduk. Garın hemen yanında tabelalarda  Heidi Evine götürecek otobüs tarifesi var. Haftasonları otobüs işlemiyor. Bizde gittiğimizde cumartesiydi ve otobüs olmayınca başldık yürümeye..


Yol üzerinde levhalar size ne kadar mesafe kaldığını söylüyor. Yol uzun ve dağa doğru tırmanışlı. Ama sözkonusu Alp dağları olunca yol çok zevkli.


                           İlk önce şehir içinden geçiyorsunuz. Tabi ki bol bol bahçeli evler var. Etrafta ki heykeller, bahçe süsleri o kadar güzel ki bir sağa bir sola başımızı döndürmekten yorulduk asıl.




                           Sonra  şehirden  ve evlerden yavaş yavaş uzaklaşıyorsunuz. Yerini üzüm bağları alıyor. Karşınızda da Alpler. Öyle değişik bir his ki, sanki bu güzel doğanın içinde olan siz değilsiniz. 



Dönen, kıvrılan yollar, yemyeşil  tarlalar, esen hafif  rüzgar  gerçekten bizi  Heidi varmışta onun kulubesine gidiyormuşuz gibi hayale soktu. Etrafta bizim gibi yürüyen bir kaç turist  daha vardı.


                                İşte  tekrar  levhalar görüldü, yanlış yolda değiliz :)



                            Ve  beklenen!  İşte Heidi Evi. Temsili de olsa tuhaf oluyorum. Çünkü küçükken 6 kez okuyup hakkında hayaller kurduğum köye gelmiştim. Hayallerimdekine uymuyordu tabi ki , yine de görünce çok mutlu oldum. Bir çok dillere  çevrilen, çocuk  kitlesi yıldan yıla artan  hayali bir kahraman sözkonusu. 


İçini gezmek istiyorsanız sanırım 8 euro idi. Temsili eşyalar konmuş, küçük masalar ve sandalyeler, mutfak araç gereçleri..


                           Sonra bahçesine çıkıp çevreyi gezdik. Birde bahçesi vardı içinde keçileri olan. Onlara da gelenler yemek veriyordu. Fotoğraf çektiriyordu. Tabi  her turistlik yer gibi burada da işi ticarete çevirmişler, çeşit çeşit hediyelikler satmaya başlamışlardı.






                                Böylesine güzel ve huzurlu  bir yerden ayrılmak çok zor geldi. Dönüşte çimenlerde piknik yaptık, farklı bir yoldan gidelim dedik, yolumuzu kaybettik ve daha da uzattık. O gün çok yorulduk ama herşeye değdi. Şimdi  bile fotoğraflara bakınca orayı özlüyorum..

1 Eylül 2016 Perşembe

Bernina Ekspresiyle Harika Bir Yolculuk


                   İsviçre'nin Chur kentine gidişimizin asıl nedeni meşhur Bernina Ekspresine binip o muhteşem geziyi yapmaktı. Sabah 8. 30 da olan trene rahat rahat binebilmek için Chur da kaldık. Bu saat dışında da yolculuk saatleri var ama biz son durakta inip Lugano'ya gitme  amacımız vardı. Bernina Hattı, kuzeyde Chur kentinden başlayarak, güneyde İtalya'nın Tirano kasabasına kadar uzanan rüya gibi bir tren rotası. Local trenlerle , geziye Davos ve St. Moritz'den de  dahil olmak mümkün.  Ancak asıl  başlangıç noktası, İsviçre'nin en eski kenti olarak bilinen Chur.  Biz de tüm rotayı panaromik trenle ve aktarmasız  olarak geçmek istediğimizden  geziye Chur'dan başlamaya karar veriyoruz .
                  Bernina Ekspresinin fiyatları kendi sitesinde mevcut. Biz günler önceden rezervasyon yapıp oradayken biletleri aldık. Bizim travel kartımız olduğundan biletler indirimliydi. Kişi başı 55 CHF civarındaydı. 

                         


                     Adının ekspres olduğuna bakmayın, tren saatte 45 km. hızla gidiyor. Hatta birkaç yerde o manzarayı doyasıya hissedelim diye daha da yavaşlıyor. Yol boyunca muhteşem bir doğa size eşlik ediyor. Sağ tarafı izlerken sol tarafı kaçırıyorum diye üzülüyorsunuz. Minik minik kasabalar, metrelerce yükseklikten akan şelaleler, göller, yemyeşil ağaçlar, karlı dağlar, masmavi bir gökyüzü...

                          



 

                                                          Trenin içinden bir görüntü..



                      Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınan bu tren yolunda, yol boyunca 196 köprü ve 55 tünel görüldüğü söyleniyor. 1898-1904 yılları arasında inşa edilen tren yolu, insanı hayrete düşürtecek cinsten. En yüksek nokta olan Bernina geçidinde ise 2 bin 253 metreye ulaşıyorsunuz. Ospizio Bernina, Alp Grüm, Samedan, Pontresina, Poschiavo... Hepsi o kadar güzel ki...


                   

 Trenden inince otobüse bindik.  Bu otobüs sizi Como gölünden de geçerek Lugano’ya götürüyor. Bernina Treni rotasını lokal trenlerle de yapmanız mümkün, çok vaktiniz varsa o harika köylerde durarak gezmek de eminim çok keyiflidir.
Trenden çektiğim bir çok fotoğraf var. Yazımı bu güzel karelerle bitiriyorum, iyi seyirler..
                              
































15 Ağustos 2016 Pazartesi

Küçük Ama Güzel Bir Yer : CHUR

                         Zürih'te bir gün kalıp ana tren istasyonundan Chur  trenine binip bir saatte bu kasabaya geldik. Chur'a geliş amacımız sabah erken saatte olan Bernina Ekspresine  binmekti. Zürih'ten de sabah erken gidebilirdik bu trene ama sabah koşturması olmaması için burada kalmayı seçtik. İyi ki de böyle yapmışız. Bir gün boyunca bu güzel yeri gezdik. Chur  Rhen  nehri ile Plessur çayının birleştiği yerde  bulunuyor.



                     Sakin olan bu kenti keyifle geziyorsunuz.Başlangıçta otelimizde problem çıktı. Booking ten ayarladığımız otele gidince kimseleri bulamadık ve ortada kaldık.Otel atıl durumda gibiydi, sabah olmasına rağmen kalanda yok gibi gözüküyordu.Otelin ziline uzun uzun bastık ama içeride hayat belirtisi göremedik. Sonra içinden bir kaç Afrikalı çıktı. Onlara sorunca görevlinin öğleden sonra geleceğini öğrendik. Şimdiye kadar böyle bir şey başımıza gelmemişti. Hostel bile değildi burası. Bir otelin böyle olmasına çok şaşırdık. Otele giren çıkanda fazla tekin gözükmüyordu. Nasıl olacak derken Afrikalılar görevliyi aradılar. Yarım saat sonra bir bayan geldi ve bizi başka bir otele götürdü. Şansımıza bu otel tren garına daha yakın merkezi bir yerdeydi. 




                     Chur 'da  gezerken bir sokağında Özel bir eve denk geldik. Burası Angelika Kaufmann doğduğu , yaşadığı evmiş  .Angelica Katharina Kauffman (30 Ekim 1741 - 5 Kasım 1807) İsviçre-Avusturya doğumlu neoklasik ressam.   Kaufman, Chur-Graubünden, İsviçre'de doğdu ama ailesinin kökeni olan Vorarlberg-Schwarzenberg, Avusturya 'de büyümüş..


Ara sokaklarda karşılaştığımız evler ve duvarları..



           
                           Küçük  bir kasaba olmasına rağmen çok büyük sanat müzesi vardı. Chur Kunstmuseum da çok değerli ressamlara ve heykeltraşlara rastladık. Özellikle  
Alberto Giacometti  ye burada rastlamak büyük bir süprizdi.

                                       


                                         

                                     Fine Arts Museum - Bundner Kunstmuseum

                  Ayrıca çok güzel bir müze daha gezdik.  İçeri de çeşitli yerlerde yaşayan hayvanlar , kayaç türleri, canlılar vardı. Birebir kendilerini görmek çok etkileyiciydi.

                      

                                                 Bündner Naturmuseum







St. Martin Kilisesi



                                       Chur merkezi Poststrasse


            

 St. Maria Himmelfahrt












Tasarım:Sawako Kuronuma