24 Eylül 2021 Cuma

Cuma Geldi Bile !

                       Mutlu, umutlu ve hayırla dolu güzel cumalara eriştik ne güzel.Biraz serin biraz sıcak, biraz bulutlu biraz rüzgarlı ve bolca sarı, turuncu sonbahar mevsimine adım adım girmeye başladık. Ne güzel bir ülke de , bir yarım kürede yaşıyoruz ki, dört mevsimi tüm yıl boyunca görüyoruz. Eylülde biterken artık yaz modundan çıkıyoruz yavaş yavaş. Bizim gibi okullara giden, yoğun enerji yuvalarıları bu eğitim yerlerine adapte oluşumuz pandemi sonrasında çok da kolay olmasa da gerçekleşiyor. İnsanoğlu işte neler görmüyor, nelere alışmıyor. Bakalım bu kış dönemi nasıl geçecek?

                     Geçen pazar günü özlediğim pastalarıma kavuştum. Artık kek sezonunu da açmış bulunuyorum. Yaz bitmek üzeriyken orman meyveleriyle yaz pastası yapayım dedim. 


                            Güzel instagram arkadaşlarımdan Sonat ile bir buluşmamız hatta yüz yüze tanışmamız oldu pazartesi günü. Yaşadığım kasaba da meğer çocukluluğunun yazları geçmiş. Ankara'da yaşıyor ve bu yaz emekli olmuş banka sektöründen. Şimdi bir kaç ay kalmak üzere buraya gelmiş annesiyle. Bizim buraların tadını çıkarıyor bir kaç aydır. Buluşmamızda sanki yıllardır tanışıyor gibiydi, okul sonrası saatlerim öyle keyifli geçti ki.


                Pazar günü hava harikaydı. Pasta da yapıldıysa hadi bahçeye inelim dedik eşimle. Kahvelerimizi de alıp uzun uzun oturduk .


                       Facebook'u fazla kullanmasam da fotoğraf yüklemeyi seviyorum. Çünkü tarihte bugün diye karşıma çıkan süprizleri çok seviyorum. Mesela tam 8 yıl önce eylülün bu zamanlarında biz İtalya'daymışız. Ve Pelin ne kadar küçükmüş..


                  O yaşlarda beni taklit etmeyi çok severdi. Ben fular vb. takmayı severim , orada takınca o da aldırmıştı kendine. Baksanıza havalara, Milano'da küçük bir hanfendi :)
Bir de şimdi görseniz, elinden telefon düşmüyor, devamlı babasının büyük tişörtlerini giyiyor, hep aynı gri , siyah pantolonlarla geziyor. Ergenlik tam gaz devam!
O görmeden okula giderken çektim sabahın 8'inde. Aslında her yıl yeni sınıfına başlangıç günü okul pozu çekiyordum ama 3 yıldır kesinlikle çektirmedi.



Sabahları okula geldiğimde farklı bir aleme geçmiş gibi oluyorum.


Zaman varsa biraz etrafta geziyorum. Hele havanın yağmurlu olduğu günler öyle güzel oluyor ki köy. Sessizlik her yeri sarmış , kimselerin olmadığı sokaklar, hayvanlar ahırlarında.


İyi ki burada öğretmenim diye şükrediyorum. Çünkü şehrin kaosundan kaçışı sağlıyor bu bana.


Sınıfımıza da sonbaharı getirdik bu dönemde. Her sene yaptığımız köşemizi yeni çocuklarla oluşturuyoruz. Aslında çok şanslılar çünkü baya yüksek fiyatlar ödeyerek yaşıtları şehirlerde orman okullarına gidiyorlar ama ben köyde bunu bedavadan yapıyorum. Sınıfımızda hiç ücret alınmıyor.



Bu hafta içi herkes sonbahar kutusu hazırlayarak okula getirdi. Neler topladıklarını anlattılar, getirilenleri inceledik. Sonra da köşemize koyduk.


                    Okulumuz tek katlı. Bizim sınıfa giriş okulun sağ tarafından. Anasınıfına girilen kapının karşısına ceviz ağacı ekmiştik 4-5 sene önce. Şimdi öyle büyüdü ki. Gölgesinde yazın oturuyoruz, şimdi de cevizlerini topladık.


Ah canım anacığım! Bakış açısı, gönlü, ruhu öyle temizdir ki. Tüm yaşamı boyunca hep verici olmuştur herkese karşı. Çok da estetik yaşam sürmüştür ev içi olsun ev dışı olsun. İnstagrama koyduğu fotoğrafları görseniz , hep umut verir insana. 


                   Penceresinden gün batımını çekmiş geçen gün. Sonra da sabah namazına kalkınca gökyüzünü çekmiş koymuş o saatte instagrama :)


Okul sonrası eve geldiğimde etrafı toparlayıp hemen yemeği de ocağa koyup en sevdiğim işlere geçiyorum. Bunlardan biri dergilere bakıp, örgü ya da nakış yapmak. 
Beni dinlendiren işleri çok seviyorum. 



                 Kısmet olursa bu yapıp biriktirdiğim işleri de ileri de satacağım. Hatta emekli olursam yapacağım işi buldum. Yüncü olacağım :)
                 Gerçekten bunu istiyorum, yün dükkanı açıp hobi köşesi oluşturup orada zamanıgeçireceğim. Ha bu dükkana da köyde ki evimden gelip gideceğim :)
Hayallerimizin gerçekleşmesi dileğiyle hayırlı cumalar dilerim !



















21 Eylül 2021 Salı

Münzevi Bir Yaşam

                        Sabahları köye gitmek için arkadaşımın arabasını beklemek üzere ara bir cadde olan köylere giden tarafa gidiyorum. Caddenin iki tarafına parkeden arabaların çokluğu bir yana gidiş dönüş yolunun sabah saat 8 de ki yoğunluğunu gördükçe çocukluğumun  yine bu yolda geçen sakin günlerini kalbim sızlayarak anımsıyorum. Yolun yoğunluğu kadar o saatte ki insan selini de bir görseniz. Bu yüzden sakin hatta tecrit edilmiş yaşamlara özel bir ilgim var. Bunu yapabilir miydim ama kesinlikle denemek isterdim. Şehir insanı değilim artık. Böyle yaşayamıyorsam en azından bu tür kitapları okumayı seviyorum.
                       İkinci kez aldığım ve tekrar okuduğum Michael Finkel Kitabı Ormandaki Yabancı'da 27 yıl bir gölün kenarında saklandığı sığınağında ki yaşamı benim için çok ilgi çekici. 
J.J.Rousseau ''İnsanlardan uzaklaştım '' diyor
''Çünkü bana göre en berbat yalnızlık bile sırf ihanet ve nefretle beslenen kötücül insanlardan oluşan bir toplumdan daha edilebilir bir durumdur ''
Jean - Jacques Rousseau şimdi ki insanları görseydi kimbilir ne derdi. 




                                        Kitapta münzevilerin bile nitelikleri yönünden üç gruba ayrıldığını yazıyor. Bunlar ; Protestocular, hacılar, takipçiler. Kendimi protestoculara yakın hissediyorum çünkü onlar dünyanın geldiği halden nefret ettikleri için inzivaya çekilen münzevilermiş. Bir kısmı gerekçe olarak ya savaşları ya çevresel yıkımları ya suçları, ya tüketiciliği ya zenginliği, ya yoksulluğu gösteriyor.  Bu münzeviler çoğu kez dünyanın geri kalanının nasıl da bu kadar kör olabildiğine, kendimize neler yaptığımızın nasıl farkında olmadığına akıl erdiremiyorlar. 
                                Yalnızlık üzerine yazılmış ilk büyük eser Tao Te Ching , Lao Tzu adlı münzevi tarafından Çin'de yazılmış. Kitaptaki 81 aforizma , toplumu terk ederek mevsimlerle uyuım içinde yaşamanın hazlarını anlatır. Tao Te Ching arayıştan çok inziva, eylemden çok eylemsizlik yoluyla erdem sahibi olunabileceğini anlatır. '' Az şeyi olanlar hayatından memnundur .'' der. Günümüzde de Japonya^'da  1 milyon civarında münzevi var. 
                                 Orta çağda da Yunanca da geri çekilmek sözcüğünden türemiş  Ankorit'ler varmış. Genellikle bir kilisenin dış duvarına eklenen küçük karanlık hücrelerde tek başlarına yaşarlarmış. Burada 40 yıldan fazla yaşayan Ankoritler bile olurmuş.
                             İslam dininde ömür boyu kendini kapama, tecrit etme olayı yok. Yalnızca Hz. Muhammet Hira dağına belli bir süre kapanmış ve burada vahiy gelmiştir. Her ne kadar inziva olayı, toplumdan ayrılma bana sempatik gelse de inancımdan dolayı bu engelleniyor. Çünkü islamda topluma, insana hizmet makbul olandır. Saatlerce yapılan ibadetten çok bir insana faydalı olmak üstün tutulur.
                        Henry David Thoreau tarafından yazılan Walden Gölü'nü okumadıysanız tavsiye ederim. Burada 2 yıl insanlardan ayrılarak yaşamış, sonrasında tekrar dönmüştür. 
Sizlerinde tavsiye edecekleriniz varsa memnuniyetle alırım. Kafayı  bu konuya çok taktım , hayırlısı :)






















17 Eylül 2021 Cuma

Teşekkürler Cuması

                      Şükürler olsun sağlıkla, huzurla, dupduru, oldukça sarı tonlarda , ara ara yağmurun yağdığı, rüzgarı hep hissettiğimiz bir eylül cumasına daha eriştik. Merhaba dünya, merhaba hayat! 

Biliyorum coşkuluyum bu cuma, ama elden ümidi, yaşam sevincini bırakmamak lazım, güzel bakmak, güzel söylemek, en önemlisi bir çok şeyi görüp şükür etmek lazım. Kemal Sayar'ın Aleme Bir Yar için Ah Etmeye Geldik  kitabında şöyle cümlesi vardır ve çok severim ;

''Şükür duygusu içerisinde olmak bir nasip meselesidir; ama nasibe de talip olmak gerek. ‘Her isteyene verilmedi; ama verilenler mutlaka isteyenler oldu’ diye buyuruluyor.''

Bir şeyleri görebiliyorsam ve şükrediyorsam gerçekten bunu istedim. Hatta bunun için çalışıyorum. Okulların açılmasıyla yoğun geçen günlere girdik. Her eylül ayı çok yorucu oluyor biz öğretmenler için. Rehavet içinde geçen yaz tatilinden sonra bir sürü işin içinde buluyoruz kendimizi. Hele bizim branş , her sene sil baştan. Yeni gelen, ailelerinden ilk kez kopan çocuklar, ilk günler çığlık çğlığa ağlayışlar, düzene bir türlü girmeyen öğrenciler..

Neyse ki güzün etkisiyle şekilden şekile giren gökyüzü ve her gün kılık değiştiren ağaçlar var. Yorulduğum, daraldığım zamanlar kendimi ağaçların altına attım, baktım, yürüdüm, huzur buldum.


                            Bizim kızlarla hafta da bir en azından buluşuyoruz, sohbet ediyoruz, birbirimize terapi yapıyoruz. Yine hepimiz bir arada olmasak da buluşup denize yakın oturduk , güzel bir kahve içtik. Sonrasında yürüdük beraber, yorgunluğumuz azaldı.


                     En sevdiğim şeylerden biri kahve fotoğraflarına bakmak. O yüzden ben de çeker ve her ortamda paylaşırım hani şu bir çok insanın eleştirdiği kahve pasta fotosu ikilisini. Görmekten hoşlandığım en uyumlu çifttir kendileri :)


                       Bu hafta içi köyde ki bu tarladan bir sandık domates alıp eve getirdim. Amacım pazar günü domates suyu yapmak. Ben kırmızı biberle beraber pişirip rondodan geçirip koyuyorum kavanozlara. Sonra da tüm kış kullanıyoruz, mutlaka yapın harika oluyor.


Bir gün okul bahçesindeyken ..
Gökyüzü yine eşsiz !


Çocuklarla sonbaharı sınıfa taşıdık, yapraklardan kapı süsü yaptık.


Hep beraber doğadan sonbahar yaprakları topladık, bunlar benimkiler..


Bu minik demette bir öğrencimizin..


Okuldan çıkıp hep beraber bu yoldan kısa bir yürüyüş yapıp çevreyi inceledik.


Çoğu gün derslerimiz okul bahçesindeydi.


                          Güzel bir haftayı da geçirmiş olduk. Evde ki ergen sorunlarım bitti sanmayın. Gece geç yatmak istemesi, bilinçsizce diyet yapması, giyeceklerinin hiç yetmemesi ve hep yenilerini istemesi gündemde ki sorunlar. Şükürler olsun ki kızım bu sene ders çalışma disiplinine gönüllü olarak girdi. En azından bu böyle diyorum ama diğer sorunlar sağlığını etkileyecek konular olunca çok endişe duyuyorum. Artık 12. sınıf kimbilir seneye bizden ayrı bir şehirde yaşayacak . O zaman hiç müdahalem kalmayacak üzerinde. Bu beni çok rahatsız ediyor ama alışmam lazım.
Güzel bir haftasonu bizimle olsun diyorum hepimize, sağlık ve huzurla geçirelim..
Mutlu Cumalar !

15 Eylül 2021 Çarşamba

Dinliyor, İzliyor ve Okuyorum

                              Günlerin yorgunluğunu atmam için mutlaka okumam, müzik dinlemem ve biraz da keyiflenmem için seyretmem gerekiyor. Okumadan bir gün geçirirsem kendimi eksik ve rahatsız hissediyorum . Haftasonu sipariş kitaplarım gelince oldukça mutlu oldum. Kütüphaneye gitsem , kitap alsam aslında daha mantıklı ama bazı kadınlar çanta , ayakkabı alışverişinde ayarsız olurlar ya, işte bende kitap konusunda böyleyim. Depresyonumun yoğunlaştığı zamanlarda ilacım bu alışveriştir. 
Bu cumartesi gelen kitaplarımın içinde aslında bir zamanlar satın aldığım bir kitabı tekrardan sipariş etmiş olduğumu gördüm. Neyse bende hediye ederim dedim , ama yeniden okumalıyım diyerek başladım. Konu zaten tam benlik. Ormanda 27 yıl yaşamış bir münzevinin hikayesi. 1986 yılında 20 yaşındayken evinden ayrılıp ormanda yaşamaya başlayan Knight'ın öyküsü. Ve inanılmaz, 27 yıl yaşamış bir insan bu. Bu süre içinde hiç kimseyle görüşmemiş, konuşmamış. Milli bir parkın içinde kışıyla yazıyla 27 yıl yaşamış. İnsanın aklı almıyor değil mi?


                         Kuyruksuz Kedi son yazısında hangi radyoları dinliyorsunuz diye sormuş. Radyo dinlemek benim için oturup dinlendiğim zamanlara eşlikçi bir iş. Her cumartesi ve  pazar sabahları kahvaltı saatinde - diğer aile bireylerine biraz eziyet olsa da- Radyo Tell dinliyorum. Bu radyoyu telefonuma yüklediğim aplikasyon olan Radyo Garden ile ulaşıyorum. RadyoTell bir İsviçre radyosu ve devamlı Alpler müziği yapıyor. Öyle seviyorum ki anlatamam, her dinleyişimde oralarda yaşadığımı hissettiriyor bana. Yalanda olsa güzel bir his. Tabi bu isteğe sahip aile de ki tek kişi ben olunca diğerleri için eziyet oluyor. 
                        Blog yazarken mutlaka Radyovoyage dinliyorum. O sakin müzikler kafamı toplamam için olanak sağlıyor. Aslında sabah yayın yapan Radyo Karavanın yayınlanmış programlarını da daha sonraları elimde bir örgü, nakış falan yaparken dinliyorum. Gerçi Ayça Şen'in bir çok düşüncesi bana ters ama o arayış içinde oluşu, kendini ve bir çok şeyi   eleştirmesi, başlarda küfürlü konuşması rahatsız etse de dobra oluşu hoşuma gidiyor, bütün gün dolan kafamı boşaltmakta bir numara. Bunun yanı sıra mutfakta yemek hazırlıkları yaparken mutlaka podcast dinlerim. Nilay Örnek en çok dinlediğim. 
                       YouTube da seyrettiğim bir çok şey de var. Mymecra'da ki dini yayınlar kısa kısa hap gibi geliyor. Hamimommy, Girl in Calico, Her 86m2, Liziqi, Living Big in Family, Kris Harbour Natural yaşam şekilleriyle hayranlıkla seyrettiklerim. Bir kaç tane karavancı hesap var bir de seyrettiğim.


                               


                        Belgesel seyretmek en sevdiklerimden. Dün gece seyrettiğim bir belgeselden bahsetmek istiyorum. Yıllardır dinlediğim , sesini sevdiğim Cohen'in hayatı. Daha doğrusu Marianne'le olan ilişkisi. Hiç bilmediğin sevdiğin ozanın hayatından kesitler etkileyiciydi ama bir şey var ki bu sanatçıların hiç bir ilişkisi düz bir çizgide olmuyor, onlar göklerde uçan özgür kuşlar. evlilik, iş , çocuklu hayat gibi cenderelerin içine girecek insanlar değil. Bir de onlarla hayatı kesişmiş insanlar var, onlarında yönünden hayatları incelemeye değer. Sonunda ağlamaktan harap oldum o ayrı. 
bence izlemelisiniz.
                       Sizlerin sevdiği, izlediği , dinlediği şeyler neler? Farklı şeyleri öğrenmemiz açısından örnek verirseniz sevinirim.












11 Eylül 2021 Cumartesi

Eylül Cuması

                             Eylül tüm etkisiyle geldi, geçen seneye göre burası daha serin bir eylül yaşıyor. Ayın ortasına geldik bile ve ben henüz yeni bir cuma yazısı yazabiliyorum . Biliyorsunuz bir anda okullar açıldı, bir anda normale döndük. Eylülün başında bir gün okula gidip ertesi gün öğrenciler sınıfa gelmeye başladılar. Okulun kadrolu hizmetlisi olmayınca tüm iş biz öğretmenlere kaldı. Öğretmenler dediğime bakmayın; bizim köyün okulunda sadece iki öğretmen  var. Bu yıl mezun olan çocuklarla daha da küçüldü okulumuz. Tüm sınıflar birleşti yani 1-2-3 ve 4 şu an birleştirilmiş sınıf. Benim ki anasınıfı. Çocuklar yirminin altına düşünce böyle oluyor ki bizimkiler sadece 11 tane. Hizmetli de olmayınca okulun temizliği bize kaldı. Neyse ki bununda üstesinden gelip derslere başladık.


                     Bu cuma yazımı güzel çiçeklerimle açmak istedim. Cuma çiçeğim bugün  öğrencilerimden. Toplayıp getirmişler, biz de bardağa koyup sınıfımızı renklendirdik. 
Yaz tatili bir anda bitti ve işe başladık. Anasınıfları okullardan bir hafta önce başladı. Artık bu yıl okullar tam kapasite ve tam zamanlı. Bu hafta tüm çocuklar hastaydı. Soğuk algınlığı, ateş ve nezle oldu herkes. Artık bunun covid mi değil mi ne olduğunu nasıl anlayacağız bilmiyorum. Bu kış çetin geçeceğe benziyor. Sınıfımda ki çocuklar küçük olduğundan devamlı yakın ve temas halindeyiz. Kendi işlerini yapabilen fazla çocuk yok ne yazık ki . Diğer branşlardan zor durumumuz var çünkü tahta da dersimi anlatayım 40 dakika sonra sınıftan çıkayım olmuyor. Biz aralıksız 5 saat çocuklarla dipdibe beraberiz. Allah sonumuzu hayretsin!


                                Okulda üzüldüğüm bir diğer olayda sınıfımın penceresinden baktığımda gördüğüm ve bize devamlı kozalaklarını veren çam ağacının bir anda kuruması oldu. Bu yüzden dipten kesildi. Kalın kütüklerini alıp sınıfımızın önüne koyup minik tabureler yaptık çocuklar için ama zor yetişen bu ağaçların böyle ölmesine çok üzülüyorum, elden gelen bir şey yok artık.


Bu hafta çocuklarla mısır tarlasına gidip mısır topladık.


Sonrasında da haşlayıp afiyetle yedik !



                      Hafta başında hava güzel olunca deniz kıyısında yürüyüp bahçeli evlere baka baka vakit geçirmiştim. Bu sırada fazla ilgilendim demek ki bir amca çağırarak bana ağacından elma verdi. 


                                  O gün hava çok güzeldi, bulutlar tam sonbahara layık oradan oraya gidiyor, balıkçılar da kayıklarını onarıyorlardı limanda. Rüzgar vardı biraz ama sonrasında baya bir serin esmeye başladı. Yürüyüşte biraz terleyince bir de üzerine rüzgarı yiyince o gece boğazlarım ağrımaya başladı.


Eve dönüp italyan ekmeği  Focaccia yaptım. 


Geçen gün annemi de alarak bir akrabamızın bahçesine gittim. Öyle kocaman fesleğenleri vardı ki şaştım kaldım. Ne yaparsam yapayım benimkiler bu kadar olmuyor. Çaylarda demlenince bu güzelliğin karşısında keyifle zamanımızı geçirdik.


Eylül ayı demek en yakın arkadaşlarımın tatilden dönüp buluştuğumuz ay demek. Okullarda açıldığından eve dönülmüş oluyor. Bir arkadaşımın doğum günü eylül başı olunca buluşmamız kaçınılmaz oluyor. Genelde de benim bahçemde kutlama yapıyoruz.


               Başka bir arkadaşımızda bizi okul sonrası bahçesine davet etti. Öyle güzel bir karşılama yaşadık ki. Çok da keyifli saatler yaşadık. Görmediğim ve tatilde uzak kaldığımız bir çok arkadaşımla bu hafta hasret giderdik.



Biten yaza veda gibi bir gün yaşadık. Hatta o gün o kadar şiddetli  rüzgara maruz kaldım ki
şimdi nezle ve boğaz ağrısı başladı. Hafta sonunu iple çektim dinlenebilmek için. Kısmetse işlerimin düzene girmesinden sonra blogları da okumaya başlayacağım. 
Şimdilik herkese güzel bir haftasonu diliyorum..















29 Ağustos 2021 Pazar

Son Yaz Tatili

                            Artık bizim yaz tatilimiz bitti. Öğretmen olunca eylül bir itibariyle yaz tatilimiz son ermiş oluyor. Ne yazık ki güneyin sonbahar halini hiç görmedim, kısmet olursa emeklilikte. Ağustosun yarısında tekrar karavanla seyahate çıktık. Aslında deniz tatili olsun istemiyordum; şehir şehir gezmek, görmek en çok istediğim. Ama öyle sıcak bir yaz yaşıyoruz ki bunu yapmak imkansız. Ya da ben sevmiyorum bu kadar çok sıcak hava da gezmeyi. O yüzden mecburi olarak yönümüzü yakın bir deniz şehrine çevirdik. İlk olarak  Ayvalık'a gittik . Hatta orada Çamlık bölgesinde bulunan karavan kamp yerine gittik çünkü Ayvalık içinde her yerde karavan ve çadır kampı yasaktır diye levhalar vardı. Burada ki ücretli karavan kamp yerinde kalırız diye düşünmüştük ama kişi başı alınan ücretle sanki pansiyonda kalıyormuşuz gibi para alınması, deniz kenarı olmasına rağmen denize bataklık gibi olmasından girilememesi nedeniyle Ayvalık'tan ayrılmaya karar verdik.

  

                         Oradan ayrılıp yarım saat gibi gidip Dikili Salihleraltı mevkinde denize sıfır bir yer bulduk. Upuzun bir plaj, wc, duş, su yönünden de tam olunca burada konaklamaya karar verdik. Hem arka tarafta marketler, fırın, balıkçılar ne isterseniz vardı. Bu yönden de avantajlı  oluyor çünkü ne isterseniz ulaşıyorsunuz.


                  Her sabah fırına gidip ekmek almak en keyifli anlarımdı. Öyle güzel ekmek, simit, boyozları vardı ki hamur işi yemekten 3 kilo almışım.


                                  Pazarı da perşembe günleri kuruluyormuş. Sabah erkenden yine pazara gittim ama çok kalabalık oluyor. Pazarda meyve ve sebzenin her çeşidini buluyorsunuz, her şey taptaze ve rengarenk.


                             Sabah erken saatlerde denize girmek  -tabi ki fırına gidip geldikten sonra - gibisi yok. Saat 10'a kadar  deniz her seferinde duru ve temiz oluyor. Sonrasında yavaş yavaş dalga çıkmaya başlıyor. Hatta çok insan da olmuyor. Uzun sahilde hem yürüyüş yapıyordum kumda yürüyerek hem sonrasında denizegiriyordum. Sonra kahvaltı yapıp denize nazır karavan önünde, elime dergimi alıp oturuyordum şemsiye altında.


Dergi dışında Selim İleri'nin bir kitabını da bitirdim bu tatilde. 



Akşam güneşin batışı sahilde..


                              Dikili'de kalırken bir gün koylarına da gittik. Bademli Köyü çok meşhur zaten. Artık herkes keşfetmiş, akın akın insanlar arabalarıyla gelip buradan koylara gidiyor. Sezonu olunca çok kalabalık tabi ki. İlk olarak Bademli Koyuna baktık.


                                Sonra Meşhur Pissa Koyuna gittik. Gerçekten öyle güzel bir denizi var ki. Boşuna Egenin Maldivleri demiyorlar. Ama Pissa koyuna Bademli Köyünden gidilen son 2-3 km bozuk toprak yol. Karavanla da gidilir ama orada su, wc gibi olanaklar yok. Gitmek isteyenler öncesinde her türlü gereksinimini karşılamak zorunda.


                     Diğer güzel koylarından biri Killik koyu. Yıllar önce gittiğimizde bu kadar kalabalık ve işletme  yoktu. Şimdi her yer de kamping ve otopark olmuş. Ve etraf her yer gibi çöp içinde ne yazık ki. İnsanların denizi ve doğayı bu kadar hoyratça kullanmasını anlayamıyorum.


                          Diğer güzel koy Zidancık koyu. Ben buraya Killik koyundan yürüyerek gittim. Hatta bu koya gidiş yerinde bir kaç çadır gördüm. Çöplerin içinde oturuyorlardı. Biz karavanla nereye gidersek gidelim konakladığımız yeri ilk işimiz temizlemek oluyor. Çoğu kişi ben mi attım bu çöpleri ne toplayacağım diyor ama inanın hayatımda etrafa bir kağıt dahil atmış değilim. Yine de okyanusta bir damla da olsa çöp toplarım.


                       Dönüş yolunda Bademli köyünde koruk suyu içmeden olmaz deyip biraz soluklandık. Ama en başta dediğim gibi yazın bir yerden yere kısa mesafe de olsa çok zor geliyor artık. Çok büyük yorgunluk oluyor. Hatta iyi ki çekme karavan almışız diyorum. Çünkü karavanı bırakıp arabayla istediğimiz yere gidiyoruz. Buraları gezip karavanla gelsek mi diye de baktık ama sonra yerimizde sabit tam 9 gün kaldık.


                     Sonrasında yavaş yavaş eve dönüş yoluna geçtik. İl olarak Bergama da bir gece kaldık ve bu tarihi yeri gezdik. Bergama ile Hellenistik Döneme doğru bir yolculuk yapıyorsunuz. Bir çok krallık gelmiş geçmiş. Şehrin tepesinde bulunan Akropol  Helenisk Dönem Ve Roma Döneminin en görkemli şehir yapısıymış. Ayrıca merkezde bulunan Asklepion tarihe ölümün girmediği hastane olarak geçmiş. 


                     Yine Tarihi Bergama evlerine doğru açılan Tabak Köprüsü çok güzeldi. Roma Döneminde yapıldığı sanılıyormuş.


                           Köprü üzerinden geçerek eski şehre doğru yol alıyorsunuz. Bir ucuyla da çarşı yerine doğru gidiyorsunuz. Burada  da Kızıl Avlu denen tarihi bir yer var. İncilde geçen 7 kutsal kiliseden günümüze ulaşan tek kiliseymiş.


                  Daha da yürürseniz eski dükkanarın hala soluğunu hissettiğiniz Arasta ve Bedestene ulaşıyorsunuz. Osmanlı Döneminin alışveriş ve üretim merkezi olarak geçen yerler bunlar. Bu bölgede bulunan lokantalarda meşhur Bergama köftesini, çığırtmasını yiyebilirsniz.


                      Bergama'ya yarım saat uzaklıkta ki Kozak yaylasına da gittik. Burada dünyanın en iyi çam fıstığı yetiştiriliyormuş. Ama kuraklık gibi nedenlerle üretim çok azalmış. O kocaman yemyeşil çam ağaçların altından geçerken hep dua ettim. Yangın olmasın diye. Biraz yol kenarında durarak tepeye çıktım. Ne yazık ki orada bile insanlar içmişler, şişelerini atmışlar hatta ateş yakmışlar . Sonra da niye yangın oluyor . Ormanlarda yeme içmeyi bile yasaklamalılar bence.


                         Dikili'ye bir kaç kilometre uzaklıkta ki Nebiler Aşıklar Şelalesinden de bahsetmek istiyorum. İnsanların elinin altında harika bir yer. Orman içi yürüyüş yaparak ikinci ve üçüncü şelaleye ulaşıyorsunuz. Ama burada da bir çam ağacını dilek ağacı yapmışlar üzerine bin tane çaput bağlamışlar. Hatta dallarına dolu maske de asmışlar.


                     Dere içi yürüyüş bazı yerlerde zor oluyor. Zaten ona göre ayakkabı giyip gitmek gerek. Sonrasında karşılaşılan manzara çok güzel.


Hiç yürüyemem diyenler için ilk şelale zaten girişte.


                                Sonrasında Manisa Gelenbe'de tarlası üzerine konteynır koyarak çiftlik yaşamı yapan arkadaşlarımıza uğradık. Su ve elektrik olmasa da harika bir yer yaptılar. Tarlaya uzanan görüntüsüyle şu köşesine bakın!


                      Canım arkadaşlarım, ne zaman gitsek bizi çok güzel ağırlıyorlar. Hemen bahçeden sebzeleri toplayarak tadı damağımda kalan çığırtmayı yaptı. Ateşte pişirdiği yemekleri hazırladık, masayı kurduk.



                    Masamızı zeytin ağaçlarının altına kurduk hem de. Ege'nin hiç durmayan rüzgarı eşliğinde tarlada yediğimiz bu akşam yemeğini hiç unutmayacağz. 


                      Sonrasında minik evin önüne geçtik, közde kahveleri yaptık. Eşimin o gün doğum günüydü, pastamıza mumları yakıp süpriz yaptık. Tüm bu ayarlamaları arkadaşım sayesinde yaptık, bir kez daha buradan teşekkür ederim , iyi ki varlar Hakan ile Esmanur!


                       Bir gece de Gelenbe'de kalıp sabah erken saatlerde Balıkesir üzerinden Bursa'ya doğru yola çıktık. Uluabat gölü üzerinde bulunan Gölyazı köyüne gittik bu sefer. Sabahın erken saatlerinde fazla insanın da olmadığı bir günde öyle güzel karşıladı ki bizi Gölyazı.


                      Bir kaç yıl önce geldiğimde Gölyazı'nın içini her yere atılmış çöplerden dolayı beğenmemiştim.Orada yaşayan insanların evlerinde ya da bahçelerinde de bir düzen yoktu. Bu çok kötü gözükmüştü gözüme. Yoksa göl kenarı köy öylesine güzel ki.


                           Bence Bursa Büyükşehir belediyesi el atmış buraya. Mesela her evin önüne büyük çöpler koymuş, evlar arası sokaklar daha temiz, göl kenarı kayıklar gelişigüzel değil, çınar altı masalar düzenli tertipli. Belediye olarak böyle yerlere sahip çıkmanın önemi çok fazla.


                              Ee böyle olunca hayvanlarda mutlu. Yalnızca çok fazla kedi ve köpek türemiş, buna da bir çare bulmak lazım. Leylekleri her yerde gördük; bacada, gölde, sokakta. 


                           Gölde yüzen pelikan bile gördük. Böylesine güzelleşen bir yer görünce çok sevindim. Tam da incir zamanıydı, köyde çok fazla incir ağacı var. Üretimi de çok olduğundan her yere satış yapılıyor. Hem gölden hem tarımdan yararlanan insanların olması ne iyi.
Sonrasında da karavana binip evimize döndük. Artık evimdeyim. Zaten salı günü okul başlıyor. Yani bizim yaz tatilimiz bu kadar !







Cuma Geldi Bile !

                       Mutlu, umutlu ve hayırla dolu güzel cumalara eriştik ne güzel.Biraz serin biraz sıcak, biraz bulutlu biraz rüzgarlı v...