15 Kasım 2019 Cuma

Bugün Cuma !



    Ne güzel bir cumaya daha ulaştık. Ama bu ne hız, nasıl yani sanki dün yazmadım mı ben cuma yazısını diyor içimden bir ses. Hızlı akan zamana karşı çaresizliğimi öyle derin hissediyorum ki uzun uzun yazı yazıp buna karşı çıkabilecekmişim gibi geliyor. Hayatın güzelliklerini daha çok görmek, daha çok gezmek, daha çok okumak, daha çok sevdiklerime sarılmak istiyorum. Zamanın akışını durduramam ama gerçekten yaşamak aslolan.
Kendimi iyi hissettiren şeylerden biri çiçek bulundurmak evimde. Cuma günü bizim buranın pazarından  mutlaka bir demet çiçek alırım. Bu cuma da kendime ve anneme bu kasımpatılardan aldım.


               Cumartesi de kendim için elmalı kek yaptım. Çok seviyorum çünkü eve dağılan tarçın,elma kokusunu. Sonrasında da mis gibi bir fincan kahve ile bir dilim elmalı kek. Of Allahım hayatta ki en güzel şeylerden biri...


                            Havanın güzelliğini doya doya yaşıyoruz bu kasım ayında. Sahile giden yolda ki bir bahçe duvarı burası. Kırmızı ve turuncunun tonları her yeri kaplamış.



                              Bisikletle gittiğimiz Ereğli beldesi. Kendi halinde küçük bir balıkçı kasabası. Merkezi işte burası. Kahvehaneler var, amcalar dedeler bütün gün oturuyor ağaçların altında. Hava da güneşli olunca herkes sokaklarda.



             Dönerken bahçeli evler var sahil boyunca. Bahçeler hiç kışa geçmek üzere değil gibi. 


                  Hafta içi köy içinde gezdim yine bazı okul çıkışlarımda. Köy biraz daha yüksekte olduğundan hava en az 2-3 derece daha düşük oluyor. Sonbahar daha yoğun köyde. Yapraklar iyice dökülmüş durumda.


          Pazartesi günü okulca 81 ilde ağaçlandırma projesine katıldık. Tüm okul köyde bize ayrılmış yerde 30 tane ağaç diktik. Öyle güzel ve heyecanlı bir gün oldu ki anlatamam. Çocuklar için büyük bir deneyimdi.


                    Bir hafta sağlık, güzellikle geçti şükürler olsun. Cuma günüyle yeni bir iki günlük tatile giriyoruz. Allah ağzımızın tadını bozmasın, huzur ve mutluluk dolu saatlerimiz olsun. 

11 Kasım 2019 Pazartesi

Atladım Bisikletime

                        Mürekkep Zaman kitabında Enis Batur şöyle yazar ;
'' Bir özgürlük beldesidir bisiklet, bir araç olarak hiç kullanmadım onu. Gövdemin havayla çarpışmasını, hızını alıp götürmesi, yokuş çıkarken kasları zorlamak ve yokuş aşağı süzülüş, insan elinden çıkmış hiçbir ulaşım aracıyla kıyaslanamaz o. Söz dinler, ayak uydurur, kendini zora sokar.
                  Ne de güzel anlatmış bisikletin anlamını değil mi? Avrupa da özellikle insanların vazgeçilmezi olan bisikletle olan ilişkimiz çok zayıf. Düzgün bisiklet yolları olan kaç şehrimiz var ki. Hiç bence. Bizim kasaba da da uzun bir sahil yolumuz var Allahtan. Sağda deniz solda yeşil ağaçlar ve özellikle sabah erken saatlerde giderseniz bomboş uzanan yol. Öyle çok seviyorum ki bu saatleri. Bir yere yetişme derdi olmadan hatta terlemeden aheste aheste sürülen bisikletin verdiği tat ne güzeldir. 


Bir ay önce bisiklet yolum böyleyken şimdi şöyle...



             '' Bisiklete binenlerin sayısı artmadıkça hiçbir yerde hiçbirşey düzelemez..''
diye bir söz okumuşum ve not etmişim. Haklılık payı yok mu? Bisiklete sahip olma bilinci ne yazık ki ülkemizde fazla yok. Aile üyelerine teker teker artık araba alınırken bisikletin yüzüne bakan yok.Sokakta artan bisiklet neleri getirecektir hayatımıza bir düşünelim; birbirine gülümseyen yüzler, etrafta daha az taşıt, daha az gürültü, çevre bilinci, empati ve saygı.
               Sanatta da ne çok yeri var değil mi bisikletin. Jules veJim'in üçlüsünün bisikletli gezileri, hiçbir filmini bisikletsiz geçirmeyen Tati'den üst üste sekanslar, Bisiklet Hırsızları'ndan sahneler, Gökhan Akçura'nın renkli çalışması '' Bisiklet Tarihi ''..


                    Mutluluğu, bisikletle geçirdiğim saatlerde yakaladığım çoğu zaman Dostoyevski'nin Budala kitabında ki satırları düşünürüm. Kahramanı Prens Mişkin benim için çok özeldir. Katıksız saflık içinde ;
“...gerçekten mutsuz olabilir mi insan? Ah, mutlu olmaya gücüm varsa, hüzün ve felaketin ne anlamı olabilir? Biliyor musunuz, bir ağacın yanından geçeceksiniz, onu göreceksiniz ve mutlu olmayacaksınız ha, işte bunu aklım almaz! Sevdiğiniz bir insanla konuşacaksınız ve mutlu olmayacaksınız! Ah, anlatamıyorum... Kötü durumdaki bir insanın bile adım başı göreceği bu kadar çok güzel şey varken mi mutlu olamayacaksınız? Bir çocuğa bakın, güneşin doğuşuna bakın, bir otun boy atışına bakın, sizi seven insanların gözlerinizin içine bakışına bakın!” der.


İşte bisikletimi durdurup soluklandığım yabani incir ağacı. 

''Zaten sıkmadan uzun uzun anlatmasını bilen yegâne geveze denizdir,'' diyen Sabahatin Ali'yi hatırlarım her seferinde..



                         Mutluluğun bisiklet sürmeyle ilişkisi var. Hafta sonu yine bisiklete bindim ve yine mutlu oldum!



'

9 Kasım 2019 Cumartesi

Gecikmiş Cuma Yazısı


Cuma geldi geçti, hatta cumartesi de gitti gidiyor ama yazımı yazamadım. Aslında kafamda uzun uzun bir cuma yazısı yazmak vardı. Ama evde ki hesap çarşıya uymadı ve durum ortada. Neyse biz de işimize bakalım ve rutin haftalık ne oldu bittiye bir göz atalım.
Geçen hafta sonu havanın güzelliği devam ediyordu, biz de balkonda ki  kahvaltımızı yaptık her iki gün de. Sabah çok uyumak istemiyorum çünkü en geç saat 10 da sokağın en güzel anları. Etraf sessiz, güneş yavaş yavaş ısıtmaya başlamış, kimseler sokağa çıkmamış ama kuşlar koşturmaya başlamış. Elimde bergamotlu çayım muhakkak,kahvaltı bitmişse aldığım gazetelere gömülme zamanı..


                Pazartesi iş başı. Saat 8 de evden çıkıp  10 dakika otogara yürüyorum. Bu yürüyüş öyle iyi geliyor ki. İnsanlar buraya gelmek için bile minibüse binmeyi tercih ediyor ama sabah yürüyüşü kar,yağmur,çamurda olsa vazgeçilmezim.. Her sabah zincirlenmiş bu bisiklete rastlıyorum üstelik.


            Sonra da bu kabaklara. Bu hafta boyunca bir apartmanın önünde satılmayı bekleyen kabaklar...


                    Okula gider gitmez ıhlamur hazırlıyorum kendime. Sobaya koyuyorum. 10 dakika da hazır içinde kuşburnu ve elma dilimleri de var.


              Geçen gün 1 ve 2. sınıflarla birleşerek etkinlik yaptık. öğretmenlerine çiçek getirmişler :)


Köy de öğretmen olunca bol bol meyve geliyor haliyle :)


                 Cuma günü mevlid kandiliydi. Beraber kandil hediyesi hazırladık. Geçen hafta 29 ekim Cumhuriyet Bayramı olduğundan bol bol Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatıp tanıtmıştım çocuklara. Cuma günü de bizimkilere '' çocuklar peygamberimizi bilen var mı, adı nedir'' diye sorunca hep bir ağızdan Atatürk cevabını aldım :) 
Bu yaş grubunda isimler, ülkeler,şehirler, olaylar hep soyuttur.


                 Okul çıkışlarında minibüs gelene kadar köyde gezmek harika oluyor. Tahmin edeceğiniz gibi okuldan bir tek ben geziyorum yıllardır. Diğer öğretmenlerin gezdiğini hiç görmedim. Allahım ben niye böyleyim:)



Bahçelere girdiğim de böyle manzaralar oluyor. Sağolsunlar hemen ikramlarda bulunuyor herkes.


Doğa en güzel renklerinde şu sıralar...


               Ve işte geldik diğer hafta başına neredeyse. Tüm hafta boyunca güzel ve huzurlu geçen  günlerime şükrediyorum Allahıma. İnşallah sizin de güzel geçmiştir, mutlu hafta sonları dilerim herkese..





5 Kasım 2019 Salı

Köyde Sonbahar


İsmet 'in o müthiş şiirindeki şu dizeyi hatırlar mısınız? "Mevsimlerin bizim âşıklarımız olduklarını bilmezdim.. 
Sonbahara aşığım,ilkbahara da. Güzün renklerinin çeşitliliğine, yerde savrulan yapraklara, esen rüzgara, gökyüzünde ki oyuncu bulutlara bayılırım. Bir de köyde olmak var ya.. Yine bizim köyde fırsat buldukça geziyorum, bahçelere girip çıkıyorum, insanlarla selamlaşıp hayvanları seviyorum. Bizim köyün güzeliğini görün istedim, bir kaç fotoğraf çektim.




                Ali Ayçıl, ne güzel  anlatır Kovulmuşların Evi'nde
"Güzle, 'güz dili' diyebileceğimiz mahrem bir lisanla konuşmaya başlayınca birden anlarız ki, zayıf ve çelimsizmişiz; bitkin ve göçmenmişiz." 
Yazarların sözcükleriyle doğaya bakmayı çok severim. Not aldığım paragrafları tekrar tekrar okurum. 


                   Güz köyde daha bir güzel tüm köylerde olduğu gibi. Hurmalar, ayvalar, kasımpatıları sarı sarı ..


                         Cam önü saksılar daha toplanmamış, güneşi gördükçe çiçekleri açıp açıp duruyor. Soğuklar başlamadan güzelliklerini bize sunuyorlar. Doğaya bakıp , yaprakların üzerinde gezip mutsuz olan var mıdır acaba.


                           Minik bir durak yapmış köylüler. Kimin yaptığını merak ettim ama soracak birini bulamadım etrafta. Durakta çocuk beklediğinden değil aslında bir güzellik olsun denmiş olmalı. Orada ki  çocuklara hadi bir geçin fotoğrafınızı çekeceğim deyince çıkan manzara :)


                            Bağlardan, bahçelerden geçtim. Yüklü yüklü meyve ağaçlarını görünce daha bir mutlu oldum nedense. Yaa öyle iyi geliyor ki doğa bana,hiç gidesim yok şu şehir denen karanlık çukura.


Ee şanslıyımdır, beni yufka yemeye çağıranlar da çok olur:)




                                    Bu sonbahar da gezdim ya şükür. Yakın da kısmetse kış gelecek, yine gezmeyi dolaşmayı çok istiyorum Mevsimler bilindik deviniminde sürüyor, her seferinde yeni bir mucizeymiş gibi etrafa  bakmayı çok seviyorum. Tüm mevsmlerin tadı başka, hele bir de köydeysen...


1 Kasım 2019 Cuma

Cuma Geldi !


Geçen cuma yazdığım blog yazısına gelen yorumlara cevap veremeden bir yenisi geldi. Hızlı ve yoğun bir hafta yaşadım, çok yoruldum bir taraftan çokta üzüldüğüm şeylerde oldu . Ama üzüntü, hastalık, sıkıntıyı bir kenara bırakarak güzel olanlara odaklanalım diyorum.Hep üzüntü var, hep bir türlü halledilmeyen konular var ve her taraf duyarsız, sorumsuz insanlarla dolu ne yazık ki. İstesekte isemesekte bu düzen devam edecek. Yüzümüzü doğru olana, yarar verene ve iyileştirene çevirelim.
Tarık Tufan okudunuz mu hiç?   Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kitabında şöyle der;
''Ne çok karanlık sıkışmış içimize. Her ışıkta, geçmişten kalan kekik kokulu bir anı, geleceğe uzanan altın tüylü kuş kanatları var. Işıklarda inecek var.''


                          Işığı, nuru hayatımızda kaybetmemeli, peşinde olmalıyız. Şükürler olsun ki bir oda dolusu nursuz adamla oturup yaptığım bir işim yok. Üniversite yıllarında şu herkes tarafından gıpta edilen bölümlerde okuyanlara hayranlıkla bakar iç geçirirdim. Sonrasında onlar 3-4 katım maaşlarla çalışmaya başladılar. O zamanda iç geçirdim ama şimdi bakıyorum da bin kez daha değerli bir meslekteyim. Onların çok parası var belki ama o suratsız insanlarla çevrili işlerde ömür çürütüyorlar.


                    Bana bakın bir de . Dünyanın en huzurlu saatlerini meleklerle geçiriyorum. Üstelik üzerine para da veriyorlar.


                    Hava harika geçti bu hafta da. Sonbahar ışıkları dansetti her yerde.Ağaçlar hala tutuyor yapraklarını ama yakında bırakacak onlarda .
Yürümek hep iyi gelmiştir, yine öyle yaptım.  Frederic Gros  Yürümeye Övgü de şöyle der :
''Yürümeye başladığınızda gazetelerdeki haberler umurunuzda olmaz. Çok geçmeden dünyaya ve çalkantılarına dair bütün bildiklerinizi unutursunuz. Ne son dakika gelişmelerini bekler ne de olayların nasıl başladığını ya da bittiğini öğrenmek istersiniz. Yürümeye başladığınızda bunların hiçbir önemi kalmaz. Bizi esir alan bu kısa ömürlü haberlerden ebediyetin huzuruna çıkarak kurtuluruz.''


               29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kasabamızda büyük coşkuyla kutlandı. Kayıklar tekneler denizde Türk bayraklarıyla süzüle süzüle geldiler,görecektiniz. Öğrenciler, çocuklar, insanlar bayrama gelmişlerdi. 
Bu gün birde babamın doğum günü. O da 74 yaşını doldurdu, şükürler olsun sağlıkla kutladık bu yılda. Sevdiği pastayı yaptım ona bir de kurabiyeleri.


Bu hafta Semiha Ayverdi'nin İki Aşina kitabını bitirdim. İstanbul'u onun anlatımıyla okumak, hatıralarına şahit olmak keyifliydi.


Vee bizim sonbahar gecemiz..


                Her sene kasım ayında yaptığımız kız kıza sonbahar gecesi bu sene benim evde oldu. Ayrıntılara dikkat ederek ve özenerek bir masa hazırladım.


Sincap kurabiyelerim..


Sevgili arkadaşım Hanife'nin geceye özel pastası...


                                              Geçen sonbahar gecemizde bir kutuya herkes dileklerini yazıp  mühürlemiştik. Bu sene mühürümüzü açtık ve yazdıklarımızı okuduk. Neler  dilemişiz neler :)


Tekrar dileklerimizi yazıp tekrar mühürledik ve kısmetse seneye açacağız. İşte böyle hayatı mutlu kılacak şeyler yapıyoruz, ne yapalım.
Güzel bir hafta geçirdim şükürler olsun. Haftaya biraz stresli olacak gibi. Kızımın sınav haftası. Bolca hadi kızım , hadi kızım diyeceğim malum. Ülserim azıp bol ağrılı bir hafta olacak biliyorum ama ne yapalım, her şey insanlar için.
Herkes için güzel ve mutlu geçecek haftasonu dilerim..




25 Ekim 2019 Cuma

Bugün Cuma

                   Bugün Cuma. Çok sevilen ve beklenen gün. Arkasından kocaman iki gün geliyor ve tatil.. Cuma şükür günümüz. Sağlığa,aileme,hayatıma, işime..Zaman hızlıca akıp gidiyor tamam ama güzel ve dingince geçiyor. Her an her şey değişebilir tabi ki.. Üzüntü ve sıkıntı kaplar belki günlerimizi. Ama şu an iyiyiz ya şükürler olsun..
           Bakalım nasıl geçmiş şu yedi gün. Sevinç Çokum Rozalya Ana da diyor ya ; 
''İnsan yeryüzünde nereye giderse gitsin, yanında bir parça gün ışığı, bir avuç yeşillik, kulağına çarpmış birkaç kahkahayı götürebilirdi'' diye. Ben de bloguma biraz 
huzur getirip okuyanları gündelik kaostan koparmayı hedefliyorum.
               Neler kalmış aklımda ve fotoğraf karelerinde..Had bir bakalım..



                    Cumartesi haftanın diğer günleri olduğu gibi hava ılık ve sakindi. Balkonda Azam Ali dinleyip sütü köpürtüp keskin bir kahve yapıp güzel saatler geçirdim.


Bu hava kaçmaz deyip atladık tabi ki bisiklete. 


Arı olmak, karınca olmak veya gül olmak, ağaçlarda çiçek olmak, bir rüzgar esintisinde düşen elma olmak.
Ufuk olmak, ay olmak, şafak olmak...
Gün doğuşu olmak, gün batışı olmak.
Kuşluk olmak, ikindi olmak ve öğle olmak. Büyük öğle olmak. Sıcak yaz günlerinde eşyada gölgeyi kaçıran sıcak aydınlık olmak. Ve sonunda güneş olmak. Hayır! İnsan olmak. Aklın çetinliği içinde toprağa yakınken gökte nar bahçesi düzenleyen insanoğlu olmak. 
SEZAİ Karakoç Ruhun Dirilişi kitabından not etmişim..


Okulda bazı zamanlar gözüme öyle kareler takılıyor ki nedensiz mutlu oluyorum..


                           Çocuklarla elbirliği ile ilk kekimizi yaptık. Ne zaman pişecek, ben çok acıktım, kokusu çok güzel cümlelerini inanın yüz kez dinleyip geçirdiğim kekin pişme süresi bitince büyük bir alkış koptu..


                       Okul çıkışı köyde gezme saati. Kabaklar da evlerin bahçesinde boy boy varsa çocuklarla bir anı fotoğrafı çekeriz  tabi..


Annemin yeni yaşını güllerle kutladım..


Sonra da beraber alışveriş yaptık çılgınca..


                      Hafta içi köyde gezmeye çıktığımda yaşlı bir teyzeyle tanıştık.Fazla anlaşamadık, boşnakça konuşuyordu ve ben az anlıyorum ne yazık ki. Boşnakların çiçek sevgisi meşhurdur, onun cam önü güzellerine bir bakın..


Bahçeden toplanan turuncu domatesler eşliğinde kahveler içildi.


                           Bizim kızlardan biri glutensiz yaşama başladı. Bize yaptığı sağlıklı yiyeceklerle tam not aldı. Keksiz pastasız yaşamak istemiyorum. Çok önemli bir hastalık olmadıkça böyle bir diyette yapamam ama onun şekersiz brovnisi, siyez unlu poğaçası, fırında pişmiş fallafeli öyle lezzetliydi ki anlatamam.


                 Tabi  bir de dostlarla yenen içilen her şey yararlı bence. Mutlaka güzel bir arkadaş grubunuz olmalı, hafta da bir gün en azından bir araya gelmeli, sohbet edip gülmeli, güzel zaman geçirmeli.
                   Kendi açımdan harika bir hafta geçti. Her ne kadar sonbahar ayını çok sevsem de yoğun bir yorgunluk ve bitkinlik beraberimde oluyor. Yine de pozitif düşünmeyi, huzuru getirecek etkinliler yapmayı ihmal etmiyorum.
Herkesin güzel, mutlu ve keyifli hafta sonu geçirmesi dileğiyle...
















Tasarım:Sawako Kuronuma