12 Ocak 2018 Cuma

Teşekkürler Cuması



                               ''Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şey bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde kıvranan bir ruh. Vücut araba, akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden, atlar. Buda haklı: Varolmak için yok olmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin. Bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak? Ne olacağını bilen var mı? Kader hep oynayamayacağı roller yükler insana ve ıslıklar. Alkış sahtekârların.''



Cemil Meriç'in Jurnalinden alıntılarla başladım bugün ki cuma yazıma. Et ve kemikten oluşan bedenimizin asıl maddesi ruh. Ruhumuz bizi ele geçiren, kimisi acı ve ızdırap dolu kimisi ne olduğunun farkında değil kimisi arayışlar içinde. Bu hafta da da ruhumu sakinleştirme yolları aradım,nefes alsın diye denize paralel yürüdüm, güneşe rağmen ayaz havanın etkisi çok hoşuma gitti. Bu hafta da şükürler listesi kabarık. En başta sağlık, huzur ve güven içinde oluşumuza şükretmek isterim.


Yürüyüş sonrası eve gelip bol sütlü kahve ve yanında ev yapımı elmalı cevizli kurabiye gibisi yok. Pazardan kendime tavşanlı bardak alıp kaktüs ektim. Onu öyle çok sevdim ki hep karşımda olsun istiyorum.


Bu hafta okuduğum kitap Reyhan Pülün'ün. İçinde deneme yazıları var. Mevcut düzeni, yapılan darbeyi, iktidarı ele aldığı bir kitap. Bu hafta yalnızca bu kitabı okudum. Aynı zamanda bir kaç dergi de hafta boyunca okunanlar içindeydi.


Haftanın süprizi işte bu kedicik. Normalde ikinci katta oturuyoruz. Ağaçtan çıkamıyordu kediler bunca yıldır geçen gün karşımda görünce çok şaşırdım. Demek ağaç büyümüş, tam da mutfak camı. Yalana yalana içeriye baktı bir süre.


Haftanın diğer süprizi anneciğimden geldi. Bir gün kapı çaldı ve kucağında açelya. Aa nereden çıktı bu deyince '' hep sen mi bana alacaksın, bunu da ben aldım,''  dedi. Şükürler olsun ki annem ve babam çok yakınımda ve sağlıklılar. Hayatın en büyük nimeti. 


En büyük keyfim köşeme geçip örgü örmek. Şundan beş yıl önce düşünsem hiç aklıma gelmezdi oturup örgü öreceğim. Hiç sevmiyordum. Her şeyin bir yaşı mı vardır nedir .



Klasik köşemde bir de kitap okumak sevdiklerimden biri. Şöyle ayaklarmızı uzatıp huzurla bir kitap okuyorsak, tv seyrediyorsak, çay içiyorsak, dinleniyorsak ağız tadıyla daha ne olsun. Allah huzurumuzu daim etsin . Bir haftayı da böyle güzel geçirdiğim , kötü haberler almadığım, tatsız olaylar yaşamadığım için şükürler olsun. Herkese iyi haftasonları. 

5 Ocak 2018 Cuma

Yılın İlk Cuması


Yeni bir yıla girerken sevinçle karşılıyoruz ama ömrümüzden koca bir senenin eksildiğini görmek herkesin içinde üzüntü yaratıyor sanırım. İşte 2018 geldi dile kolay ikibinli yılların geleceği çocukken ne kadar da uzaktı aslında. 2000 yılında kaç yaşımda olacağım diye hesap yapardım ve öyle uzaktı ki bu yıllar. Şimdi bakıyorum da bir de üzerinden onyedi yıl geçmiş. off çok sıkılıyorum. Yine de bu yılın ilk cumasına gelmişken bir çok şükredecek konu buluyorum yaşamımda.
İlk olarak ailem, annem , babam , eşimin annesi babası oldukça yaşlı olmalarına rağmen sağlıkla hayattalar ve bize de bir adım uzaktalar. Bu bulunmaz  bir nimet bence ve her gün buna minnet duyuyorum. Sağlık şu dünya da en önemli şey bence. Ona sahip olduğumuz sürece herşeyin üstesinden  gelinir.


Şükürler olsun bu hafta da işe gittiğim zaman diliminde harika bir havaya tanık oldum. 


Haftasonun güzelliğini doyasıya yaşadık. En sevdiğimiz yere ailece yürüyüş yaptık, gelecek seyahatimizi konuştuk. Kızımdan saklıyoruz çünkü bizle gelmeyeceğini sanıyor ve çok seviniyor. Ama zaten bizden bir kaç yıl sonra ayrılacağını düşündükçe hep daha çok beraber olalım istiyorum. Eğer olursa yıllar sonra eşimle başbaşa kaldığımızda bu seyahatlerimizi hep hatırlayacağımızı , hep özlem duyacağımızı düşünüyorum.


Şükürler olsun bu hafta da mis gibi kurabiye kokusu evimizi sardı. Arkadaşlarımızla paylaştık sıcak çaylar eşliğinde sohbetler yaparak. Dr. Öz'ün dediği gibi F vitamini en önemlisi. '' Friends''  ..


Mahallemizde bizi yuvasından çıkarak karşılayan , kendini yalnızca bize  sevdiren komşunun köpeği. Onu çok seviyoruz kızımla. 


Minik balıkçı barınağında renkli kayıklara rastlamak ne güzel bir süpriz. 

                                       

                      Yeni yılın ilk kitapları doğasever, düşünür ve yazar Henry David Thoreau kitapları. Walden Gölü kenarında ki bir kulübede iki yılını münzevi bir yaşamla geçirip düşüncelerini kaleme almış.Yalnızlık kitabı bir çok ilginç fikirle dolu. Okuduğumda evet adam ne kadar haklı dedim çoğunlukla. En sevdiğim paragraftan bitiriyorum:
                        ''Zamanın büyük çoğunluğunda yalnız olmanın sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Birileriyle beraber olmak, en iyileri bile olsa, kısa bir süre sonra yorucu ve tüketici bir hal alır. Yalnız olmayı seviyorum. Yalnızlıktan daha arkadaş canlısı bir arkadaş görmedim. Çoğu zaman, dışarı çıkıp insanların arasında karıştığımızda, evimizde olduğumuzdan daha yalnız oluruz. Düşünen veya çalışan bir insan her zaman yalnızdır, bırakın istediği yerde kalsın. Yalnızlık, Kişiyle arkadaşlarının arasına giren millerle ölçülmez. Cambridge Üniversitesi’nin Kalabalık kovanlarından birinde çalışmakta olan gayretkeş bir öğrenci çöldeki bir derviş kadar yalnızdır. Çiftçi tüm gün tarla ya da ormanda çalışabilir, çapa yapabilir veya odun kesebilir, fakat yalnız hissetmez çünkü meşguldür; fakat gece eve döndüğünde, odada yalnız başına düşüncelerinin insafına kalmış bir şekilde oturmaz. ‘’ insan zenyüzü görebileceği ‘’ eğlenebileceği, tüm günlük yalnızlığın karşılığını alabileceğini düşündüğü bir yere gitmek zorundadır, dolayısıyla öğrencinin günün büyük bir kısmında ve gece boyu sıkılmadan, ‘’ bunalıma ‘’ girmeden nasıl evde tek başına oturabileceğine hayret eder. Ancak, öğrencinin evde olmasına rağmen çiftçi gibi hala kendi tarlasında çalıştığını, kendi ormanında ağaç kestiğini, dolayısıyla daha yoğun bir biçimde çiftçiyle aynı eğlenceyi, arkadaşlığını aradığını fark edemez.''














3 Ocak 2018 Çarşamba

Mutlu Moskova

                   Challenge dersimizi Rus Edebiyatından bir kitapla açıyorum. Rus yazarlarını çok seviyorum. Hepsi birbirinden kıymetli bence birini diğerinden üstün tutmuyorum. Bugün bahsedeceğim yazar benim yıllar önce kitap fuarında standların birinde ki satıcının tavsiyesi ile tanışmamla başladı. Bu yazar 1899 yılında doğan Gorki tarafından keşfedilen aslında mühendis olan Andrey Platonov.. Stalin tarafından basılması yasaklanan kitapları yıllar sonra Rusya da okunmaya başlıyor. Slovaj Zizek tarafından rusyanın en büyük yazarlarından biri kabul ediliyor.
                   Bahsedeceğim kitabı '' Mutlu Moskova ''.  Platonov'un 1930'larda yazdığı Mutlu Moskova, Rusya'da ancak 1991'de, eski rejim yıkıldıktan sonra yayımlanabildi. 
 Kitap  ''bir gece vakti, karanlık bir adam elinde meşale geçti sokaktan koşarak.Sıkıcı rüyasından uyanan küçük kız evinin penceresinden gördü onu. Sonra sağlam bir tüfek sesi ve kederli aciz bir çığlık duydu- galiba meşaleli adamı öldürmüşlerdi. Az sonra bir çok uzak silah sesi ve yakınlardaki hapishaneden yükselen uğultu işitildi… Küçük kız uykuya daldı'', diye başlıyor.
 O gece  Ekim Devrimi’nin başladığı gecedir, Moskova Çestnova  yetim bir kızdır ve bunlara tanıktır. Anlatılan da aslında bu kız çocuğunun izinde Moskova’nın hikayesi. Zor şartlarda büyüyüp genç bir kadın olan Moskova kendini keşfederek ilerliyor hayat yolunda ama aslında yaşamak istediği mutluluk. Mutlu ve idealist genç kızın yıllar geçtikçe fikirlerinin  değiştiğine şahit oluyoruz sayfalar boyunca.Okudukça bir dünya düzeninin yetim büyüyen kızın kalbi karşısında ki yetersizliğini görüp üzülüyoruz.Kitabın adına tezat oldukça mutsuz biri var karşımızda. Çocukluğunda şahit olduğu olay hep onunla olur. Belki de bu yüzden hep birşeyleri eksik bulur Moskova Çestnova. Platonov “Komünistlerin planları muhteşem olabilir, yine de tüm bunlar, basit bir insanın kalbi için ne ifade eder ki” diyordu bir yerde, bu cümle özetliyordu sanki ideal sayılan tüm düzenlerin eksikliğini.



                   Bu yüz yirmi üç sayfalık roman devrim Rusyasının portresini insanlığın duygularını, toplumsal bağlarını, inanç uğruna yaşanan coşkuyu anlatıyor. Ama alttan alta da kişisel açmazları, sıkıntıları ve çıkmazların muhasebesini yapıyor. Mutlu Moskova'yı okurken ufak tefek notlar almışım. Altını çizmişim bazı cümlelerin. Onca yaşadıklarına rağmen yaşamda ki gayesini şöyle anlatıyor Moskova ;
                '' Şimdi bize akıl veriyorlar,akıl ise kafadadır,dışında bir şey yoktur.İnsan doğru ve çalışkan olmalı, ben gelecek yaşamı yaşamak istiyorum, bisküvi olsun,reçel, şeker olsun ve her zaman kırlarda,ağaçların arasında gezilebilsin..Yoksa ben yaşamam, öyle olmazsa canım çekmez.Canım basbayağı mutlu yaşamak istiyor. Eklenecek bir şey yok.''








30 Aralık 2017 Cumartesi

Yeniyıl Üzeri Evde Pişenler


Yeni yıl ruhu gerçekten var. Her sene aynı şeyleri tekrarlasakta yapılan insana büyük bir mutluluk veriyor. Her yerde kırmızı ve yeşilleri görmek çok güzel. Evlerimiz de pişen kurabiyeler , pastalar ayrı bir keyif kaynağı. Özellikle kış aylarında pişirilen kurabiye ve keklerin kokusu  evleri sarıp sarmalıyor.Sonra demli bir çay ya da mis gibi kokan kahveyle neşemizi daha da arttırıyor.
Bu yıl sona ererken son ayda hazırladıklarımı paylaşmak istiyorum.


Çam ağacı kurabiyeleri en sevilenlerden. Tarifi hep yaptığım kurabiye tarifi :  130 gr tereyağ  2 su bardağı un 1 su bardağı buğday nişastası, 1 su bardağı pudra şekeri, 1 yumurta, karanfil , zencefil tozu bir tutam, biraz tarçın, vanilya, çok az kabartma tozu


Havuçlu ve cevizli kek tarifini vermeye gerek yok, herkes biliyor ve seviyordur eminim. Üzerine muhallebi sosu ve biraz gül yaprağı koymuştum ben.


Portakallı kekte kış aylarında çokca yaptığım kek çeşidi. Mis gibi kokan kek gibisi yok bence. Bazen limonlu da yapıyorum bu keki. Sade keki sevmiyorum, mutlaka içine bir şey konmalı bence.


Geyik kurabiyelerinin tam zamanı..


Ve  pasta zamanı. Bu pastayı ben yapmadım , arkadaşım yeniyıl yemeğimiz için yaptı geçen gece. İçi çilekli. Üzerini de harika süslemiş değil mi?



















20 Aralık 2017 Çarşamba

İlişkiler ve Kelimeler

                 Şu sıralar okuduğum Necib Fazıl'ın  Hikayelerim kitabında  Robdöşambr  hikayesinde dikkatimi çekti. Yazar insanların konuşurken  az kelime kullandığından, kurdukları cümlelerin iki kelimeyi geçmediğinden yakınır. 1966 yılında yazdığı bu hikaye de iki sevgiliyi anlatır :

                     ''  Üniversite semtinde bir çay salonunun , oturduğum yere en yakın masasında bir genç çift.. Onları tam iki saat inceledim. Birbirlerine abanmış, tam iki saat konuştular. Sonra da..
                       İddia edebilirim ki, dünya da , bu çift kadar lugatçeleri fakir iki hayvan bile gösterilemez. 
                       Mart kedileri , damdan dama birbirlerine dert yanarken ne kadar manalıdır! Dişi, kurumlu ve boşverici, erkekse ıstıraplı ve çırpınıcı...Kuşlarda , köpeklerde bile ne sesler ve biçimler var!  Kadın ve erkek meselesi..Davaların belki en incesi ve girifti.. Sulh içinde en nazik bir harp. 
                       Fakat bu zamane çiftine bakıyorum da  metafizik veya '' konuşan hayvan'' dedikleri insanın , yeni nesiller de ne hale gelmiş olduğunu görüp şaşırıyor , kalıyorum.''

                                       
                       Düşünüyorum da Necib Fazıl şimdi ki insanları, gençleri görse ne derdi?  Yazarken bile kelimeleri tamamen kısaltan, konuşma dilinde elli kelimeyi geçemeyen, zaten kelime haznesinin yarısı küfür olan, ilişkilerinde bile hiçbir özen ve kibarlık olmayan insanları, eşleri, sevgilileri, ebeveynleri , arkadaşları görse ne derdi acaba ?


15 Aralık 2017 Cuma

Acı Gözlerde Olur

                                       '' İnsanı, insanın tüm ızdırabını bir karede seyretmek , onlarca saatlik belgesellerden daha öğreticidir; elbette gerçekten bir şeyler öğrenmek isteyenler için. '' 
                         Der Dücane Cündioğlu. Bazı filmlerin tek sahnesi sizi ekrana hapseder, o sahne de ki mimikler , yüz ifadesi en önemlisi gözler tüm duyguyu birşey söylenmese  bile size aktarır. Filmde içine girersiniz o dünyanın. Oyuncunun gözleri sizi acısına ortak eden filmler önemlidir . O yüz sizi ağlatır nedensizce, tüm ızdırabını size verir. Belki bu sekanslar sayesinde insanlığımızı sonuna kadar hissederiz. Bazı filmler ve sahneleri önemlidir benim için. Tekrar tekrar görmek isterim.
                         Alain Corneau'nun  Tous les matins du monde filminde ki çoğu sahne gibi bir karesi var ki etkilenmemek mümkün değil. Viyolensel virtiozü Sainte Colombe' un  karısına acı ve ızdırap dolu baktığı o sahne mesela.

                                 

                     Film  baştan sona etkileyici zaten. İnsan yalnızlığı, şu dünya da ki tek başınalığı öyle güzel verilmiş ki..

10 Aralık 2017 Pazar

Bir Gün Süren Kış

                       Geçen hafta içinde yalnızca bir tek gün hava çok soğuktu. Evden çıkıp köy minibüsüne doğru giderken yağmur, kar yoktu. Atkıyı sarıp sarmalamıştım ama her yer kupkuruydu. Yalnızca dondurucu bir soğuk,  sabah saatlerinin etkisiyle etkisini sürüyordu. Minibüse bindik ve tepe de ki köyde ki okuluma doğru yola çıktık. Okul yolu on beş , yirmi dakika sürüyor. Bizim kasabaya çok yakın. 
Okula geldiğimizde gözlerimize inanamadık. Sanki farklı bir ülkeye gelmiştik. Bir anda mevsim değişmişti sanki. Kar geceden yağmış neredeyse bir karış olmuştu. Minibüsten çocuklarda indi ve manzarayı görür görmez herkes kendini karlara attı.
Daha fazla birşey yazmaya gerek yok. Bugün pazar. Şimdi keyifle tek bir gün yaşadığımız kış fotoğraflarına bakalım. Çünkü ertesi gün bu manzaralardan eser kalmadı.











Muhteşem Akyaka

                   Akyaka meğer ne kadar güzel bir yermiş!               Bunca yıldır Ege ve Akdeniz kıyılarını gezeriz Akyaka bir türlü kıs...