1 Kasım 2017 Çarşamba

Haftasonu Kaçamağı ; AYVALIK

Ayvalık bir çok insanın severek gittiği, yaz aylarında nüfusunun oldukça arttığı , tarihi ve dokusuyla kendine has bir yer. Yıllar önce gittiğimizden farklı gelen, bana tatlı anılar ve lezzetler bırakan bir kasaba oldu ve çok sevdim orayı. Amacımız haftasonu gidip iki günlükte olsa bize tatil yaşatacak bir yer bulmaktı. Otobüs saatleri çalışma saatlerimize uygundu ve 5 saatte varabiliyorduk. Ayvalık'a bir gidelim dedik.


Sabahın 6 sında otogardaydık. Buradan şehre giden minibüse gidip merkezde ki otelimize eşyalarımızı bıraktık. Tüm gece yoldaydık, yorulmuştuk ama otelde uyumamayı seçtik. Saat 8 gibi otelden çıkıp merkezde ki çay bahçelerinden birinde aldığımız böreklerle kahvaltı yaptık. 


                             Ekim ayı olmasına rağmen hava sıcaklığının 27 derece olduğu günlerdeydik. Sabahtan denize gidip biraz da olsa girmeyi kafaya koymuştuk. Meşhur Sarımsaklı plajı değilde Badavut Plajına gittik. Burada öğlene kadar denize girdik. Çok soğuk değildi , girilebilir gibiydi ve fazla insan olmadığından harikaydı.



                          Merkezdeki plajlardan sonra en güzel plaj ise Badavut Koyu. Sarımsaklı’nın batısında kalan bu koy, Sarımsaklı’ya oranla çok daha sakin. Burada gecelemek için bütçenize uygun otel veya pansiyon bulmanız mümkün. Badavut Koyu’nun toplam uzunluğu 1800 metre civarında. Sahilin her noktasından denize girilebiliyor. Şezlongların yer aldığı, en çok kullanılan alan ise yaklaşık 300 metre uzunluğunda.


 Denizden sonra merkezde ki otelimize gelip duş alıp tekrar çıktık. Fazla kaybedecek vaktimiz olmadığından bu iki günü dolu dolu geçirmek istiyorduk. Öğlen yemeğini çarşıda yedikten sonra meşhur Ayvalık tatlılarını denemenin zamanı gelmişti. Bu lezzzetleri iki yer de tadabilirsiniz. Biri meşhur İmren Pastanesi  diğeri Güler Tatlıhanesi..


Sakızlı Kurabiyeden sonra en çok ilgi gören ürünleri Lor Tatlısı... Bunun yapımında da özel yöntemler kullanılıyor ama önemli olan bu bölgedeki lorun tadı. Yanında mutlaka sakızlı dondurma yemenizi tavsiye ederim. 1947 yapımı makinede yapılan sakızlı dondurmanın lezzeti mükemmel. Lezzetin sırrını sorunca makinenin yanı sıra Kozak yaylasında beslenen Keçi, İnek ve Koyun sütlerinin tadının etkili olduğunu söylüyorlar. 



                  Ama Ayvalık denince akla gelen tatlardan birisi de Güler Pastanesi'nin sakızlı kurabiyesi ve lor tatlısı. Ayvalık'ta çarşının girişinde sağda yer alan dükkanda muhteşem lezzetler sunuluyor. 1946 yılından beri hizmet veren bu pastanede kalite hiç değişmiyor. Dükkan ufak ama özellikle sakızlı kurabiye için uzun kuyruklar oluşuyor. Ayrıca havası otantik. hatta dondurma makineleri bile 1947 yapımı ve İtalya'dan gelmiş.


Şehir içini gezmeyi ertesi güne bırakarak merkezden kalkan minibüslere binerek Cunda adasına gittik. Hemen sahilden tepeye doğru yürüyerek Agios Yannis kilisesini gezdik.Aşıklar tepesinde bulunan tarihi kilise, oldukça ilginç mimarisi ile ilgi çeker. İçerisinde oluşturulan kütüphaneyi de gezebiliyorsunuz.



              Bu kilise Koç ailesi tarafından oldukça güzel bir müze haline getirilmiş. Müzeye giriş ücretli. Tam: 5 TL iken öğrenci indirimli fiyatı 2 TL .


Sonra da Cunda sokaklarında gezip sahildeki birbirinden güzel kafelerde oturduk.




                                                  Cunda'yla özdeşleşmiş tarihi Taş kahve..



Türkiyenin dördüncü büyük adası olan eski adı ile Cunda’ya, bugünkü Alibey adası ismi, Kurtuluş Savaşında ‘’Yunanlılara teslim olun ‘’ emrine karşı gelerek silahlı mücadeleye başlayan ilk birliğin kumandanı Yarbay Ali Çetinkaya’ya ithafen verilmiş.


                                  Akşam üzeri pek methedilen  Teos  Lokantasındaydık.


Akşam otelimize dönerek dinlendik. Ayvalık  merkezde ki otelimiz  Sızmahan Butik Hoteldi.  Odalarında pencere olmaması benim için dezavantajdı ama ertesi gün iskelesinde yaptığımız kahvaltıyla telafi oldu.


Otelin içinden..


İkinci gün Ayvalık sokaklarında biraz gezdik. Tarihi dokuyu her yerde görmek çok güzeldi. Keşke daha fazla itina göstersek, daha korusak. 



               Ayvalık sokaklarında kaybolmak, üst üste aynı yerlerden geçmek, binaların estetiğinde hayallere dalmak sizi buraya tekrar getirecek ayrıntılar. Çok üzüldüğüm konu Türkiye'nin birçok yerinde olduğu gibi bu kasabayı da büyük bir başıboşluk almış.İnsanların ne tarihe, ne güzelliğe, ne de sanata ilgisi kalmış. Her yeri plastiklerle, atılan çöplerle, yıkımla mahvediyoruz. 





                             Öğleden sonra belediye otobüsüne binerek yeni yeni adı duyulmaya başlayan boşnak köyüne gittik. Yeniçarohori ya da Küçükköy..



Osmanlıya vergi vermeyi reddeden Midilli’deki sorunu çözmek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından görevlendirilen Mahmut Paşa, 200 gemilik donanması ile 1462 yılında Midilli adasını fethetmiş. Korsan tehlikesi ve benzer sorunların tekrarlanmaması amacıyla Midilli’yi en iyi gören yerlerden biri olan Küçükköy’e yeniçeriler yerleştirilmiş. Yeniçeri köyü anlamına gelen söyleyiş, Rumların ifade ediş biçimiyle Yeniçarohori‘ye dönüşmüş. Zaman içerisinde Yeniçarohori Küçükköy olmuş. Uzun yıllar Rumların da yaşadığı köyde ilk nüfus hareketliliği 1893 yılında Karadağ’dan gelen Boşnaklar ile yaşanmış. 1913 yılından itibaren ise Boşnaklar, Midilli ve Serez göçmenleri köye gelenler arasına katılmış.






Geçmişte Ayiu Athanasiu Kilisesi olarak kullanılan yapı, günümüzde köyün camisi. Caminin bahçesinden ulaşılabilen manastır binası ise Göç Müzesi olarak değerlendirilmiş. Köyde yaşayan insanlardan toplanan eşyaların sergilendiği müzede büyük emek var.



400’e yakın rum evinin restore edilmesi ile başlayan süreç hızla ilerliyor. Düzenlenen festivaller, açılan sanat atölyeleri, kurulan müzelerle, pek çok sanatçı için yeni bir adres olmaya başlamış. Eskiden Sarımsaklı mevkiine göç eden köylüler artık geri dönerek köylerine yatırım yapmaya başlamışlar. Kadınlar köyün meydanında el işlerini ve boşnakların yöresel yemeklerini, ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlere sunmaya başlamışlar.
                                           


                      Türkiye’nin dört bir yanından gelen sanatçılar, atolyelerini bu köye taşımaya karar vermişler. Elbette bununla birlikte, küçük işletmeler, butik otelellere de ihtiyaç artmış ve girişimciler rum evlerini aslına sadık kalarak butik otellere ve kafe tarzı işletmelere dönüştürmüşler. 






                                         Harika kahveler içebileceğiniz Coffee Shelter


Bu köye gelmişken yapılacak en güzel şey tabi ki boşnak böreği yemek. Köyün meydanında ki çay bahçesine oturup bir börek ve çay ısmarlayın kendinize. Bir boşnak olarak biz daha iyilerini yapıyoruz ve yiyoruz diyeyim :)





                                       Küçükköy'de yarım günümüzü geçirdikten sonra Ayvalık merkeze geri dönüp Camilerini gezdik. Tarihi camileri görmeden gitmeyin. 


Çınarlı Cami, Ayvalık’ın merkezinde Hamdibey Mahallesi Alibey caddesinde yer almakta. Kilise Ayvalık halkının ekonomik ve siyasal yönden en güçlü olduğu dönem olan özerklik döneminde inşa edilmiş.Yapı 1923 yılında camiye çevrilmiştir.




                    Hayrettin Paşa Camisi  Hayrettin Paşa Mahallesi’ nde yer almakta. Eski bir kilise olan cami 1850 yılında inşa edilmiş. Ayvalık’ın ilk kiliselerden biriymiş. Cumhuriyet Döneminde camiye çevrilerek Hayrettin Paşa Camisi ismini almış. Panayia ismi Ortodoksların Meryem’ e verdikleri bir isim. Zamanında dini nitelikte eğitim veren okulların kilisesiymiş.Günümüzde kilise cami olarak kullanılırken eğitim binaları ise ilköğretim okulu olarak kullanılmaktadır.9. yy’ ın ikinci yarısında yapılmış olan kilise daha sonra camiye çevrilmiş. 


Yorulduğumuz zaman Şeytanın Kahvesinde oturup bir adaçayı içtik. Burası 1950 den bu yana Midillili Halil Bey tarafından işletilmiş. Muzipliğinden dolayı kendisine böyle bir lakap takılmış. Şimdi torunları işletiyor kahveyi. İçeri de kitaplığı da var. Aslında mevsiminizdeyseniz kendi yapımları koruk suyu içmelisiniz. 


Daha sonra kendine has dükkanların, kahvelerin ve lokantaların arasında gezerek akşamı ettik.


Son olarak tavsiye edilen bir çok lokantanın aksine sahilde, biraz ara sokaklarda bir balık lokantası bulup kendimize olan balıklardan ve mezelerden söyleyerek akşam yemeğimizi yedik. Müptela Balık hem keseye uygun hem lezzetli aklınızda bulunsun..




Ve bir haftasonu daha bitmek üzereydi. Otobüs saatimize  az kalmıştı , biraz daha güzel deniz havasından faydalanalım deyip kıyıda ki çay bahçelerinden birine oturup yorgunluk kahvelerimizi içip hayallere daldık. İki gün boyunca bir çok şeyi yapmış, yaşamış haftasonuna belki de bir hafta içinde yapılacak etkinlikleri sığdırmıştık. Yaza doğru tekrar buralara gelmek üzere kendimize söz verdik..



26 Ekim 2017 Perşembe

Harika bir Tren Yolculuğu ; FLAMSBANA


Aurland kasabasında  iki gece kaldıktan sonra Oslo'ya dönüşümüzü Flam üzerinden meşhur Flamsbana treniyle yaptık. Flam'dan Osloya tren saatleri ve ücretleri farklılık gösteriyor. Gece yolculuk yaparsanız ve aylar önceden alırsanız daha ucuz. Ama Flamsbana üzerinden gideceğimiz için öğleden sonrayı seçtik bizde.Aurland kasabasından otobüsle Flam'a geçtik ilk önce . 10  dakika süren otobüs yolculuğu 110 nok üç kişi.  Aylar önce aldığımız Flam Oslo bileti ise üç kişi 1800 nok. Bir bilet 14 yaş yalnızca.


Flam istasyonu gelen giden yolcular, turistler nedeniyle çok kalabalık. Trene zamanınız varsa etrafı gezebiliyorsunuz. 


Flam tren yolculuğu  National  Geographic traveler dergisi tarafından Avrupa'nın en güzel 10 tren yolculuğundan birisi, Lonely Planet tarafından da 2014 yılının dünyada en iyi tren yolculuğu seçilmiş.


Yolculuk deniz seviyesinden  866  mt yukarıda bulunan Myrdal  İstasyonundan başlıyor, deniz seviyesinde ki Flam istasyonunda sona eriyor. Kısa yolculuk boyunca tren tepelerin arasında dönerek ilerlerken onlarca tünelden geçiyor ve muhteşem güzellikte ki Norveç doğasını gözler önüne seriyor. Eriyen kar sularının büyük bir coşku ve gürülltüyle aktığı şelaleleri görebilmek için trenin içinde bir sağa bir sola gidiyorsunuz. 


Myrdal istasyonu  aynı zamanda  0slo- Bergen trenyolu üzerinde yol alıyor. Oslo'ya gitmek için burada inip tren değiştirdik bizde.  Bu tren ve rotası da harikaydı. Bir kafesi vardı ve buradan sımsıcak bir kahve alarak keyfinizi ikiye katlıyorsunuz.


Bazen hala karlı kaplı tepelerden geçtik. Bazen günlük güneşlik bir hava da yol aldık. 


Saat 16  gibi yola çıkarak saat 22.30 da Oslo'ya vardığımız bir yolculuk oldu. Tren yolculuklarına bayılıyorum, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan istediğiniz yere varıyorsunuz. Dünyaca ünlü bu tren yolculuğunu yaptığımız için hala çok mutluyuz.

19 Ekim 2017 Perşembe

Norveç'te Bir Köy; AURLAND

Norveç seyahatini planlarken şöyle sakin bir köyünde koşturmadan iki gün geçirmeyi hayal etmiştim. Bunun için Flam'a çok yakın olan Aurland köyününü seçtik. İyi ki de böyle yapmışız . Harika bir doğanın ortasında 400 kişiyi geçmeyen nüfusuyla Aurland gezimizin en güzel durağıydı. Buraya zaten Bergen üzerinden geldiğimiz fiyort turu sayesinde ulaştık. Bergen'de başlayan tur Flam'da bitiyor. Aurland Flam'dan önceki durak. Flam'da da buraya yapılan küçük turlarda var.


                             Gemiden iner inmez köyün içlerine doğru yürüyerek otelimizi aradık. Zaten küçük olan bu köyde hemen bulduk. İki gece kaldığımız otelimiz şu fotoğraftaki. Temiz ve rahat odaları, güzel bir kahvaltısı var.


                                      Sonra da hemen dışarı çıkarak etrafı gezdik. Uzun uzun yürüyüş yaparak gerçekten sessizliği burada yaşadık. Bizi hayretler içinde bırakan manzarası her an karşımızdaydı.


                       Flam'a göre daha güzel ve daha çok ev var. Bir köyde böylesine temiz ve güzel evler nasıl olur diye şaşıp kalıyorsunuz. Sonuçta bu ailelerde hayvancılıkla uğraşıyor, çiftçiler. Bir de bizim köylerin halini düşününce nasıl oluyor demeden duramıyorsunuz.


Köyde bir market, bir banka, bir kilise, bir berber, bir de restoran var. Ben köy diyorum buraya ama belki de kasabadır. Yemek için restorana gidebilirsiniz ama biz marketten birçok yiyecek aldık. Sıcak stand ve mezeler vardı, restorana gitmeye gerek kalmadı.


                              Aurland ve Flåm dolaylarındaysanız mutlaka Stegastein Seyir Terası’na çıkmalısınız. Buraya gitmek için otobüsler kalkıyor ama biz yürümeyi seçtik tepeye. Belli bir mesafe yürüdükten sonra 3 kişi otostop çektik. Bir çift bizi alıp tepedeki seyir noktasına götürdü.
       


                                 Tepeye çıkana kadar her noktada dinlenmiştik. Özellikle dönüşü yürüyerek yaptık çünkü arabayla bir çok şeyi kaçırıyorsunuz. Hava kapalı  olmasına rağmen yağışsızdı. Bu da bizim için avantaj oldu. Kolaylıkla yaptığımız bir yürüyüş oldu.


                  Aurland’dan Lærdal’a giden bu yola “the snow road” da deniyor ve kışın büyük bölümünde trafiğe kapalıymış.  Stegastein 650 metre yükseklikte yer alıyor ve tüm fiyort manzarasına hakim. Ön korkuluğu da camdan yapmışlar. Buradan fiyortlara bakmak inanılmaz.





   
                                 Tepede istediğimiz kadar zaman geçirerek yürüyerek aşağıya indik. Yolda çiftlik hayvanlarına çok rastladık, kendimizi çok farklı bir dünya da hissettik. 


                             Köye döndüğümüzde tekrar evler arasında dolaştık.



Küçük kilisesini gezdik.


Sahilde ki banklarda oturduk.





                              Burada kalışımızın ikinci günü de Flam'a otostop çekerek gittik ve orada gezdik. Sonra dönüşte de yürüyerek Aurland'a geldik. Gemiyle olduğu gibi belli saatlerde Flam'a otobüs var. Ama biz dönüşü yürümeye karar vermiştik. Flam Aurland arası 9 km.



                               Vee  son gün. Artık buradan da ayrılıyoruz. Eşyalarımızı toplayarak Bizi Flam'a götürecek otobüsü bekliyoruz. Flam'da kalmayıp burada ki meşhur Flamsbana trenine bineceğiz. Oradan da Oslo'ya döneceğiz. 


Muhteşem Akyaka

                   Akyaka meğer ne kadar güzel bir yermiş!               Bunca yıldır Ege ve Akdeniz kıyılarını gezeriz Akyaka bir türlü kıs...