14 Şubat 2016 Pazar

İspanya'nın Harika Şehri ; BİLBAO

                           Genelde İspanya'nın güney kısımları bilinir ve gezilir. Biz de THY kampanyalarına denk gelerek oldukça uygun fiyata Bilbao aldığımızda buradan fazla bir beklentimiz yoktu. Gidelim bakalım nasıl diyerek fazla bir heyecanımız olmadan çıktık yola. Bilbao uçuşu neredeyse 4 saat. Giderken korkum yüzünden bu dört saat geçmek bilmedi. Sabah saat 8.30 da İstanbul'dan yola çıktığımızda hava sıcaklığı tam 0 dereceydi. Öğle saatlerinde Bilbao'ya indiğimizde hava sıcaklığı 21 derece olduğunu gördük. Bilbao havaalanına inerken görüntümüz şöyle..


                             Havaalanı dağların ardından deniz kenarında ilginç bir konuma sahip. Fazla büyük ve kalabalık değil. Bavulları alır almaz çıktığınızda otobüs durağı var ve 20 dakika da 1,5 euro ile şehir merkezine geliyorsunuz. Bizim seçtiğimiz otel Hotel Miro  ..Uygun fiyatlı olsun diye arkadan seçmiştik ama gidince gördük  ki  yeri çok kötü. Camı açınca karşı tarafta koca bir baca vardı. Hemen odamızı değiştirdik. Yeni odamızın manzarası şehrin simgesi haline gelmiş  Guggenheim Müzesi..



                            Mimar Frank Gehry tarafında 1997 inşa edilmiş. Dünyanın başka yerlerinde de bulunan Guggenheim müzeleri içinde binasıyla en meşhuru. Bu sürreal yapının sadece çevresini gezerken bile başınız dönebilir.  Çiçeklerden oluşan meşhur “Puppy” de şehrin önemli simgelerinden biri haline gelmiştir. Koskocaman çiçeklerden oluşmuş bir köpek..





                            Müzenin iç mimarisi de dışı kadar ilginç. Müzenin lokantası Michelin yıldızlı. Müzenin önünde Mama  adlı  dev bir örümcek varmış ve anneliği temsil ediyormuş. Bir araya gelmiş 73 çelik küre de ilginç bir görünüme sahip. Dünyanın faniliğini, gelip geçen zamanı simgeliyormuş. Aynı zamanda yedi renkli lale de ayrı bir güzellik  vermiş müzeye..



Şehrin ortasından geçen Nervion Nehri ayrı bir güzellik  katmış şehre. Tüm nehir boyunca koşan, yürüyen insanlar çoğunlukta. UNESCO  Dünya miras listesinde bulunan  Zubizuri  Köprüsü görülmeye değer. 
 Bu rotada karşılaşacağınız sanatçılar ve eserleri ise sırası ile şunlar : Vincente Larrea / Dodecathlos, Salvador Dalí /Muse of the Dance, Jose Zugasti / Drifting, Angel Garraza / Sites & Places, Ulrich Rückriem/ İsimsiz, William Tucker/ Maia, Markus Lüpertz/ Judith, Eduardo Chillida/ Meeting Place IV, Jedd Novatt/ Chaos, Anish Kapoor / Tall Tree & The Eye, Yves Klein / Fire Fountain,  Fujiko Nakaya / Fog Sculpture, Louise Bourgeois / Maman, Daniel Buren / Red Arc, Enrique Barrós/ Muse, Joaquín Lucarini / Reading. Geri dönerken çağdaş mimarinin en güzel örneklerinden birisi olan Cesar Pelli imzalı gökdelen Torre İberdrola’yı incelemeyi unutmayın. 



Casco Viejo  Bilbao'nun en eski bölgelerinden. 1400 lerde yapılan  Las Siete  Calles adı verilen yedi caddesi var.  Biz ocak ayında gitmemize rağmen bahar tadında bir hava vardı. Ağaçlarda 
çiçekler açmaya başlamıştı.Buradan Arenal Caddesi boyunca kıyıya paralel yürüyüp, Viskaya Köprüsü’nden geçerek keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz.




İspanyollar dinlenmeyi çok seviyor. Siesta saatlerinde (14:00-17:00)  ve Pazar günleri çoğu dükkanın kapalı olacağını, sokaklarda turistlerden başka kimseyi bulamayacağınızı unutmayın. 



Avrupa’nın en büyük kapalı yemek pazarlarından birisi olan Mercado de La Ribera’yı ziyaret edebilirsiniz. 1930’da inşaa edilmiş Pazar yeri, yeni bir renovasyon geçirerek, renkli cam ve fayansları neoklasik detayları ile güzel bir mekan. 



Casco Viejo'da Bilbao’nun en eski binası olan ve İspanya’nın en önemli mimari eserleri arasında yer alan Santiago Katedrali’ni ziyaret edebilirsiniz. Diğer kiliseleri de gezmek istediğimiz de devamlı kapalı olduklarını  gördük nedense.


Bilbao da üç gün geçirdik. Sonrasında San Sebastian'a geçtik. Bir daha ki post burası.





7 Şubat 2016 Pazar

Bir Tatil Daha Biterken..

                     Geldik bir tatilin daha sonuna. Sömestr tatili koskoca  15 gün geldi ve geçti. Yarın işbaşı yapılacak, yaz tatili hayali kuracağım şimdiden. Planlar yapacağım, gün sayacağım. Bu yazının  bir pazar yazısı kıvamında keyifle okunan bir post olmasını istiyorum. Bu yüzden tatilim nasıl  geçti, neler yaptım anlatacağım . Haydi alın elinize çayları , kahveleri :)
                   Tatil başlar başlamaz daha önce aldığımız biletlerle İspanya Bilbao'ya  gittik. 8 günlük koca bir tatil yaptık. Yakında fotoğrafları düzenleyeyim, yazılarını yazayım paylaşacağım zaten ayrıntılı olarak. Sonrasında eve dönüş, bavulların boşaltılması, çamaşırların yıkanması, biz yokken 9 dereceye inen evi ısıtma çalışmaları falan zaten 2-3 gün böyle geçti. Sonrasında  kuzenlerle görüştük, hava giderken bıraktığımız gibi değildi. Ilık  ve güzel  bir hava vardı. Kendimizi özlediğimiz sahile bıraktık, martılara ekmek attık, deniz kenarında kahve içtik.



                Evde  de  zaman geçirmeyi özlemişiz. Kızımla yalnız kalınca  bir şeyler yapalım diyorum ama zamanımızın en büyük sorunu çocukların internet bağımlılığı. Bir de  hiç birşeye ilgi   duymayan bir çocuğunuz varsa  ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Eline tableti verip oh sesi çıkmasında tüm gün kafamı dinleyeyim modunda hiç olamadım. Hatta ona yeni birşeyler bulup yönlendirmeye çalışırken duyarsızlılığına karşı çok üzülüyorum. Bir şeyi daha yeni anladım bir çok şey gibi bu da insanın içinden gelecek.
Onun için bulduğum uğraşlardan biri de şu boyamalar. Gerçi hiç ilgisini çekmez , bir tarafa atar sanıyordum ama ilgiyle boyamaya başladı. Bu da çok hoşuma gitti. Ben de bir taraftan keçe dikip örgü örüyorum. Basitçe motiflerden yapmaya çalışıyorum. Bakalım ne zaman bitecek?  Birleşipte bir battaniye olana kadar çok zaman geçecek bence..


              Evde yapılacak en güzel uğraşlardan biri de kurabiye yapmak. Biz de kirpi kurabiye denemesi yaptık. Gerçekten çok güzel oldu. Kirpi de oldu sanki :)



Tatildeyken başladığım ve bu haftasonu bitirdiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Tunga Ozan'ın yazdığı Dünya Değişmeden. Baştan sona merakla okudum. Çünkü bir gezginin kitabı. Gittiği gördüğü yerler, farklı insanlar, farklı coğrafyalar..Evdeyken sizi kıpır kıpır eden ben de çıkmalıyım yollara, daha çok gezmeliyim görmeliyim dedirten bir kitap.



                    Bugün pazar   ve  yağmurlu bir gün. Böyle bir günde yapılacak en güzel şey bir film seyretmek. Biz ne seyretsek derken  bu belgeseli buldum geçenlerde. Onu seyredeceğiz az sonra. Dün gece  biraz seyrettim. Üç dağcının Meru dağına tırmanmalarına şahit oluyorsunuz. Bunun  nasıl olduğunu aklım almıyor. Bu kadar dik bir dağa , -20 derecede tırmanmak, dikey bir şekilde dağa asılmış bir vaziyette uyumak ve bunu başarmak.. Bu insanlar insanüstü. Ağzım bir karış açık, hayranlıkla seyrettim. İşin ilginç tarafı aralarında bir türkün olması. Renan Öztürk. Hemen instagramda da buldum, harika fotoğrafları var. Gezmekten, adrenalinden, dağlardan, tepelerden hoşlananlara..

                                        




             

1 Şubat 2016 Pazartesi

Görüntüler, Yaşamlar ve Gerçeklik

                              '' Günümüzde her yanda bol miktarda imge var. Daha önce hiç bu kadar çok şey incelenip seyredilmemişti. Her ana gezegenin ya da ayın öte yüzünde nesnelerin nasıl göründüğüne bir göz atabiliyoruz. Görüntüler şimşek hızıyla kaydedilip aktarılıyor.
           Ancak bununla, bir şey  masum bir biçimde değişti. Eskiden görüntüler elle tutulur gövdelere ait olduklarından bunlara fiziksel görüntü derdik. Şimdi herşey uçucu. Teknolojik yenilikler görüneni varolandan ayırmayı kolaylaştırdı...
           Bu yüzden ( ve iştah kavramının fiziksel  çağrışımları düşünülürse tuhaf biçimde )  var olan , yani gövde ortadan  kayboluyor. Bir içi boş elbiseler ve arkası  boş maskeler seyirliliğinde yaşıyoruz. ''



                                  Bunları ben demiyorum,  okuduğum  Görünüre Dair Küçük bir Teoriye Doğru Adımlar  kitabından..John Berger öylesine doğru bir konuya değiniyor ki , okuyunca durup şöyle bir düşündüm. Görüntüler dünyasında yaşıyoruz. Özellikle instagram, facebook  yaşamları didik didik etti. Ben de bu dünyada etkin bir haldeyim işin garibi.  Oldukça etkileyici, güzel fotoğraflar var her yerde. Sanki herkes sanatçı. Bir taraftan ne kadar güzel diyorum , insanların içinde ki o estetik gücü harekete geçirdi, beğenilme, takdir duyma güdülerine de cevap vererek daha da yaratıcı işler çıkmaya başladı. Diğer taraftan tüketim çılgınlığının ağına birçokları gibi  yazılar düştü. Uzun uzun yazılan blog yazıları okunmaz oldu. Yalnızca meraklılarına hitap ediyor . Kısa vade de iş gören instagram  revaçta. Hızlı hızlı  fotoğraflara bak , gör - geç , bir diğeri, bir diğeri.. İyi mi kötü mü karar  veremiyorum. Hayatın hızlı akışına uyuyor galiba herşey. 
                          Gerçekliği sorguladığım sıralar rastladığım satırlar bana eşlik etti, ben de paylaşmak istedim..

Fotoğraf: http://hayatimdansectiklerim.blogspot.com.tr/









19 Ocak 2016 Salı

KÖYDE KIŞ KEYFİ

                    Bugün okula gitmek için yola çıktığımda yarım saat sonra karşılaşacaklarım aklımın ucundan bile geçmiyordu. Her zaman ki gibi arabalar ve binalarla sıralanmış bir kilometrelik yolu sabah ayazında yürüdüm. Bir gece önce çoluk çocuk acaba yarın kar tatili var mı diye beklemiş, bir ses çıkmayınca yatmıştım. Gerçi tatillik bir durum yoktu bizim buralarda. Hava çok soğuktu ama hiç kar tutmamıştı bu sefer. 
                 Otobüs terminaline gelip köy minibüsüne bindik. Öyle çok uzak bir köy değil. Bizim kasabaya 15  dakikalık yolu var. Az  sonra harika manzarayla karşılaştık. 
İşte bizim köyden ..









                          



17 Ocak 2016 Pazar

Vazgeçilmezim ; KİTAPLAR

                        ''Kitaba  karşı  hemen  hemen  karşı  konulmaz bir  tutkum  var ;   hiç  durmadan  okumak,  öğrenmek,  kendi  kendimi  yetiştirmek  peynir ekmek  kadar  kesin  bir  gereksinme benim için .''  
                         Van Gogh   düşüncelerime  ayna olmuş  bu  sözleriyle. Bana  nasıl  okuyorsun bunca kitabı,  nasıl  zaman  buluyorsun  diyenlere  bunu  anlatamamın  sıkıntısıyla  bakar,  okuyorum  işte diyerek  kısa  keserim . Kitap  tutkusu  başka birşey,  ona  zaman ayrılmaz, hayatın  parçasıdır, hobi değildir.  Doğal bir gereksinimdir.  Şu  yaşıma kadar  edindiğim  tecrübeye  göre de bu  tutku  doğuştan.  Tamam  çeşitli  çalışmalarla  kitap okur  yapıyoruz  çocukları,  hayatlarında hiç  kitap  okumamış kimse  fazla yoktur ama  tutkulu olmak  doğuştan.   Buna sahip olanlar  '' nasıl  okuyabiliyorsun ''   diye  sormaz  zaten.      Daha  önce  ''  Çöpte Dostoyevski  Buldum ''   yazımda  anlatmıştım  Oktay'ın   serüvenini.  Koşullar  nasıl  amansızdı  ama  kitap  tutkusu  onu  hayatının  bir yerinde  yakalamıştı. Bence  içinde  olan bu  tutkuyu   bilmese de  bir  yerlerde  onu  bekliyordu. Çok  çok  etkilendiğim  bir belgeseldir ..
                          Paris‘te   Walter Benjamin‘in evine röportaj yapmaya   giden bir muhabir, Benjamin’in çalışma odasında yeni alınmış koli halinde birçok kitap görür ve biraz alaycı bir şekilde  “Tüm bu kitapları okuyabilecek vaktiniz olduğuna inanıyor musunuz?” diye sorar.
Benjamin de muhabire şöyle cevap verir “Kitaplar yalnız okunmak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir de.”
Belki ben de onun gibi düşündüğümden edindiğim kitapları okumak isteyenlere  verir, sonra da peşine düşerim. Geri aldıktan sonra da kitaplığıma koyar, onlarla yaşamaktan büyük haz alırım. Karşısına geçip oturmak, hangi kitabı hangi rafa koysam diye düşünmek, yeni gelecek olanların hayalini kurmak, düzenli olmalarını sağlamak  zevk aldığım mutluluklardan.. Bu fotoğraftaki kütüphane de benim. Evimde ki en sevdiğim köşelerden biri..


                 Adnan Binyazar’ın “Kitaplar, kalemler aldım, hiçbirine doyamadım ” cümlesini okumuştum bir yerlerde.  Ne kadar doğrudur bu  tutku. Kitapseverler hiçbir  zaman  doymaz aldıkları kitapların, defterlerin çok  oluşuna. Evlerinde  sıra sıra  duran kitaplar,  renk  renk  kalemler  mutluluk sebebidir  onlar için. Niçin okumalıyız sorusuna her aydın, yazar ya da sanatçı farklı  cevaplar  vermiştir. Ama  ortak payda öğrenme  tutkusudur.
                 “Kimileri kitap okumayı sadece bir kaçış olarak görür: ‘Gerçek’ dünyadan hayali bir dünyaya, kitapların dünyasına bir kaçış. Oysa kitaplar çok daha fazlasıdır. Onlar, tamamıyla insan olmamızın bir yoludur.”  
1996 yılında yazdığı “Boges’e Mektup” başlıklı kısa metninde böyle demiş Susan Sontag. İnsan olmanın  şartı olarak  gösterir okumayı.
                  Geçenlerde  Prof. Dr. Süheyl  Ünver 'in bir  röportajına  denk  geldim:
                 '' O kadar çok kitap var ki,bunların hepsini okumak için insanın en az bin yıl yaşaması gerekir.Halbuki ömrümüz  akşam namazının vakti gibi çabuk geçiyor.Sağımı solumu toplayayım derken bir de bakıyorsunuz, eş dost mezarlıkta toplanmışız.Durum böyle olunca kitap seçiminde titiz davranma zârureti ortaya çıkıyor.Dolayısıyla kültür,hangi konunun,hangi kitapta olduğunu bilmektir.Bu da ancak kitap karıştırmakla mümkün olur,’’   diyordu.
 Kitapseverlerin  en büyük  korkusudur  daha  okunmamış binlerce  kitabın  bulunması  ve  bunlardan  mahrum  kalmak..
Okumak, kitaplar, yeni dünyalar, hayatlar, insanlar ..Bizi zenginleştiren , hayatımıza anlam katan, bizi insan yapan araçlar hayatımızdan hiç eksik olmasın..





10 Ocak 2016 Pazar

Örgü Ören Kadınlar


Geçenlerde  çok  güzel fotoğraflara rastladım.  Hemen  paylaşmak istiyorum.  Keşke  daha çok  fotoğraf bulsaydım. Ama çok güzeller.  Örgü  ören  ünlüler. Ben de  bu yıl örgü işine başladım ya çok hoşuma gitti. İşte bulabildiklerim :)


Audrey Hepburn


rita hardwort


Katherine Hepburn


                                           

                                                                    Russel Crowne


                                            

                                                  Uma Thurman



4 Ocak 2016 Pazartesi

Seyrettiğim Belgeseller


                     Öyle  güzel, düşündürücü bazen ağlatan bazen hüzünlendiren  belgeseller seyrettim ki bu yaz. Ara  ara not tuttum, arkadaşlarımla paylaştım. Şimdi  burada  paylaşmak istedim çünkü belki merak eden olur, bugün  ne yapsam  ne izlesem diyenlere bir öneri olur. Belgesellerin adını internete yazıp bulabilirsiniz,  iyi seyirler..


                                                

             What The Bleep: Down The Rabbit Hole (2006) - IMDb 6,5                                                                                                   
                                 


                                                                           

Muhteşem Akyaka

                   Akyaka meğer ne kadar güzel bir yermiş!               Bunca yıldır Ege ve Akdeniz kıyılarını gezeriz Akyaka bir türlü kıs...