29 Haziran 2019 Cumartesi

Köyde Yaz

                                       Görev yaptığım köyü devamlı anlatıyorum biliyorsunuz. Annem ne oldu sana, küçükken götüremezdik seni köye, nefret ederdin diyor. Sanırım yaşlandım, duygusallaştım, insandan bıktım, tek çarenin doğaya kaçış olduğunu anladım nihayet. Belki de Virgina Woolf'un  Dışa Yolculuk'ta yazdığını kavradım artık.

                       “herhalde tek yapılması gereken, bunu kabul­lenmek.” 
                       “Neyi?” 
                       “Dünyada konuşmaya değer beş kişiden fazlasının hiçbir za­man olmayacağını.”
Şimdi kızıma bakıyorum ve aynı şeyleri onda görüyorum. Köy hayatını,doğayı hayvanları sevmiyor, ilgisini çekmiyor. Sabırlı olmalıyım diyorum onun da zamanı gelecek..
Neredeyse 4 yıldır bu köy okulundayım. Doğayla iç içe geçen iş saatlerim yönünden çok şanslıyım. Her mevsimi ayrı güzel olan köyümüzde şu sıralar yaz günlerini yaşıyoruz.


Etrafın görünüşü. Sanki Karadeniz yaylalarındayız..

 


                            Bu iki hafta boyunca velilerimize  davetliydik. Her velimiz çok saygılı. Şehirde ki veli profiliyle çok büyük fark var. Çünkü ikisini yaşadım. Gittiğimiz her evde çok içten karşılandık.               


                         Bahçelerin hepsinde dizi dizi saksılar, çeşitli bitkiler dolu. Zaten doğanın güzelliğinin en çok gördüğümüz zamandayız.


Bağlarda inekler, koyunlar..



Kahvaltı sofralarında uzun uzun oturduk..


                      Gittiğim evlerden birinde öyle güzel bir köşe vardı ki. Oraya oturup uzun süre kalkmadım. Hatta bir anda fırtına geldi, hava karardı şimşekler çaktı. Çok severim böyle havayı. Bu köşede oturup seyrettim uzun uzun.


Yağmur durunca erik ve dut topladık.


                       Başka bir gün gittiğimiz köyde ki ev. Burada da ağaçların altında sıcak ama esintili bir havada uzun uzun oturduk.


Dallarda salkım salkım erikler...


Altında piknik yaptığımız erik ağacı.


Ve köyümüzün manzarası..



23 Haziran 2019 Pazar

Cuma Geçmiş Bile

Kaç cuma geldi geçti bile ama bir türlü yazamadım. Nasıl yoğun geçtiyse günler, blog alemine girmek fırsat olmadı. Aslında koca bir bayram tatili geçirdik, zamanımız boldu ama ne olduğunu, nasıl geçtiğini anlamadım bu sefer. Yine de geçen zamanda olanları kısa kısa yazayım, tarihe notumuzu düşelim diyorum.

Bayramın ilk günü ailemiz , akrabalarımızla beraberdik. Ziyaretler yapıldı, kahveler içilip tatlılar yenildi, eller öpüldü. Büyükler küçükleri aradı sordu. İyi ki dini bayramlarımız var, tüm yurtta bunu öyle güzel kutluyoruz ki. Annem bu bayramda meşhur tatlısını yaptı, harikaydı. Siz kalburabastı diyorsunuz biz boşnaklar Hurmanisa diyoruz.


Bayramın ilk gününün gecesi Antalya'ya gidip 4 gece bir otelde kaldık. Bu sene otel fiyatlarında ki yükseklik çok fazla. Eskiden gittiğimiz otellere baktığımda artık onlara gidişin imkansız olduğunu gördüm. Bütçemize uygun bir otel bularak ilk yaz tatilimizi gerçekleştirmiş olduk. 


Deniz kenarı yan gel yat, ye iç yüz tatilini artık sevmez olduğumu anladım. İnsanların kıtlıktan çıkmış gibi tabakları doldurup sonra da bırakmış olduklarını gördüm bolca. Bunları yapan yalnızca Türkler değil, çünkü otel yüzde 90 yabancı ağırlıklıydı.


Yine de bol bol denizde yüzmek çok güzeldi..


               Eve dönünce bir hafta daha okula gittik. Ramazan boyunca oruçlu olduğumdan bahçemde oturup bir kahve eşliğinde keyfini çıkaramıyordum. Hemen pastamı yapıp masama geçip uzun uzun oturdum.


Bahçem yaza bol yeşillik içinde girdi. Yaseminlerimin kokusu heryerdeydi. Şu an yasemin çiçeklerini döktü ama yemyeşil giriş kapısını kaplamış haliyle muazzam..


Dün de Kocaeli Değirmendere'ye gidip gezdik. Çok güzel bir sokak yapmışlar, eski evleri restore edip seramik, heykel evi diye oluşturmuşlar. 


Çok güzel bir kütüphanesi de vardı, burada yaşasam her zaman gelip bir köşesinde otururdum diye hayal kurdum.


Seramik sergisi görmeye değer..


Bahçemin en güzel halini yaşıyoruz, şu renklerin güzelliğine bakar mısınız ?



Hala okula gidiyoruz, bize tatil temmuz başı. Yaz gelince daha çok koşturmaya girdik gibi geliyor. Tüm gün evde de olsak sanki bir çok şeyi yapmamışım gibi geliyor. Blogları bile okuyamadım ne zamandır, bakalım ne zaman başlarım. 
Herkese iyi pazarlar !














3 Haziran 2019 Pazartesi

Okudum Bitti

                            Kitap fuarına gidip Nuri Pakdil söyleşisine katılmak sonra da kitabını imzalatmak kısmet oldu bu sene. Nuri Pakdil 1934 doğumlu. Oldukça yaşlanmış ama yine de konuşmasını yaptı. Bazı bana uymayan uç fikirleri olsa da çok kıymetli bir insan. Kitaplarından Otel Gören Defterler serisinin 6. kitabı Yazmak bir Mucize imzalattım. Sonra da bir çırpıda okudum.
          Nuri Pakdil uzun bir dönem otellerde yaşar. Otel Gören Defterler, otelde kaldığı süreçte yazdığı kitaplardır. Otel üzerine derin tahliller, sorgulamalar ve kendisiyle hesaplaşmaların olduğu bu defterler, susmak için inzivaya çekilmiş bir dervişin içinden geçirdiği cümleler gibidir: “cüssesi ne olursa olsun, her otel, kapasitesi değişen ruhlar mahşeri değil midir? Evlerde bu mahşerin gölgelerini bile tanıyamazsınız. İnsan ruhunun niteliksel, niceliksel dışavurumlarına değgin ne çeşitli sergiler açılır otel salonlarında! Otelde yıl birimleriyle kalmak, eğer yeteneğimiz varsa, bir Fakültede okumaya bedeldir.”


           Otel Gören Defterlerin içinde iki kitap kaldı. Nuri Pakdil'in bir tür bilinç akışı gibi bu seri. Okuyup bitidiğim diğer kitap Enis Batur'un Sekizinci Günahın Sonrası. Yine  yazarın zevkle okuduğum bir kitabı oldu bu. İçinde ki denemeler her zaman ki gibi bir tat bıraktı bana. Öyle çok seviyorum ki yazın tarzını, her kitabından memnun ayrılıyorum.


Adalet Ağaoğlu.. Her okuduğum kitabını beğendim bugüne kadar. Hayır yine beni yanıltmadı,zevkle okudum. Akademik bir bilim kadının yurdumuzda ki belki  hala aynı olan varoluş sorunları, ilişkileri, içsel yaşamı..


Kitap Dar Zamanlar üçlemesinin son kitabı. Roman da  1938’lerde dinlemeye başladığımız hikaye de  87’lerin sonuna gelirken “Osmanlı’nın esnaf kızı” olarak tanıştığımız Aysel “Cumhuriyet Türkiyesi Profesörü” olarak veda ediyoruz. 













Tasarım:Sawako Kuronuma