26 Nisan 2019 Cuma

Günaydın Cuma !



                    Geçen cumartesiden başlayayım. Sabah sağnak yağışla uyanıp pencereleri sonuna kadar açıp biraz üşüme biraz ferahlık duygusuyla haftaya iyi başlamıştım oysa. Kahvaltımız sonrası çayımı alıp yağmuru dinleyerek içime mutluluk doldurdum. Tüm hafta boyunca gelecek sıkıntılı durumlardan habersiz moralim iyiydi oysa. Yine de  -kendimi iyileştirme çabaları diyorum buna- haftanın güzelliklerini fotoğraflandırdım ve burada sabitlemek amacıyla paylaşacağım.



                              Arkadaş ilişkileri beklentilerle dolu oluyor. Seçtiğiniz arkadaşlardan gelecek bir yorum arkası okuma canınızı sıkabiliyor. Ne yazık ki gerçek düşünceler bu sözler altında ki anlamlarda ortaya çıkıyor. Şöyle bir hikaye okudum dün bir gazetede. Ne de denk düştü olayın üzerine.
                  Bir ressam sergi açmış, bir çizmeci de görmeye gelmiş, süvarisi yanında duran bir at tablosunu ressamın yanında eleştirmeye başlamış. Ressam çizmenin üstüne varıncaya kadar onun söylediklerini dikkatle dinlemiş ve not almış, çizmeci “gelelim pantolona” deyince ressam “sen çizmeyi aşma, onu da terzi eleştirsin” demiş.

Kendimi eve kapattım bu hafta. Her şeyden çiçeklerin rengine, örgümün sakinleştirici gücüne ve kitaplarıma sığındım. Kimseyi görmek istemedim ve bu hala sürüyor. İş yerinde zaten mecburi ilişkiler kuruyorum sonrasında eve gelmek en güzel durum.
“Yıllarca yaşamış biri için kapı bellidir. Ev belli, bahçe belli, gökyüzü ve deniz bellidir, geceleyin gökyüzünde asılı duran ve çatıların üzerinde parlayan ay bile bellidir. Dünya varlığını dile getirir, fakat kulak asmayız, artık onunla bir olmadığımız, onu kendi parçamız gibi görmediğimizden sanki kayıp gider ellerimizden. Kapıyı açarız, fakat bu artık anlamsızdır, önemsizdir, bir odadan öbürüne girmek için yaptığımız bir şey olmanın ötesine geçmez” diye yazmış Karl Ove Knausgaard ‘Sonbahar’ ismini verdiği kitabında.
Yaşam ne kadar sade aslında. Ev de olma durumu farkında olduruyor bir çok şeyi.



Neyse ki çocukların aurası bambaşka. Onlarla yaptığım çalışmalar benim için çok önemli ..


İyi ki bahçem, taşlarım, bitkilerim var. Zamanımızı en güzel geçirdiğimiz yerlerden biri. Bu hafta içi soğuktu ama dünden itibaren güneş yüzünü nihayet göstermeye başladı. Sezonumuz açılmak üzere. 



İsmet Özel okumak, onu anlamaya çalışmak, düşünmek düşünmek. Şu sıralar böyle işte..


Okula giderken bir apartman bahçesinde karşılaştığım papatyalar..


Bir mahallede evlerin arasında sıkışmış asırlık çınar ağacını ziyaret etmeden olmaz..


Kimse olmadan bir bankta oturmak ruha ne iyi geliyor..
 “Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan yabancı bir öğe gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Neye?” diyor Tezer Özlü, ‘Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde.





Son olarak blog arkadaşımdan gelen paket tüm sıkıntılarıma ilaç oldu. Sevgili Derya da ki çekilişe katılmıştım ve bana çıktı. Kıymetli hediyeleri için çok teşekkür ederim. 
Herkese sağlık ve huzur dolu bir haftasonu dilerim..
























21 Nisan 2019 Pazar

göğe bakalım

                         

                               Durma kendini hatırlat.
                               Durma göğe bakalım.. 
          Diye biter şiir. Bilmeyen yoktur. Göğe bakma Durağıdır..
Bu durağın şiirlerde değil de gerçek hayatta olduğunu biliyor muydunuz?  
                    Yıl 1958..  Turgut Uyar 32 yaşındadır. Samsun'un Terme ilçesinde askeri memurdur. Yıllık izni için Emirgan'da ki bir arkadaşının yanına gelir. Reşitpaşa'dan Emirgan  sırtlarına gelen yan sokakların denize ulaştığı Boyacıköy mahallesini gezer her gün. Denizin  '' yol kesen bir Bizans eşkiyası gibi önüne çıkmasına '' bayılır.  Küçük taşlı sokakların, balkonlarından çiçekler sarkan evlerin , önünde kedilerin uyuduğu dükkanların içinde dolaşır durur. Gider gider ve Boyacıköy Durağına ulaşır. Burada göğe bakıp 
                     '' İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım'' der. 

                                 

                     Nisan ayı gökyüzünün en şahane gözüktüğü aydır. Bulutlar kendisini getiren rüzgar sayesinde bazen dağların doruğunda bazen masmavi denizin üzerinde bazen de şehirleri kaplayan kırmızı çatılara denk akıp giderler. 
             Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar der şair, gözlerimizin yükünü hatırlatır. Maviyle beyazla yıkanan  gözlerin ağırlığı ne fazla.

                     Gökyüzüne bakma duraklarında durup etrafa bakanlardan mısınız?

                      Avrupalı gezgin Edmondo De Amicis 'in en büyük zevki Galata Köprüsünden  güneşin doğuşunu ve batışını seyretmekmiş. İstanbul'da ancak doğma büyüme İstanbulluların bilebilecekleri özel anları da farketmiş. Mesela sonbaharda şafak vakitlerinde Haliç hemen daima ince bir sis tabakasıyla örtülür ve şehir bu sisin arkasında hayal meyal belirir. Üsküdar da kalın bir sis tabakasının arkasında sadece tepeleriyle  belli belirsiz şekiller halinde  seçilebilmetedir. Bu manzaranın yalnızlık ve sessizlikle daha da debdebeli göründüğünü söyleyen Amicis '' İstanbul uyur !'' der.Beşir Ayvazoğlu  Geceleyin Dersaadet kitabının bir bölümünde anlatır tüm bunları..


                 Soğukta olsa dışarı  çıkıp göğe bakmak istedim bugün. Kahvaltı bile etmeden, daha fazla kimse yoktur deyip saat 10'a doğru yürüdüm bu nisan ayının pazar günü. Birazcık üşüme hissi, koyu mavi dalgaları, gri gökyüzünü görme mutluluğuyla kafam her zaman ki gibi nedenini bilmediğim allak bullak haliyle yürüdüm. Rüzgar iyi gelir bana, değdikçe yüzüme tüm endişelerimi, kaygılarımı alır gibi hissederim. Yine öyle oldu.


"Rüzgâr, içimde ıslık çalıyor.
Çıplağım. Hiçbir şeyin, hiç kimsenin efendisi değilim, kendi inançlarımın bile. Rüzgâra karşı duran, rüzgârın çarptığı şu yüzüm ben yalnızca; yüzüme çarpan rüzgâr da benim."
E. Galeano   Kucaklaşmanın Kitabı 



Biraz soğuk biraz güneşli çoğu zaman bulutlu aynı hayat gibi bu gökyüzü. Durup bakmak, derin bir nefes almak, rüzgarı ciğerlerime çekmek iyi geliyor. Eve gitmeliyim diyorum, kitaplarıma sığınmalı. Yarın iş başı, şükürler olsun yine de gideceğim ya işimin başına. Düşünceler, duygular bir öyle bir böyle hücum ediyorlar yine de  bizi hiçe sayarak.
Görmeli, anlamalı, hissetmeliyiz daha fazla. Kendimiz için değil yalnızca birbirimiz için de bu gerekli.
Biraz daha fazla göğe bakalım belki işe yarar..

                







19 Nisan 2019 Cuma

Cuma Gelmiş


Bu cuma hüzünlüyüm, kafam karma karışık. Bir haftayı şöyle bir değerlendirdiğimde, üzüntünün ağır bastığını görüyorum. Kısa kısa neler yaşadığıma değineceğim, fazla şeyler yazmak içimden gelmiyor. İnsanın canı sıkkınken ne olsa anlamsızlaşıyor, kabuğuna çekilmek istiyor biraz.
Havanın gri, yağmurlu ve soğuk olması daha da melankoliye soktu beni.Sabah yürüdüğüm yolda kesilmekten kurtulan iki çınar ağacından başlayalım önce. Yol çalışması yüzünden hepsini katletmişti belediye. Her gün ki gibi bu hafta da altlarından geçtim içim acıyarak. İnsan hep aynı üzüntüyü duyar mı?


Yol manzaram araba, kamyon dolu ama bazen ucundan yeşili yakalıyorum, içim açılıyor.


                   Blog dünyasından bir yıldız kaydı. Biz eski blogçlar bilir Banu ablayı. Annesi Solmaz Sultan ve  köpeği Bıdık ile şehirden uzak bir yerde  oturur, kurdukları o tatlı dünyayı bizimle paylaşırdı. İlk önce o evi bırakıp
 şehre taşınmak zorunda kalmışlardı çünkü Banu Abla kansere yakalanmıştı. Gidip gelmek  zordu ama  çok güzel mücadele etti. Bu süreçte sevgili annesini kaybetti, sonra bakamadığından çok sevdiği köpeği Bıdık gitti hayatından. Duydum ki Banu Abla da  gitmiş sonra. Öyle üzgünüm ki...


Onu ben de yakından tanımıştım, ziyaret etmiş, ara sıra görüşmüştük. Ne söylesem az, bilmiyorum çok zor. Onun anısına uzun uzun yürüdüm , belki annesine kavuşmuştur diye düşünüp avunmaya çalıştım.


Sonra halam hastaneye yattı, bir ameliyat geçirdi. Bir anda kalple ilgili sorun çıkıp yoğun bakıma alındı,sonra anjiyo.


Okulda ki hayat biraz olsun bana nefes aldırıyor. Çocuk dünyasına şahit olmak çok farklı. Terapi gibi gelen saatlerden biri..


Diğer taraftan yakın arkadaşımızın artık bizden kopup uzaklara gitmesi, yollarımızın ayrılması her ne kadar onun için bir başlangıç olması açısından zorunlu olsa da yüreğimizi burktu. Yine de sağlıkla gidip göreve başladığını görmek sevindirici.


Yeşile bakmak hep iyi gelmiştir, balkonumdan...


İstanbul'a gittim kızımla hafta sonu. Ara Malikian konserine bilet almıştım. Gündüz Taksim ve Cihangir civarında gezdik. Dolu planım vardı ; sergiler, müzeler, film festivali ama olmadı zaman yetmedi, bir de kalabalıktan mutsuz oldum çok. İstanbulun bir kafesine sığındım.


Kızım çok istediği için Galata kulesine çıktık. Tabi buraya çıkmak için en az 1 saat beklemelisiniz.


Konsere sevgili Düşlerin Rengi Zeynep ve kızıyla gittik. Sonrasında beraberdik. Kızlarımız artık genç kız ve akran. Onlar da birlikte zaman geçirmiş oldular, bizim için çok güzel bir haftasonu oldu. 


Okunmamış kitaplar listemde Suyu Arayan Adam vardı. Gerçekten de okunacak 100 kitaptan biri. Şevket Süreyya Aydemir ülküsü, 1. dünya savaşı yılları, yaşananlar , çekilenler her Türkün bilmesi öğrenmesi gerekenlerden. 
Bir hafta daha bitmişken bu gecenin rahmetinden yararlanmaya çalışalım, duamız hepimiz için olsun.
Mutlu haftasonları!

12 Nisan 2019 Cuma

Hoşgeldin Haftasonu !

                    Cumalar hızlı hızlı akıp gidiyor. Ramazan öncesi kıymetli günler bunlar. Böylesine hızlı akan bir zaman diliminde olmak elimi kolumu iyice bağlamış gibi geliyor. Cuma günleri yaptığım değerlendirme iyi geliyor bünyeme.Yaşadıklarımı, gördüklerimi sabitlemek güzel bir şey. 
Zamanın yıpratıcı etkisi, ülkenin olumsuz şartları, insanlar arası çekişmeler, tartışmalar, kıskançlıklar, iş stresleri ve daha bir çok olumsuzluk hayatımızı kuşatmış durumda. Bunlar bitmez tükenmez. Benim yöntemim görmezden gelmek. Güzelliği doğada aramak, doğayı farklı gözle bakmak, her daim şükretmek..



Doğanın en güzel dilimine girdik. Hızlıca geçip gitmesini, sıcakların ani bastırmasıyla baharın erken gidip yaz mevsiminin başlamasını istemiyorum. Uzun uzun yağmurlar yağsın, toprağın mis kokusunu duyalım, biraz üşüyelim sonra güneş çıksın etraf baharla dolsun istiyorum.


Okula giderken arabalar, apartmanlar, beton her yer biliyorsunuz çok sinir oluyorum bu duruma. Ama önünden geçtiğim bu güzel bahçenin bahar dolu ağacı selamlaştığım ilk canlı.
Geçen gün bir köşe yazısı görmekten bahsediyordu. Çok katıldığım bir konu bu. Bakan ama görmeyen gözler. Bakan ama feri gitmiş gözler. Şöyle diyordu Gökhan Özer;

''Ben ipini koparan bir uçurtma gibi gökyüzüne doğru yükselmek istiyorum. Ben her sabah yanımdaki yöremdeki diğer çiçeklerle birlikte çiçek açmak istiyorum. Ben neşeli bir şelale olmak için kendini hiç düşünmeden kayalıklardan aşağıya bırakan küçük bir dereyi anlamak istiyorum. Ben su birikintilerinde ufka doğru yelken açmak istiyorum. Ben evimi bir şarkının nakaratına taşımak istiyorum. Ben yağmur olup küçük çocukların avuçlarında birikmek istiyorum. Ben saatimi hayallerime kurmak istiyorum. Ben doğan her günle yeniden doğmak istiyorum. Ben aldığım her nefesin içini hayatla doldurmak istiyorum. Ben her baktığım yerde daha önce hiç görmediğim bir şey görmek istiyorum. Ben gördüğüm her şeyle büyümek, çoğalmak, zenginleşmek ve enginleşmek istiyorum.''


Doğa eksiksiz güzellik içinde. Bahçemde açan çiçekler, yeşillenen toprak aldığım nefesin içini dolduruyor. Bunca kötülüğe karşı duymamızı sağlıyor.



Görmeyi öğreniyorum. Sebebini bilmiyorum fakat her şey bana daha derinden giriyor ve her zaman vardıkları noktada artık kalmıyorlar. Hakkında hiçbir şey bilmediğim bir iç tarafım var. Her şey oraya doğru gidiyor. Orada neyin meydana geldiğini bilmiyorumdiye yazmış Rilke, derin kitabı ‘Malte Laurids Brige’nin Notları’nda.


Hayatı güzelleştirmeyi seviyorum. Üç beş renkli taş koyun saksılarınızın yanına,göreceksiniz evin atmosferi ve sizin bakış açınız değişecektir..


Öğrencilerimle boyadığım kozalaklar bahçede yerlerini aldılar.


Çeşitli taşlara uğur böcekleri boyadık, onlarda kaktüslerin yanına.


Arkadaşlarımla buluşmadan olmaz. Ne yazık ki bir arkadaşımız bizden uzaklaşıyor. Ataması oldu bu bizim için avutucu birşey hiç değilse. Hizmete başlıyor, yeni bir hayata başlıyor, yollarımız ayrılıyor ama  kalbimiz hep onunla olacak. 


Bahar çalışmaları sınıfımızda başladı. Okulda yapılan klasik çalışmalardır fasulye çimlemek. Baksanıza nasıl özenle bakıyorlar ektiklerine.
Güzel bir haftasonu geçirmemiz dileğiyle..




8 Nisan 2019 Pazartesi

Ah Agnes!

              Agnes Varda iki sene önce sokak fotoğraf sanatçısı JR ile Fransa kırsal kasabalarında yola çıkıp o harika projeyi yaptığında, bu belgesel internete düşse de seyretsem diye düşündüğümü hatırladım. Geçen hafta Agnes öldüğünde ah yine güzel bir insan gitti bu diyardan dedim. Bir sanatçının  -hele bir de kadın sanatçıysa bu-  ölüm haberini aldığımda çok üzülüyorum. Her sanatçı gibi Agnes Varda'da kendine has bir kişilikti. İlk seyrettiğim filmi Le Bonheur olmuştu uzun bir zaman önce. Ölüm haberini alınca instagramda paylaştığı son fotoğrafına baktım daha da üzüldüm. Kedisi Nini  sandalyesinde..



           Seyretmediğim belgeseli buldum hemen. Onca yaşına rağmen Jean Rene ile dolaşması, birbirine alışma çabaları, karşılaştıkları insanlar, çektikleri fotoğraflar ve bunları büyük boylar halinde duvarlara basmaları.. Harika  bir düşünceyi gerçekleştirdi ikisi de. Bize de keyifle bu belgeseli seyrettik.



Seyretmediğim SANS TOIT NI LOI  açtım daha sonra. Mona'nın seçtiği hayat tarzına kafa yordum. Kenarından bile geçmeyeceğim anlayışı yine de sorgular buldum kendimi. Benim gibi etrafta ki insanları da konuşturmuş Varda. Mülkiyetsiz, bağlantısız, yersiz yurtsuz yaşayabilir mi insan. Bunların olmadığı yerde mi başlıyor insanın özgürlüğü..


Diğer filmlerini de sıraya koydum, her gece izlemeyi düşünüyorum.


Tasarım:Sawako Kuronuma