24 Şubat 2019 Pazar

Ortaya Karışık Meydan Okuma

                       Herkes ne güzel gün be gün meydan okumayı yazıyor. Fırsat buldukça okumayı seviyorum. Ne zamandır yazmaya niyetliyim ama ben yazana kadar şubat bitmek üzere. Sorular çok güzel. Her gün yazanları tebrik ederim. Gerçekten zor iş günü gününe yazmak. Neyse ben de işime gelenleri ele alayım  dedim ve başladım. 
                 "Hava nasıl olursa olsun, yürüyüşe çık bugün, o gün gözüne ne güzel göründüyse birkaç fotoğraf da çek, anlat bakalım neler oldu?"
İşte en sevdiğim soru. Çünkü yürümek hayatımın vazgeçilmezi. Okula gitmek için yaklaşık 2 km lik bir yolla otogara gidiyorum. Bir araç alarak  daha erken kalkmayı bırakarak evden çıktığım gibi 10 dakika da okulda olmayı tercih etmiyorum. Günlük zorunda olduğum bu yürüyüş için hiç yoktan iyidir diyorum. 


İşte bu sokakta başlıyor yürüyüşüm sabahları. Ne yazık ki herkesin durumu böyle. Koca koca apartmanların arasında geçiyor ömrümüz..


Yol kenarında bulunan asırlık çınarları anayol çalışması yüzünden kestiler. Aylardır çamurda yürüdük, trafik felç oldu.Ve öğrendiğimize göre çalışmayı yapan şirket işi bırakmış yani yol yapımı iptal. Güler misiniz ağlar mısınız.


Bugün görsel zevk günü, bakmaya doyamadığın instagram hesapları ile tanıştır bizi

Yabancı bloglara bayılıyorum. Zaten başkaları da kolay keşfetsin diye sayfamın sağ tarafında blog akışı var. Böylelikle yeni keşifler sağlanıyor. İşte sevdiklerimden biri Bunny Mummy.
Renkli bloguna bakmak enerjimi yükseltiyor devamlı. Örüyor, dikiyor,


Bir diğeri ne bulursa boyayan, mandala yapan ve benim idolüm bir kadın. 



Son zamanlarda okuyup bitirdiğin kitabın yorumunu yazabilir misin ?


Beşir Ayvazoğlu kitaplarının hepsini okumak istiyorum. Daha dün bu kitabını bitirdim. İstanbul'un gece vaziyetlerini Osmanlı döneminde ki yıllarda geçen zamanlarıyla öyle bilgilendirici anlatmış
ki okumaya doyamadım. 

Kullanmaktan asla vazgeçmediğin, bittikçe yeniden aynısını aldığın şeylerini yaz da bilgilenelim..

Kullanmaktan vazgeçmediğim şey nemlendiricim ve dudak kremim. Onlarsız yaşayamam. Yaşla birlikte kuruyan cildim için mutlaka Nuxe nemlendiricisi ve Yves Rocher dudak kremi kullanıyorum.
Devamlı giydiğim hatta köyde okula giderken formam olmuş elbisemin fotoğrafını çektim size. Bizim pazardan 10 tl ye kumaşını alıp komşu terziye diktirdim. Aynı model başka rengi de var. Öyle rahat ki .
Yazın da elbise ya da kumaş bol pantolonlar vageçilmezimdir.


Diğer vaz geçilmezlerim takılarım. Özellikle kolye ve bileklik. Hangi şehre gitsem yerel  satıcılardan mutlaka alırım. Sonra da üçer beşer takarım.


19 Şubat 2019 Salı

Bu Hafta Seyredilenler

                  Her gece film ya da belgesel seyretmeye devam  ediyoruz. Çok etkilendiğim ya da güzel bulduğum bir filme ya da diziye rastlayamıyorum ne zamandır Bu gidişle büyük ustaların filmlerini izlemeye tekrar geri döneceğim. Yada belgesel seyrediyorum devamlı en azından bir şey ifade ediyorlar.
Herkesin kitaplarda olduğu gibi sinemada da beğenisi  göreceli. İzleyip karar vermek lazım. 
              Bu hafta başında ilk seyrettiğim belgesel 3 bölümden oluşan, sırayla Karl Marx, Nietzsche ve Freud'un yaşamının kabataslak anlatan Modern Düyanın Dahisi oldu.
                             

              History Channel'den  aşina olduğumuz tarihçi Bettany Hughes tarafından bu üç şahsiyet hakkında bilgi ediniyorsunuz. 
             Diğer belgesel benim gibi nedeni bilinmez ağrılara, hastalıklara sahip olanları rahatlatacak bir belgesel Heal.. Bilmediğimiz şeyler değil ama bir çok hastalığın   kökeninde  stres, üzüntü ve olumsuz duyguların yattığını söylüyor. Geçmişte yaşanan  ve zihnin derinlikerine atılan travmaların  bulunup ortaya çıkarılmazsa kansere kadar götürdüğünü örneklerle işliyor . 

                              heal belgesel ile ilgili görsel sonucu

               İzlediğim bir film de 7.7 lik imbd puanı ve bir kaç yerde okuduğum iyi yorumlarla  Burning oldu. Film  güney kore yapımı, lee chang-dong'un yönettiği 2018 yapımı bir film. Murakami öyküsünden uyarlama. 3 Murakami kitabı okumama rağmen onu sevememiş biri olarak filmi de fazla beğenmedim. Yalnızca müzikler iyiydi bence. Yine de seyredip karar vermek lazım diyorum ya bir Haneke seyrettikten sonra filmlerde işlenen duyguları onun gibi vermelerini bekliyorum.


                               
                                 Jane belgeseli bir ömür filmi. Eşiyle birlikte balta girmemiş ormanda yaşayıp maymunları, gorilleri uzun yıllar gözlemleyen Jane Godall'ın uzun yılları içine alan belgeseli bu. 60lı yıllarda Tanzanya da başlayan bu yaşam şekli Philip Glass tarafından bestelenen müziklerle eşsiz sahneler sunuyor.

                         jane belgesel ile ilgili görsel sonucu

                        Dün gece seyrettiğimiz Sabit Alışkanlıklar Diyarı fazla kafa yordurmadan orta yaş krizinde ki adamın, bir avuç umutsuz genç saçmalıkları ve her zaman ki gibi hangi ülkede olursa olsun yapıcı olmaya çalışan, koşturan, çabalayan kadın hikayesi . Seyredilmese de olur.

                                                     Ä°lgili resim

15 Şubat 2019 Cuma

MUTLU CUMALAR !


Günaydın, günaydın !
 Bugün coşku dolu bir başlangıç yaparak enerjimizi yükseltmek niyetim.  Elimdekilere, sağlığa, huzura, yürüyor, konuşuyor, yiyor içiyor oluşuma, gücümün halimin yerinde oluşuna sonsuz şükür ediyorum. Bunlar bugün olur yarın olmaz, bizimleyken değerini bilelim ve şükredelim. Yoksa hayat pahalı, hak ettiğimiz değerde bir yaşam sürmüyoruz ve bizim dışımızda binlerce kötülük dönüp dolaşıyor. Oturup karamsarlık içinde düşünmüyor değilim ama kendimi olumlamalıyım.



Sevdiğim ağaca kadar yürümek, her mevsim halini seyretmek, onunla karşılaşmalarımda huzur dolmam öyle iyi geliyor ki. Dünyanın her haline şükür ve huzur dolu bir kalple bakmak için çok çalışmalıyız. Bunu başarmak için artık çok mu gelişim kitabı okuruz, çok mu ibadet ederiz yoksa bu tür insanları bulup takip ederiz bilmiyorum ama bir şeyler yapıp öz duygularımızı açığa çıkarmalıyız, kendimizi bulmalıyız başka çaresi yok.


                    Rabbimiz kendisine kulluktan sonra anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, arkadaşa, yolcuya ve insanların ellerinin altında bulunanlara ihsanı emretmiştir. (Nisa, 4/36.) Bir evliliğin yürütülemeyip boşanmanın gerçekleşmesi hâlinde bile ihsan üzere davranmayı emretmiştir. (Bakara, 2/229.) Rabbimiz hikmetle dolu Kitabımızın bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş ayetlerinde (Lokman, 31/2-3.) muhsin kimseleri şöyle nitelendirmiştir: Onlar bollukta da darlıkta da malını Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Çirkin bir iş yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler ve bile bile işledikleri günahta ısrar etmeyenlerdir ''
İhsanda bulunmak kavramı islam dininde çok önemlidir. İhsan gerekenden daha fazla verip hakkından vazgeçmesi veya daha azına razı olmasıdır. Ne kadar ince işler değil mi? Biz ne kadar böyleyiz ?


Bu hafta okuduklarıma gelince gördüğünüz gibi Ursula'nın öyküleriydi.


Diğer okuduğum Ali Ural'ın  Makyaj Yapan Ölüler.  Yazar gazete haberlerini kısa öykülerle denemeler oluşturmuş ve insana bakış açısı yaratmış. 




Kıymetli arkadaşımız Esmanur'un 27. yaşını hep birlikte kutladık. Ne yazık ki arkadaşımızdan ayrılıyoruz, tayini çıktı gidiyor. Siirt Eruh ilçesinde bir liseye atandı. Var mı oralarda olan biri ?


Bu hafta içinde güzel bir buluşma gerçekleştirdik bu mekanda. İnstagram güzel arkadaşlıklara imkan veriyor, bir zaman geliyor sizde bir araya geliyorsunuz.



Okulda boyamalar, mandalalar, renkler, taşlar ...
Bir hafta daha böyle geçti. Dün gece seyrettiğim belgeselde dünyayı yorumlama gücünüzü olumlayınız, düşünce yapınız size hakkınızı verir bu yüzden olumlu ve güzel bakma yolunu geliştirin diyordu. Bu beden sağlığınızı koruyacak, hayatınızı güzelleştirecektir . Yazdıklarıma paralel söylemle karşılaştım, bazı şeyler üst üste gelir ve bu da size doğru olduğunu hissettirir. 
Ben de paylaşayım dedim, mutlu tatiller herkese..

12 Şubat 2019 Salı

Bu Haftanın Belgeselleri


                Her seyrettiğim belgeselin sonunda ağlarım. Özellikle otobiyografik belgesellerin sonunda bu kaçınılmaz oluyor. Bir hafta boyunca çok etkileyici belgeseller seyrettim ve kısaca bahsetmek istiyorum.
                      Joan Didion: The Center Will Not Hold;
Joan Didion   Amerika’lı çok büyük bir gazeteci ve yazarmış,   ben de belgeselde öğrendim. Kendisi gibi bir yazarla evlenip 50 ve 60 lı yıllarda fırtına gibi bir yaşam sürmüş. Kendisiyle özdeşleşen dev siyah gözlükleri, Corvette Stingray modeli üstü açık spor arabası, Malibu’da malikânesi, ünlü dostları, Obamadan aldığı devlet madalyasıyla Ne hayat”dedirtecek kadar göz kamaştırıcı bir geçmişi var. Ne yazık ki yaşamına erken giren iki ölümle yaşamının yörüngesi değişiyor.  Belgesel girişimlerini hep reddetmiş ama sonunda aktör olan yeğenine yenilmiş .


                     Yaşamları boyunca çok ilginç olaylarda yaşanıyor. Bunlardan biri, çiftin Malibu’daki evinde aylarca marangoz olarak çalışan kişi ise bundan kısa bir süre sonra dünyanın en büyük yıldızlarından biri olacak Harrison Ford olması.
                       Diğer belgesel 7 bölümlük  Wild Wild Country..  Osho adını duymayan ya da en azından bir kitabını okumayan yoktur herhalde.  Uzun sakallı Hintli yazarın kitapları, 60’tan fazla dilde çevirildi ve 200’ün üzerinde yayınevi tarafından yayınlandı. Belgesel  Bhagwan Shree Rajneesh olarak da tanınan ve daha sonradan “Osho” ismi verilen gurunun ve topluluğunun hikayesi. Oldukça ilginç şeyler öğreniyorsunuz ve bir çok kavramı sorguluyorsunuz belgesel boyunca.


Çok ilginç bir hayata şahit olacağınız diğer belgesel de  Mücadele: Szukalski’nin Hayatı ve Kayıp Sanatı.
EN ünlü heykeltraşlardan Rodin ya da Michelangelo'yu bilmeyen yoktur ama Szukalski denince fazla tanıyan yok gibi geliyor. Seyrettiğim belgesel de onun sıradışı hayatına şahit oldum. 
Polonya kökenli sanatçının eserleri mitolojik kahramanlardan beslenmiş, savaş yıllarına kadar birbirinden eşsiz bronz heykeller yapmış ama dünya savaşında neredeyse tümü parçalanıyor. Kendi halinde yaşamıyla hayatı sürüp giderken Pop kültür sanatçısı Glenn Bray tarafından tesadüf eseri keşfediliyor. Bu belgeselle kendi dünyasında ki bu sanatçının tüm yaşamına tanıklık ediyorsunuz.


                                     Belgesel seyretmeyi çok seviyorum, sonlarında çok duygusallaşsam da bana açılan bu kapılar sayesinde farklı bir çok yaşama şahit oluyorum. En azından saçma dizi ve filmlerle vakit kaybetmemiş oluyorum. Bu üç belgesel gerçekten çok güzeldi, izlemenizi tavsiye ederim.


8 Şubat 2019 Cuma

Yaşasın Cuma


Ne kadar güzel bir gün ! Çünkü cuma bugün. Tüm hafta çalıştık, erken kalktık, yorulduk ve dinleneceğimiz , en önemlisi geç kalkacağımız iki koskoca günümüz var. O yüzden şu cumaları çok seviyorum. Bakın cumartesi ve pazar değil, cuma. Beklenen günlere gebe olanı sevmek belki de.
Geçen gece seyrettiğim Just Another Love Story filminde ''  Her şey sıradan ama hayat bir cumartesi günü alışverişinden daha fazlası..'' diyordu.
Hayata anlam katmaya çalışan tüm fanilere selam olsun diyerek başlıyorum cuma yazıma.


Şu kış mevsiminde en sevdiğim haftasonu evi saran kek kokusu. Bir de portakallı ise kek, aman yarabbim nasıl bir koku bu , resmen neşelendirir sizi. Ev de olmuyor mu sinir bozucu durumlar, bir sürü. Daha cumartesi sabahı başlar; kahvaltıyı hazırlarım, çay demlenmiştir hatta arada kek çırpıp fırına koymuşumdur ama bizim ergen bana yardım etmeyi bırakın saatlerce seslenişlerime cevap vermez, duymazlıktan gelir. Koyduğum çay  soğumaya başlar ama o elinde tablet dünyayla bağlantısı kesilmiştir. Her cumartesi tekrarlanan bu durumda benim çığlık çığlığa bağırmamla son bulur :)


Sonrasın da hava güzelse, rüzgar çok esmiyorsa deniz kenarında yürüyüşe çıkarız.


Son model taşlar, tuğlalarla yapılmamış , geçmişi olan  bahçe duvarlarına rastlarım bazen. Öyle güzeller ki. 


Eve dönünce ıhlamur ya da yeşil çay yaptım hafta içinde. Akşam olmadan ara ara etamin işledim. Ne zaman bitecek diye sabırsızlansam da terapi gibi bir şey bu.


Cuma pazarından bu lahana çiçeklerini aldım anneme. Onun pencere önünde yerini aldı. Annelerimiz hayattayken her buluşmamız eşsiz olmalı, hep mutlu etmeliyim diye düşünüyorum. Babam biraz kıskanıyor ama ona da torunu çok ilgi gösteriyor çok seviniyorum buna..


Okullar açıldı ve canım öğrencilerime kavuştum. Nasıl tatlılar, beraber yaptığımız her işte mutlu oluyorum. 



Bizim eve giderken yol kenarında ki şu evi çok seviyorum. Aslında çok eski ve bakımsız ama ne güzel değil mi? Bir gün bunu da yıkıp en az 5 katlı apartman yapacaklar :(



İnstagramda herkesin elinde nergisleri, sümbülleri gördükçe çok kıskanıyorum bu mevsimde. Bizim buralara gelmiyor çünkü. Neyse ki canım arkadaşlarım tatilde İzmir'den dönerken bana da almışlar, nasıl sevindim. Sümbül de ekili olarak vardı ben de ..
Onu da kesip koydum bardağa.


Bir de bu hafta bir ağaç daha ektim bahçeme. Kumkuat. Büyüyecek mi acaba, yerini sevecek mi çok merak ediyorum. Fotoğrafını çektim hemen , belki bir gün kocaman olduğunda bu bebek hali hatıra kalır.


Ve son olarak benim aşkım, minik kuşum, sevgili kızımla baş başa yemek yedik dün. Yapmasını istediğim bir şey vardı ama bir türlü yapmıyordu ama pizza ısmarlamaya kandırdım. Ne yazık ki durum böyle, iletişim sıfır..
Bir hafta bilançosu da böylece sona erdi. Şükür ki ağzımızın tadı, sağlık ve huzurla geçirdik. Daha ne olsun ki. 
Herkese musmutlu haftasonları !











6 Şubat 2019 Çarşamba

Edebiyat ve Patates Turtası Derneği

                        Ne zamandır keyifli bir film seyretmemiştim. Özellikle Netflixte seyrettiğimiz dizi ve filmlerde tam aradığımı bulamıyorum. Üst üste izlediğim dizilerde dozu kaçmış çıplaklık ve kendi değerlerimize olan terslik canımı çok sıkıyordu. Başladığımız You dizisini ilk bölüm bitmeden kapattım. La casa de las flores in çiçeklerle dolu cazibeli görüntülerine kapılıp sonuna kadar seyrettik ama içinde ki ilişkiler midemi bulandırdı. Günümüzde diziler seks bazlı olmadan alıcı bulmuyor ne yazık ki ya da şidddet dolu olmadan.
                    Neyse  dün gece keyifli bir film seyrettim. Aslında bildik bir hikaye, sonunu hemen kestiriyorsunuz fazla şaşırtmıyor sizi ama üst üste seyrettiğim fiyaskolardan sonra iyi geldi. 


İngiltere'nin deniz kıyısında ki bir kasaba da geçen filmde edebiyat okumaları, kitaplarla , eşsiz manzarayla geçen iki saat boyunca oldukça keyif aldım. Zaten kocaman ciltli kitaplarla ellerinde dolaşan film kahramanlarını düşünün , kasabanın taşlı yollarında denizden gelen esintiyle dönemin elbiselerini havalandırarak yürüyorlar, nazilerin zulmünden biraz olsun kaçabilmek, insanlıklarını unutmamak için bir kitap klubü kuruyorlar. Acının içinde kitaplara sığınıyorlar. 
Bir tarafta harika bir coğrafya diğer tarafta kitaplar, edebiyat hatta yoklukta yaptıkları patates turtası nasıl romantik. Haa bir de aşk hikayesi de var sevenler çok olacaktır ben hoşlanmam ama bu atmosferde bu da eksik değil. 
 Neyse uzun lafın kısası  seyredilecek hoş bir film, bilginize..

















2 Şubat 2019 Cumartesi

Gecikmiş Cuma Yazısı


İki haftadır yani sömestr tatili boyunca evde zaman geçirdik. Bir yerlere seyahat  planımız vardı ama olmadı. Eh ne yapalım kısmet böyleymiş. Eşim yine de bir haftalık tatil aldı ve tüm tatil evde birşeyler yaparak zaman geçirdik. Gerçi böyle birbirinin aynı günleri yaşamak baştan güzeldi hatta emeklilik provası bu deyip gülüştük ama zor yaa. Ne bileyim hem emeklilik hem yaşlılık bindirecek  60 lı yaşlarda , bunalıma girmezsek iyidir. 
İlk hafta hava serin ama güzeldi. Hadi hep beraber bahçenin temizliğini yapalım budama yapmak lazım diyerek  bizimkileri harekete geçirmek istedim ama eşim zaten bahçe işlerini sevmez, kızım ondan beter. Tatille internet  özgürlüğünü elde edince her dakikasını kullanmak için karşı çıktı. Ailenin tek birleştirici unsuru olarak taviz vermedim çeşitli tehditlerle dediğim oldu ve bahçeye indik.


Kışın gelmesi ile her yer çıplak. Sanki mola da hayat. Budayarak, kurumuş bitkileri temizlerek bahçede zaman geçirdik.


Evin dış kapısına kozalaklardan süs yapmıştım..


Bizim evden aşağı inerken büyük bir dut ağacı var, ona her mevsim bakmayı çok seviyorum.


Plajımıza  doğru yürüyüş yaptık havayı güzel bulunca..


Halamla onkoloji koridorlarında birgün uzun uzun bekledik. İnsanları hasta görmek, duadan başka birşey yapamamak çok zor. O gün moralim çok bozuldu, eve hasta döndüm resmen. Neyse ki halama dair iyi haberler aldık, şükrettim çokca. Ama ya geri de kalanlar..


Sonrasında halamla küçük bir kutlama yemeği yedik. Sağlıkla, ağız tadıyla yemek ne güzel birşey..


Evde olunca bol bol blogları okudum.


Yeni kaktüsler ektim..


Yılın ilk kitaplarını okumaya başladım..


Bir ara Bursa'ya gittik , avmlerde alışveriş yaptık gezdik dolaştık ama yine yok bu şehirlerde yaşamak bize göre değil dedi. 


Kendime alışveriş sırasında bu saksıyı ve sümbül soğanını aldım. Sabırsızlıkla açmasını bekliyorum.


Ördüğüm sehpa örtüm nihayet bitti ve yerini aldı.


Diğer taraftan geçen seneden beri duran kurumuş frezyaların yenilerinin çıkmasını bekliyorum. Şu ocak ve şubat hatta mart ayları çok sıkıcı gibi gözükse de nergis, sümbül, frezya çıkarak
sırayla merak  etmeyin diyorlar sanki bizlere yakında bahar gelecek, biraz sabredin diyorlar bize. 
Pazartesi okul başlıyor, bu tembelliğe alışmıştım ama olsun çalışmakta güzel !





Tasarım:Sawako Kuronuma