31 Aralık 2019 Salı

Aralık Okumaları

                            Eskiden el yazması kitapların içine '' ya Hafız, ya kebikeç '' yazılırmış.Bu duanın kitabı haşarattan, nemden ya da yangından koruduğuna inanılırmış. Bu yazının mürekkebi böcekler için zehirli olan düğünçiçeği bitkisinin suyundan yapılırmış. Özel bir mürekkeple yazılan bir tür muska yani  ''koruyan,esirgeyen kekibeç'' anlamındaymış.        
                      Bu bilgiden sonra aralık ayının başında ilk okuduğum, etkilendiğim kitaba gelelim.  Merce Rodoredo'nun Güvercinler Gittiğinde.. 1930lu yılların Barcelonasında yaşayan Natalie'nin evliliğiyle başlayan olaylar, duygular örgüsü öyle güzel anlatılmış ki uzun süre etkisinden çıkamadım.


                       2. Peri Gazozu ; Ercan Kesal'in bu kitabını bir dönem herkesin elinde görmüştüm. Popüler kitaplara olan önyargımdan okumamıştım. Ama kızımın tarih öğretmeni bu kitabı hediye edince okuma zamanı geldi dedim. Yazarın çocukluğundan, doktorluk yıllarından kesitler başarılı bir dille sizi sıkmadan veriliyor. Yurttan insan manzaralarına tekrar şahit olmak canımı sıktı her zaman ki gibi ama güzel bir kitaptı.




                         3. Akasya ve Mandolin ; Tekrar Mustafa Kutlu kitabı okumak kısmet oldu. Yine keyifli okuma oldu benim için. İçinde hayatın çeşitli kesimlerinden deneme yazıları var. Doğayı ve tarım yaşamını sanayileşmeye tercih eden yazar şöyle der kitabın bir yerinde;
                     ''  ..biz yani insanoğlu çeliğin, plastiğin, poşetin, motorun, betonun, antenin, ekranın, asfaltın çocuğu değiliz. Bir kuşun bir kuşa seslenişinde, patlayan tomurcuğun güneşe gülümseyişinde, yağmurun toprağa değişinde varolan sırrın şahidiyiz.''

                            4. Aslında Bir Sanat Var ;  Sadettin Ökten kıymetli bir yazar. Sadettin Ökten mimari, resim, heykel ve müzik dallarını yani sanat ile ilgili konuları samimi bir dille anlatmış. Verdiği örnekler hakkında bile bilmeyenler için açıklamalarda bulunmuş. Çevreye bakmak ile görmek arasında ki farkın önemine değinmiş. Küçük bir pasaj;
''Şehir kırsal değildir, orada kullanılacak yeşil dokunun ve doğal çiçekli bezemenin bir ölçüsü olmalı. Yetişkin, sokak ve caddelerden geçerken bina cephelerini görür. Burada girişler çok önemlidir. Gerek bina cephelerindeki yazılar ve bezemeler gerek yol üzerindeki dükkânların tabelaları ve vitrinleri sanatsal dokunuşlarla renklendiklerinde yoldan geçenleri farkında olmasalar bile estetik haz ve zevk yönünden belli bir seviyeye eriştirir. Bina cepheleri yapıldıkları dönemin üslubuna göre bezemeler ihtiva eder veya etmelidir. Yazılar ve bu yazıları taşıyan tabelalar da mekânın adı ve işlevi hakkında bilgi vermek yanında ayrı bir sanatsal düzeye ve estetik göndermeye sahiptir yahut sahip olmalıdır."


                           5. Normal İnsanlar : Bu ay yeni bitirdiğim kitap. Gençlik ilişkileri diye bir umutla başladım kızıma da tavsiye ederim dedim vee. Kusura bakmayın bir netflix dizisi gibi kontrolsüz ilişkileri, seksi toplumumuza sızdırmalarına sinir oluyorum. Yabancı ülkelerde ki erken yaşta başlayan duygusuz seksi normalmiş gibi seyretmekten zaten bıkmıştım. Bunun dışında iki gencin karakterleri ve duygularına yoğunlaşan yerleri okumamı sürdürmeme neden oldu. Ödül de almış ne diyeyim..



















27 Aralık 2019 Cuma

Yılın Son Cuması

                        Geldik bir yılın sonuna daha. İçim bir kötü oldu şöyle adamakıllı düşününce bunu. Yeni bir yıla kavuşup mutlu olacak yaşları geçtik tabi ki. Her geçen günde umutsuzluğa daha bir kolay düşüyorum nedense. Yine de yaşamak güzel şey be kardeşim !
Şu dünya da neysek oyuz fazla ayrıntıya gerek yok. Fatma Barbarosoğlu'nun dediği gibi;
''Her kalp, kendi merhameti ve şefkati kadar yer tutar şu yeryüzünde. Ya da kendi kini ve şiddeti kadar.''
                        Bakalım bir hafta boyunca neler yapmışım..



                           Hafta içi sabah saat 8 civarı. Otogara köy minibüsüne binmek üzere yola çıktım. Yaklaşık olarak 1,300 m yürüyorum. Sabahları sıcacık yataktan kalkmak zor geliyor her sabah ama sonra serin havayla kendime geliyorum. Otogara bu kısa yürüyüş öyle iyi geliyor ki..


Çocukların en sevdiği hikaye ya da masal dinlemek...


Okul sonrası.. Hava genelde sisli köyde şu sıralar..


                               Hafta sonu küçük bir İstanbul kaçamağı yaptık. Tarihi dokusu, denizi, sokakları bir de güzel kitapçıları ve kahvecileri olmasa hiç çekilmez şu şehir..


Bir de çikolatacıları.. Stok yapıp eve dönüyorum her seferinde..


                 Yeni yıla doğru hediyelerimi hazırladım aileme ve arkadaşlarıma. Sanırım hediye vermeyi daha çok seviyorum..


Bana da verilen hediyeler öyle zevkli ki..


Bu yıl da geleneksel kız kıza yeni yıl yemeğimizi yedik.


Her şeyi kendimiz hazırladık tabi ki...


Hediyeler verdik birbirimize..


                        Sadettin Ökten'in güzel bir cümlesini okudum geçen gün. ''Kalpler bir birinden uzaklaştıkça sesler yükselir, yaklaştıkça fısıltıya döner. Kavgada bağırmanın, sevgide fısıldamanın sebebi budur.''
                              Kalplerimizi birbirine yaklaştırma yollarını bulalım her zaman. İhtiyacımız olan karşılıklı sevgi ve saygının yolu çabadan geçiyor. 
                              Herkese mutlu ve hayırlı cumalar !

24 Aralık 2019 Salı

Yeni Yıl Çekilişi

                               Geçen sene instagramda yaptığım çekiliş çok eğlenceli olmuştu. Bu sene tekrarlamak istedim ve geleneksel Pelinpembesi çekilişiyle haftaya başlıyoruz. Kendi el emeğim bir, iki şeyden oluşan hediye paketim hazır bile. Haftaya çekilişi yapıp hemen göndereceğim. İlgilenenler hemen instagrama!




20 Aralık 2019 Cuma

Cuma Şükür Günü


           Cuma geldi şükürler olsun; hayata, acısı tatlısıyla günlere, her sorunsuz nefes alışımıza, sabah yataktan kalkışımıza güne başlayışımıza, ailemiz, arkadaşlarımızla geçen günlerimize. Güzel yönlerini görmek istiyorum hayatın, ağladığım, bunaldığım günleri hatırlamak istemiyorum tabi ki benim de çok bunaldığım bir zaman dilimi ama neşeye odaklanmak istiyorum. Canımı sıkan bir dolu şey var şu sıralar, dibi bulduğum ve kendimi çaresiz hissettiğim. 
Yine de güzel anlar yaşadım, yine de sağlıklıyım diyorum kendime. Ben böyleyim işte diyorum bazen neşeli bazen karamsar çoğu zamanda oyuncu. Daha da batmamak için kendine küçük kandırmacalar icat etmiş biri. 
Gökhan Özcan şöyle yazmış dün çok sevdim;
''Herkesin önemli olmak adına büyük bir telaşla yapmaya çalıştığı şeyler, herkesi herkese benzettiği için insanları sadece aynılaştırıyor, dolayısıyla da önemsizleştiriyor. Kendi anlamımızı bulmakla, kendi dilimizi konuşmakla, kendi içimizdeki güzellikleri keşfetmekle dünyaya yeni bir şeyler katabiliriz ancak. Kendimiz olmadan, herkesin yaptığını herkesin yaptığı gibi yapmakla kapıldığımız aynılaşma girdabından çıkamaz, önemli insanlar olamayız.''


Beni mutlu edenlerden biri bir şeyler pişirmek, evin içinin pişirdiklerimle kokması, sonrasında kendime bir bardak çay yapmam ya da keskin bir kahve. 
Bu hafta sonu çok mutluydum şükürler olsun çünkü bizim kızlarla erken yeni yıl kahvaltısı yaptık. Sonrasında da bolca muhabbet. Hepimizin ümitleri, sevinçleri, üzüldükleri var ve her seferinde bunları konuşuyoruz uzun uzun. Bazen gözlerimiz doluyor bazen kahkahalar kaplıyor her yeri.


Manzaramızın ve kahvemizin güzelliği...


                                  Sabah uyandığımda odamın camını açıyorum hemen. Kiraz ağacıma merhaba diyorum ve diğer ağaçlarıma bakıyorum. Her seferin de şükrediyorum nasıl güzel bir yerde yaşıyorum diye.
          “Bir pencere yeter bana bir tek pencere
Bilince ve bakışa ve suskunluğa
          İşte öylesine boy atmış ki ceviz fidanı
                               Anlatabilir artık genç yapraklarına tüm bir duvarı..                        Ah canım Furüğ'um...


Bahçem de aralıkta olmamıza rağmen uzun sürmüş güzün etkisi var hala. Renklerim güzelliğine bakıp şükretmemek nasıl büyük bir hata..


İyi ki ekmişim şu japon akçaağacımı bir zamanlar. Çok büyümese de en güzel renginde şu an. Her eve gelişimizde arka bahçeye geçip ona bakıyorum.



Okulda bir çok taş boyadık bu hafta..


                       Sevdiklerime yeni yıl paketi hazırladım, hediyeleşmek sünnettir diyerek buna çok önem veriyorum. Belki de en sevdiklerimden biri hediye vermek..



Fihi Mafih eserinde Mevlana'da şöyle diyerek bitiriyorum cuma yazımı;
“İnsan acı çeker, ısrar eder ve talep eder. Yüz binlerce dünyaya sahip olsa da huzur bulamaz. İnsan kılı kırk yarar. bir biçimde her türlü işle ve zanaatla uğraşır; çok çeşitli görevlerle kendisini meşgul eder. Arzu ettiği arzu nesnelerine ulaşamadığı için astronomi ve tıp alanlarını öğrenir. Normalde insan sevdiğine ‘kalbimin huzuru’ der. Hal bu olunca insan, başka bir şeyde nasıl rahat ve huzur bulur. Bütün bu zevkler ve meşguliyetlerin hepsi merdiven gibidir. Çünkü insan merdivenin basamaklarına yerleşip yaşamaya kalkışmaz, geçicidir oraları; ne mutlu ona ki, bu gerçeğin farkına varmak için yeterince erken uyanır. Böyle biri için uzun yol kısalır ve hayatını merdiven basamaklarında boşuna harcamaz.”



12 Aralık 2019 Perşembe

Hayatın Rengi

                     '' Hayatımızın rengini neler belirliyor? ''  diye soruyor Akasya ve Mandolin kitabında Mustafa Kutlu. '' Eskiden olsaydı; kuş sesi, ezan sesi, kağnı gıcırtısı,yağmurda toprak kokusu, yeşilin her tonda görüntüsü falan derdik.Bütün bunların algılanabildiği,rahmet olarak kavranabildiği, sakin ve durgun bir hayatımız vardı.'' diyerek de devam ediyor yazısına. 
                 Soruyu ilk okuduğumda kendi hayatımın rengini merak ettim bir anda. Daha önce düşünmediğim bir konuydu ve ilk okumayla beni alıp tüm yaşamımı gözden geçirmeme neden oldu. Maruz kaldığımız zorunlu durumlar tüm çevremizi kaplamış durumda. Evlerimizin içine çekilsek de dışarıdan gelen gürültü seli, ekranları açtığımızda odamıza dolan simsiyah bulut, yolda yürürken gökyüzünün mavisini görmemizi engelleyen binaların gri yüzü, karşılaşılan her insanın yüzünde ki nursuz kara suratlar.. 


                  Mustafa Kutlu da benim gibi modern zamanların insanı değil her ne kadar hayatlarımız her anlamda kolaylaşmış olsa da. Geçmişe, toprağa, şükreden insanların olduğu tamahkar insanların yaşadığı zamanlara özlem duyuyor. Neden bu soruyu sorduğuna da şöyle cevap veriyor;
         ''Belki nerede durduğumuza, kimin değirmenine su taşıdığımızı, şu fani alemde neyi tutup, neyi bıraktığımızı anlamak için.
 Günümüzde hayata rengini veren binlerce , milyonlarca şey içinden seçip çıkarılabilecek manalı bir şey.Başka şeyler. Hadi bakalım..'' 
              Hayatımıza egemen olan renkler koyulaştıkça zaman hızlı akıyor. Tadımız kaçıyor, hiç bir şeye yetişememe hali oluşuyor, yapabildiklerimiz de bizi tatmin etmiyor. Derin bir çaresizlik kök salıyor içimize. 
             '' Hız başka bir sembol olarak hayatın rengini tayin ediyor. Her şey gittikçe hızlanmaktadır. Yüz metre koşucuları sekiz saniyenin altına iner, sürat arabalarının tekerleri yerden kesilir;m araba uçak, uçak uzay aracı olur. Uzay aracı göz açıp kapamadan gözden kaybolur. Hayatın rengi yok. Galiba biz de yokuz..''

6 Aralık 2019 Cuma

Bugün Cuma !

Bir  cuma yazısı daha.. Güzel fotoğraflar, umut ve sevgi dolu cümlelerle bir cumayı daha karşılamak istiyorum içimde ki karamsarlığa rağmen. Bu hafta içi kendimi hiç iyi hissetmedim ve hala da öyle. Nedeni olmayan bir bıkkınlık hali. Hayatın hiç bir yönünün içimde ki boşluğu doldurmayacağını farkına varmanın sürdürdüğü uzun bir yıpranış bu. Yine de elimde ki şeylere tutunma çabası.
Dün bitirdiğim kitap tuz biber oldu durumuma. Merce Rodoredo'nun Güvercinler Gittiğinde..Zaten aralık okumalarımda anlatacağım ama kitabın sonunda Colometa onca umutsuzluk ve tükenmişlik içinde o dipsiz çukurdan bir anda çıkışını öyle güzel anlatıyordu ki, kendi karamsarlığıma beliren ışık oldu bu yazılanlar. Şunu anlatıyordu; dünya kederle dolu olsa da bir parçayla neşeyle kurtulacak birisi vardır daima. 


                '' Ve her birinkinti de, ne kadar küçük olursa olsun, gökyüzü olacaktı..zaman zaman bir kuşun karıştığı gökyüzü..susamış bir kuş ve gagasıyla şu  göğsünü karıştırdığını bilmeyen..ya da yapraklarından şimşek gibi inen çığlık çığlığa bir kaç kuş, su birinkitisine giren, tüylerini kabartarak yıkanan ve gökyüzünü çamura ve kanatlarına bulayan. Mutlu....''


                     Güzel bir kitap okudum ve bunu hediye etmeyi düşünüyorum bu hafta. Geçen haftaya bakarsak güneşi, durgun havasıyla yine güzel bir kış günüydü. Sahilde dolaştığımız yol sonbaharla yıkanmıştı.


                        Uzun bir yürüyüş yapıp eve dönmüştük cumartesi. Sonrasında bana keyif veren ikili ile evde zaman geçirdim. Akşamına kızımın fizik ve tarih öğretmeni geldi, güzel bir gece sohbeti geçirdik hem tarihten hem bilim ve din. ee ne yazık ki söz dönüp dolaşıp niye bu haldeyize geliyor ve fatura iktidara kesiliyor. Öyle bıktım ki bu hale.


                      Pazartesi okulla başlayan gün havanın iyice soğuduğu, sınıfımızın sobasının gümbür gümbür yandığı gün. Sabahları içilen bir bardak bergomatlı çay gibisi yok..


Yaptığımız etkinlikler terapi gibi, çok seviyorum..



Taş boyamalara başladık bu ay. Çocuklarda bayılıyor bu işe..


Okul sonrası yağmurla yıkanmış bahçemle karşılaşmam...


Mandalinalar bitti sıra limonların olgunlaşma zamanında..



Pazardan dayanamayarak tekrardan yün aldım. Bakalım ne zaman bunlara sıra gelecek...


2 Aralık 2019 Pazartesi

Kasım Okumaları

                       Kasım ayında okuduklarıma şöyle bir bakalım isterseniz. Artık özenle seçilmiş, vakit kaybettirmeyecek, bana ''çok şey'' katacak, günün modası olmayan kitaplar seçiyorum. Bu ay okuduklarım her kitaptan farklı tat aldım ve kısa notlar tuttum sizin için. 
                 1. Tufandan Önce
                 Mustafa Kutlu'nun bir nefeste okunan, bizden birilerini anlattığı, evet aynen böyle oluyor bu olaylar dediğimiz her satırında, ama düşündüğümüzde çokca ders çıkaracağımız Anadolu'nun bir kasabasında geçen olaylar örgüsü Tufandan Önce. Hala Mustafa Kutlu okumadınızsa hemen alın derim. 




                2. Ali Şeriati İle Birlikte
                Eşi Puran Şeriati tarafından yazılmış kitap elimde ki. Ali Şeriati, hem İslam düşüncesini hem Batı düşüncesini derinlemesine kavramış ender simalardan biri. Asıl adı Bibi Fatıma Şeriat Razavi olan Puran Şeriati her eş gibi destek olmuş, yol ve ömür arkadaşı. Ali Şeriati okumadan eşinin kaleminden hayatını görmek istedim ve bu kitabı aldım. Daha önce yalnızca bir kitabını okumuştum Ali Şeriati'nin. İran gibi bir toplumda korkmadan sesini çıkarmış ve dava adamı olmuş kısacık yaşamında. Geçen sene vefat eden Puran Şeriati'nin yüzü gözlerimin önünde hep. 
Kitabın yayınevini ve çevirisini hiç beğenmedim ama. Öyle çok imla hatası ve düşük cümlelerle doluydu ki okumadan bir lezzet alamadım. Ama birinci ağızdan yaşamöyküsüne tanık olmak ayrı mesele..



                3. Yalnızlık Sözleri:
                Ali Şeriati ilgimi çeken bir düşün adamı,  sürekli devrimci kalmayı savunan sosyalist bir düşünür, fikirleriyle oluşturduğu rahatsızlıktan ötürü islam aleminde tepki gören bir entellektüel. Yalnızlık sözleri 2 cilt. Kütüphanede yalnızca 2. si olduğundan bundan başladım. Kitap kendi dünyasını yansıtan monologlardan oluşuyor. Okumak, bahsettiklerini anlamak için bazı bilgilere muvaffak olmak gerekiyor. Kırgınlıkları, öfkesi, umutları satırlara işlemiş, hissediyorsunuz. Kitaptan küçük bir alıntı;
                ''Şiir, kırılganlığın dilidir. Özlemin kırılganlığıdır, nefrettir; şiir görkemdir, şikâyettir. Şiir, duvarın arkasında, duvarın öte tarafındaki eşinin yolunu gözleyip söz söyleyen ruhun tutkunluğunun ve kırılganlığının dilidir.''


4. Zaman Aynası Namaz
Senai Demirci ve Ali Mermer tarafından kaleme alınan "Zaman Aynası Namaz" kitabı Bediüzzaman Said Nursi'nin Sözler kitabında yeralan ve namazın beş vakit olarak em-redilmesinin hikmetlerinin anlatıldığı 9 sözün açıklandığı bir yapıt. 
İnanan ve namaz kılan her insanın lezzet alacağı bir kitap.


                     Tüm ay boyunca yalnızca 4 kitap okumuşum. Ama kitapların ince olmayışı ve kitabın yanında devamlı dergi de okumuş olmam avuntum. Hiç yoktan iyidir diyorum. Kitaplar zekayı kibarlaştırır diyen Cemil Meriç'i anarak hayatımızdan hiç eksik olmasınlar diyorum.




29 Kasım 2019 Cuma

Cuma Hoşgeldin!

                         '' Tesbih edin Allah'ı akşama eriştiğinizde ve sabaha eriştiğinizde, semalarda ve arzda her türlü hamdın O'na mahsus olduğunu görerek öğle vaktinde de sonrasında da...''
(Rum, 17-18)
Yeni okumaya başladığım ilk kitabın cümleleriydi bu ayet. Okuyunca hayatta ki bir çok kötülüğün  ötesinde gerçek olana karşı duyduğum minneti ifade edecek bir eylem bu emir benim için. Kaynayan içimizi yatıştaracak, gerçek huzura erdirecek eylemler..Bir cuma gününe eriştik, geride bıraktığımız koskoca bir boşluk duygusu olmuyor mu sizde de. Kalbimi sakinleştiren tek şey şükür gibi geliyor daha çok. 
Şükürler olsun bu güne geldik, bir şeyler yaşadık her birimiz kendi hayatında. Bize iyi ya da kötü gelen herşeyi Allah'tan bilerek bu yazımı sonsuz şüküre adıyorum..


                    Her cuma pazardan aldığım bir demet çiçeğe, devamlı müşteri olduğumdan içine gonca bir gül koyan çiçekçiye...


                     Büyük aile sofralarına, bizimle olan, sağlık ve mutlulukla güzel bir kahvaltı yapmamızı sağlayan dedemize, babaannemize ve halamıza...


20 yılımızı doldurduğumuz bu yıl da sağlık ve huzurla hayata benimle devam eden sevgili eşime...


               Size geliyoruz biraz sohbete deyince sevdiğiniz havuçlu keki ve kahveyi yapan can arkadaşınıza...


Öğretmenler Günü süprizi yapan miniklerim ve sevgili miniklerime...


Sınıfımızı çiçek bahçesine döndürenlere...


                    Ana kız durmadan örgüler örecek zamanlara gelmemize, yeni ördüğü örtüyü hemen masasına serip fotoğrafını çekip bana gönderen anacığıma....


Kocaeli'nde ki tarihi Fevziye Camisinde kıldığımız namaz ve yaptığımız dualara...


Kızımla gittiğimiz On küçük Zenci oyununa, beraber geçirdiğimiz o mutlu saatlere,


Sınıfıma, tatlı öğrencilerime...


Bir masa etrafında kahve eşliğinde yapılan kız kıza sohbete şükürler olsun. 
Hayatımızı anlamlı
kılmak elimizde. Anlamın herkese göre farklı tarifi olsa da ilk önce ne istediğimizi bilmeli, bunun için çabalamalı, yaşamın minik ayrıntılarını görmeli ve ne olursa olsun hep şükretmeliyiz.
Herkese hayırlı cumalar!


Tasarım:Sawako Kuronuma