28 Aralık 2018 Cuma

Yeni Yıl Hediyeleri

Yeni bir yıl yaklaşırken geleceğe dair olumlu umutlar besleyerek sevdiklerimizi de mutlu etmek isteriz. Çeşit çeşit hediyeler almak ve vermek bu dünya da en güzel şey olsa gerek. Peygamberimizin sünneti hediyeleşmeye verilen önemin de  hayatımızda ayrı bir yeri vardır. 
Alınan hediyenin ne olduğundan çok size veriliyor  olması , sizi unutmamış  olmaları önemlidir bence.


                                    Bu yıl sonu da arkadaşlarıma paketler hazırladım.Paketin içindekinden çok dış görünüşü önemlidir bence. Klasik hediye kapları alıp paketlemek en kolayıdır ama biraz yaratıcılıkla neler çıkar neler..


                              Bu kağıtları bilmeyen  yoktur sanırım. Kurabiye kalıpları ile çizip kestim. Üzerine beyaz boya ile çizim yaptım,hediye paketlerinde kullanacağım.


Keçeden çam ağacı dikiyorum. Paketlere çok yakışıyor. Daha sonra da kullanılıyor..



Altı kişilik grubuz, temalı partiler yapmayı seviyoruz Yeni yıl için bugün toplandık ve hediyelerimizi birbirimize verdik. Herkese bir kupa ve içinde tarçınlı kırmızı şekerler hazırladım.


Sonra çuval türü kumaşa sardım. Süs olarak seramik kilinden yıldız ve çam ağacı yapmıştım. Onları  kurutup simli boya ile boyadım. 


Arkadaşlarımdan birinin hazırladığı paket..


Bir diğer arkadaşım paket kağıdından küçük kese kağıtları hazırlamış.


Diktiğim keçe süsler..


Taşları boyayarak kar taneleri yaptım..



Sehpaya tüm hediyeleri koyduk ve bir süre seyrettik:)


Paket süsleme işi de çok zevkli. Bu yıl başı bir değişiklik yapıp başlayın alıştırmalara..



Vee yeni yıl süprizi. El işi hazırladığım yukarıda gördüğünüz hediyeleri güzel bir paketle hediye ediyorum . Bunun için instagramda ki sayfama beklerim. Çekilişe az kaldı..

21 Aralık 2018 Cuma

Cuma Ne Güzelsin!

                     Bir cuma daha gelmiş, ne güzel .. Bu gece en uzun gece olsun hiç bitmesin isteyenlerden misiniz? Her cuma bu hisler içindeyim, çok mu yoruluyoruz nedir,hafta sonunun dört gözle gelmesini bekleyip cuma oldu mu içi içine sığmayanlardanım. Bir şey yaptığımızdan değil, akşam saatlerinde oturduğum  koltukta ki yerimden  hiç kalkmadan üç saat oturmak en sevdiğim şey. 
Cuma günü sizinle bir ayeti paylaşmak isterim. Üzerinde hep düşündüğüm, mevcut durumdayken de aklıma gelip beni kendime getiren bir ayettir. Yunus Süresinin 10-12. ayetleri ;

...İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider...İnsan olarak ne çok eksik tarafımız var, ne çok yanlışa meyilliyiz ve ne de çok savaş veriyoruz, değil mi?
Yalnızca zor durumlarda Allaha yalvarıp yakarmak, hatırlamak değil mesele, her günümüz her anımız onun varlığını hissetmek, minnet kalmak, kalbin sızlamasıyla dolu olmalıdır. Geçen cuma aldığım çiçeklere, rengine, formuna bakıp bunları hissetmemek olabilir mi?




                  Marcel Proust  9 yaşında astım krizleri sıklaştığı için ailesi tarafından İlliers'de ki halasının yanına gönderilir. Yıllar sonra yağmurlu bir günde eve geldiğinde , üşümüş olduğunu farkeden annesi ona bir fincan çay ve bir adet madlen kurabiye ikram eder. Fincandan yükselen koku ve kurabiyenin kokusu Proust'u belleğinde bir yolculuğa çıkarır ve halasının çocukluğunda ki bu ikramları onun iki bin sayfalık Kayıp Zamanın İzinde'sinin çıkış noktasını oluşturur.
Kurabiye deyince aklıma gelen hikaye hep budur. Haftasonu evleri dolduran mis gibi tarçınlı kurabiye gibisi yok.



Şükürler olsun hediyeler hazırladığım dostlarım, arkadaşlarım var. Vermekten keyif alacağım insanlara hazırladığım paketleri bir süre seyretmek bile ne güzel duygu. Devamlı hediye verdiklerim olduğu gibi benden bir armağan geleceğini tahmin etmeyenlere de hazırlamak en büyük keyiftir bana. 



Bu hafta boyunca çeşit çeşit hava olayları yaşadık. Çoğu zaman köy de sis vardı. 


Siste yakında bulunan görüntünün ön plana çıkmasını çok seviyorum. Arka plan bembeyaz bir fon oluyor, her şey durgunlaşıyor sakinleşiyor. 


Bahçemde  durum böyle. Her tarafı otlar sardı, yapraklar döküldü iyice. Hiç ilgilenmiyorum bu mevsimde, böyle savruk halini daha çok seviyorum.


Bu hafta okuduğum ilk kitap Samipaşazade'nin. Sadeleştirilmiş haliyle içinde ki öyküler sımsıcak sarıyor sizi. Bu hafta içinde kızımın dershanesinde ki kütüphaneye gittim. Bu dershane ücretsiz belediyenin hizmeti. Her yer de var mı bunlar bilmiyorum ama çocuklara bu konuda ki hizmeti harika. Yeni bir kütüphane oluşturulmuş, yepyeni kitapları görünce kendimi cennette hissettim. Herhalde uzun süre kitap satın almam artık. 


Hafta içi arkadaşlarımla toplantılarımız öyle güzel ki. Bir de maharetli bir arkadaşınız varsa bu dünya da ki en mutlu kişi siz olabilirsiniz. Okul sonrası sıcacık çayını hazırlayıp çıtır çıtır pizzaları pişirip sizi çağıran bir dostunuz var mı :)


İşi gücü yok sanmayın, Edebiyat fakültesini bitirmişti zaten. Şimdi Kocaeli üniversitesinde tekrar öğrenci. Bir gün okula gitmeyip bizi evine çağırdı. 


Harika pastalar yapar. Bizim için yeni bir pasta denemesi yapmış, bakar mısınız şu harika pastaya. Rus pastası Medovik bu. Daha önce denediniz mi bilmem ama harikaydı. Ara katları tek tek açılmış, ballı ama hafif bir pasta düşünün.


Bu perşembe beklediğimiz kar köye yağdı, çocuklar çıldırdı tabi. Sabah okula geldiğimizde bu manzarayla karşılaştık. Çocuklar okul bahçesinde oynarken ben de biraz etrafı fotoğrafladım. Çok özlemişiz kar görüntüsünü. Şükürler olsun ki dört mevsimi yaşıyoruz, hepsi güzel benim için. Tek mevsimi yaşayan bir ülke de olup başlangıç noktası olmayan zamanların içinde olmak istemezdim. 


Teneffüslerde imrenerek diğer çocuklara bakan benim miniklere bakın. Onlarla bu hayatı paylaştığım için çok minnettarım. 


Bir haftayı da sağlıkla, güvenle, huzurla geride bıraktığım için mutluyum. Daha ne olsun, kafamızda gelecekte yapmak istediğimiz seyahat planları, yanımda sevgili eşim, ergenliğin doruk noktasında ki kızım, sevdiğim iş ortamım ( bazı olumsuz kişilere rağmen)  canım arkadaşlarım, annem, babam, kardeşim etrafımda, gücümüz kuvvetimiz yerinde ( ağrılar devam gerçi ) ağız tadımız yerinde , say say bitmez işte. Şükredecek ne çok şey var. 
Bloguma gelip ziyaret eden herkese mutlu hafta sonları !!


14 Aralık 2018 Cuma

Şükür Cuma

Günaayydınn!!
Aralık 14 oldu göz açıp kapayana kadar geçti yine günler. Bir cuma daha şükür ediyorum en başta ailemin, kendimin, arkadaşlarımın sağlığı, huzuru yerinde olduğu için. Dünyanın binbir haline rağmen yaşıyoruz işte, çok fazla şeyi hayal edip onlara sahip olma hırsına ve hayaline kapılmaz,  istek ve arzularımızı azaltırsak huzuru yakalarız gibi geliyor. Hafta içi bir çok hava şeklini yaşadık , ilk günler günlük güneşlikti. Kışa iyice girmiş durumda doğa, ağaçlar çıplak halleriyle oldukça savunmasız. Güneş arada çıkmasına rağmen üşüyoruz, ee ne de olsa aralık ayındayız diyoruz birbirimize..


En kıymetli zamanım, en huzur duyduğum anlar ne kadar basit aslında. Tüm hafta içi bunu yapamıyor oluşum belki değer kazandıran bu basit saatlere.Kahvaltı yapmışız, çayımı alıp koltuğuma oturmuşum, çiçeklerime ara sıra bakıp dergimi okuduğum zaman bu. Malum yıllardır gazete okumuyorum..


Hafta içi devamlı hayalini kurduğum saatler..


Görev yaptığım köy boşnak köyü. Ben ve eşim de boşnağız, bu yüzden kızım safkan boşnak oluyor. Boşnak böreği meşhurdur ama bir de yağuşa dedikleri bir börek türü vardır. Onu yaptırıp eve getirdim, bizim kızları çağırdım okul çıkışı. Çayları demledik, turşu ve yaptığımız zeytinleri de koyduk. Hamarat arkadaşım Esmanur sabah okula gitmiş gelmiş bizim için hemen küçük bir pasta yapmış. Var  mı böyle bir mutluluk..


Okuduğum kitap çok ilginç  çünkü 20 yaşında ormana gidip hiç çıkmadan, kimseyle görüşmeden 27 yıl yaşayan Christopher Knight  yaşam öyküsü. Yakalanırım korkusuyla bir kez bile ateş yakmamış ve dediğine göre hiç çok önemli bir hastalığa yakalanmamış. 
Söylemleri çok ilginç ,
''Bir başınalık bir şeyin kıymetini daha da arttırır. Bu fikri önemsemezlik edemem. Bir başınalık algımı yükseltti. Ama alengirli olan şey şu; Yükselen algımı kendime kendime yönelttiğimde kimliğimi yitirdim.İzleyici yoktu, performans sergileyecek kimse yoktu. kendimi tanımlamama gerek kalmamıştı. Konu dışı hale gelmiştim. ''
Kendimizi gerçekleştirme de , varoluş savaşında egomuzu tatmin eden başkalarının görüşü olmadan yaşamak nasıl birşey tahmin etmeye çalışıyorum ama olmuyor.


Ormandaki Yabancı kitabını okurken 20. yüzyılın münzevisi diye Unabomber diye birinden bahsettiğini görünce araştırma yaptım. Ted Kaczynski burada bahsedilen münzevi. Ama öyküsü diğerlerinden farklı. Bir dizisi de yapılmış. 8 Bölümlük dizi de
Avatar'dan tanıdığımız Sam Worthington, altın küre sahibi Jane lynch ve Paul Bettany başrolleri  paylaşıyor. Biz bir solukta seyrettik. Tavsiye ederim diziyi.



Bu hafta sevdiklerime hediye edeceğim şeyleri bir kutu da topladım. Aynı zamanda taşlar boyuyorum, minik ağaç ve kalp süsler işlemeye başladım. Takip edenler içinde birşeyler hazırlıyorum, instagramda çekilişle hediye vereceğim. İsteyenler oraya yönelsin. Geçen ay yaptığım çekilişte kazanan bir üniversite öğrencisiydi, hediyeler ulaşınca çok mutlu oldu,buna ben daha çok mutlu oldum. Bu yüzden bu ayda yeni yıl çekilişi yapmalıyım dedim.
Yeni yıl çekilişime herkesi beklerim !!

10 Aralık 2018 Pazartesi

Ormandaki Yabancı

                 Kırsalda yaşamaya özlemim olduğunu biliyorsunuz. Yıllarını şehrin konforuna bırakmış, yirmi yıldır memur yaşamıyla iyice rutin hayata kelepçelenmiş biri olarak bu özlem hep hayallerimi süsleyecek. Belki bu yüzden konuya dair filmler seyredip kitaplar okuyorum çokca. Her rastladığım karaktere imrenerek bakıyorum, neler yapabiliyor bu insanlar diye şaşırıyorum.
Henry David Thoreau tanımalısınız. Kariyeri “yaşamak” olarak tanımlayan Thoreau, Emerson’a ait bir arazi içinde, Walden Gölü kenarında yaptığı barakada yaşayarak Walden, or Life in the Woods (Ormanda Yaşam ) kitabını yazmış. Throeau insanlardan ve modernizmden kaçarak ormanda yıllarca yaşamış. Kitabı büyük  bir heyecanla okuduğumu hatırlıyorum. 
            Elime yeni bir kitap aldım. Ormandaki Yabancı..Yirmi yaşında evden kaçarak ormana yerleşen, yirmi yedi yıl boyunca yalnızca tek kelime eden, ihtiyaçlarını hırsızlık yaparak karşılayan ve sonunda tutuklanan Chiristpher  Knight’ın hayat hikâyesini okuyorum şu sıralar. Michael Finkel sade bir anlatımla Knight yaşamını veriyor bize. Ormandayken düşünerek ve doğayı seyrederek, dinginliğin yardımıyla “kendisinin yargıcına dönüşen” Knight,  “doğanın sessizliğinde geçirilen zaman bizi daha akıllı yapar” diyor.  Böyle bir yaşam sürdüğü için “deli” olarak yaftalanmaktan hoşlanmıyor. 


Kitabı daha bitirmedim. Pazar günü National Geo da bir belgesele denk geldim tam da bu okuduklarıma uygun. Live free or die..
Şansıma üst üste 4-5 bölüm yayınlandı. Colbert, Derik, Thorn, Tony gibi farklı özelliklere sahip karakterlerin çöl,orman,dağ gibi farklı coğrafi özelliklere sahip bölgelerde yaşam mücadelesini konu alıyor. Bazıları yeni evlenmiş ve dağda küçük bir kulübede yaşamaya başlamış, bazısı evini barkını işini bırakmış ormanda bir çadırın içinde hiçbir araç kullanmadan yaşamaya çalışıyor, kimisi yıllardır münzevi olarak derme çatma tahtalardan oluşan yapıda avlanarak hayatını sürdürüyordu. 
Benimde bu tür hayata yakın yolu seçmiş bir arkadaşım var. Karı koca ve kızları ile bizim buradaki evlerini, işlerini bırakıp Ege de dağlarda bir arsa satın alıp yerleştiler. Fotoğrafta ki evlerini kendi elleriyle yaptılar. Öyle güzel bir yaşam kurdular ki onları izlemek ben de mutluluk yaratıyor.


Münzevi olarak hayat sürmek ilgimi çok çekiyor, yaşanan hayatlar, insanlar hakkında düşünüyorum bir taraftan , neden diyorum zorluğuna rağmen doğaya dönmek ister insan..

















7 Aralık 2018 Cuma

Yaşasın Cuma

Bu hafta aralık ile başladı, umudumuz kar yağmasına dairdi. Soğuk ve sisli günler yaşadık. Kar soğuğu oldu ama yağmadı. Özellikle sabahları sis çok yoğundu köyde. Hangi ara aralık ayı geldi, neredeyse okullarda ilk karneler dağıtılacak diye düşünüyorum devamlı. Şükürler olsun ki günlerimiz sağlık ve huzurla geçiyor. Oldukça rutin bir hayat. Sabah kalkıp okula gelmek, öğleden sonra eve gidiş, sonrasında yaptıklarım bile hep aynı. Yemek yeme ailece, kızımın odasına çekilip ders çalışması, bizim her gün aynı kanepede oturuşumuz bile bu rutinin parçası. Monotonluk canımı sıkmıyor hatta huzur veriyor bana, daha ne olsun diyorum. En sevdiklerim yanı başımda ya..Tek canımı sıkan kızımın odasına kapanıp zamanını orada geçirmesi. Ben de böyleydim diye hatırlıyorum sonra. Ama annem bunu sorun etmezdi, farkım her seferin de 'Peliiiin ' diye yarım saatte bir bağırışım, yanıma gel kızım biraz oturalım deyişim..


                          Bu hafta içi bahçemden topladıklarıma bakar mısınız ? Renklere , şekillerine hayran kalıp Yaradana şükretmemek imkansız..


          Gittiğim İzmit şehir merkezinde bile ağaçlık yerleri bulup nefes alabildim biraz da olsa..


Okula, işe güce giderken ikinci kattan inince bahçede karşıma çıkan limonlardan biri..


Yağmurda ıslanmış halleriyle duran sukulentlerim..


Okulda her sabah kapımıza gelen köpeğimiz, müdürün ekmek verip buraya alıştırmayın diye beni uyarması ve bir daha gözükmeyen bu hayvancağız...


Sonra sakinleşmek için koşa koşa  gittiğim evim, işlediğim güllerde huzuru arayışım..


Haftasonu evde yaptığım tarçınlı,zencefilli ve elma parçacıklı kekim..


Örüp bitirdiğim minik yeni yıl battaniyem..


Tarçınlı kurabiye eşliğinde okunan kitaplar...




Koleksiyonumun büyümesi. Her dilden Küçük Prens..


Örgü, kahve ve kek üçlüsü.. Hayatımdan hiç çıkmaması dileğiyle..


Hepimize güzel ve mutlu bir haftasonu dileğiyle...


3 Aralık 2018 Pazartesi

Sonbahar Gecemiz


Küçük bir kasaba da yaşayan kadınlar ne yapar ?  Bizi tanıyan bilir konsept gecelerimiz meşhurdur. Özellikle her kasım ayında toplanıp sonbahar gecesi düzenleriz. Çocukları eşlere bırakıp sonbahar renklerini içeren elbiselerimizi giyip hazırladığımız güz paketlerini de alıp hangi arkadaştaysak onun evine gideriz. Tabi ki yiyecekleri de herkes yanında getirir. Evin de toplandığımız arkadaşımız da temaya uygun soframızı hazırlar.


Bu yıl da Hanife'nin evindeydik. Bize yine harika bir masa hazırlamış, mumları ve şömineyi yakmış, elmalı tartını da pişirmiş bekliyordu.


Küçük ayrıntıların yaşamı zenginleştirdiğine inanan insanlarız. Sofra da ki sonbahar havası hepimizi sardı sarmaladı..


Yanımızda ufak tefek hediyelerde getirmiştik. Paketlerin güzelliğine bakar mısınız..


Sofra örtümüz, servis peçetelerimiz , meşe palamutları...


Gecenin yıldızı kabak pastamız. Yine bu eseri yapan Gezgincibulut.. 


Gecenin sonuna doğru kahvemizle pastamızı yaparken gelecek yıl açmak üzere bir kağıda dileklerimizi yazdık. Küçük bir kutuya koyup mührümüzü de bastık..


Tüm dileğim daha bir çok partiyi birlikte kutlamak, bir arada olmak, çocuklarımızı ortamızda büyütmek. Size bir sır vereyim, böyle mutluluğu yakaladığınız, güldüğünüz ağladığınız, birlikte olmaktan hoşlandığınız, bu saçma dünya da sizi saran arkadaşlarınızın olması kadar güzel bir şey yok..

Tasarım:Sawako Kuronuma